Türk edebiyati 10 Firat yayincilik kitabi cevaplari 2012-2013

Konu 'Edebiyat 10.Sınıf' bölümünde MaMiLog tarafından paylaşıldı.

  1. Murat AKSOY

    Murat AKSOY Türkçe Sevdalısı Özel Üye

    Katılım:
    25 Ekim 2007
    Mesajlar:
    49.558
    Beğenileri:
    886
    Ödül Puanları:
    38

    3.Ünite:Divan-ı Hikmet (Sayfa:77,78)

    3. metin

    DİVAN-I HİKMET

    Günümüz Türkçesiyle

    Rahmetingdin nevmid kılma men garibni*Rahmetinden ümitsiz kılma ben garibi

    Ârâm almay yığlab dua kılay senge*Dinlenmeden ağlayıp dua eyleyim sana

    Keçeleri bidar bolup tang atkunca*Geceleri uykusuz kalıp tan atana dek

    Yummay közniyığlab dua kılay senge*Yummadan gözümü ağlayıp dua eyleyim sana



    Dergâhınga emdi kelib belim bağlab*Dergâhına şimdi gelerek belimi bağlayıp

    Can küydürüb yürek bağrım tutub dağlab*Canı yakıp yürek bağrımı tutup dağlayıp

    Yakam tutub otken işge çendan yığlab*Yakamı tutarak geçen işe çokça ağlayıp

    İhlâs birle yığlab dua kılay senge*İhlas ile ağlayıp dua eyleyim sana



    Köngil bağı sebz ikende bilmey yurdum*Gönül bağı yeşil iken bilmeden yürüdüm

    Ömrim güli hazan boldu emdi tuydum*Ömrüm geçti hazan oldu şimdi duydum

    Dünya taşlab din yolıga kadem koydum*Dünyayı terk edip din yoluna adım attım

    Hezar destan yığlab dua kılay senge*Bin bir defa ağlayıp dua eyleyim sana



    Bul yollarda cannı asrab bolmas ermiş*Bu yollarda canı saklamak olmazmış

    Can asrağan bu yollarga kirmes ermiş*Canını esirgeyen bu yollara girmezmiş

    Sûd u ziyan bolganını bilmes ermiş*Kâr zarar olduğunu bilmezmiş

    Bu hâl birle yığlab dua kılay senge*Bu hâl ile ağlayıp dua eyleyim sana



    Kul Hace Ahmed nefs tağıdın çıkıp aştı*Kul Hoca Ahmed nefs dağından çıkıp aştı

    Fenafillâh makamıga yavuklaştı*Fenafillah mak***** yakınlaştı

    Yürek bağrım cûş uruban kaynab taşdı*Yürek bağrım coşarak kaynayıp taştı

    Bu hâl birle yığlab dua kılay senge*Bu hâl ile ağlayıp dua eyleyim sana

    Hoca Ahmet Yesevî

    Divan-ı Hikmet



    1. Okuduğunuz hikmetin temasını söyleyiniz ve destan dönemi şiirlerinin temasıyla karşılaştırınız. Benzer ve farklı yönlerini sıralayınız.

    1. Teması Allah’a yakarış. Destan dönemindeki şiirler bu tema ile karşılaşmak mümkün değildir. Allah kelimesi ve İslam inancına sahip olmayan destan dönemi Türklerinin bu tema ile şiirler yazması söz konusu değilken şekil olarak bir benzerlik vardır. İki dönemin de eserleri dörtlüklerle ve hece il yazılmıştır.



    2. a. Tasavvuf felsefesi ve fenafillah hakkında edindiğiniz bilgileri arkadaşlarınıza aktarınız.

    a.

    1.*“Tasavvuf”, İslamiyet’in doğuşundan kısa bir süre ortaya çıkmış, tarikatlar ve tekkeler aracılığıyla Müslümanlar arasında yayılmış bir düşünce ve inanç sistemidir.

    2. Tasavvuf bir İslam mistisizmidir; amacı insanı aşk yoluyla Allah’a ulaştırmaktır.

    (Mistisizm: Tanrı’ya ve gerçeğe akıl ve araştırma yolu ile değil de gönül yoluyla, duygu ve sezgiyle ulaşılabileceğini kabul eden felsefe ve din doktri*ni, gizemcilik.)

    3.*Tasavvuf, Allah’ın varlığını, evrenin ve insanın oluşumunu “vahdet-i vücut” anlayışıyla açıklar.

    4. Vahdet-i vücut anlayışına göre tek bir varlık var*dır, o da Allah’tır. Evrendeki tüm varlıklar Allah’ın “tecelli”si, çeşitli görünüşleridir. Mutlak varlık olan Allah, aynı zamanda mutlak güzelliktir. Allah ken*di güzelliğini görmek istemiş, yokluk ve hiçlik âle*mini, yani evreni yaratmıştır. Tasavvufta bu du*rum, insanın kendi kendini görmesi için aynaya bakmasına benzetilerek açıklanır.

    Fenâfillah: Sufînin dünya ilgilerinden tamamen uzaklaşarak kendi varlığını unutup Allah ile bir olması. Tasavvufta ulaşılacak son mertebe.



    b. Şiirin son dörtlüğünde geçen “Kul Hoca Ahmet nefs dağından çıkıp aştı / Fenafillah mak***** yakınlaştı” dizeleriyle anlatılmak istenen nedir? Tasavvufla ilgili edindiğiniz bilgilere göre bu dizeleri açıklayınız.

    b. Fenafillah kişinin Allah ile bir olma makamı ve bütün nefsani isteklerinden arınıp iyice kendini Allah’a yakın olan mertebesidir ki şair burada bu makam ulaştığı ve dünyevi zevkleri artık aştığını izah etmektedir.



    c.*Hoca Ahmet Yesevî’nin Tanrı inancını, destan döneminde yaşayan Türklerin Tanrı inancıyla karşılaştırınız. Hoca Ahmed Yesevî’nin etkilendiği kültüre ait değerleri sıralayınız.

    c. Ahmet Yesevi, İslam kültüründen etkilenmiştir. Türklerdeki Tanrı kavramı ile burdaki Tanrı inancı ikisininde tek Tanrı, yaratıcı olarak bilinmesi, her ikisinde bütün hesaba, sorguya çekenin o olduğunu ve güzel şeyleri de onun verdiğine inanılmasıdır.



    2. Metinde kullanılan kelimelerden yeni kültürün etkisini yansıtanları bulup söyleyiniz. Hoca Ahmet Yesevî’nin hikmetinde kullandığı dil için “Anlaşılır ve sadedir.” diyebilir miyiz? Şiir duygusal bir şiir midir? Bunlardan hareketle şiirin dil, söyleyiş ve kültür özelliklerini sıralayınız.

    2. Rahmet, dua, fenafillah, ihlas, kul , Hoca gibi kavramlar yen kültürün izlerini gösterir. Bu şiirde birçok anlamamakla beraber yeni kültür dairesine giren Türklerin Arapça ve Farsça kelime alma şeklinde davranışlarını çok fazla görememekteyiz. Bize anlaşılmaz gelen tarafından dilin zaman içerisinde değişim göstermesinden kaynaklanmaktadır.



    3. Cerideleri egnide asaları elkide*(Heybeleri omzunda asaları elinde,

    İzin yadı könglide Allah teyu dervişler*Rabbin yâdı gönlünde Allah diye dervişler.)

    Haram yeğen hâkimler rüşvet alıp yeğenler*(Haram yiyen hâkimler, rüşvet alıp yiyenler,

    Öz barmakın tişleben korkup turup kalmışlar*Kendi parmağını dişleyip korkup durup kalmışlar.)

    Okuduğunuz yukarıdaki dizelerden de yararlanarak “Divan-ı Hikmet’in kaleme alınma amacını aşağıya yazınız.

    3. İki insan tipini karşılaştırmadır. Birinde bütün mal varlığı asasının ucundaki heybesi olan Allah diye dervişlerle malı mülkü çok olup haram yiyen hakimleri karşılaştırmaktadır ve netice dini anlatmak ve insanları kötülüklerden uzak tutmak için yazmıştır.

    4.*Hakaniye lehçesinin özelliklerini gösteren koyu yazılmış kelimelerde gerçekleşen ses değişimlerini inceleyiniz.

    Bu yollarda cannı asrab bolmas ermiş

    Bu hal birle yığlab dua ki I ay senge

    Öz barmakın tişleben korkup turup kalmışlar

    incelediğiniz kelimelerdeki ses değişimlerinden yola çıkarak aşağıda verilen yargıda boş bırakılan yere uygun kelimeleri yazınız.

    • Divan-ı Hikmet KARAHANLI TÜRKÇESİ ile yazılmıştır.



    5.*Eserden okuduğunuz bölümlerin şekil ve içerik özelliklerinden hareketle “Divan-ı Hikmet’in hangi geleneğin ürünü olduğunu belirtiniz.

    5. Şekil olarak Destan dönemi halk ürünün devamı niteliğindedir. Nazım birimi dörtlük, ölçüsü hece ve düz uyak şeklinde kafiyelenmiştir. İçerik olarak ise İslam kültür ve medeniyetinden etkilenerek yazılmıştır.



    6. “Divan-ı Hikmet’in özelliklerini aşağıdaki tabloya yazınız.

    Divan-ı Hikmet

    (XI. yüzyıl)



    Özellikleri

    1.Türk edebiyatında İslami dönemin ilk eserlerindendir.

    2. Tasavvuf inancı üzerinde durmuştur.

    3. Karahanlı Türkçesi ile yazılmıştır.

    4. Hoca Ahmet Yesevi tarafından kaleme alınmıştır.

    5.Didaktik bir eserdir.

    7. a. “Divan-ı Hikmet” adlı eserinin edebiyat ve kültür tarihimiz açısından önemini belirten sunumunuzu grup sözcünüz aracılığıyla arkadaşlarınıza aktarınız.

    a. Divan-ı Hikmet, geçiş döneminde yazılması ve*dili açısından önemlidir. İlk İslami eserlerden olması da kültürel açıdan önemlidir. Eserde İslam ahlakının nasıl olması gerektiği üzerine durulmuştur. Kitap bir ahlak ve öğüt kitabıdır. Konusu da İslam’ın ahlakıdır. Eserin nazım birimi dörtlüktür.*Nazım şekli ise hikmettir.

    b. Dinlediğiniz sunum sonucunda edindiğiniz bilgilerden hareketle “Divan-ı Hikmet’in edebiyat ve kültür tarihimiz açısından önemini aşağıya not ediniz.
    0_ŞeHaDeT_0 ve mertcik123 bunu beğendi.
  2. Murat AKSOY

    Murat AKSOY Türkçe Sevdalısı Özel Üye

    Katılım:
    25 Ekim 2007
    Mesajlar:
    49.558
    Beğenileri:
    886
    Ödül Puanları:
    38
    3.Ünite:Divan-ı Lügat’it Türk(Sayfa:78,79,80,81,82,83,84,85)

    4. metin

    DİVANÜ LÜGÂTİ’T-TÜRK

    Rahman ve Rahîm Olan Allah’ın Adıyla

    - Yardım Ondandır –

    1.*“Divanü Lügâti’t-Türk”ün ön sözüne besmeleyle başlanması, Allah’a hamd (şükür) edilmesi, ondan yardım dilenmesi, Peygamberden söz edilmesi hangi kültürün etkisinden kaynaklanmaktadır? Bu kültürü yansıtan diğer değerleri de siz bulunuz. Buna göre eserin dil, söyleyiş ve kültür özelliklerini açıklayınız.

    1. İslam kültürünün etkisinden kaynaklanır. Diğer bir özellik de hadis rivayet etmesi de İslam kültürüne ait bir özelliktir.

    2.*Eserin “alp” kelimesinin açıklamasında okuduğunuz dörtlükle ilgili bilgilerinizi tekrarlayınız. Eserde bazı sözcüklerin atasözlerinde ve şiirlerde kullanıldığını belirten Kaşgarlı Mahmut, sizce Destan Dönemine ait bu ürünleri aktarmakla edebiyatımıza ve kültürümüze nasıl bir katkı sağlamıştır?

    2. Eser destan dönemi ve sözlü edebiyata ait bilgilerin günümüze kadar gelmesine vesile olan tek eserimizdir. Eser bu eser Kaşgarlı Mahmud tarafından derlenip yazılmamış olsaydı bugün elimizde destan, koşuk, sav, sağu gibi türleri görebilmemiz mümkün olmayabilirdir.

    3. Aşağıdaki cümlede koyu yazılmış kelimelerdeki ses değişimlerini inceleyiniz.

    3.

    ol mening birle öçeşdi.*

    kelse kişi atma angar örter kül-e

    öd keçer kişi tuymas, yalnguç oglı menggü çalmas



    Bu ses özelliklerine göre aşağıdaki yargıyı tamamlayınız.



    Divanü Lügâti’t-Türk KARAHANLI TÜRKÇESİ ile yazılmıştır.



    4. a. “Divanü Lügâti’t-Türk” adlı eserin edebiyat ve kültür tarihimiz açısından önemini belirten sunumunuzu grup sözcünüz aracılığıyla arkadaşlarınıza aktarınız.

    4.

    11. yy’da (1072-1074) Kaşgarlı Mahmut yazmıştır.

    Araplara Türkçeyi öğretmek ve Türkçenin Arapça kadar zengin bir dil olduğunu göstermek amacıyla yazılmıştır.

    Türk dilinin ilk sözlüğü ve ilk dilbilgisi kitabıdır.

    Modern sözlük anlayışıyla yazılmış olup ilk ansiklopedik sözlüktür.

    Türk kültürü,*tarihi,*folkloru hakkında bilgi verir. İlk folklor incelemesidir.

    Eserde Türkçe kelimelerin kaynakları,*destan örnekleri,*şiir örnekleri,*deyimler,*atasözleri,*koşuk ve sagu örnekleri yer almaktadır.





    b. “Divanü Lügâti’t-Türk”te bulunan, Balasagun’u dünyanın merkezi olarak gösteren aşağıdaki haritayı inceleyiniz.

    b. Dönemin ilim ve irfan yuvası olduğunun göstergesidir.



    Kaşgarlı Mahmut’un eserine aldığı kelimeler ile bunların kullanıldıkları örnekler, edindiğiniz bilgiler ve yukarıdaki haritadan yararlanak “Divanü Lügati’t Türk”ün edebiyat ve kültür tarihimiz açısından önemini aşağıya yazınız.

    Edebiyatımız açısından daha önceleri dönemlere ait olan sözlü kültür ürünlerinin burada derlenmiş olarak bulabilmekteyiz. Mesela Alp Er Tunga sagusu burada geçmektedir. Bu şekilde de günümüze*kadar gelmesine vesile olmuştur. Yani sözlü dönem ürünlerin yazıldığı metindir. Kültürümüz açısından önemli yeri vardır ve kültürümüzü bir sonraki nesile aktarmada önemlidir. Dönemine göre Araplara Türkçe öğretmeye çalışması önemlidir.



    6. “Divanü Lügâti’t-Türk”ün özelliklerini aşağıdaki tabloda sıralayınız.

    Divanü Lügâti’t-Türk

    (XI. yüzyıl)



    Özellikleri



    1. İlk Türkçe sözlüktür.

    2.Karahanlı Türkçesi ile yazılmıştır

    3. Türk kültürü,*tarihi,*folkloru hakkında bilgi verir

    4. Sözlü kültüre ait örnekleri buluruz.

    5. Kaşgarlı Mahmud, tarafından yazılmıştır.

    7. a. XI – XII. yüzyıllarda Türklerin tarihî, siyasi ve sosyal yapısı hakkında bulduğunuz yazıların özetlerini arkadaşlarınızla paylaşınız.

    a. 11. ve 12. yüzyıl*Türkler tarihi, siyasi ve sosyal olarak bir değişim içerisindedir. Bu değişimde en büyük etken İslamiyet’in kabulüdür. İslamiyet’in kabulünden sonra yerleşik hayata geçen Türkler zaman içerisinde milli birlik ve benliklerini yazıya aktarmak istemişlerdir ve bunların yeni kültüründe izlerini taşıyan eserler görülmektedir. Zaman zaman Arap ve Fars kültürünün etkisinde kalınsa da bunlardan kurtulmanın yolları aranmış ve büyük oranda da başarılı olunmuştur.



    b. XI – XII. yüzyıllardaki bu yapının, o döneme ait “Kutadgu Bilig”, “Atebetü’l Hakayık”, “Divan-ı Hikmet” ve “Divanü Lügâti’t-Türk”e nasıl yansıdığını açıklayınız.

    b.

    1.*11. ve 12. Yüzyılda Arap ve Farz etkisinin arttığı görülür.

    2. Toplum farklılaşma olduğu gibi edebiyatta farklılaşma olmuştur. Yeni unsur hayata girerken mesnevi gibi yeni nazım şekilleriyle yeni terimler edebiyata girmiştir.

    3. Yazılanlar İslamiyet’i öğretmek amacıyla yazılmış olan öğretici metinleridir.

    4. Bu dönemde yazılan eserlerde*Hakaniye Türkçesi kullanılmıştır.

    5. İslâmiyet, bu dini kabul eden Türklerin duyuş ve düşünüşünü, dünya görüşünü, yaşayış tarzını değiştirmiştir. Bu dönemde kentlerin ve kentsel yaşamın oluşması sonucunda toplumda tabakalaşma meydana gelmiş, bu da Arap ve Fars kültürlerinin yüzyıllar boyunca beslediği büyük bir zevk ayrılığını doğurmuştur.

    6. Genellikle medrese öğrenimi gören ve İslâmî bilimleri öğrenen yüksek zümre şairleri, Fars edebiyatını örnek almakla birlikte, aynı konu ve temaları, aynı ölçü ve biçimleri kullanarak, kendi üslûplarının damgasını taşıyan klâsik bir edebiyat meydana getirmeyi başarmışlardır.

    7. İslâmiyet, toplumda bir zevk ayrılığına yol açmakla birlikte, Türk edebiyatının birtakım yeni değerler kazanarak zenginleşmesinde ve böylece çok yönlü bir gelişme göstermesinde etkili olmuştur.



    5. metin

    MİLLİYETİN TEMELİ OLAN DİL BİRLİĞİ

    1. Atatürk, okuduğunuz metinde Türkçenin hangi özelliklerini belirtiyor? Aşağıya yazınız.

    1. Dünyanın en zengin, en güzel ve en kolay öğrenilebilecek bir dil olduğunu vurguluyor. Bir hazine olduğunu vurguluyor.

    2. a. Atatürk’ün Türk diliyle ilgili bulduğunuz sözlerini arkadaşlarınızla paylaşınız.

    a.

    Türk milletinin dili Türkçe’dir. Türk dili dünyada en güzel, en zengin ve en kolay olabilecek bir dildir. Onun için her Türk, dilini çok sever ve onu yüceltmek için çalışır. (1929)

    Zengin sözlüğümüzün toplandığı gün, milli varlığımız en kuvvetli bir dal kazanacaktır. Bizim milliyetçiliğimizin esası dil birliğinin korunmasıyla mümkün olacaktır. (1938)

    Türk dili Türk milleti için kutsal bir hazinedir. Çünkü Türk milleti geçirdiği sayısız felaketler içinde ahlakının, geleneklerinin, hatıralarının, çıkarlarının, kısaca bugün kendi milliyetini yapan her şeyin dili sayesinde korunduğunu görüyor. Türk dili Türk milletinin, kalbidir, zihnidir. (1929)

    Güzel dilimizi ifade etmek için yeni Türk harflerini kabul ediyoruz. Bizim ahenkli, zengin lisanımız yeni Türk harfleriyle kendini gösterecektir. (1928)





    b. Atatürk’e göre Türk dili, Türk milleti için neden mukaddes bir hazinedir? Açıklayınız.

    b. Türklere ait anane, gelenek, görenek, ahlak, hatıra ve badireler dil sayesinde saklanmakta ve korunmaktadır.



    3. a. Türk Dil Kurumunun ne zaman kurulduğunu arkadaşlarınızla paylaşınız.

    a. Türk Dil Kurumu, Türk Dili Tetkik Cemiyeti adıyla 12 Temmuz 1932′de Atatürk’ün talimatıyla kurulmuştur.

    b. Edindiğiniz bilgiler ve okuduğunuz metinden yararlanarak Atatürk’ün “Türk Dil Kurumunu” kurma amacını açıklayınız.

    b. Dünyanın en zengin , en güzel dilini korumak ve zenginleştirmek için kurulmuştur.



    4. Türk dilinin üstünlüğünün dile getirilmesi, dilimizin yaşatılması için eserler veren yazarları ve bunların eserlerini sıralayınız.

    4.

    Ali Şir Nevai – Mecalisü’n – Nefais

    Nihad Sami Banarlı – Türkçenin Sırları

    Yavuz Bülent Bakiler – Sözün Doğrusu 1-2 (İki kitap)





    5.*Kaşgarlı Mahmut’un XI. yüzyılda “Divanü Lügâti’t-Türk”ü yazma amacını hatırlayınız. Kaşgarlı Mahmut’un eserinde Türk diline verdiği önemle XX. yüzyılda Atatürk’ün Türkçeye verdiği önemi karşılaştırarak düşüncelerinizi söyleyiniz.

    5. Kaşgarlı Mahmud, Araplara Türkçe öğretmek amacıyla yazmıştır. Türk diline değer verdiği ve kalıcı olacağına inandığı için eserini yazmıştır. Atatürk de aynı şekilde Türk diline önem verdiği için Türk Dil Kurumunu kurmuştur ve dilimizi korumak altına almaya çalışmıştır.



    YORUMLAMA – GÜNCELLEME

    1. a. TRT’den temin ettiğiniz “Asya’nın Kandilleri” adlı belgeselden Yusuf Has Hâcib ve Hoca Ahmet Yesevî’yi anlatan bölümleri izleyiniz. Bu bölümlerle ilgili yorumlarınızı açıklayınız.

    1.





    b. Kutadgu*Bilig’den alınan aşağıdaki*beyitte aktarılmak istenen düşünceyi*açıklayınız. Yusuf Has Hâcib’in bu düşüncesine katılıp katılmadığınızı belirtiniz.

    Ukuş körki til ol, bu til körki söz

    Kişi körki yüz ol, bu yüz körki köz.

    (Aklın süsü dildir, dilin süsü söz

    Kişinin süsü yüzdür, yüzün süsü de göz)

    b. Dil ve söz insanın bilgisini, görgüsünü ve aklını ortaya koyan en güzel vasıtadır. Tek başına akıllı ve iyi niyetli olmak yetmiyor, insan kendini en iyi şekilde ifade edebilmeli.



    2.*“Divanü Lügâti’t-Türk”ten sözcüklerin anlamının verildiği bir sayfayla TDK yayını Türkçe Sözlük’ün bir sayfasını karşılaştırınız. Kullanım açısından hangi sözlüğü tercih ettiğinizi belirtiniz.

    2. Alp sözcüğü

    TDK: Yiğit, kahraman olarak geçer.

    Divanü Lügâti’t-Türk: Yiğit, kahraman, baha olarak geçer.



    3.*Bir konuda bilgi vermek, düşüncelerinizi aktarmak için hazırladığınız kitabı, nazım şeklinde mi yoksa nesir şeklinde mi yazmayı tercih edersiniz? Sizce bir eserin öğretici olması mı estetik olması mı gerekir? Düşüncelerinizi açıklayınız.

    3. Yazacağımız konuya göre ve bizim yapmak istediğimize göre değişir. Eğer anlatma istediklerimizin net anlaşılması gereken yönleri varsa ki sanatsal metinleri herkes aynı anlamayabilir o zaman yapılması gereken düzyazı şeklinde öğretici olarak yazılır. Estetik olarak*yani sanatsal olarak da yazıldığında hem vurgulayıcı ve çarpıcı hem de öğretebilme gücü vardır. Yani bu tamamen kişinin kendine kalmış, söz söyleme güzüne kalmıştır. Yunus kadar etkili söz söyleyebiliyorsak o zaman öğretici yazmanın bir anlamı yok. Sanatsal yazılmalı, ama yapılamıyorsa o zaman düzyazı ve öğretici şekilde yazılmalı.



    4.*İslami döneme ait okuduğunuz bu dört eseri, günümüz şartlarında nasıl değerlendirdiğinizi, edebiyatımıza ve kültür tarihimize katkılarını aktaran birer paragraf yazınız. Hazırladığınız paragrafı sınıfta okuyunuz. En güzel yazıyı, sınıf içi oylama yoluyla belirleyiniz.

    4.



    5.*İslami dönem ürünleri olan “Kutadgu Bilig, Divan-ı Hikmet, Atebetü’l Hakayık ve Divanü Lügati’t-Türk” adlı dört eseri, kitabınızda okuduğunuz bölümlerden hareketle hem sanat hem öğreticilik yönünden değerlendiriniz. Sonucu aşağıya kısaca yazınız.

    5. Dört eserde hem sanatsal hem de öğretici yönü ağır basan eserlerdir. Didaktiktir.



    6. Atatürk’ün “Türk dili dünyada en güzel, en zengin ve en kolay olabilecek bir dildir. Onun için her Türk, dilini çok sever ve onu yükseltmek için çalışır.” sözünde günümüz gençliği için nasıl bir ileti olduğunu açıklayınız.

    6.

    7. Günümüzde yabancı dillerden alınma kelimelerin Türkçeyi nasıl etkilediğini düşünüyorsunuz? Çözüm için neler öneriyorsunuz? Açıklayınız.

    7. Günümüzde özellikle gençler yabancı dillerden –İngilizceden – çok etkilenmekte ve bunları sorgusuz sualsiz kullanmakta bir sıkıntı görmemektedir. Teknolojik gelişmeler dil konusunu olumsuz etkilemiştir. Her lafın arasına yabancı kelime sıkıştırma hastalığı bize Recaizade Mahmut Ekrem’in Araba Sevdası’ndaki Bihruz Bey’i hatırlatmaktadır. Yapılması gereken şey ise dilimizde bulunan kelimeleri kullanmak, yabancı kelimelerin karşılığı varsa bunları dilimizde aramak, yoksa ki ancak o şekilde onu alıp kullanmak gerekir. Her kelimeyi alıp dilimize yansıtmak ve özellikle de diğer dilleri dilbilgisi kurallarını alıp kullanmak dilimizi yozlaştırır.



    DEĞERLENDİRME

    1.
    Aşağıdaki noktalı yerlere uygun sözcükler yazarak cümleleri tamamlayınız.

    İslami dönemde edebî eserlerde İSLAMİ ilgili değer, düşünce ve bilgilerden yararlanılmaya başlanmıştır.

    İslam uygarlığı çevresinde bazı efsane ve önemli olayların anlatımında, beyitlerle yazılan ve her beytin mısraları kendi aralarında kafiyeli olan nazım biçimi kullanılır. Bu metinlere MESNEVİ denir.

    KUTADGU BİLİG bir nasihatnamedir.

    DİVAN-I LÜGAT-İT TÜRK ilk ansiklopedik sözlüğümüzdür.





    2.*“Divanü Lügâti’t-Türk” hakkında verilen bilgilerden doğru olanları işaretleyiniz.





    Yazarı Kaşgarlı Edip Ahmet’tir. XII. yüzyılda yazılmış bir eserdir.

    XXX

    Türk destanlarından, koşuklarından, savlarından örnekler içermektedir.

    XXX

    Araplara Türkçeyi öğretmek amacıyla yazılmamıştır.*



    Eser, Çağatay lehçesiyle kaleme alınmıştır.



    3. Aşağıda verilen bilgilerden hangisi yanlıştır?

    A. Kutadgu Bilig didaktik bir eserdir.

    B. Divan-ı Hikmet’in yazarı, Hoca Ahmet Yesevî’dir.

    C. Kutadgu Bilig mesnevi nazım şekliyle yazılmıştır.

    D. Divan-ı Hikmet, tasavvuf şiirlerinden oluşur.

    E. Divanü Lügâti’t-Türk folklorik özellikler de taşımaktadır.

    CEVAP:A



    4.*İnsanlara mutluluğun yollarını göstermek amacıyla yazılmış olan eserde, değerler sembolik (alegorik) kişiler aracılığıyla anlatılmaktadır. Siyasetname özelliği taşıyan eser, Karahanlı hakanına sunulmuştur. Eserde ideal bir devletin ve insanın özellikleri; felsefe, ahlak, eğitim vb. konular işlenmiştir.

    Yukarıda sözü edilen eser aşağıdakilerden hangisidir?

    A. Muhakemetü’l Lügateyn

    B. Divan-ı Hikmet

    C. Kutadgu Bilig

    D.Atebetü’l Hakayık

    E. Divanü Lügâti’t-Türk

    CEVAP:C



    5. Aşağıdaki cümlelerin başına yargı doğru ise “D”, yanlış ise “Y” yazınız.

    ( D*)*Kutadgu Bilig ve Atebetü’l Hakayık, Hakaniye lehçesiyle yazılmış eserlerdir.

    ( D )*Divan-ı Hikmet, dinî bilgileri nazım şeklinde yorumlayan bir eserdir.

    ( Y )*Divanü Lügâti’t-Türk, Türk dilinin Arap dili ile at başı yürüdüğünü göstermek veya Türkçenin üstünlüğünü ispatlamak için yazılmıştır.

    (*Y )*Divanü Lügâti’t-Türk’te coğrafi bilgiler yer almamıştır.

    (*Y )*Divan-ı Hikmet ve Divanü Lügâti’t-Türk, Hakaniye lehçesiyle yazılmamıştır.



    6.*“Millet, dil, kültür ve ülkü birliği ile birbirine bağlı olan vatandaşların oluşturduğu siyasi ve sosyal toplumdur.” (Atatürk)

    Yukarıdaki sözde dil ile ilgili vurgulanan düşünce nedir?

    A. Dil, kültür taşıyıcısı rolündedir.

    B. Türk dili yaşayan bir dildir.

    C. Dil, ülkü birliğini sağlayan araçtır.

    D. Dil, siyasi ve sosyal oluşumu sağlayan araçtır.

    E. Dil, millet olmanın temel şartlarından biridir.

    CEVAP:D



    7. Aşağıdaki bilgilerden doğru olanları işaretleyiniz.

    XX

    Dil, millî kültürümüzün ilerlemesi ve yayılmasında önemli bir yere sahiptir.*

    XX

    Türk dilini koruyup yaşatmak millet olarak hepimizin görevidir.
    0_ŞeHaDeT_0 ve mertcik123 bunu beğendi.
  3. Murat AKSOY

    Murat AKSOY Türkçe Sevdalısı Özel Üye

    Katılım:
    25 Ekim 2007
    Mesajlar:
    49.558
    Beğenileri:
    886
    Ödül Puanları:
    38
    3.Ünite: Şiir-İlahi-Nefes-Gazel (Sayfa:86,87,88,89,90,91)

    3. Oğuz Türkçesinin Anadolu’daki İlk Ürünleri (XIII – XIV. Yüzyıl)

    a. Coşku ve Heyecanı Dile Getiren Metinler (Şiir; İlahi, Nefes, Gazel)

    HAZIRLIK

    1. Yunus Emre ve Dehhânî’nin sanat anlayışları hakkında bilgi edininiz.

    1. YUNUS EMRE:

    13. yy’da yaşamıştır.

    Bugünkü Türkçe’nin başlatıcısı,*Tekke edebiyatının en büyük şairidir.

    Yalın ve özlü söyleyiş (Sehl-i Mümteni) ustasıdır.

    İnsan sevgisini temel olarak almıştır.

    Hece ölçüsünü kullanmıştır,*Aruzla da yazmıştır.

    İlahi ve nefesleri çoğunluktadır.

    Divan ve Risalet-ün Nushiye adlı eserleri vardır.





    2. Yunus Emre’nin beğendiğiniz bir ilahisini şiir okuma yarışmasına katılmak üzere ezberleyiniz.

    2.

    3.*“İlahi ve gazel” nazım şekilleri hakkında bilgi edininiz.

    3. İLAHİ

    Allah’ı övmek ve ona duyulan aşkı dile getirmek, ona yaklaşmak amacıyla söylenen şiirlerdir.

    Belli bir makamla söylenir.

    Genelde hece ölçüsünün 7-8′li kalıbıyla söylenir. Aruzla söylenenleri de vardır.

    Uyak düzeni, dörtlüklerle söylenenlerde koşma tipi; beyitlerle söylenenlerde gazel tipindedir.

    Tarikatlara göre değişik isimler almışlardır. Mevleviler ayin, Bektaşiler nefes, Gülşehriler tapuğ, Aleviler deme, Yeseviler de hikmet adını vermişlerdir.

    Yunus Emre bu türün önemli isimlerindendir.

    GAZEL

    Divan şiirinde; çok yaygın olarak kullanılan bir nazım şeklidir.*Aruz ölçüsüyle yazılır. Birinci beyit kendi arasında kafiyeli, diğer beyitlerin birinci mısraları serbest, ikinci mısraları birinci beyit ile kafiyelidir. Kafiye düzenini şematik olarak belirtmek gerekirse aa / ba / ca / da / ea / fa şeklinde ifade etmek mümkündür. Gazellerde beyitler arasında mana birliği olabileceği gibi, her beyit ayrı bir konuyu işlemiş de olabilir.

    Gazellerde aşk duyguları, şarap âlemleri, tabiat güzellikleriyle birleşmiş bir şekilde, canlı ve akıcı bir üslûpla dile getirilir.

    Gazelin ilk beyitine matla, son beyitine makta adı verilir. Matla beyitinden sonra gelen beyite hüsn-i matla, makta beyiti’nden bir önceki beyite ise hüsn-i makta denir. En güzel beyitine beyt’ül gazel, beyitleri arasında konu birliği bulunan gazellere yek-ahenk gazel, her beyiti aynı mükemmellikte söylenmiş olan gazellere ise yek-avaz gazel denir.

    Mısra sonlarındaki kafiyelerden aynı olarak mısra içlerinde de kafiye bulunan gazellere musammat gazel adı verilir. Değişik konularda yazılmış olmakla beraber, gazeller genellikle birer aşk şiirleridir. Sevgi bitmez tükenmez temasıdır. Gazellerin isimlendirilmeleri ya rediflerine göre veya ilk mısralarına göre olur. Ayrı kelime halinde redifleri olan gazeller bu rediflerine göre, olmayanlar ise ilk mısralarına göre adlandırılır.

    Divan edebiyatının en yaygın kullanılan nazım biçimidir. Önceleri Arap edebiyatında kasidenin tegazzül adı verilen bir bölümü iken sonra ayrı bir biçim halinde gelişmiştir. Gazelin beyit sayısı 5-15 arasında değişir. Daha fazla beyitten olaşan gazellere müyezzel ya da mutavvel gazel denilir.



    4. XIII ve XIV. yüzyılda Anadolu’nun soysal, siyasal ve kültürel durumu hakkında bilgi edininiz.

    4. XIII. ve XIV. yüzyılın siyasî ve sosyal durumu bir hayli karışıktır. XIII. yüzyılın başlarında Anadolu Selçuklu devleti eski gücünü kaybetmeye başlamıştı. Bu yüzyılın ortalarında, doğudan gelen Moğol akınları durdurulamadığından siyasî birlik bozuldu. Bunun sonunda bazı isyanlar çıktı. Bu çözülme ile birlikte XIV. yüzyılda Anadolu’da çeşitli beylikler görüldü. Yüzyılın sonuna gelindiğinden Osmanlı Beyliği Anadolu’da Türk birliğini yeniden kurmayı başardı.

    5. Aruz ölçüsüyle ilgili bilgilerinizi arkadaşlarınızla birlikte tekrar ediniz.

    5. Aruz çadırın orta kısmı demektir. Şiirde seslerin uzunluk ve kısalığı esasına dayalı ölçüdür. Aruz hecelerin sayısını değil, şeklini esas alır. Aruzla yazılmış şiirlerde, her bir mısranın heceleri, diğer mısraların aynı hizadaki heceleriyle aynı açıklık (kısalık) ve kapalılık (uzunluk) noktasında birbirlerine denktir.



    6. Günümüz şairlerinden birine ait beğendiğiniz bir aşk şiiri bulunuz.

    6. Seni Aşksız Bırakmam*

    Seninle tattım ben her mutluluğu

    Bırakıp gidersen bil ki yaşayamam

    Ömrümden canımdan ne istersen al

    Gülü susuz seni aşksız bırakmam



    Üşüdüm diyorsan güneş olurum

    Yanarım sevginle ateş olurum

    Dolarım havaya nefes olurum

    Gülü susuz seni aşksız bırakmam



    Gönlümdeki derdi siler atarım

    Ümit pınarından coşar akarım

    Kış göstermem sana ben hep baharım

    Gülü susuz seni aşksız bırakmam

    Zekai TUNCA



    7. Sizce şiirlerde daha çok aşk ve sevgilinin konu olarak işlenmesinin nedenleri nelerdir?

    7. Aşk ve sevgi insanların karşı koyamayacağı bir duygudur. Evrensel bir tema olduğu için de yıllardır birçok şair tarafından farklı üsluplarla anlatılmıştır ve anlatılmaya devam etmektedir.



    8.*

    Her kim bana ağyar ise*Çalabım bir şar yaratmış

    Hak Tanrı yâr olsun ona*İki cihan arasında

    Her kancaru varır ise*Bakıcak Didâr görünür

    Bağ u bahar olsun ona.*O sarın kenâresinde



    Bana ağu sunan kişi*O şar dediğim gönüldür

    Şehd ü şeker olsun işi*Ne delidir ne usludur.

    Kolay gele müşkil işi*Âşıklar kanı sebildir

    Eli erer olsun ona.*O sarın kenâresinde

    Âşık Paşa*Hacı Bayram-ı Veli

    XIV. yüzyıl şairlerinden Âşık Paşa ve Hacı Bayram-ı Veli’den alınan yukarıdaki şiirleri dil ve söyleyiş yönünden karşılaştırınız. Sonuçları tahtada sıralayınız.

    8. Her iki şiirde aynı dönemde olmasına rağmen aynı konuyu işlemiştir. Her ikisi de dil ve üslup yönünden aynıdır.



    İNCELEME

    1. metin

    İLAHİ

    Aşkın aldı benden beni*Sûfilere sohbet gerek

    Bana seni gerek seni*Ahîlere ahret gerek

    Ben yanarım dün ü günü*Mecnunlara Leyla gerek

    Bana seni gerek seni*Bana seni gerek seni



    Ne varlığa sevinirim*Eğer beni öldüreler

    Ne yokluğa yerinirim*Külüm göğe savuralar

    Aşkın ile avunurum*Toprağım anda çağıra

    Bana seni gerek seni*Bana seni gerek seni



    Aşkın âşıklar öldürür*Yunus’durur benim adım

    Aşk denizine daldırır*Gün geldikçe artar odum

    Tecelli ile doldurur*İki cihanda maksudum

    Bana seni gerek seni*Bana seni gerek seni



    Aşkın şarabından içem

    Mecnun olup dağa düşem

    Sensin dün ü gün endişem

    Bana seni gerek seni*

    Yunus Emre



    1. Sınıfta yedi gruba ayrılınız. Grup sözcünüzü seçiniz.

    a. Okuduğunuz ilahinin bir dörtlüğünü seçiniz. Belirlediğiniz dörtlükte ahengi sağlayan öğeleri, 9. sınıfta öğrendiğiniz “şiir inceleme yöntemi”ne göre tespit edip aşağıdaki tabloya yazınız.

    a.



    Ölçütler

    1



    2



    3



    İlahinin Ahenk Öğeleri









    Aliterasyon

    b,s, n sesleri

    n ve r sesi

    d,l,r sesi

    Asonans

    a ve*e sesi

    a ve*e sesi

    a ve*e sesi

    Kelime veya Dize Tekrarı

    Bana seni gerek seni

    Bana seni gerek seni

    Bana seni gerek seni

    Ölçü

    Hece

    Hece

    Hece

    Uyak

    Yarım uyak

    Yarım uyak

    Yarım uyak





    Ölçütler

    4



    5



    6



    7



    İlahinin Ahenk Öğeleri









    Aliterasyon

    ş*ve n sesi

    s,r,k sesi

    r sesi

    D sesi

    Asonans

    a ve*e sesi

    a ve*e sesi

    a ve*e sesi

    a ve*e sesi

    Kelime veya Dize
    Tekrarı

    Bana seni gerek seni

    Bana seni gerek seni

    Bana seni gerek seni

    Bana seni gerek seni

    Ölçü

    Hece

    Hece

    Hece

    Hece

    Uyak

    Uyak yok, ahenk redifle sağlanmış.

    Uyak yok, ahenk redifle sağlanmış.

    Yarım uyak

    Yarım uyak





    b. Şiirin yapı özelliklerini belirtiniz.

    b. Şiir ilahi nazım şekli ile yazılmıştır. Nazım birimi*dörtlüktür. 8’li hece ile yazılmış olup düz uyak şeklinde kafiyelenmiştir. Genellikle yarım uyak kullanılmıştır.

    2. Yunus’un “Aşkın aldı benden beni /Bana seni gerek seni” diye seslendiği kimdir? Şairin bu seslenişi nasıl bir duyguyla yaptığını açıklayınız.

    2. Şairin seslendiği Allah’tır. Allah aşkıyla yanıp tutuşan bir tasavvuf ehli insanın duygularını görebilmekteyiz.



    3.*Destan Dönemine ait, daha önce kitabınızda okuduğunuz sagu ya da koşukla Yunus Emre’nin ilahisini karşılaştırarak aşağıdaki soruları cevaplayınız.

    a. Şiire yeni giren kelime, kavram ve sesleri (ünlüleri) belirleyiniz. Bunların dilimize giriş nedenini açıklayınız.

    a. Aşk, aşık, mecnun , ahi, sufi gibi kelimeler girmiştir. Bunların girme nedeni İslam kültürünün yaşantımıza ve edebiyatımıza olan etkisidir.

    b. Dilimize yeni yerleşen bu kelime, kavram ve söyleyiş tarzı o dönemde Türkçenin zenginleşmesini ve yeni bir edebî dilin oluşumunu sağlamış mıdır? Düşüncelerinizi açıklayınız.

    b. İslamiyet Öncesi Türk edebiyatımızda kapalı bir edebiyat hakimdi, başka kültürlerden etkileşim söz konusu değildi. Fakat İslamiyet’in girmesiyle dilimizde yeni kavramlar girince ve özellikle de Türkler bu kavramları benimseyip Türk – İslam kültürü haline getirince Türkçe tamamen zenginleşmeye ve yeni kavramlar girmeye başladı.



    4. a. XIII ve XIV. yüzyılda Anadolu’nun sosyal, siyasi ve kültürel durumu hakkında edindiğiniz bilgileri arkadaşlarınıza aktarınız.

    a. 4. XIII. ve XIV. yüzyılın siyasî ve sosyal durumu bir hayli karışıktır. XIII. yüzyılın başlarında Anadolu Selçuklu devleti eski gücünü kaybetmeye başlamıştı. Bu yüzyılın ortalarında, doğudan gelen Moğol akınları durdurulamadığından siyasî birlik bozuldu. Bunun sonunda bazı isyanlar çıktı. Bu çözülme ile birlikte XIV. yüzyılda Anadolu’da çeşitli beylikler görüldü. Yüzyılın sonuna gelindiğinden Osmanlı Beyliği Anadolu’da Türk birliğini yeniden kurmayı başardı.



    b. Okuduğunuz ilahide, yeni uygarlığa ait değerlerin yansıtıldığı kelimeleri sıralayınız. Bu değerlerin şiirle ve manzum metinlerle halka öğretilmesinde şair ve yazarların rolünü nasıl değerlendirdiğinizi belirtiniz.

    b. Ahi, sufi, aşk, iki cihan, tecelli, mecnun gibi kelimelerdir. Bu kelimeler özellikle 13 ve 14. Yüzyılda şair ve yazarlar tarafından anlatılması çok etkili olmuştur. Dönemi itibariyle Fetret döneminin yaşayan halk bu bunalımları şair ve yazarların anlatmış olduğu kavramlarla rahatlamışlardır.



    5.*Hazırlık bölümünde karşılaştırmasını yaptığınız Âşık Paşa ve Hacı Bektaş-ı Veli’nin şiirlerini, Yunus Emre’nin okuduğunuz ilahisiyle de karşılaştırarak Oğuz Türkçesiyle nasıl bir şiir anlayışının oluşmaya başladığını kısaca aşağıya yazınız.

    5. Türkistan’dan Anadolu’ya gelen Türkler büyük bir kültür ve medeniyeti de bu sahaya taşımış oldular Türk yazı dilinin tarihî gelişimi içerisinde Karahanlı Türkçesinden sonra Batı Türkçesi teşekkül etmeye başlamıştır. Batı Türkçesinin ilk dönemini Eski Türkiye Türkçesi’ni*oluşturur Türkistan’dan Anadolu’ya gelen Türklerin büyük çoğunluğunu Oğuzlar oluşturduğu için bu devir Türkçesine Oğuz Türkçesi de denmiştir.



    6. Okuduğunuz ilahinin “Ne varlığa sevinirim / Ne yokluğa yerinirim” dizelerinde Yunus, nefsin tüm isteklerinden arınarak Allah’a yönelmek gerektiğini vurguluyor. Fenafillah yani aşk içinde eriyebilmek için insanın (müridin) önce maddi olan her şeyden arınması gerekmektedir. İlahinin tam***** hâkim olan ilahî aşkı “Leyla ve Mecnun”un aşkı ile karşılaştırınız. Tasavvuf inancının yansıtıldığı diğer özellikleri de siz bulunuz.

    6. Her iki metin de ilahi aşkı işlemektedir. Leyla ile Mecnun hikayesinde de aşk beşeri aşk gibi görünse de gerçek akı bulan Mecnun, beşeri aşktan vazgeçer.



    Aşkın âşıklar öldürür

    Aşk denizine daldırır

    Tecelli ile doldurur

    Bana seni gerek seni



    Sûfilere sohbet gerek

    Ahîlere ahret gerek

    Mecnunlara Leyla gerek

    Bana seni gerek seni



    Yunus’durur benim adım

    Gün geldikçe artar odum

    İki cihanda maksudum

    Bana seni gerek seni

    Yukarıdaki dizelerde de tasavvuf inancının izlerini görebilmekteyiz.



    7. Aşağıdaki şemayı inceleyiniz.

    İncelediğiniz şema ve okuduğunuz ilahiden de hareketle İslamiyet’in kabulüyle Türk toplumunda görülen kültür değişikliğini açıklayan bir paragraf yazınız.

    7. Bir yaşam biçimi olarak kabul edilen İslam dini, Türklerin sosyal ve kültürel yaşamında, düşünce dünyasında ve dil anlayışında köklü değişiklikler meydana getirdiği gibi kültürün önemli bir yansıması olan edebî ürünlerde de yeni şekillenmelere zemin hazırlamıştır. Bu ortak edebî malzemenin temelinde İslami birikim vardır. Arap, İran ve Türk şairleri, işte bu malzemeyi farklı dil, güzellik ve sanat anlayışlarıyla işlemişlerdir.



    8. Şiirin temasını söyleyiniz.

    8. Allah sevgisi



    9. Şiiri ilk okuduğunuzda neler hissettiniz? Yunus’un birinci, üçüncü ve dördüncü dörtlüklerinde geçen “yanarım, öldürür, aşk şarabı” kelime ve kelime gruplarıyla neleri anlatmaya çalıştığını açıklayınız. İlahide geçen bu tarzdaki diğer anlatımları da siz bulunuz. Tasavvuf ve Yunus Emre ile ilgili edindiğiniz bu bilgilerden sonra şiiri bir kez daha okuyunuz. İlahinin şimdi size neler hissettirdiğini belirterek şiiri yorumlayınız.

    9. Mürid, Allah aşkıyla yanan kimse demektir. Bu aşk ateşi onu öldürmektedir. Aşkından*dolayı sarhoş gibidir. Aşk şarabından içmiş gibidir. Ne yaptığını bilemez. Allah’a kavuşmak için uğraşır.



    10. a. Yunus Emre ve onun sanat anlayışı hakkında edindiğiniz bilgileri arkadaşlarınızla paylaşınız.

    a. YUNUS EMRE:

    13. yy’da yaşamıştır.

    Bugünkü Türkçe’nin başlatıcısı,*Tekke edebiyatının en büyük şairidir.

    Yalın ve özlü söyleyiş (Sehl-i Mümteni) ustasıdır.

    İnsan sevgisini temel olarak almıştır.

    Hece ölçüsünü kullanmıştır,*Aruzla da yazmıştır.

    İlahi ve nefesleri çoğunluktadır.

    Divan ve Risalet-ün Nushiye adlı eserleri vardır.





    b. Yunus Emre’nin hayatı hakkında edindiğiniz bilgilerden yola çıkarak şair ile ilahi arasındaki ilgiyi açıklayınız.

    b. Hayatı ve şiirinden yola çıkarak bir tasavvuf ehli olduğu ve hayatını eserlerine yansıttığını görebilmekteyiz.



    Söz ola kese savaşı

    Söz ola kestire başı

    Söz ola ağulu aşı

    Bal ile yağ ede bir söz

    11. Yunus Emre’ye ait yukarıdaki dörtlükten ve kitabınızda okuduğunuz ilahiden yararlanarak onun fikrî ve edebî yönü hakkında aşağıya bir paragraf yazınız. Yazınızı arkadaşlarınızla paylaşınız.

    11. Edebi yönü bakımından etkili söz kullanmayı önemsemiştir. Herkesi kullandığı sıradan sözcüklerle sanatsal ve etkili sözler kullanmıştır ki burada söz söylemenin öneminden bahsetmektedir.



    2. metin

    GAZEL

    Aceb bu derdümün dermanı yok mı

    Ya bu sabr itmegün oranı yok mı



    Yanarım mumlayın baştan ayağa

    Nedür bu yanmagun pâyânı yok mı



    Güler düşmen benim ağladuğuma

    Aceb şol kâfirin îmânı yok mı



    Delüpdür cigerümi gamzen okı

    Ara yürekde gör peykânı yok mı



    Su gibi kanımı toprağa kardun

    Ne sanursun garîbün kanı yok mı



    Cemâl-i hüsnüne mağrur olursın

    Kemâl-i hüsnünün noksanı yok mı



    Begüm, Dehhânî’ye ölmezdin öndin

    Tapuna irmegü imkânı yok mı



    Günümüz Türkçesiyle

    Acaba bu derdimin dermanı yok mu?

    Ya bu sabretmenin oranı yok mu?



    Mum gibi baştan ayağa yanıyorum,

    Nedir, bu yanmanın sonu yok mudur’



    Düşman benim ağladığıma güler,

    Acaba şu kâfirin imanı yok mudur?



    Yan bakışın oku ciğerimi deldi

    Ara, yürekte temreni yok mu gör.



    Kanımı toprağa su gibi karıştırdın,

    Garibin kanı yok mu sanıyorsun?



    Yüzünün güzelliğine gururlanıyorsun

    Güzelliğinin eksileceği yok mu?



    Beyim! ölmeden önce Dehhânî’nin

    Senin huzuruna çıkmasının imkânı yok mu?

    Dehhânî



    Büyük Türk Klasikleri

    1. Okuduğunuz gazelde, ahengi sağlayan öğeleri, 9. sınıfta öğrendiğiniz “şiir inceleme yöntemi”ne göre tespit edip aşağıya yazınız.

    1. Beyitlerle yazılmış olup yedi*beyitten oluşur. Kafiye örgüsü aa, ba, ca, da, ea, fa, ga şeklinde kafiyelenmiştir. Mahlas kullanılmıştır. Tam kafiye kullanılmıştır. Aruz ölçüsü ile yazılmıştır.



    2. a. Gazelde geçen “derman, sabr, pâyân, peygân, zâlim, cemal, hüsn, mağrur” kelimelerinin anlamlarını ve Türkçeye hangi dillerden girdiklerini söyleyiniz. Dehhânî’nin bu yeni kelimeleri kullanma nedenini açıklayınız.

    2.

    Derman= Güç, takat, mecal

    Sabr= Olacak veya gelecek bir şeyi telaş göstermeden bekleme

    Payan= Son, sonuç, nihayet

    Peygan= Ok

    Zâlim = Zulm eden

    Cemal= Yüz güzelliği

    Hüsn= güzellik

    Mağrur= Gururlanma

    Bu kelimeler dilimize Farsça ve özellikle Arapçanın etkisi ile girmiştir. Dehhani bunları İslam kültürünün etkisi ile yazmıştır.



    b. “Derman, pâyân, garîb, mağrur” kelimelerinde “a, i ve u” ünlülerinin neden uzun okunduğunu söyleyiniz.

    b. Aruzla yazıldığı için aruz ölçüsünde hece sayısı değil, seslerin uzunluğu ve kalınlığı önemlidir. Buradaki a,i,u seslerin üzerinde işaretler onları bir buçuk ses olarak okutarak uzatıldığını gösterir.



    c. Aruz ölçüsüne göre ikinci beyitteki “pâ-yâ” hecelerinin neden kapalı gösterildiğini belirtiniz.

    c. Yine aruz ölçüsünün etkisiyle gerçekleşmiştir.



    ç. “Süzgün bakış, sevgilinin süzgün veya manalı yan bakışı. Divan şiirinde sevgilinin bakışı*gamzeyi doğurur ve bu gamzede binlerce anlam vardır. Âşık, bakışın manasını çözmekte güçlük çeker. Gamze, yalnızca bakışa dayanmayıp göz, kaş ve kirpiğin birlikte ortaya koyduğu bir harekettir. Gamze, gözden çıkar ve âşığa ıstırap verir. O öylesine naziktir ki hiç hissettirmeden sanatını icra eder. Sevgili, âşığa gamzeleriyle naz yapar ve gamzesini tam yerinde ve zamanında gerçekleştirir. Divan şiirinde gamze en çok ok ve kılıca benzetilir. Gamze ok olunca yaralamak, delmek, öldürmek, avlamak gibi eylemleri üstlenir. Bir ok olan gamzenin hedefi ise can, gönül, sine, ciğer ve yürektir. (…) Gamzenin ok oluşunun en büyük nedeni kirpik oklarından dolayıdır. Sevgili, şöyle süzgün bir bakışıyla yay kaşlarından kirpik oklarını hedefe atar. Zaten onun kaşları ile kirpikleri kurulu bir kemanı andırır. Sevgili bu okları atmada öyle ustadır ki hiçbiri hedefini şaşırmaz. (…) Gamze bazen öldürücü bir katil bazen de cellattır. Âşık, gamze ile şehit olunca gamze de kâfir olur.”

    Yukarıdaki açıklamayı yansıtan imge(mazmun)nin şiirde nasıl kullanıldığını açıklayınız.

    Gazelle ilgili bu incelemenizden yola çıkarak o dönemde İslam medeniyetinin etkisiyle dilin zenginleşmesi ve yeni bir edebî dil arayışının nedenleri hakkındaki düşüncelerinizi açıklayınız.

    ç. Divan edebiyatı estetiği içerisinde kullanılan önemli mazmunlardır ki bütün şairler bunları hemen hemen aynı şekilde kullanır. Burda önemli olan neyi anlattığın değil nasıl anlattığındır. Eğer kaşların güzelliği anlatıyorsan herkesten farklı bir üslup içinde anlatırsan önemli bir yere sahip olursun.



    3. Okuduğunuz gazelden hareketle İslamiyet’in kabulüyle birlikte Türk toplumundaki kültürel değişmeyi özetleyiniz.

    3. İslamiyet’in Türkler arasında yayılmasında dönüm noktası olmuştur. Karahanlılar ilk Müslüman Türk devleti olmuştur.

    Toplumda meydana gelen inanca bağlı değişiklikler sosyal hayatı bütünüyle etkiler, değiştirir. Pagan inanışı, Şamanizm ve GökTanrı inancı Türklerin ilk dinî inancını oluşturuyordu. Türklerin İslamiyet’i kabul etmeleriyle birlikte inançları tamamen değişmiştir. İslamiyet’le 10. yüzyıldan 19. yüzyılın sonlarına kadar etkisini devam ettiren yeni bir medeniyet ve kültür dairesine girmişlerdir. Bu medeniyetin etkisiyle yerleşik hayata geçmişlerdir. Yerleşik hayata geçince de dünyaca tanınan şehirler ve kültür merkezlen kurmuşlardır. Bilim, sanat, edebiyat, sosyal hayat, devlet sistemi gibi alanlarda büyük ilerlemeler sağlamışlardır.

    Bir yaşam biçimi olarak kabul edilen İslam dini, Türklerin sosyal ve kültürel yaşamında, düşünce dünyasında ve dil anlayışında köklü değişiklikler meydana getirdiği gibi kültürün önemli bir yansıması olan edebî ürünlerde de yeni şekillenmelere zemin hazırlamıştır. Bu ortak edebî malzemenin temelinde İslami birikim vardır. Arap, İran ve Türk şairleri, işte bu malzemeyi farklı dil, güzellik ve sanat anlayışlarıyla işlemişlerdir.

    11. yüzyıl ile 12. yüzyıl arasında Türk edebiyatı bir geçiş dönemi yaşamıştır. Arap ve Fars edebiyatının etkisiyle Türk edebiyatı, yeni biçim ve içeriklerle zenginleşmiştir. Bu yüzyıllarda Arap ve İran edebiyatlarıyla tanışan edebiyatçılarımız, gerek İran, gerekse Arap edebiyatlarındaki şekil ve türleri Türk edebiyatına taşımışlardır. Türk sanatçıları, ilk önceleri Arap ve İran edebiyatlarında çok yaygın olan bazı eserleri tekrar yazma yoluna gitmişler; ancak zaman içinde içerik ve üslup yönünden özgün ve üstün eserler ortaya koymuşlardır.

    Edebiyat, İslamiyet’ten önceki sözlü kültürün devamı olan Halk edebiyatı, İslam düşüncesiyle yoğrulmuş, İslam’ın daha çok etkisinde kalan Divan edebiyatıyla birlikte gelişmeye devam etmiştir.



    4. Gazelin temasını söyleyiniz.

    4. Aşk



    5. Şairin, gazelde sevgiliyi ve kendini nelere benzettiğini söyleyiniz. Bu benzetmelerin şiire nasıl bir anlam yüklediğini açıklayınız. Şiirle ilgili bu bilgilerinizden yararlanarak gazeli yorumlayınız.

    5. Kendini muma benzetmiş

    Sevgiliye kafir demiş

    Sevgilin kirpiklerini oka benzetmiş

    Bunlar şiirde ayrı bir estetik güzellik sağlamıştır. Yan anlam ve mecazlarla söz sanatlarının olması şiir etkileyici ve çarpıcı kılmıştır.



    6.*Kitabınızdaki ilahi ve gazelden hareketle XIII – XIV. yüzyıllarda Oğuz Türkçesinin Anadolu’da yazılmış ilk şiirlerinin oluşmasını sağlayan zihniyet hakkında bilgi veriniz.

    6. İlahi ve gazellerde hakim olan zihniyet Arap ve Fars kültürüdür. İslamiyet’in kabulünden sonra Türkler bu iki topluluğun etkisine girmişler ve her alansa bu iki kültürün izleri görülmektedir.



    7. a. Dehhânî’nin sanat anlayışı hakkında edindiğiniz bilgileri arkadaşlarınızla paylaşınız.

    a. 13. asırda din dışı eserler veren ve Divan şiirinin ilk temsilcisi sayılan Hoca Dehhani’nin hayatı hakkında etraflıca bilgi yoktur. Horasanlı olduğu,*Konya’ya gelip Anadolu Selçuklu sultanı 3. Alaaddin’e kasideler sunduğu,*eserlerinden anlaşılmaktadır. Oldukça işlenmiş bir şiir üslubu olduğuna göre onunla aynı çağda yaşamış başka şairlerin varlığı da kuvvetli ihtimaldir .Yine gazelin*ve Divan edebiyatının bizde yankı bulması onunla olmuştur. Divan edebiyatının kurucusudur.*

    b. Dehhânî ile ilgili edindiğiniz bilgiler ve okuduğunuz gazelden hareketle şair ile eseri arasında nasıl bir ilgi olduğunu açıklayınız.

    b. Aralarında sıkı bir ilişki vardır. Zihniyetinin yansıtmıştır.



    8.*Dehhânî’nin fikrî ve edebî yönü hakkındaki düşüncelerinizi kısaca şemaya yazınız.

    Hoca Dehhânî:

    13. yüzyıl şairidir.

    Divan edebiyatının kurucusudur.

    Din dışı konularda yazmıştır.

    Lirik şiirlerin şairidir.





    9. Okuduğunuz ilahi ve gazelin yapı özellikleriyle ilgili, aşağıdaki tabloda istenen bilgileri belirledikten sonra ilgili bölümlere yazınız.

    Ölçütler

    İlahi

    Gazel

    Nazım Birimi

    Dörtlük

    Beyit

    Nazım Birimlerinin Uyak Düzeni

    abab, cccb,dddb…Düz uyak

    aa, ba,ca,da,ea,fa,

    Tema

    İlahi aşk

    Aşk

    Nazım Birimleri Temayı Destekliyor / Desteklemiyor

    Destekliyor

    Destekliyor

    Ölçü

    Hece

    Aruz



    YORUMLAMA – GÜNCELLEME

    1. Senin aşkın beni benden alıptır

    Ne şirin dert bu, dermandan içeri

    Yukarıdaki dizeler ve kitabınızda okuduğunuz ilahiden hareketle, Yunus Emre’nin “Allah aşkı’yla ilgili düşüncelerinizi açıklayınız.

    1. Cevabı size kalmış…



    2. a. Daha önceden hazırladığınız günümüz şairlerinden birine ait beğendiğiniz aşk şiirini okuyunuz.

    a. Cevabı size kalmış…



    b. Dehhânî, okuduğunuz gazelde sevgiliyi niçin “kâfir ve zalim” olarak nitelendiriyor? Şair, sevgiliyi böyle nitelemesine, ondan şikâyet etmesine karşın sevgiliden vazgeçmiyor. Okuduğunuz günümüz aşk şiirinde ve popüler şarkı sözlerinde âşık ve âşık olunan kişi (maşuk) arasındaki bağın nasıl olduğunu örnekler vererek açıklayınız.

    b. Divan şiiri anlayışında sevgili aşığa hiç meyil vermez, yüz vermez ve ona aşk acısı içinde bırakmak en büyük erdemidir. Dolayısıyla şairler de bu derce acı çektiren birine zalim ve kafir isimlerini kullanmışlardır.



    3. Sınıfınızda Yunus Emre’nin şiirlerini okuma yarışması düzenleyiniz. Şiirleri en iyi okuyan arkadaşınızı, sınıfta oluşturacağınız bir jüri tarafından belirleyiniz.

    3. Cevabı size kalmış…

    DEĞERLENDİRME

    1. Aşağıdaki noktalı yerlere uygun sözcükleri yazarak cümleleri tamamlayınız.

    XIII ve XIV. Yüzyıllarda İSLAMİYET’İN kabulüyle Türk kültür hayatında DEĞİŞİM olmuştur.

    UZUN (KAPALI) ünlüler dilimize İslam medeniyetiyle birlikte girmiştir.



    2.*İlahi ile ilgili aşağıdaki bilgilerden doğru olanları işaretleyiniz.

    Genellikle 8′li hece ölçüsüyle söylenir.

    XX

    Dörtlük sayısı 3-7′dir.

    XX

    Özel bir ezgisi yoktur.



    Din ve tasavvuf konusunu işler.

    XX

    Nazım birimi dörtlüktür.

    XX



    3. “Onu halk şairi saymak bir bakıma yanlıştır. Ama o, halka, halkın diliyle seslenerek halkın şairi olabilmiştir. Zaten başarısının sırlarından biri de budur. Hece ile söylediği şiirlerinden başka, aruzla yazılmış şiirleri de vardır. Yaşamı üzerine kesin bilgiler yoktur. “Risaletü’n Nushiye” adlı mesnevisinin yazılış tarihinden yola çıkarak XIII. yüzyılda yaşadığı konusunda birleşilmiştir.”

    Metinde aşağıdakilerden hangisinden söz ediliyor?

    A. Pir Sultan Abdal

    B. Hacı Bayram-ı Veli

    C. Yunus Emre

    D. Mevlânâ

    E. Ahmet Hasım*

    (1996 – ÖYS)

    CEVAP:C



    4. Gazelin ilk beytine matla (I), genellikle şairin adı bulunan son beytine tegazzül (II), en güzel beytine bey tül gazel (III) denir. Her beyti aynı konudan söz eden gazele yek ahenk (IV), her beyti aynı derecede güzel olan gazele yek âvâz (V) adı verilir.

    Bu parçadaki numaralı terimlerden hangisinin açıklaması yanlıştır?

    A. I*B. II*OIII*D. IV*E. V

    CEVAP:B



    5. Yunus Emre’nin şiirlerinde yansıyan insan sevgisini açıklayınız.
    0_ŞeHaDeT_0 ve mertcik123 bunu beğendi.
  4. Murat AKSOY

    Murat AKSOY Türkçe Sevdalısı Özel Üye

    Katılım:
    25 Ekim 2007
    Mesajlar:
    49.558
    Beğenileri:
    886
    Ödül Puanları:
    38
    10.Sınıf Türk Edebiyatı Fırat Yayıncılık
    3.Ünite: Battalname (Sayfa:92,93,94,95)

    b. Olay Çevresinde Oluşan Edebî Metinler (Battalnâme, Dede Korkut Hikâyeleri, Dânişmentnâme, Mesneviler)



    HAZIRLIK

    1. “Battal” ve “Seyit (Seyyid)” kelimelerinin anlamını öğrenerek Battal Gazi hakkında bilgi edininiz.

    1. Battal: Arapça’da işsiz güçsüz anlamındadır. Geçimini tekkeden sağlayan işsizler için kullanılan bir tabir.

    Seyyid: Efendi demektir. Peygamber soyundan gelenlere denir. Ehli beyt.

    Battal Gazi: Emevi Bizans savaşlarından kahramanlığıyla ün salmış Arap komutanının ismidir. Türklerde bu kahramandan etkilenerek Seyyid Battal Gazi’yi oluşturmuşlardır.



    2.*Dânişmendnâme hakkında bilgi edininiz.

    2. Dânişmendnâme Anadolu’nun fethini ve bu mücadelenin kahramanlarını anlatan, 12. yüzyılda sözlü olarak şekillenen 13. yüzyılda yazıya geçirilen İslami Türk destanlarındandır. XI. Yüzyılda yaşamış Türk devlet adamı Melik Dânişmend Gazi’nin hayatını, savaşlarını, Anadolu’daki bazı şehirleri fethini ve çeşitli kerametlerini anlatmaktadır. Danişmendnâme’de hikâye edilen olayların tarihi gerçeklere uygunluğu, kahramanlarının yaşamış Türk beyleri olmalarından, Anadolu coğrafyasının gerçek isimleriyle anılmasından dolayı uzun süre tarih kitabı olarak nitelendirilmiştir.



    3.*Dede Korkut Hikâyelerinin ne zaman ve nasıl yazıya geçirildiği hakkında edebiyat tarihiyle ilgili kitaplardan bilgi edininiz.

    3. Asıl adı “Kitab-ı Dede Korkut Alâ Lisan-ı Taife-i Oğuzan” şeklindedir.12, 13 ve 14. yy.da Doğu Anadolu’da ve Azerbeycan’da yaşayan müslüman Oğuz boylarının geleneklerini, göreneklerini, iç mücadelelerini, doğa üstü güçlerle, yaratıklarla savaşmalarını ele alır.14. ve 15. yy.da yazıya geçirilmiştir. Bu konudaki yaygın kanaat hikayelerin 14.yy.’da yazıya geçirildiği şeklindedir. Hikayelerin kimin tarafından yazıya geçirildiği bilinmemektedir.



    4. XIV. yüzyıl şairi Ahmedî’nin “İskendernâme” adlı eserinin konusunu edebiyatla ilgili kitaplardan bulunuz.

    4. İskendername, Ahmedi’nin dinsel, ahlaksal, öğretici mesnevisi (1390). iskender’in efsaneleşmiş yaşamını konu edinirken din, tasavvuf, ahlak, felsefe, tarih, coğrafya, tıp vb. konularında bilgiler verir, iskender’in tarihsel kişiliğini değiştiren ve onu keyani hükümdarı olarak gösteren Firdevsi (Şehname), Nizami (Şerefname, ikbalname) gibi iran şairlerinin yer verdiği efsaneler (kahramanın Çin seddi’ni yaptırması, bengisuyu aramaya gitmesi vb.) yer yer değişikliklerle aktarılır. Sözü edilen olayların, kişilerin, varlıkların birer simge olduğu belirtilerek anlatılanlardan öğütler çıkarılır.



    5.*“Zülkarneyn” ve “İskender” hakkında bilgi edininiz.

    5. Kuranda ismi geçen ” İki boynuz sahibi” anl***** gelen isimdir. Rivayetlere Makedonyalı İskender olduğu dile getirilmektedir.



    6. Ahmedî ve onun sanat anlayışı hakkında bilgi edininiz.

    6. Bursa ve Edime sarayları çevresinde rahat bir yaşam sürmüştür. Aşk, eğlence, tarih ve tabiat temalı şiirler yazmıştır. Tasavvufu çok iyi bilmesine rağmen, şiirlerinde tasavvufa az yer vermiştir. Türkçeyi iyi kullanan, şiir tekniğine hâkim kudretli bir şairdir. Gazel ve kasidelerinde İran şiirinin özelliklerini gösterdiği gibi, Türk ruhunun inceliklerini ve Türkçenin gücünü de aksettirmiştir. İran şiirinin konu ve biçim özelliklerini şiirimize kazandırmaya çalışmıştır. “İskendername” ve “Cemşid ü Hurşid” adlı mesnevileri önemli yapıtlarıdır.



    Ahmedî Eserleri:

    Divan
    İskendername: Büyük İskender’in yaşamının ve savaşlarının anlatıldığı mesnevidir. Yapıtta ayrıca; astronomi, fen, matematik ve toplumbilim ile ilgili bilgiler yer almaktadır.

    Cemşid ü Hurşid: Çin hükümdarı Cemşid’in Rum kayserinin kızı Hurşid’e aşkını anlatan yapıt, Farsçadan çevrilerek mesnevi biçiminde yazılmıştır.
    Tervihü’l Ervah: Manzum bir tıp kitabı.
    Mirkatü’l Edeb: Arapça-Farsça manzum sözlük





    7. Günümüz yazarlarından birine ait bir olay öyküsünü okuyunuz. Öykünün özetini çıkarınız.

    7.



    8.*“Ölümsüz olmak ister miydiniz?” Nedenleriyle açıklayınız.

    8. Cevabı size kalmış…



    9.*Destanlarda, halk hikâyelerinde, hikâyelerde, romanlarda aşktan sonra en çok kahramanlık konusunun işlenmesini nasıl değerlendirdiğinizi açıklayınız.

    9. Tarih itibariyle çok savaş bir millet olduğumuz için bu süreçte çok acılar çekilmiş ya da çok kahramanlıklar yaşanmıştır. Bunlar da ister istemez eserlere dönemin zihniyeti itibariyle konu edinmiştir.



    1. metin

    BATTALNÂME

    İstanbul Kuşatması

    Halife ordusu İstanbul üzerine yürür. Kayser Asatur, Battal’ı yenemeyeceğini anlar, cadı*lardan yardım diler. Kuzende cadı, askeriyle birlikte, savaş alanına gelir.

    … Kuzende câzû (cadı) ol evvel meydana girdi. Kırk arşın kadd ü kaametiyle (boyu bosuyla) yüz kendi gibi câzûlar bileşince (yanında) od saçarlar. Sünniler anı görüp korktular. Seyyid, Halife önünde dua kıldı, azm-i meydan eyledi (meydana yürüdü), Kuzende câzûya beraber geldi. Çünkim melun, Sey-yid’i gördü, eydür (der):

    —*Kimsin? Seyyid eydür:

    —*Sen kimi istersin? Câzû eydür:

    —*Cihanı birbirine uran ve bu Rum vilayetine fitne bırağan sen misin, dedi. Seyyid eyitti:

    —*Belî, olam (Evet, Oyum.)

    Ol melun gözleri kana döndü, el urdu, koynundan taş çıkardı, tez efsun okudu, Seyyid’in üzerine attı. Hemandem (hemen) Seyyid’i ateş kapladı ve ateş içinde ejderhalar peyda oldu, Seyyid’e hamle kıldılar; Seyyid dahi Hızır Peygamber duasın okudu, câzûluk batıl oldu.

    … Seyyid, Aşkar’ı sürdü, ileri geldi tîg (kılıç) çaldı, lâîni (lanetlenmiş yaratığı) iki pare (parça) eyledi. Câzûlar leşkerin-den (askerinden) grîv (bağırdı, çığlık) koptu. İslam leşkeri tekbir getirip at saldılar. Seyyid dahi nara urdu, hamle eyledi. Câzû leşkeri ayruk (artık) durmadılar. Kûzende’nin gövdesinden alıp kaçtılar.

    Seyyid, kâfir alemin (bayrağını) yıktı. Kayser kaçtı. Şehre giderken leşkeriyle Abdülveh-hab pusuda idi, üzerlerine vardı. Kayseri tuttular, esir eylediler, Seyyid katına getirdiler. Seyyid eyitti:

    —*Ey lâîn! Tez Müslüman ol, yohsa şimdi seni pare pare ederim, dedi.

    Kayser eyitti:

    —*Ey pehlivan! Şimdiki hâlde bana müteallik (bağlı) iki bin şehristan ve heft hezâran (yedi bin) kale vardır. Eğer Müslüman*olursam dükelisi [hepsi] elden giderler, asi olurlar. Gelin bu defa dahi bana aman verin, azad edin, haraca kesin, and içeyim ki ayruk İslama kasdetmeyem, dedi. Halife ve Seyyid ve bakî (geri kalan) ulular meşveret kıldılar (toplanıp görüştüler), eyittiler:

    —*Eğer biz şimdi bunu öldürürsevüz (öldürürsek) şehrin kavmi oğlunu yerine Kayser dikerler… Şehri ise katı muhkem (çok sağlam), üç canibi (yanı) denizdir, savaş ile alınmaz ve leşkerimiz içinde dahi kıtlık olur; çaresi barışmaktır, dediler.

    ittifakları şuna erdi kim, barışalar. Döndü Seyyid eyitti:

    —*Yâ Kayser! Gel imdi bana bu şehirde bir gön (deri) kadar yer ver, nişan yapalım (işaret koyalım) dedi.

    Kayser eyitti:

    —*Vereyim, dedi.

    Andlaştılar. Haracı boynuna aldı. Seyyid dahi bir sığır gönün bıçağıyla incecik dildi, uzunu dört bin arşın oldu. Şehrin içinde bir yer duttu, buyurdu, kazdılar, nice kiliseler ve nice dükkânlar ve evler harap ettiler. Kayser çünkim anı gördü; sürdü, Halife katına geldiler, Seyyid’den şikâyet eyledi. Eyitti:

    —*Bir gön yer istedi, şimdi şehrin yarısın harap eyledi, deyip ağladı. Halife Seyyid’e eyitti:

    —*Niçin öyle ettin, dedi.

    Seyyid gazaba geldi (kızdı), bir kez hışm ile (öfkeyle) Kayser’den yana baktı, Kayser’in içine ateş düştü, korktu, geldi Seyyid’in ayağına düştü, eyitti:

    —*Hudâvendâ (ey efendi)! Her ne kim hatırından geçerse öyle et, dedi.

    … Saraylar ve kiliseler yıkıp mescitler bünyâd edip (yayıp) ve bir hûb (güzel) cami ve minare yaptı. Cuma namazını kıldılar ve Kayser’in yedi yıllık haracın alıp vedalaştılar, İstanbul’dan göçüp Malatya’ya geldiler.

    Örnekli Türk Edebiyatı Tarihi

    hzl.: Cevdet KUDRET



    1. Okuduğunuz metinde geçen olaylar aşağıda verilmiştir. Olay örgüsüne göre olayların oluş sırasını yandaki kutulara yazınız. (Bu konu başlığı altında okuyacağınız üç metni de 9. sınıfta öğrendiğiniz “Olay Çevresinde Oluşan Edebî Metinleri İnceleme Yöntemi”ne göre değerlendiriniz.)

    13

    Seyyid ve yanındakiler, cuma namazını kılıp İstanbul’dan Malatya’ya giderler.

    12

    Seyyid, Kayser’in kendisini şikâyetine sert tepki gösterir.

    2

    Kuzende câzû, koynundan çıkardığı taşı efsun okuyup Seyyid’e atar.

    10

    Seyyid, şehirde yer tutup pek çok kilise ve dükkânı harap eder.

    4

    Seyyid Peygamber duasını okur ve Aşkar’a biner, kılıcını çekip Kûzende’yi parçalar. Kâfirlerin bayrağını yıkar.

    1

    Seyyid, Kuzende câzûyla karşılaşır.

    11

    Kayser, Seyyid’i Halife’ye şikâyet eder.

    3

    Seyyid, Kûzende’nin attığı taşla ateş içinde kalır. Ateş içinden ejderhalar çıkar.

    7

    Kayser, Seyyid’in Müslüman olmasına karşın öneride bulunur.

    5

    Kayser kaçar ancak yakalanıp Seyyid’in huzuruna çıkarılır.

    8

    Kayser’in isteği Halife, Seyyid ve diğer ulular tarafından görüşülür.

    9

    Seyyid, Kayser’den şehirde gön kadar yer ister.

    6

    Seyyid, Kayser’den Müslüman olmasını ister.



    2. Okuduğunuz metnin yapısını oluşturan öğeleri (kişiler, mekân, zaman) belirleyerek aşağıdaki tabloya yazınız.

    Öğeler

    Battalnâme



    Kişiler

    Battal, Kuzende, Kayser, Halife

    Mekân

    Savaş alanı, İstanbul sur içi, Halife’nin*huzuru

    Zaman

    Bilinmiyor



    3. a. Battal ve Seyit (Seyyid) kelimelerinin anlamını ve Battal Gazi hakkında edindiğiniz bilgileri arkadaşlarınıza aktarınız.

    a. Battal: Arapça’da işsiz güçsüz anlamındadır. Geçimini tekkeden sağlayan işsizler için kullanılan bir tabir.

    Seyyid: Efendi demektir. Peygamber soyundan gelenlere denir. Ehli beyt.

    Battal Gazi: Emevi Bizans savaşlarından kahramanlığıyla ün salmış Arap komutanının ismidir. Türklerde bu kahramandan etkilenerek Seyyid Battal Gazi’yi oluşturmuşlardır.



    b. Metindeki kişiler, günlük yaşamda karşılaşabileceğiniz tipler midir? Onların özelliklerini açıklayarak olay örgüsünde nasıl bir rol üstlendiklerini belirtiniz.

    b. Metindeki kişilere günlük hayatımız içinde karşılaşmamız mümkün değildir.



    c.*Olayın asıl kahramanına niçin Battal Gazi ya da Seyyid denilmiş olabileceğini açıklayınız.

    c. Battal, Emevi Bizans savaşlarında kahramanlığıyla ön plana çıkmış Arap komutandır. Battal da aynı şekilde Bizanslılar mücadele ettiği için halk aynı Arap komutanın özelliğini onda görmektedir.



    4. Okuduğunuz metinde mekânın nasıl anlatıldığını belirtiniz. Olayların meydana gelmesinde mekânın işlevini açıklayınız.

    4. Mekanlarda hakkında ayrıntılı bilgi verilmemekle birlikte kısa tasvirler yapılmıştır. Mekanlar sadece olayların geçtiği yerleri kısaca vurgulamak için verilmiştir.



    5.*Metinde olayların geçtiği zaman dilimini ve bu zamanı belirten kelimeleri söyleyerek zamanın nasıl anlatıldığını açıklayınız.

    5. Belirgin tarihsel bir dönem yoktur . Belirsizdir.



    6.*Metindeki kişiler, mekân ve zaman arasında nasıl bir uyum olduğunu söyleyiniz.

    6. Mekan, kişiler ve zaman bir uyum içerisinde olay örgüsü etrafında şekillenmiştir ki bize anlamsız ve garip gelen bir yanı yoktur. Olay örgüsünü şekillendirmek için verilmiştir.



    7. a. Metnin temasını belirtiniz.

    a. Battal Gazi’nin kahramanlıkları



    b. “Battalnâme” ile İslamiyet öncesi döneme ait “Oğuz Kağan Destanı’nı, eserlerde anlatılan kahramanlıklar yönünden karşılaştırınız. Farklılıkları aşağıya sıralayınız.

    b. Oğuz Kağan, Alp tipine örnektir; Battalname, Alperen tipine örnektir.

    Oğuz Kağan, Türklük için mücadele eder; Battalname, İslamiyet için mücadele eder.

    Oğuz Kağan da Battalname de kahramanlıkları ve mücadeleleriyle ön plana çıkar.

    Oğuz Kağan da Battalname de olağanüstülükler vardır.



    8. Seyit Battal Gazi’nin VIII. yüzyılın ilk yarısında, Emevilerin Bizans’a karşı yaptıkları savaşlarda kahramanlıklar gösterdiği söylenmektedir. Hakkında söylenen kahramanlık hikâyeleri de ilk olarak XII. yüzyılda yazıya geçirilmiştir. Bu bilgilerden yola çıkarak metnin temasının, eserin yazıldığı dönemle nasıl bir ilgisi olduğunu açıklayınız.

    8. Metnin teması eserin yazıldığı dönemle uygun düşmektedir. Yazıldığı dönemde de savaşlar*ve kahramanlıklar ön plandaydı.



    9. Günümüzde yayınlanan yerli ve yabancı filmlerden “Battalnâme”nin temasıyla benzerlik gösteren bir örnek biliyor musunuz? Biliyorsanız ismini belirtiniz. Bu örnekten hareketle “Battalnâme”nin temasının evrensel olup olmadığını belirtiniz.

    9. Battalname’nin teması evrenseldir. Her dönemde yazılabilir.



    10. Sınıfınızda bir grup oluşturarak metni canlandırınız. Daha sonra olay örgüsünde anlatılanların yaşanabilir olup olmadığını ve insana özgü olan gerçekliğin olay örgüsünde nasıl anlatıldığını tartışınız. Sonucu kısaca belirtiniz.

    10. Metnin içinde insana özgü gerçeklikler olabildiği gibi olağanüstü özelliklerde vardır. Savaş, rehin almak vesaire gibi şeyler insana özgü özelliklerken Seyyid ile Kazunde arasında diyaloglar insana özgü gerçeklik değildir.



    11. Metni anlatan (anlatıcı), olay örgüsünün içinde yer alan bir kişi mi yoksa her şeyi bilen, gören, gözlemleyen biri midir? Belirtiniz.

    11. Metindeki anlatıcı ilahi anlatıcıdır. Her şeyi bilen ve görendir.



    12. Okuduğunuz metinden alınan aşağıdaki bölümü inceleyerek soruları cevaplayınız.

    “… Kûzende câzû (cadı) ol evvel meydana girdi. Kırk arşın kadd ü kaametiyle (boyu bosuyla) yüz kendi gibi câzûlar bileşince (yanında) od saçarlar. Sünniler anı görüp korktular. Seyyid, Halife önünde dua kıldı, azm-i meydan eyledi (meydana yürüdü), Kuzende câzûya beraber geldi. Çünkim mel’un, Sey-yid’i gördü, eydür (der):”



    a.*Koyu renkte verilen kelimeleri aşağıya yazarak günümüz kullanımlarıyla karşılaştırınız. Bu kelimelerdeki ses değişimlerini belirleyiniz.

    a. Cazu=cadı

    Ol= o

    Anı=onu

    Çünkim= çünkü



    b. Okuduğunuz metinde anlamını bilmediğiniz kelimelerin sayısının çoğunlukta olup olmadığını belirtiniz.

    b. Çok sık olmamakla birlikte bazı kelimeler vardır.



    c.*Paragrafta, günümüzde de aynen kullanılan kelimeleri yazınız.

    c. meydana , evvel , görüp , korktular, kendi , yüz , Halife , önünde , dua , beraber , gibi kelimler vardır.



    ç. Paragrafın ilk ve son cümlelerini aşağıya yazarak yapı yönünden inceleyiniz.

    ç.

    d. Yukarıdaki paragraf üzerinde ses, kelime ve cümle özellikleri yönünden yaptığınız inceleme sonucuna göre okuduğunuz metnin dil özelliklerini kısaca aşağıya yazınız.

    d. Dil özellikleri bakımından dönemine göre sade bir dille yazılsa günümüze seslerin değişim özellikleri dikkate alındığında bazı sözcüklerde ses değişimleri olduğu görebilmekteyiz ve bunların anlamı bulmakta sorun yaşayabilmekteyiz.



    13. Metinden, tasvir yapılan bir bölümü bulunuz. Tasvirlerin nasıl yapıldığını ve metne nasıl bir etkisi olduğunu açıklayınız.

    13. … Kuzende câzû (cadı) ol evvel meydana girdi. Kırk arşın kadd ü kaametiyle (boyu bosuyla) yüz kendi gibi câzûlar bileşince (yanında) od saçarlar. Sünniler anı görüp korktular. Seyyid, Halife önünde dua kıldı, azm-i meydan eyledi (meydana yürüdü), Kuzende câzûya beraber geldi. Çünkim melun, Sey-yid’i gördü, eydür (der):

    Burdaki tasvir metinde anlatılan olayları akılda ve zihinde canlanmasına yardımcı olmak için yazılmıştır.



    14. Battal Gazi ile ilgili edindiğiniz bilgiler ve okuduğunuz metinden hareketle XIII ve XIV. yüzyıllarda destani hikâyelerin, nerede oluştuğunu ve tarihî gerçekleri nasıl dile getirdiğini açıklayınız.

    14. 13. ve 14. yüzyılda anlatılan hikayeler Anadolu’da geçmekte ve tarihi olarak da bu gerçekliğe uygun düşmektedir.



    15.a. “Battalnâme”deki olağanüstü olayları sıralayınız. Bu olağanüstü özelliklere daha önce okuduğunuz İslamiyet öncesi döneme ait hangi metinlerde rastladığınızı belirtiniz.

    a. Olağanüstü olaylar olarak Seyyid ve Kuzende arasında diyaloglarda geçmektedir. Bunlarda daha önceki metinlerde Oğuz Kağan destanında görebilmekteyiz.



    b. Günümüz yazarlarından birine ait daha önceden okuduğunuz olay öyküsünü arkadaşlarınıza özetleyiniz.

    b.

    c.*“Battalnâme”yi İslamiyet öncesi metinler ve günümüz hikayesiyle tema ve kişiler yönünden karşılaştırarak sonuçları boş bırakılan yere sıralayınız.

    c. Battalname ile daha önceki metinler tema olarak aynıdır. İki dönemde kahramanlık duygusu işlenmiştir. Kişilerde ise daha önceki dönemde Türklük için mücadele eden bir kişi varken diğerinde İslamiyet için mücadele eden kişi ve kişiler vardır.



    16. Okuduğunuz bu eserin yazarının fikrî ve edebî yönü hakkındaki çıkarımlarınızı belirtiniz. Yazar ve eser arasındaki ilgiyi belirleyiniz. Bu tespitlerinizi nedenleriyle açıklayınız.

    16.
    0_ŞeHaDeT_0 ve mertcik123 bunu beğendi.
  5. Murat AKSOY

    Murat AKSOY Türkçe Sevdalısı Özel Üye

    Katılım:
    25 Ekim 2007
    Mesajlar:
    49.558
    Beğenileri:
    886
    Ödül Puanları:
    38
    10.Sınıf Türk Edebiyatı Fırat Yayıncılık 3.Ünite: Dede Korkut Hikayeleri (Sayfa:96,97,98,99,100,101,102,103,104,105,106)



    2. metin

    DEDE KORKUT HİKÂYELERİ

    DİRSE HAN OĞLU BOĞAÇ HAN DESTANI’NI

    BEYAN EDER HANIM HEY

    1. Metinde geçen olayları ve olay örgüsünü defterinize yazınız.

    1.

    Destandaki olay Bayındır Han’ın “yılda bir kere ziyafet verip Oğuz beylerini misafir” etmesi ile başlar.

    Bayındır Han’ın Oğuz Beylerine ziyafet vererek ve onları huzuruna davet etmesi.

    Bayındır Han’ın ziyafet için şartlar öne sürmesi ve bu şartlar doğrultusunda misafirleri sınıflandırılması.

    Dirse Han’ın Bayındır Han tarafından kara otağa oturtulması ve bunun sonucu Dirse Han’ın üzüntüsü(Çocuğu olamayışı .)

    Dirse Han’ın çocuğu olmamasına üzülmesi ve evine gelerek bunu hatunu ile istişare etmesi.

    Eşin çocuk sahibi olmak için Dirse Han’a yapması gerekenleri söylemesi.

    Duaların kabul olması ve Dirse Hanın bir erkek çocuğunun olması

    Çocuğun büyüyüp 15 yaşına gelmesi

    Delikanlının Bayındır Han’ın boğasını yenerek Dede Korkut tarafından Boğaç adını alması ve bunun sonucunda Oğuz tarafından onanması.

    Boğaç Han’a hanlık ve taht verilmesi kırk namertin bunu kıskanması.

    Boğaç Han’ın kırk namerdin yalanları yüzünden babası tarafından öldürülmek istenmesi.

    Ok ile avlanan Boğaç Han’ın Dirse Han tarafından ölüme terk edilmesi.

    Annenin Boğaç Hanı arayıp yaralı halde bulması ve tedavi ettirmesi

    Boğaç Han’ın yaralarının iyileşmesi ve kırk namerdin bunu öğrenerek endişelenmesi.

    Dirse Han’ın kırk namert tarafından tutsak alınarak kaçırılması.

    Boğaç Han’ın kırk namertle savaşarak babasını kurtarması.

    Boğaç Han’ın babası Dirse Han’ı kırk namerdin elinden kurtarması sonrasında Bayındır Hanın ona beylik vermesi

    Dede Korkut’un Boğaç Han için destan söyleyip dua etmesi





    2. Sınıfta üç gruba ayrılınız. Grup sözcünüzü belirleyiniz. Grup olarak aşağıdaki konulardan birini seçerek Dirse Han Oğlu Boğaç Han Hikâyesi’ni inceleyeniz. Sonuçları grup sözcüleriniz aracılığıyla sınıfta arkadaşlarınıza aktarınız.



    a. Metindeki kişileri ve onların özelliklerini sıralayınız. Bu kişilerin olay örgüsündeki rollerini belirtiniz.

    a. Dirse Han Hatun: İyi niyetli

    Dirse Han: Saf biri ve sürekli insanların sözlerine kanan biri.

    Bayındır Han: Kuralcı biri, ama iyilik eden biri.

    Boğaç Han: Yiğit, mert ve ailesine bağlı biri.



    b. Metinde olayların geçtiği mekânı ve zamanı anlatan cümleleri tespit ediniz. Bunların nasıl anlatıldığını tabloya yazınız.



    Mekânın ve Zamanın Anlatıldığı Kelimeler

    Mekân ve Zamanın Anlatımı

    Mekân



    Mekan olarak kullanılan belirgin yerler değilse kullanılan yer vardır.

    Zaman



    Zaman bilinmeyen bir zamandır. Destanlarda olduğu akşam olduğu zaman, daha evvel gibi zaman bildiren kavramlar kullanılmıştır.



    c. Metindeki kişiler, zaman ve mekân arasındaki bağlantıyı olay örgüsünden hareketle açıklayınız.

    c. Mekan, kişiler ve zaman bir uyum içerisinde olay örgüsü etrafında şekillenmiştir ki bize anlamsız ve garip gelen bir yanı yoktur. Olay örgüsünü şekillendirmek için verilmiştir.



    3. a. Dede Korkut Hikâyelerinin ne zaman ve nasıl yazıya geçirildiğini arkadaşlarınıza aktarınız.

    a. 14. ve 15. yy.da yazıya geçirilmiştir. Bu konudaki yaygın kanaat hikayelerin 14.yy.’da yazıya geçirildiği şeklindedir. Hikayelerin kimin tarafından yazıya geçirildiği bilinmemektedir.



    b. Metnin temasını belirterek temanın Oğuzların hayatı ve Dede Korkut Hikâyelerinin yazıya geçirildiği dönemle ilgisini tespitlerinizden yola çıkarak açıklayınız.

    b. Dirse Han oğlu Boğaç Han’ın kahramanlıkları tema olarak kullanılmıştır. Yazıya geçirildiği dönemdeki özellikleri göremeyebiliriz. Çünkü 15. yy.da yaşam tarzı bu şekilde değil. Anadolu Osmanlı kurulmuş ve bir devlet sistemş şekil olmuştur.



    4. Okuduğunuz eserdeki tema sizce evrensel bir konu mudur? Düşüncelerinizi belirtiniz.

    4. Kahramanlık teması evrenseldir.



    5. a. Okuduğunuz metni, sınıfta bir grup oluşturarak canlandırınız.

    a.

    b. Metinde anlatılanların günlük hayatta yaşanabilir olaylar olup olmadığını tartışınız. Bu olayların olay örgüsü etrafında nasıl anlatıldığını açıklayınız.

    b. Gerçekleşmesi mümkün olmayan*insanların tahayyülünde olan şeyleri ifade eder. Metinde insana özgü gerçeklikler ifade edilse bunların abartılarak verildiği için gerçekliği çok yoktur.



    6. Metindeki olayları anlatan (anlatıcı), olayların içinde yer alan biri midir? Anlatıcının bakış açısıyla ilgili düşüncelerinizi açıklayınız.

    6. Anlatıcı dışarıdan biri olup İlahi bakış açısı kullanılmıştır.



    7.*“Dirse Han Oğlu Boğaç Han Hikâyesi”nin orijinal metninden alınan aşağıdaki bölümleri okuyup soruları cevaplayınız.

    Günümüz Türkçesiyle

    Berü gelgil başum bahtı ivüm tahtı*Beri gel başımın bahtı evimin tahtı

    İvden çıkup yorıyanda selvi boylum*Evden çıkıp yürüyünce servi boylum

    Topuğında sarmaşanda kara saçlum*Topuğunda sarmaşınca kara saçlım

    Kurılu yaya benzer çatma kaşlum*Kurulu yaya benzer çatma kaşlım

    Koşa badem sığmayan tar ağızlum*Çift badem sığmayan dar ağızlım

    Kavunum viregüm düvlegüm*Kavunum, yemişim, düvleğim

    Görür misin neler oldu.*Görüyor musun neler oldu.



    a. Okuduğunuz dizelerde nasıl bir tasvir yapıldığını ve bunun metne katkısını kısaca aşağıya yazınız.

    a. Tasvirler yapılmıştır ve yapılan tasvirler metni anlamada ve kişinin zihninde canlandırmaya yardımcı olmaktadır.



    b. Okuduğunuz manzum bölümde ilk iki dizedeki cümlelerin yapısını, günümüz Türkçe cümle yapısıyla (öğelerin dizilişi yönünden) karşılaştırınız. Sonucu aşağıya yazınız.

    b. Cümle yapısı olarak değişiklik yoktur sadece kelimelerin*ve eklerin zaman içerisinde doğal değişimden kaynaklanan farklılıklar vardır. Mesela berü sözcüğü şimdi beri olarak kullanılıyor ki bu değişim dilin kendi içerisinde çok doğal bir durumdur. Ama yapı itibariyle bir değişiklik yoktur.



    c. Aşağıdaki kelimelerde koyu yazılmış eklerin günümüz Türkçesinde hangi eklerin yerine kullanıldıklarını yazınız.

    c .

    çıkup : Çık-ıp

    yorıyanda: yürü-ünce



    ç. Aşağıda verilen kelimelerin karşılarına günümüzdeki kullanımlarını yazarak ses değişimlerini belirtiniz. Metindeki diğer örnekleri de siz belirleyiniz.

    ç.

    berü :beri >üi değişimi

    gelgil: gel*> gil düşmüş

    ivden : evden > i-e değişmesi

    kara : Aynen devam ediyor.

    badem : Aynen devam ediyor.

    tar : dar > t-d değişmesi

    görür misin: görür müsün > ü-i değişmesi



    d. Dizelerdeki ahenk unsurlarını (aliterasyon, asonans, kelime veya dize tekrarı, kafiye, ölçü) bularak aşağıya yazınız. Bunların metne nasıl bir katkı sağladığını belirtiniz.

    d.

    aliterasyon : l sesi

    asonans :a ve u sesi

    kelime veya dize tekrarı : kelime*yada dize olarak değil de –um,-im-üm ekleri çok fazla kullanılmıştır.

    Kafiye: Kafiye yok redif var.

    Ölçü: hece ölçüsü kullanılmıştır.

    Ahengi sağayan unsurlardır.



    e. Aşağıdaki cümlede sık tekrar edilen kelime ve sesleri bulunuz. Düz yazıda da manzum bölümlerdeki gibi ahenk oluşturulup oluşturulmadığını belirtiniz.

    Babam at segirdişüme baksun kıvansun, oh atışuma baksun güvensün, kılıç çalışuma baksun sevinsün

    Günümüz Türkçesiyle

    Babam at koşturuşuma baksın kıvansın, ok atışıma baksın güvensin, kılıç çalışıma baksın sevinsin diyordu.

    e. Bunlar ahenk oluşturmuştur.



    f.*“Dirse Han Oğlu Boğaç Han Hikâyesinden alınan orijinal metin üzerinde yaptığınız ses, kelime ve cümle incelemelerinden hareketle bu metnin dil özelliklerini defterinize yazınız.

    f. Sade bir dille yazılmış, bazı kelimelerde ses ve ek değişiklikleri olsa da rahat anlaşılabilmektedir. Özellikle anlatımında bir şiirsel göze çarpmaktadır. Bu şiirsellik akıcı olmasına vesile olmuştur.



    8. a. 100 Eser’den biri olan, Muharrem Erginin “Dede Korkut Kitabı’nın ön sözünden alınan aşağıdaki bölümü okuyunuz.

    a.

    b. Oğuzlarla İlgili bilgi birikiminiz ve okuduğunuz değerlendirme yazısından yararlanarak “Dirse Han Oğlu Boğaç Han Hikâyesinin nerede oluştuğunu ve hangi tarihî gerçekleri dile getirdiğini açıklayınız.

    b.*Doğu Anadolu ve Azerbaycan’da oluşmaktadır. Zaman olarak zamanla ilgisi yoksa yine de zamandan ayrı düşünülemez diyerek 11-15 arasında şekillendiğini izah etmektedir.



    c. Okuduğunuz bu değerlendirme yazısından hareket ederek “Dirse Han Oğlu Boğaç Han Hikâyesi”ni İslamiyet öncesi destanlarımızdan “Oğuz Kağan Destanı” ve günümüz yazarlarından birine ait daha önceden okuduğunuz hikâye ile karşılaştırarak sonuçları tabloya yazınız.

    c.



    Farklılıklar

    Benzerlikler

    Dirse Han Oğlu Boğaç Han Hikâyesi

    Kahramanlık teması Olağanüstülükler var

    İnsana ait gerçeklik az

    İslami etki var.



    Kurmaca Olay çevresinde gelişen edebi metinler

    Olay, yer, zaman, kişi etrafında şekillenmiştir.







    Oğuz Kağan Destanı

    Kahramanlık teması Olağanüstülükler var

    İnsana ait gerçeklik az

    Kavmi etki var.



    Günümüz Metni Sabahattin Ali – Kağnı



    Eşitsizlik teması Olağanüstülükler yok

    İnsana ait gerçeklik oldukça fazla

    Modern kültür ve fikirler etkili





    • Tablodaki bilgilere göre aşağıdaki yargıda boş bırakılan yere uygun kelimeyi yazınız.



    XIII ve XIV. yüzyıldaki olay çevresinde oluşan edebî metinlerin kaynağı, İslamiyet öncesi döneme ait KAVMİ ve İslami dönemde oluşan DİNİ özelliklerdir.



    9. “Dede Korkut Hikâyelerinin yazarının kim olduğunu belirtiniz.

    9. Yazarının kim olduğu bilinmez.
    mertcik123 bunu beğendi.
  6. Murat AKSOY

    Murat AKSOY Türkçe Sevdalısı Özel Üye

    Katılım:
    25 Ekim 2007
    Mesajlar:
    49.558
    Beğenileri:
    886
    Ödül Puanları:
    38
    10.Sınıf Türk Edebiyatı Fırat Yayıncılık
    3.Ünite: Danişmentname (Sayfa:107,108)

    3. metin

    DÂNİŞMENTNÂME

    TEKE TEK VURUŞMA

    1

    … Melik dahi üç halme darb urdu (üç hamle vurdu), gene alımadı (yenemedi), taaccüb kıldı (şaşırdı). Çün atla süvârlıkta (çünkü atlı askerlikte) zafer bulmadılar, âhir (sonunda) Melik piyade, yayan oldular, âlet-i silâhları (silahları) atlar üzerine berkittiler (yerleştirdiler). Şirt’in derhâl ilerü geldi (öne çıktı), sınadı (denedi), Melik’in kuşağını duttu, zor etti (zorladı), Melik’i kuşağından çekti amma alımadı (alamadı); çün üç hamle geçti (çünkü üç hamle yaptı), Melik’i bir zerre yerinden depredimedi (kıpırdatamadı). Çün nöbet Melik’e değdi (sonra sıra Melik’e geldi), elin uzattı, Şirt’in kuşağından berk duttu (sıkıca tuttu), bir kez nâra urup (bağırarak) Şirt’in yerinden götürü (yukarı kaldırdı), yere urdu (vurdu), hançer çıkardı, lâîne aman vermeyüp hemen (…) kesti.

    2

    … Akatis bir dev gibi iri idi. Bir darb Efrumiye’ye şöyle urdu kim (Efrumiye’ye öyle bir vurdu ki) Efrumiye kalkan beraber tuttu (kalkanını tuttu), elinde kalkan hurd oldu (parçalandı), Efrumiye başın uğurladı (başını korudu), darb at başına erdi (darp atın başına geldi), at başını hurd eyledi, at yıkıldı. Efrumiye sıç*radı, attan ayrıldı. Kâfirler gavgayı ayyûke çıkardı (Kâfirler bağırarak kavga ederken), müminler tekbîr getürdiler. Lâîn gerü kıldı kim bir gürz dahi bânûya (kadına) uraydı (Düşman geri çekildi ki kadına bir gürzle dahi vuramadılar.). Efrumiye derhâl kılıcın darttı (çekti), sıçradı, at yanına geldi, bir darb öyle urdu kim (öyle bir vurdu ki) atın iki ayağın (ayağını) kesüp yere bıraktı. Atla lâîn yıkıldı. Aklatis yerinden durun*ca (kalkınca) Efrumiye bir kılıç urdu (…) kimdi şunda (o anda) gitti. Kâfirlerin şâdlığı mateme tebdîl oldu (Kâfirlerin sevinci mateme dönüştü), gaziler tekbîr getürdiler.



    SAVAŞ

    1

    … İki çeri karıldılar, katıldılar, cenge cenge turdular (savaşa başladılar). Şöyle atlar kişnemesinden, erler (askerler) narasından âlem gulgule bile (rültü ile) toldu (doldu); bir nücûmî saat (bir saatlik süre) at arkasında cenk oldu; (…) buharı, at ayağının tozu hava yüzünü kapladı, birbirin âdem seçemez oldu (insanlar birbirini göremez oldu).

    2

    … İki tağ (dağ) gibi çeri (asker) birbirine karıştılar. Bir uruş koptu (çatışma başladı) ve bir ceng-i âşûp (kargaşa savaş) oldu kim âlem (ortalık) veleveleye (gürültüye) vardı, sanasın kıyamet gün idi (sanki kıya*met günüydü); oğul atasın (atasını) ve ata kartaşın (kardeşini) bilmez oldu; her kişiye canı kayusu (kay*gısı) oldu; şöyle kim ol cenk (savaş) dil ile vasf olmazdı (anlatılmazdı); şöyle kim (şöyle ki) gaziler ve ol Müslümanlar din yoluna ve Muhammed gayretine can feda kılmışlardı; şöyle kim at kişnemesinden, gürz depeldüsünden (vuruşundan), ok fışıldusundan ve yay tenkildüsünden (gıcırtısından), pehlevanlar narasından, at ayağı tapıldusundan (nal sesinden), âleme bir sadâ düştü kim (âlemi bir gürültü kapladı ki) tağlar ve dereler yankulandı. Şunun gibi cenk oldu kim Melik Gazi ve Artuhı ve gaziler şimşek gibi balkılardı (parıldarlardı), ejderha gibi ya bir arslan gibi vuruşurlardı…

    Örnekli Türk Edebiyatı Tarihi

    hzl.: Cevdet KUDRET



    1. Okuduğunuz metnin olay örgüsünü tahtaya çizeceğiniz bir şema üzerinde gösteriniz.

    1. Birinci bölüme Melik ile Şirt arasında teke tek vuruşma olur ve Melik, Şirt’i öldürür.

    İkinci bölümde Efrumiye ile Akatis arasında teke tek vuruşma olur ve Efrumiye kafir Akatis’i yener.

    Savaş bölümünün birinci kısmında iki asker meydana çıkıp savaşırlar, iki saat geçer birbirlerini yenemezler v ortalık toz bulutuna dönüşür.

    İkinci kısmında da yine iki asker arasındaki kavgayı ele alır.



    2.*“Dânişmentnâme” adlı metnin yapısını oluşturan öğeleri (kişiler, zaman, mekân) belirleyiniz. Tes*pitlerinizi aşağıya yazınız.

    Kişiler: Melik, Efrumiye (iyi ve kahraman karakterler), Akatis ve Şirt (kötü ve kafir karakterler)

    Zaman : Belirgin bir zaman yoktur. Zaten destanlarda belirgin bir zaman olmaz.

    Mekân : Savaş meydanı olsa da belirgin değildir.



    3.*Metindeki kişilerin adlarını ve özelliklerini sıralayınız. Bu kişilerin, olay örgüsündeki işlevlerini belirleyiniz.

    3. Melik, Efrumiye (iyi ve kahraman karakterler),

    Akatis ve Şirt (kötü ve kafir karakterler)

    Olay örgüsündeki işlevi ise olaylar kahraman karakterler ve bunlara karşı çıkan kötü karakterler karşısında geçeceği için mutlaka bu isimlerin özellikleriyle verilmesi gerekir.



    4.*Metindeki olayların geçtiği mekânın işlevini belirtiniz. Bu mekânın nasıl anlatıldığını metinden örneklerle açıklayınız.

    4. Direkt tasvir*halinde mekan verilmemiş ise olayların geçtiği yerin savaş meydanı olduğunu anlayabilmekteyiz.



    5.*Metinde olayların geçtiği zaman dilimini belirten kelimelere örnek veriniz. Olayların geçtiği zaman dilimini belirtiniz.

    5. Yine zaman kavramı verilmemiştir.



    6. Olayların geçtiği mekân, zaman ve metindeki kişiler arasındaki uyumu açıklayınız.

    6. Olay örgüsü, yer, zaman ve kişiler olay çevresinde gelişen edebi metinlerde uyum içinde verilmesi gerekir. Çünkü biri farklı ve anlamsız olduğu zaman olay örgüsü anlamsızlaşır. Danişmentname metninde insana garip ve yabancı gelen unsur yoktur ve uyum halinde verilmiştir.



    7. a. Metnin temasını söyleyiniz.

    a. Kahramanlık



    b.*Bilgi birikiminizden de yararlanarak “Dânişmentnâme”nin teması ile eserin anlatıldığı dönem arasındaki ilişkiyi açıklayınız.

    b. Dönemine göre insanlar din adına kafirle savaşıp yaptıkları dönem olduğu ve dini yaymak amacıyla mücadele edildiği biliyoruz ki bu metinle dönemi arasında ilişki vardır.



    c.*Metnin teması evrensel midir? Düşüncelerinizi belirtiniz.

    c. Tema kahramanlık ve evrenseldir. Her dönemde bunu işleyen eserler görülebilmektedir.



    8. Olay örgüsünde anlatılanlar, hayatta karşılaşılabilecek durumlar mıdır? Metinde anlatılanların olay örgüsü çevresinde nasıl aktarıldığını söyleyiniz.

    8. Gerçekleşmesi mümkün olmayan*insanların tahayyülünde olan şeyleri ifade eder. Metinde insana özgü gerçeklikler ifade edilse bunların abartılarak verildiği için gerçekliği çok yoktur.



    9.*Metnin anlatıcısını ve anlatıcının bakış açısını söyleyiniz.

    9. İlahi bakış açısı ile anlatılmıştır.



    10. a. Metinden alınan aşağıdaki kelimelerin günümüzdeki karşılıklarını inceleyiniz. Ses değişimleri*ni belirtiniz.

    ilerü*————>*ileri i – ü değişimi

    amma*————>*ama*m sesini düşmesi

    depredimedi*————>*depretemedi*t-d değişmesi

    urdu*———-–>*vurdu sözcük başı v sesi türemesi



    b.*Okuduğunuz metinde, anlamını bilmediğiniz kelime sayısının çoğunlukta olup olmadığını belirtiniz.

    b. Bilmediğimiz kelimeler çoğunluktadır.



    c.*“… yere urdu, hançer çıkardı. /… at başını hurd eyledi, at yıkıldı.” cümlelerini yapı bakımından inceleyiniz.

    c. Yapısı itibariyle sıralı cümledir.



    Yaptığınız incelemeden yararlanarak metnin dil özelliklerini defterinize sıralayınız.

    Olay örgüsü*akıcı bir şekilde anlatılsa metin içinde anlaşılmayan kelimeler fazla olup dilinin bize göre ağır olduğunu söyleyebiliriz.



    11.*Metinden tasvir cümlelerine iki örnek yazınız.

    11. Akatis bir dev gibi iri idi.

    Kâfirler gavgayı ayyûke çıkardı (Kâfirler bağırarak kavga ederken), müminler tekbîr getürdiler

    Kâfirlerin şâdlığı mateme tebdîl oldu (Kâfirlerin sevinci mateme dönüştü), gaziler tekbîr getürdiler.



    Bu tasvirlerin nasıl yapıldığını ve metindeki işlevini belirtiniz.

    Bu tasvirler metnin daha iyi anlaşılması için yapılmıştır.



    12.*“Dânişmentnâme”nin, ortaya çıktığı dönemdeki hangi gerçekleri dile getirdiğini bilgi birikiminiz*den yararlanarak açıklayınız.

    12. Danişmentname metninde döneminde Müslümanların kahramanlıkları ve insanların İslamı yaymak için mücadeleleri vardır ki bu o dönemin gerçekliğine uygun düşmektedir.



    13.*“Dânişmentnâme”yi İslamiyet öncesi metinler ve günümüz hikayesiyle tema ve kişiler yönünden karşılaştırınız. Benzer ve farklı yönleri sıralayınız.



    Farklılıklar

    Benzerlikler

    Dânişmentnâme

    Kahramanlık teması Olağanüstülükler var

    İnsana ait gerçeklik az

    İslami etki var.



    Kurmaca Olay çevresinde gelişen edebi metinler

    Olay, yer, zaman, kişi etrafında şekillenmiştir.



    İslamiyet Öncesi Metinler

    Kahramanlık teması Olağanüstülükler var

    İnsana ait gerçeklik az

    Kavmi etki var.







    14. a. Metnin yazarının fikrî ve edebî yönü hakkındaki düşüncelerinizi aşağıya yazınız.

    a.

    1.Anadolu’nun fethini ve bu fethi gerçekleştiren kahramanların anlatıldığı bir destandır.

    2. 12 yy’da sözlü olarak şekillenmiş 13 yy’da yazıya geçirilmiştir.

    3. Anadolu coğrafyası destanda gerçek isimleriyle yer alır.

    4. Destanda adı geçen kahramanlar gerçek Türk beyleridir.

    5. Bu destan uzun bir süre bir tarih kitabı olarak nitelendirilmiştir.

    6. Eser ilk defa Anadolu Selçuklu Sultanı İkinci İzzeddin Keykavus’un emriyle İbn-i Ala tarafından derlendi.

    7. Eser ikinci olarak Osmanlı Hükümdarı Sultan İkinci Murad’ın emriyle Tokat Dizdarı Arif Ali tarafından Türkçe olarak aralarında manzum parçaların da bulunduğu bir nesir diliyle 17 bölüm halinde yazdı.

    8.Battalname’nin bir devamı olarak kabul edilir.

    9. Halk şairleri tarafından da “Mefailün mefailün faulün” vezniyle manzum olarak yazılmıştır.

    10. Tarihçiler için kaynak eserlerden sayılmıştır.



    b. Eserle yazar arasındaki ilişkiyi tespit ediniz.

    b. Eser anonim bir eser olmakla birlikte yazıldığı dönemdeki halkın ortak duygu ve düşüncesini yansıtmaktadır.
  7. Murat AKSOY

    Murat AKSOY Türkçe Sevdalısı Özel Üye

    Katılım:
    25 Ekim 2007
    Mesajlar:
    49.558
    Beğenileri:
    886
    Ödül Puanları:
    38
    10.Sınıf Türk Edebiyatı Fırat Yayıncılık
    3.Ünite: İskendername (Sayfa:108,109,110,111,112,113,114)


    4. metin

    İSKENDERNÂME



    1.*“İskendernâme”den alınan, kitabınızda okuduğunuz bölümün olay örgüsünü, aşağıdaki şema üzerindeki boş bırakılan yerlere kısaca yazınız.

    1. İskender ve ordusu karanlık içinde yol devam ederler ve karanlık olduğu için birbirlerini bulamazlar ve kaybolurlar. İskender geri dönmek istemez ama ordusunun durumunu görünce mecburen geri dönmek zorunda kalır. Geri dönünce Hızır’ı göremez. Kendi ordusu karanlık kurtulur ve İskender Hızır’ı merak eder. Fakat Hızır da ab-ı hayat suyunun yanındadır. İskender de bir çöle gelir ve burda herkesin yattığı sırada bir ağaç İskender’e seslenir. Çok mal yığdın, servetin çok oldu. Neden halen yürüyorsun der. Bunun için buruk bir şekilde yoluna devam eder. Daha sonra vardığı yerde bir burun kanaması geçirir ve hastalanır. Doktorlara haber yollanırsa İskender, kendisine ecelin geldiğini anlar ve hiçbir şeyin fayda etmeyeceğini düşünür. Sonunda da eceline yenilir.



    2.*Metnin yapısını oluşturan öğeleri aşağıya yazınız.*

    Kişiler: İskender, Hızır,

    Mekân: Belirli bir mekan olmamakla birlikte karanlık, gün doğusu ve batısı için kullanılan yerler var.

    Zaman : Belirli bir zaman yok.



    3. Sınıfta dört gruba ayrılınız. Grup sözcünüzü belirleyerek aşağıdaki konulardan birini seçiniz. İnceleme sonuçlarınızı grup sözcüleriniz aracılığıyla aktarınız.

    a.*Metindeki kişileri, olay örgüsündeki önem sırasına göre tahtaya yazınız. Daha sonra bu kişilerin kişilik özelliklerini ve olay örgüsündeki işlevlerini yazınız.

    a. İskender en önemli karakter Hızı ise daha sonraki önem sahiptir. Olay örgüsü mutlaka anlatmaya bağlı mutlaka bir karakter etrafında şekillenmesi gerekmektedir.



    b. Metindeki mekânın, olayların oluşumundaki işlevini ve nasıl anlatıldığını belirtiniz.

    b. Mekan, olayların anlatılmasında olayın belli bir mekanda geçmesi gerektiği düşünüldüğü için verilmiştir. Fakat belirli bir mekan isimleri verilmemiştir.



    c.*Metindeki olaylar, belli bir zaman dilimi içinde mi anlatılıyor? Zamanın nasıl anlatıldığını söyleyiniz.

    c. Zaman belirgin değil. Olaylar ise belirsiz bir zaman diliminde geçmektedir. Mesela İskender, karanlıktan ne kadar zamanda çıktığı belirtilmemiştir.



    ç. Metindeki kişilerle, zaman ve mekânın ilişkisini açıklayınız.

    ç. Mekan, kişiler ve zaman bir uyum içerisinde olay örgüsü etrafında şekillenmiştir ki bize anlamsız ve garip gelen bir yanı yoktur. Olay örgüsünü şekillendirmek için verilmiştir.



    4.*Metnin temasını söyleyiniz. Temanın, XIV. yüzyılda Türk edebiyatının etkilendiği İslami edebiyatın etkisini de düşünerek dönemle ilişkisini belirtiniz.

    4. İskender’in hayatıdır teması. 14 yüzyılda İslamiyet etkisi ile şekillendiği doğrudur çünkü İskender, dini bir karakterdir ve Kuran’da Zulkarneyn diye geçen kişidir.



    5. a. Daha önceden hakkında bilgi edindiğiniz İskendernâme’nin konusunu özetleyerek anlatınız.

    a. Makedonyalı İskender’in doğu ve batıya yapmış olduğu seferleri ele alarak alegorik olarak hayatını anlatır.



    b. “İskendernâme”nin temasının evrensel olup olmadığını açıklayınız.

    b. Tema evrenseldir. Tarihteki bu karakteri herkes her devir ele alabilir.



    6. Sınıfta arkadaşlarınızla grup oluşturarak İskendernâme’nin bir bölümünü canlandırınız. Daha sonra metinde anlatılan olayların yaşanabilir gerçekler olup olmadığını ve bunların olay örgüsünde nasıl anlatıldığını tartışınız. Sonuçları sıralayınız.

    6. Cevabı size kalmış…

    7.*Metindeki olayları, olay örgüsü içindeki kişilerden biri mi, yoksa dışarıdan gözlem yapan, her şeyi bilen biri mi anlatıyor? Anlatıcının bakış açısıyla ilgili çıkarımlarınızı açıklayınız.

    7. İlahi anlatıcı kullanılmış olup anlatıcı her şeyi bilen biridir.



    8. a. Mesnevinin orijinalinden alınan aşağıdaki beyitleri okuyunuz.*

    Gitdiler zulmet içinde bir zaman*Karanlık içinde bir zaman yürüdüler,

    Bir gice bir ebr kopdı nâ-gehân*Bir gece ansızın bir bulut çıktı.

    Leşker ü şeh işlerini yazdılar*Asker ve şah ne yapacaklarını şaşırdılar,

    Yürür-iken birbirinden azdılar*Yürürken şaşkınlıktan birbirinden ayrılarak dağıldılar.

    Çünki görmezlerdi birbirin ayan*Birbirlerini karanlıkta göremedikleri için

    Azdılar biri birinden bî-gümân*Şüphesiz birbirinden ayrılarak dağıldılar.

    Beyitlerde geçen aşağıdaki kelimelerin günümüzdeki karşılıklarını inceleyiniz.

    Farklılıkları belirtiniz.

    gitdiler —–> gittiler t- d değişmesi

    kopdı —-> koptu t- d değişmesi

    gice>gece*i-e değişmesi



    b. Metnin orijinalinden günümüzde de aynen kullanılan kelimeleri tespit ediniz.

    b. zulmet, içinde, zaman, bir, işlerini , yazdılar, azdılar gibi kelimeler günümüzde de kullanılmaktadır.



    c.*“zulmet, nâ-gehân, ayan, bî-gümân, leşker, şeh” kelimelerinin anlamını bilip bilmediğinizi belirtiniz. Metinde anlamını bilmediğiniz kelimelerin çoğunlukta olup olmadığını söyleyiniz.

    c. Bu kelimelerin bazılarını anlamlarını bilsek de çoğunluk olarak anlamını bilmediğimiz kelimeler çoktur.



    ç. Metinle ilgili incelemenizden ve mesnevinin tamamının anlatımından hareketle eserin dili hakkındaki düşüncelerinizi aşağıya yazınız.

    ç. Arapça ve Farsça kelimelerin fazla olduğu düşünülürse bize göre daha ağır bir dili vardır diyebiliriz. Anlaşılması zor metindir.



    9. “İskender’in Ordusu ile Karanlığa Varışı” adlı bölümde tasvir yapılan beyitleri bulup tekrar okuyunuz. Belirtilen bölümde tasvirin nasıl yapıldığını açıklayınız. Beyitleri okurken bu tavsirin sizi nasıl etkilediğini belirtiniz.

    9. Tasvirler kısa cümlelerle dile getirilmiş olup sadece olayların daha iyi anlaşılması için verilmiştir.



    10. a. İskender ve Zülkarneyn hakkında edindiğiniz bilgileri arkadaşlarınızla paylaşınız.

    a. Her ikisi de aynı kişi olduğu rivayet edilmektedir. Zülkarneyn, Kuran’da ismi geçen ve Yecüc ve Mecüc kabilesine sed çeken kişi olarak geçmektedir ki tarih bize bunun Makedonyalı İskender olduğunu rivayet etmektedir.



    b. Nihad Sami Banarlı’nın, “İskendernâme”yle ilgili değerlendirme yazısından alınan aşağıdaki bölümü okuyunuz.

    “İskendernâme isminden de anlaşılacağı gibi büyük İskender’in hayatına, idealine, aşklarına ve fetihlerine dair, tarihlerden, rivayetlerden, destanlardan derlenmiş bilgilerle meydana getirilmiş, büyük bir manzum hikâyedir. İskendernâme mevzuu, Türk edebiyatından önce İran edebiyatında işlenmiş ve İskender’in hayatı, İran romanının klasik mevzuları arasında yer almıştır. İskendernâme, Firdevsî’ye de mevzu olmakla beraber, büyük müstakil bir eser olarak İran edebiyatında bilhassa Genceli Nizamî tarafından yazılmıştır.

    Ahmedî, İskendernâme’nin mevzuunu İran edebiyatından almış fakat onu kendi bilgisi, kendi sanatı ve kendi buluşlarıyla süsleyip genişleterek klasik terbiye ve klasik anane içinde, orijinal bir eser hâline koymuştur. Bu bakımdan Ahmedî’nin eseri İran örneklerine nispetle daha ciddi, tarihî hakikatlere daha yakın bir kitaptır.

    O kadar ki İskendernâme, ihtiva ettiği bilgilerin çeşitliliği ve zenginliği dolayısıyla âdeta o devir ilminin bir ansiklopedisi mahiyetini almıştır.

    8200′den fazla beyitle söylenen İskendernâme, lisan bakımından da sade ve sevimli bir XIV. asır Türkçesiyle yazılmıştır. Onun içindir ki İskendernâme bugün, sanat değerinden veya verdiği tarih bilgilerinden ziyade dil ve umumi kültür bakımından ehemmiyetli bir eserdir.

    Ahmedî, bütün bu bilgileri kendi zamanında Şark ilminin bilebildiği en zengin ve yine o zaman için en doğru sayılan bir şekilde yazmıştır. Ancak eserini bir vakalar ve maceralar şeridi hâlinde bırakmamış, ona fikrî, ahlaki ve terbiyevi bir hüviyet de vermiştir.

    Mesela Ahmedî’ye göre âb-ı hayat, ilimdir ancak onu bulanlar ölmez. Aristo, akıl’dır. İskender, ruh’tur. Dârâ, ihtiras’tır ve ruh ancak ihtirası yendiği zaman dünyaya hâkim olur.”



    c. Okuduğunuz yazıdan ve eserle ilgili edindiğiniz bilgilerden yola çıkarak “İskendernâme”yi kendinden önceki metinlerle ve daha önce okuduğunuz günümüz yazarlarından birine ait hikâye ile karşılaştırınız. Farklılıkları sıralayınız.

    c.



    Farklılıklar

    Benzerlikler

    İskendername

    Temaları farklı Olağanüstülükler var

    İnsana ait gerçeklik az

    İslami etki var.



    Kurmaca Olay çevresinde gelişen edebi metinler

    Olay, yer, zaman, kişi etrafında şekillenmiştir.



    Memduh Şevket Esendal Dülger Balığının Ölümü

    Temaları farklı Olağanüstülükler yok

    İnsana ait gerçeklikle dile getirilmiş

    Modern etkiyle yazılmış





    ç. “İskendernâme”nin XIV. yüzyılın gerçekliğiyle ilişkisini açıklayınız.

    Ç. Dini yani İslami etki olduğunu düşünecek olursak döneminin gerçekliğine uygun düşmektedir. Çünkü İskender dini karakterdir.



    11.Kitabınızdaki eserlerden hareketle XIII – XIV. yüzyıllarda Anadolu’da, olay çevresinde oluşan edebî metinlerin oluşmasını sağlayan zihniyet (ait oldukları dönem; dönemin siyasi, dinî, kültürel, toplumsal yönden özellikleri) hakkında bilgi veriniz.

    11. 13. ve 14. yüzyıl Anadolu’da yeni bir medeniyetin inşası vardır. Osmanlı yeni kurulmaya başlamıştır ve Osmanlı din etrafında şekillenmiştir. Osmanlı kurulurken de din eksenli bir devlet olarak yani hutbe okutarak kurulmuştur. Din olarak insanlar yeni yeni bu hayatı kabullenmeye başlamış ve Anadolu’nun müslümanlaşmasının devam ettiği bir dönemdir.



    12. a. Ahmedî hakkında edindiğiniz bilgileri arkadaşlarınıza aktarınız.

    a. Bursa ve Edime sarayları çevresinde rahat bir yaşam sürmüştür. Aşk, eğlence, tarih ve tabiat temalı şiirler yazmıştır. Tasavvufu çok iyi bilmesine rağmen, şiirlerinde tasavvufa az yer vermiştir. Türkçeyi iyi kullanan, şiir tekniğine hâkim kudretli bir şairdir. Gazel ve kasidelerinde İran şiirinin özelliklerini gösterdiği gibi, Türk ruhunun inceliklerini ve Türkçenin gücünü de aksettirmiştir. İran şiirinin konu ve biçim özelliklerini şiirimize kazandırmaya çalışmıştır. “İskendername” ve “Cemşid ü Hurşid” adlı mesnevileri önemli yapıtlarıdır.



    Ahmedî Eserleri:

    Divan
    İskendername: Büyük İskender’in yaşamının ve savaşlarının anlatıldığı mesnevidir. Yapıtta ayrıca; astronomi, fen, matematik ve toplumbilim ile ilgili bilgiler yer almaktadır.

    Cemşid ü Hurşid: Çin hükümdarı Cemşid’in Rum kayserinin kızı Hurşid’e aşkını anlatan yapıt, Farsçadan çevrilerek mesnevi biçiminde yazılmıştır.
    Tervihü’l Ervah: Manzum bir tıp kitabı.
    Mirkatü’l Edeb: Arapça-Farsça manzum sözlük





    b. “İskendernâme”de olayların ardından ahlaki ve fikrî düşünceler yansıtılmaktadır. Eserin genelini de düşünerek şairin fikrî ve edebî yönü hakkındaki düşüncelerinizi aşağıya yazınız.

    b.



    13. Şairin hayatını, eğitim düzeyini göz önünde bulundurarak yazar ve eser arasındaki ilişkiyi aşağıya yazınız.

    13. Eser ile yazarı arasında sıkı bir ilişki vardır. Yazdığı diğer eserlerden de bu durum rahatça görülmektedir.



    YORUMLAMA – GÜNCELLEME

    1. XII. yüzyılda, Malatya bölgesinde Danişmendliler çevresinde oluştuğu kabul edilen “Battal Gazi Hikâyesi”nde kahramana “Seyyid” unvanının verilmesinin o dönem için önemini açıklayınız.

    1. Seyyid, verilmesi dini bir niteliği taşıdığı için önemlidir.



    2.*Dirse Han’ın, çocukları olmadığı için eşine söylediği sözlerine karşılık, hatunun öğütlerini hemen yerine getirmesini, Oğuzlardaki kadına bakış açısı yönünden değerlendiriniz.

    2. Kadına verilen önemi göstermektedir.



    3.*Dirse Han’ın oğlu on beş yaşındayken bir boğayı yendiği için Dede Korkut tarafından ona “Boğaç Han” adı verilir. Dede Korkut, Boğaç Han’a adını koyduktan sonra babası Dirse Han’a ona beylik vermesini söyler. Bu âdet, günümüzde aile içinde nasıl devam ettiriliyor? Açıklayınız.

    3. Türkler isim çocuk büyüyüp bir kahramanlık yaptıktan sonra verilirmiş. Bu da onlardaki kahramanlık duygusunu hızlandırmaktadır, hareketlendirmektedir, bir şeyler yapma ihtiyacı duyar. Günümüzde bu gelenek yoktur.



    4.

    Çeşme-i Hayvânun içinde ecel*Kişiyi bulur nedür bunca emel*



    Zehr olur irdükd’ecel Âb-ı Hayât*

    Vây ana k’ardıncadur anun memat*



    Bu kadar arzu nedendir, ecel insanı ölmezlik suyunun içinde de bulur. Ölümden yakasını kurtaramayan insanın vay hâline ki ecel onu yakaladığında ölmezlik suyu bile ona zehir olur.





    Yukarıdaki beyitlerde Zülkarneyn, ölmezlik suyunu arayan İskender’e neden bu öğütleri vermektedir? İskender’in bu suyu bulma amacı nedir? Siz bu sudan içmek ister miydiniz? Nedenlerini açıklayınız.



    5.*Ölmezlik suyunu içen Hızır, efsaneye göre sıkıntıya düşen insanlara yardıma koşmaya başlamıştır. Günümüzde, zor durumda kalan birinin işine son anda çare olan kişiler için “Hızır gibi yetişti.” ya da “Hızır yetişti.” denilmesinin bu efsaneyle ilgisini açıklayınız.

    5. Bu efsane il ilgisi vardır. Ölümsüz oluğuna inanılır ve insanlara yardım eder.



    6.*“Dânişmentnâme ile Battalnâme” arasındaki tarihî bağlantıyı açıklayınız.

    6. Birbirinin devamı niteliğinde olan destanlardandır. Tarihsel olarak da bağlantı vardır.



    DEĞERLENDİRME

    1. Aşağıdaki noktalı yerlere uygun sözcükleri yazarak cümleleri tamamlayınız.

    XIII ve XIV. yüzyılda anlatmaya bağlı metinler DESTAN ve hikâyeler olmak üzere iki grupta incelenir.

    XIII ve XIV. yüzyılda halk arasında anlatılan kahramanlık hikâyeleri, fetih ve KAHRAMANLIK temalarını işlemesi sayesinde daha çok ilgi görmüştür.

    DANİŞMENTNAME, Seyyid Battal Gazi Hikâyesi’nin ikinci halkası olmuştur.



    2. Aşağıdaki cümlelerin başına yargı doğru ise “D”, yanlış ise “Y” yazınız.

    (*D )*XIII ve XIV yüzyılda destani hikâyeler Anadolu’da oluşmuştur.

    ( D )*Battalnâme’de İslamiyet öncesi destanların etkisi görülmemektedir.

    ( D*)*XIII ve XIV yüzyılda destani hikâyeler, yaşanmış bazı tarihî gerçekleri dile getirmektedir.



    3. Aşağıda verilen bilgilerden doğru olanları işaretleyiniz.

    XXX

    “İskendernâme” tarihî gerçekliklerden yararlanılarak yazılmış bir eserdir.

    XXX

    Halk hikâyeleri ve Dede Korkut Hikâyeleri’nin söyleyenleri belli değildir.



    “Battalnâme”, Battal’ın ağzından anlatılan bir halk hikâyesidir.

    XXX

    XIII ve XIV yüzyıldaki eserlerin kaynağı, destanlar ve İslami dönemde oluşan hikâyelerdir.

    XXX

    XIII ve XIV yüzyıl eserlerinde İslami dönemin etkisiyle Arapça ve Farsça kelimeler kullanılmaya başlanmıştır.

    XXX

    ”Dede Korkut Hikâyeleri”, Türk edebiyatında, destandan öyküye geçiş aşamasının en özgün ürünlerindendir. Ancak destan özellikleri daha belirgindir.

    XXX

    Ahmedî, XIV yüzyıl divan şiirinin en ünlü şairlerindendir.

    XXX

    ”İskendernâme ve Cemşid ü Hurşit” Ahmedî’nin mesnevi tarzında yazdığı eserleridir.



    4.*Dede Korkut Hikayeleriyle ilgili aşağıdaki bilgilerden hangisi yanlıştır?

    A. Dede Korkut Hikâyelerinde hikayecinin ağzından söylenen yerler düz yazıyla belirtilmiştir.

    B. Olaylar sırasında kişilerin karşılıklı konuşmaları da düz yazıyla verilmiştir.

    C. Dede Korkut, kahramanlara ad koyan, Oğuzların ona akıl danıştıkları bilge kişidir.

    D. Dede Korkut Hikâyelerinde, Müslüman Oğuzların iç ve dış güçlerle savaşları anlatılmaktadır.

    E. Dede Korkut Hikâyelerinde olağanüstü özelliklere rastlanılmamaktadır.

    CEVAP: E
    yıldız1456, hamihami12 ve mertcik123 bunu beğendi.
  8. Murat AKSOY

    Murat AKSOY Türkçe Sevdalısı Özel Üye

    Katılım:
    25 Ekim 2007
    Mesajlar:
    49.558
    Beğenileri:
    886
    Ödül Puanları:
    38
    10.Sınıf Türk Edebiyatı Fırat Yayıncılık
    3.Ünite: Öğretici Metinler (Sayfa:115,116,117,118,119)


    c. Öğretici Metinler (Tasavvufi Metinler, Nasrettin Hoca Fıkraları)

    HAZIRLIK

    1. Yazılı metinlerin her zaman öğretici nitelik taşıması gerekir mi? Tartışınız. Ulaştığınız sonucu defterinize yazınız.

    1. Hayır, yazılı metinler her zaman öğretici nitelikte olmayabilir. Estetik zevk veren duygusal metinler de*yazılı olarak yazılabilir.

    2. Çevrenizde, olaylar karşısında zekice fikirler ortaya atan, sorulara düşündürücü cevaplar veren insanlar var mıdır? Bu insanların gözlemlediğiniz diğer özelliklerini sıralayınız.

    2.



    1. metin

    TASAVVUFİ METİNLER MAKÂLÂT

    BÂB-I EVVEL

    Hakk Sûbhanehû ve Taâlâ Hazretleri, Hz. Adem’i dört türlü nesneden yarattı ve dört türlü bölüğe ayırdı. Bu dört türlü bölüğün de dört türlü taatları, dört türlü arzuları ve dört türlü hâlleri vardır.

    Pes imdi bu dört türlü nesne nedir ve bunlardan ne yaratıldı?

    Bu dört türlü nesnenin birincisi Toprak, ikincisi Su, üçüncüsü Ateş ve dördüncüsü de Yel (Hava) dir.

    Ve dahi Cenabıhakk’ın yarattığı dört bölük insana gelince:

    Birinci bölük âbidlerdir: Bunlar Şeriat Kavmidir ve aslı (hava)dır. Hava ise insanlar için, hem şifa hem de kuvvettir. Zira bunlar (âbidler) gece-gündüz Hakk’ın taatından ayrılmazlar. Nasıl yel esmeyince dane-ler (ekinler) samanından ayrılmazsa ve yine yel esmeyince bütün âlemin kokudan helak olacağı malum*dur.

    Öyle ki dünyada ne ki var ise helal, haram, temiz ve pis hepsi şeriat ile malum olur. Çünkü şeriat kapısı ulu kapıdır. Çünkü Cenabıhak, her çeşit nesnenin varlığını Kur’an içinde yâd (haber) etti.

    “Gaybın anahtarları Allah’ın yanındadır, onları ondan başkası bilmez. O, karada ve denizde ne varsa bilir; onun ilmi dışında bir yaprak bile düşmez. O, yerin karanlıkları içindeki tek bir taneyi dahi bilir. Yaş ve kuru ne varsa hepsi apaçık bir kitaptadır (En’am suresi, 59. ayet).

    Öyle ise aziz kardeşim! Hakk Taâlâ’nın emirlerine sıkı sıkıya bağlı kalmak; yapın dediklerini yapmak, yapmayın dediklerinden de sakınmak, uzak kalmak gerekmektedir. Bunun için de insan olanlar, kendi*lerini tez Ulu bileler ve Hakk Taâlâ Hazretlerinin yasakladıklarından sakınanlar. İnşallahu Taâlâ, bu gibi insanların amel ve hâllerinin nasıl olduğunun Marifet vasıtasıyla mahşerde (canı diri kıldığı yerde) hatır*larız.

    Amma âbidlerin taatları: Namaz kılmak, oruç tutmak, zekât vermek, hacca gitmek, vatanı tehlikede olunca harbe iştirak etmek, gusl abdesti alıp temizlenmek ve nefsî arzularından uzak durup dünyayı terk edip ahireti sevmektir.

    Bunlar Avam-Halk taifesidir ve işi gücü birbirlerini incitmektir. Öyle ki bunlarda; kibir, haset, buğuz, cimrilik ve düşmanlık her zaman görülür ve bu taifenin marifeti bu yolda gözükmektedir.

    Ama ikinci bölük Zahidlerdir. Bunların aslı afeştendir ve bunlar tarikat kavmidir. Bu sebeple bunlar, ateş gibi gece gündüz yanmaları ve kendilerini yakmaları gerekir. Öyle ki her kim bu dünyada kendisini yakarsa yarın ahirette türlü azaplardan kurtulacaktır. Şunu iyi biliniz ki bir kez yanan başka vakit yanmaz (ki bu husus için Kur’an-ı Kerim’deki şu ayetlere telmih de bulunmaktadır:).

    “(Kur’an’a nazire yazmayı) Eğer bunu yapamazsanız -ki elbette yapamayacaksınız- yakıtı, insan ve taş olan cehennem ateşinden sakının. Çünkü o ateş, kâfirler için hazırlanmıştır (Bakara suresi, 24. ayet).

    - Ey iman edenler: Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun. Onun başında acımasız, güçlü, Allah’ın kendilerine buyurduğuna karşı gelmeyen ve emredildik/erini yapan melekler vardır (Tahrim suresi, 6. ayet).

    Hacı Bektaş-ı Velî

    Makâlât

    hzl.: Abdurrahman GÜZEL



    1.*Metinde anlatılanları özetleyerek metnin ana düşüncesini belirtiniz.

    1. Metinler Allah’ın Adem’i yarattığı dört nesnenin ne olduğu ve bu dört nesnenin ikisinin özelliklerinden bahsediyor.



    2. a. Okuduğunuz metnin özgün diliyle verilen aşağıdaki bölümü okuyunuz. Metni bu haliyle okuduğunuzda dilini anlayıp anlamadığınızı belirtiniz.

    “Pes imdi her – ne kim bu dünyede vardur; halâl ve haram ve mısmıl ve murdar kamusı Şarî’at birle malûm olur; zire kim Şarî’at kapusı ulu kapudur. Nitekim Çalap – celle celâluh cümle dürlü nesnenün varlığını Kur’ân içinde yâd kıldı.”

    a. Metin bu haliyle anlaşılması oldukça zor bir metindir.

    b. Metinde söz sanatlarından yararlanılıp yararlanılmadığını söyleyiniz.

    b. Metinde söz sanatları kullanılmamıştır. Metin öğretici metin olduğu için çok fazla kulanılmaz.

    c. Özgün metinden örnek cümleleri tahtaya yazarak uzunluk kısalık yönünden inceleyiniz.

    c. halâl >uzun ünlü var â

    haram >uzun ünlü yok

    Şarî’at>uzun ünlü var â

    Kur’ân>uzun ünlü var â

    kapusı >uzun ünlü yok

    kapudur>uzun ünlü yok



    ç. Aşağıdaki kelimelerin günümüzdeki yazımlarını da inceleyerek metnin dil özelliklerini boş bırakılan yere yazınız.

    ma’lûm -» malum*birle -» ile

    dürlü -» türlü*kapu -» kapı

    ç. Metnin dil özellikleri bakımından yabancı sözcükler –Arapça ve Farsça etkisi- var. Türkçe olan sözcüklerde sözcük başı düşmesi, t>d değişmesi sözcük içinde u>ı değişmesi olmaktadır.



    3.*Metindeki birimlerin adını belirtiniz. Bu birimlerde anlatılanlar, metnin iletisini destekliyor mu? Açıklayınız.

    3.



    4.*Metinde Kur’an-ı Kerim’in surelerinden örnekler verilmiştir. “Hak, şeriat, Çalab” kelimelerini de dikkate alarak metnin hangi gelenekle yazıldığını belirleyiniz.

    4. Hak, şeriat, Çalab gibi kelimeler İslam kültürünün etkisiyle oluşmuştur.



    5. Aşağıdaki şemayı inceleyerek Makâlât’ın yazılış amacını belirleyiniz.

    5.

    Düzyazıyla yazılan öğretici metinler



    Yol gösterici

    Aydınlatıcı

    Telkin edici, Düşündürmek

    Bilgi verici, Uyarmak

    Kanıları değiştirici

    Tanıtmak, Yönlendirmek





    6. a. XIV. yüzyılda Rabguzî tarafından yazılmış, “Kısas-el-Enbiya (peygamberlerin hikâyeleri)”dan alınan aşağıdaki bölümü okuyunuz.

    HACER İLE İSMAİL

    Yarındası Hacer’ga aydı:

    —*Bir aziz dostum bar, bu ogulnı tileyü-turur, “keltürgil köreyin” tib. İmdi İsmail’nin başını, saçını yugıl, anda ileteyin, tidi.

    Hacer, İsmail’ni yudı, saçını taradı, arıg tonlar kezdürdi irse, İsmail yavlak körüklendi. Anası İsmail’nin yüzinge bakdı, aydı:

    —*Ay teg yüzin, kün teg körkin, kalem teg közin, ok teg kirpükin, nar teg yanakların, akik teg irinlerin, yincü teg tişlerin, beste teg ağzın.

    Boynın koçub öpüb aydı:

    Beyit

    Ey könül avunçası ugrab yırakga barmagıl

    Yarlıka, yalguz anan bağrını sen öldürmegil.

    tib inreyü közyaşı, könül köynüki birle İsmail’ni köndürü çıkdı.



    Günümüz Türkçesiyle

    Ertesi gün Hacer’e dedi:

    —*Bir değerli dostum var, bu oğlanı isteyip duruyor, “Getir göreyim.” diyor. Şimdi İsmail’in başını, saçını yıka, oraya götüreyim, dedi. Hacer, İsmail’i yıkadı, saçını taradı, temiz giysiler giydirdi, İsmail çok güzelleşti. Anası İsmail’in yüzüne baktı, dedi:

    —*Ay gibi yüzün, gün gibi güzelliğin, kalem gibi gözün, ok gibi kirpiğin, nar gibi yanakların, akik dudakların, inci gibi dişlerin, yumulmuş gibi ağzın.

    Boynuna sarılıp öpüp dedi:

    Beyit

    Ey gönül avunçası! Fırlayıp uzağa gitme

    Yalnız *****n bağrını öldürme, (ona) acı;

    deyip inliyerek gözyaşı, gönül yanığı ile İsmail’i gönderdi.



    b. “Kısas-el-Enbiyâ ve Makâlâf’tan okuduğunuz metinlerden hareketle öğretici metinleri birbirinden ayıran özellikleri belirtiniz. Daha sonra aşağıdaki yargıda boşluk bırakılan yerlere uygun kelimeleri yazınız.

    b. Her*öğretici metin farklı amaçlarla yazılabilir. Kimileri bilgi vermek amacıyla yazılırken kimiler telkinde bulundurmak kimileri düşündürmek ve kimileri*kanıları değiştirmek amacıyla yazılabilir.



    XIV. yüzyılda öğretici metinler din, TARİH, tıp, tabiat ve PEYGAMBER menkıbeleri konularında yazılır.





    2.*metin

    NASRETTİN HOCA FIKRALARI

    Bir gün Hoca bir bostana girüb havuç ve şalgam, ne ki buldu ise çuvala ve koynuna toldururken bostancı bunu tutup “Bunda ne ararsın?” dedikte Hoca şaşırub “Geçen bir şedid rüzgâr esti, beni buraya attı.” cevabını virmiş ise de Bostancı, “Yahu bunları kim yoldu?” diyince “Rüzgâr şedid olduğundan, beni oradan oraya attı. Neye yapıştım ise elimde kaldı.” dedikte bostancı, “Ya bunları çuvala kim toldurdu?” diyince cevabında “Ben de anı tefekkür iderdim (düşünürdüm.).” dimiş.

    Letaif-i Rivayat-ı Nasrettin Hoca

    hzl.: Fikret TÜRKMEN



    3.*metin

    RÜZGÂRIN ATTIĞI ADAM

    Hoca bir gün boş bir bostana dalar;

    Yolar, temizler, bostanda ne varsa.

    Marullar, patlıcanlar, salatalar;

    Doldurur bir çuvala tıka basa.

    Tam yükü yükleneceği sırada

    Çam yarması bir adam peyda olur.

    —*“Herif! der, ne arıyorsun burada?”

    Hoca bir düşünür, cevabı bulur;

    Der ki : — “Dün bir rüzgâr çıkmıştı hani,

    işte odur atan buraya beni.”

    —*“Demek seni buraya atan, rüzgâr.

    Peki, ya bu patlıcanlar, marullar?

    Onları da hep rüzgâr mı kopardı?”

    —*“Evet! Biraz fazlaca esiyordu;

    Beni öteye beriye savurdu;

    Neye uğradığımı bilemedim;

    Bari şunlara tutunayım, dedim;

    Neye tutundumsa elimde kaldı.”

    Bunun üzerine bostancı kızar:

    —*“Peki, çuvala koyan da mı rüzgâr?

    Söyle, kim doldurdu çuvala bunu?”

    Hoca tatlı tatlı kaşır burnunu:

    Sonra döner, der ki: — “İlahi oğlum,

    işte ben de onu düşünüyordum.”



    Orhan Veli KANIK

    Nasrettin Hoca Hikâyeleri



    1. a. Okuduğunuz ikinci ve üçüncü metni aşağıdaki ölçütler doğrultusunda inceleyiniz. Her iki metnin ortak ve farklı yönlerini tablonun ilgili bölümüne yazınız.

    Ölçütler

    İkinci Metin

    Üçüncü Metin (Rüzgârın Attığı Adam)

    Tema

    Nasreddin Hoca

    İnsanın 4 maddeden yaratılışı

    Anlatım Birimi

    Mizahi anlatım

    Öğretici, didaktik ve açıklayıcı anlatım

    Yazılış Amacı

    Güldürmek

    Öğretmek, bilgi vermek

    imgeler

    ——————–

    —————

    Uyaklar

    Uyak var

    Uyak yok

    b. Yaptığınız incelemeden hareketle öğretici metinleri anlatım biçimleri bakımından gruplandırınız.

    Öğretici metinler



    Düz yazıyla yazılanlar

    Manzum yazılanlar



    c. Aşağıda verilen Nasrettin Hoca fıkrasını Orhan Veli’nin yazdığı gibi manzum şekilde yazınız. Yazdığınız metni sınıfta arkadaşlarınızla paylaşınız.

    Bir gece rüyasında Hoca’ya tokuz akçe virmişler.Hoca hele on akçe olsun dirken uyanıb baktı ki elinde bir şey yok. Gözlerini kapayup elini uzatub “Getür bari, tokuz akçe olsun.” dimiş.



    2.*“Bir gece rüyasında Hoca’ya tokuz akçe virmişler.” “Düzgâr (rüzgâr) şedid (şiddetli) olduğundan, beni oradan oraya attı.” cümlelerindeki yabancı kelimeleri ve cümlelerin yapısını inceleyiniz, “girüb, dedikte, toldurdu” kelimelerini günümüzdeki kullanımlarıyla karşılaştırınız. Farklılıkların nedenini belirterek metnin dil özelliklerini sıralayınız.

    2. “girüb, dedikte, toldurdu” kelimeler günümüzde girip, dediğinde, doldurdu şeklinde değişerek gelmiştir. Bu farklılaşma 14 yüzyıl Anadolu’da kullanılan Eski Anadolu Türkçesi’nin özelliklerinden kaynaklanmaktadır. O dönemde sesli harflerin bazılarının yuvarlak eğilimli olduğunu görmekteyiz.



    3.*Metindeki anlamlı en küçük birimleri belirtiniz. Bunların, metnin ana düşüncesini destekleyip desteklemediğini söyleyiniz.

    3.

    4.*Metnin ana düşüncesini belirtiniz.

    4. Nasreddin Hoca’nın yaptıkları



    5.*Metindeki yabancı kelimeler ve metnin anlatımından yola çıkarak okuduğunuz eserlerde hangi geleneğin izlerinin görüldüğünü belirtiniz.

    5. İslami geleneğinin izlerinin sürdüğünü görebilmekteyiz.



    6.*Kitabınızdaki metinlerden hareketle, XIII – XIV. yüzyıl öğretici metinlerinin oluşmasında etkili olan zihniyet hakkında bilgi veriniz.

    6. Dönem itibariyle öğretici metinlerin çokça yazıldığı bir dönem birlikte insanlara bilgi vermek için yazılan metinleri görmekteyiz. Osmanlı yeni kurulmuş ve Yükselme dönemine girilerek yeni bir dünya kurulacağı gözlenmiştir. Bu da bize insanların bilgi ihtiyaçları olduğunu göstermektedir.



    7. Okuduğunuz metnin ana düşüncesi ve XIV. yüzyıldaki düzyazıların yazılış amacından hareketle Nasrettin Hoca fıkralarının kaleme alınma nedenlerini söyleyiniz.

    7. Kalıcılığını sağlamak ve var olan Nasreddin Hoca gibi bir değeri bir sonraki kuşağa taşımak amacıyla yazılmıştır.



    8.*Nasrettin Hoca fıkrasında ve “Makâlât’ta kullanılan yeni kelimeler hangi kültürün izini taşımaktadır? Bu kelimeler, nesir diline bir zenginlik katmış mıdır? Düşüncelerinizi belirttikten sonra XIV yüzyıl nesrinin özelliklerini sıralayınız.

    8. İslam kültürünün izleri görülmüştür ve bu kültürde şiirde olduğu gibi nesir alanında bir zenginlik katmıştır.

    14 yüzyıl nesir dini ve din dışı olmak üzere iki koldan gelişir. Dini olanların konuları genel olarak dini savaşlar, dinde önemli yeri olan şahısların hayatları, Hz. Peygamberin hayatı, dört halife, tasavvuftur.

    Dilin ağır olan metinler olduğu gibi sade dille yazılanlar da vardır.



    YORUMLAMA – GÜNCELLEME

    1.*Hacı Bektaş-ı Velî, “Makâlât’ta “avam halk taifesi” diye tanımlanan kesimle kimleri kastediyor? Onları hangi yönlerden eleştiriyor? Yazarın düşüncesine katılıp katılmadığınızı açıklayınız.

    1. Halk tabakasını kastetmiştir. Kibir, hased, buğuz gibi özelliklere sahip olmakla suçlamaktadır.



    2.*Kitabınızda okuduğunuz Nasrettin Hoca fıkralarından birini sınıfta arkadaşlarınızla canlandırınız.

    2.

    3. Sınıfınızda bir “Nasrettin Hoca Fıkraları Anlatma Yarışması” düzenleyiniz. Belirleyeceğiniz ölçütlere göre en güzel fıkra anlatan arkadaşınızı seçiniz.

    3.



    DEĞERLENDİRME

    1. Aşağıdaki noktalı yerlere uygun sözcükleri yazarak cümleleri tamamlayınız.

    XIV yüzyıl öğretici metinleri MANZUM ve MENSUR olarak ikiye ayrılır.

    XIV yüzyıl öğretici metinleri İSLAM*medeniyetinin tesiriyle kaleme alınmış eserlerdir.





    2. Aşağıdaki bilgilerden hangisi XIV yüzyıl öğretici metinlerinin dil özelliklerinden değildir?

    A. Cümleler genellikle kısadır.

    B. Cümleler açık, anlaşılır özelliktedir.

    C Metinlerde az da olsa sanatlı anlatıma rastlanır.

    D. İslam medeniyetinin etkisi yeni kavram ve kelimelerin kullanılmasını sağlamıştır.

    E. Kelimelerde t -» d ses değişimine rastlanır.

    CEVAP: B



    3. Aşağıda verilen bilgilerden doğru olanları işaretleyiniz.

    XX

    Öğretici metinler aydınlatıcı, yol gösterici ve telkin edici eserlerdir.

    XX

    Öğretici metinlerde din, tasavvuf, İslam menkıbeleri, tıp, tabiat konuları işlenmiştir.

    XX

    Öğretici metinlerde dil genellikle Arapça, Farsça kelimelerle yüklüdür.



    4.*Nasrettin Hoca fıkralarının özelliklerini sıralayınız.

    4.

    Nesir diliyle anlatılan bu ürünler bir tez ve karşı tezden oluşur. Başlangıç, gelişme ve sonuç bölümleri vardır.

    Sorunlar karşılıklı konuşmalar ve tartışmalarla sonuca bağlanır. Sonuç bölümünde hisse vardır. Her fıkrada mutlaka yer alan bu hisse bölümü hüküm ifadesi taşır. Gülme, hiciv ve hikmetli sözler taşıyan çatışma bölümü fıkranın estetiğini oluşturan temel unsurdur. Mantığı zorlamayan bir karakterde olan Türk fıkraları kıssadan hisse (anlatılanlardan pay, sonuç çıkarma) amacıyla söylenmiştir.

    Nasrettin Hoca fıkra tipi, Anadolu halkının yarattığı, genelde Anadolu insanını simgeleyen bir tiptir. Ezenler, ezilenler, sömürenler, sömürülenler, devlet ileri gelenleri (sultanlar, hakanlar, beyler, kadılar, müderrisler, hocalar…), halktan insanlar, kadınlar, gençler, çocuklar, değişik mesleklerden insanlar bu tiplerden bazılarıdır. Bir de çevresindeki eşyalar, nesneler, hayvanlar (özellikle de Hoca’nın eşeği)…

    Nasrettin Hoca fıkraları, sözlü gelenekte yaşamış, ancak ölümünden birkaç yüzyıl sonra yazılı ürünlerde görülmeye başlanmıştır. Bu nedenle Nasrettin Hoca fıkralarının kaynaklarını tam olarak bulup ortaya koymak pek kolay değildir.
    yıldız1456 ve mertcik123 bunu beğendi.
  9. Murat AKSOY

    Murat AKSOY Türkçe Sevdalısı Özel Üye

    Katılım:
    25 Ekim 2007
    Mesajlar:
    49.558
    Beğenileri:
    886
    Ödül Puanları:
    38
    10.Sınıf Türk Edebiyatı Fırat Yayıncılık
    3.Ünite: Divan Şiiri-Gazel (Sayfa:120,121,122,123,124,125,126,127)

    4. XV. Yüzyıldan XIX. Yüzyıl Ortalarına Kadar Osmanlı Edebiyatı a. Coşku ve Heyecanı Dile Getiren Metinler (Şiir)

    1. Divan Şiiri [Gazel, Kaside, Rubai, Tuyuğ, Musammatlar (Murabba, Şarkı, Terkibibent)]

    HAZIRLIK

    1. Tarih kitaplarından XV, XVI, XVII, XVIII ve XIX. yüzyılda Osmanlı Devleti’nin siyasi, sosyal ve kültürel durumu hakkında araştırma yapınız.

    1.



    2.*Divan şiiri nazım şekillerinden “gazel, kaside, rubai, tuyuğ, şarkı, murabba ve terkibibent” hakkında bilgi edininiz.

    2.

    GAZEL

    Divan şiirinde; çok yaygın olarak kullanılan bir nazım şeklidir.*Aruz öçlüsüyle yazılır. Birinci beyit kendi arasında kafiyeli, diğer beyitlerin birinci mısraları serbest, ikinci mısraları birinci beyit ile kafiyelidir. Kafiye düzenini şematik olarak belirtmek gerekirse aa / ba / ca / da / ea / fa şeklinde ifade etmek mümkündür. Gazellerde beyitler arasında mana birliği olabileceği gibi, her beyit ayrı bir konuyu işlemiş de olabilir.

    Gazellerde aşk duyguları, şarap âlemleri, tabiat güzellikleriyle birleşmiş bir şekilde, canlı ve akıcı bir üslûpla dile getirilir.

    Gazelin ilk beyitine matla, son beyitine makta adı verilir. Matla beyitinden sonra gelen beyite hüsn-i matla, makta beyiti’nden bir önceki beyite ise hüsn-i makta denir. En güzel beyitine beyt’ül gazel, beyitleri arasında konu birliği bulunan gazellere yek-ahenk gazel, her beyiti aynı mükemmellikte söylenmiş olan gazellere ise yek-avaz gazel denir.

    Mısra sonlarındaki kafiyelerden aynı olarak mısra içlerinde de kafiye bulunan gazellere musammat gazel adı verilir. Değişik konularda yazılmış olmakla beraber, gazeller genellikle birer aşk şiirleridir. Sevgi bitmez tükenmez temasıdır. Gazellerin isimlendirilmeleri ya rediflerine göre veya ilk mısralarına göre olur. Ayrı kelime halinde redifleri olan gazeller bu rediflerine göre, olmayanlar ise ilk mısralarına göre adlandırılır.

    Divan edebiyatının en yaygın kullanılan nazım biçimidir. Önceleri Arap edebiyatında kasidenin tegazzül adı verilen bir bölümü iken sonra ayrı bir biçim halinde gelişmiştir. Gazelin beyit sayısı 5-15 arasında değişir. Daha fazla beyitten olaşan gazellere müyezzel ya da mutavvel gazel denilir.



    KASİDE

    Daha çok din ve devlet büyüklerini övmek amacıyla yazılan şiirlerdir. Kaside şairlerine kaside-gü (kaside söyleyen), kaside-sera ya da kaside-perdaz (kaside yazan) denir. Kaside 6 bölümden oluşur:

    Birinci bölüm 15-20 beyitliktir. Bu ilk bölüme, âşıkane duygular yer alıyorsa “nesib”, bahar, tabiat, bayram gibi konulara değiniliyorsa “teşbib” adı verilir.

    İkinci bölüm girizgah ya da girizdir. Genellikle tek beyitten oluşur ve burada şair medhiyeye (övgüye) geçeceğini bildirir. Girizgah konuya uygun ve nükteli olmalıdır. Üçüncü bölüm medhiyedir. Bu bölümde asıl konu anlatılır. Beyit sayısı konuya ve şaire göre değişen medhiye bölümü kasidenin en sanatlı beyitlerini içerir. Kasidenin dördüncü bölümü tegazzüldür. Tegazzül, 5-12 beyit arasında değişir. Kasidenin başında ya da sonunda yer alabilir. Bu bölüm her kasidede bulunmayabilir.

    Beşinci bölüm fahriyedir. Şair bu bölümde de kendisini över. Kasidenin son bölümü duadır. Bu bölümde önceki beyitlerde övgüsü yapılan kişi için dua edilir.*Kasideler, nesib bölümünde ele alınan konuya göre göre kaside-i bahariyye, kaside-i ramazaniyye, kaside-i hammamiyye olarak adlandırılır. Uyaklarına göre r harfi ile bitiyorsa kaside-i raiyye, l harfiyle bitiyorsa kaside-i lamiyye, m harfiyle bitiyorsa kaside-i mimiyye diye anlandırılır. Rediflerine göre de, tevhid, münacaat, methiye diye bölümlenir. Kasidenin en güzel beyiti “beyt-ül kaside”dir. Şairin adının geçtiği beyite ise “taç beyit” denir. Diğer şekil özellikleri gazele benzer.



    RÜBAİ

    Rubai, kendine özgü bir ölçüsü olan, 4 dizelik ( mısralık ) bir nazım biçimidir. Rubailerde birinci, ikinci, dördüncü dizeler uyaklı, üçüncü dize ise serbesttir. İki beyitlik kıtalar biçiminde yazılmış rubailer de vardır. Her dizesi birbiriyle uyaklı rubailere “rubai-i musarra” ya da “terane” adı verilir.

    Rubainin her dizesi ayrı bir ölçüde olabildiği gibi, dört dizesi de aynı ölçüde olabilir. Rubailer genellikle mahlassız şiirlerdir. Ve divan şairlerinin divanlarının sonunda rubaiyyat başlığı altında sıralanırlar. Bu türün tartışmasız en büyük şairi Ömer Hayyam’dır.

    Türk edebiyatında Mevlânâ’nın Farsça yazdığı felsefi rubailer bu türün hızla yayılmasına neden oldu. Kara Fazlî, Fuzuli 16. yüzyılda bu türün en usta örneklerini verdiler. Divan edebiyatı’nda 17. yüzyıl rubainin altın çağı oldu. Azmizade Haletî, yazdığı bin kadar rubai ile “en büyük Osmanlı rubai şairi” olarak tanındı. Cumhuriyet döneminin en büyük rubai ustası ise Yahya Kemal Beyatlı’dır. Arif Nihat Asya ise rubailerini “Rubaiyyat-ı Arif ” adlı eserinde toplamıştır.



    TUYUĞ

    Tuyuğ, Türklerin yaratıp Divan şiirine kazandırdığı nazım şeklidir. Maninin Divan edebiyatındaki karşılığı sayılabilir.

    Tek dörtlükten oluşur. Kafiyelenişi rubaiyle aynıdır: aaxa. Genellikle lirik tarzda olan ve aaaa şeklinde kafiyelenen tuyuğlara “Musarra Tuyuğ” denir. Manide olduğu gibi, cinaslı uyak kullanılır. Halk şiirinde 11′li kalıpla söylenen mani biçimindeki şiirlere de tuyuğ denir. Aruzun yalnız “fâilâtün – fâilâtün – fâilün” kalıbıyla yazılır.

    Rubaide işlenen konular tuyuğda da işlenir. 14. yüzyıl Azerî şairi Kadı Burhanettin bu türün kurucusu sayılır. Çağdaşı Azerî şairi Nesimi ve 15. yüzyıl Çağatay şairi Ali Şir Nevai bu türde çokça ürün vermişlerdir.



    MURABBA

    Murabba bent adı verilen dört dizelik kıt’alardan oluşan şiir türüdür. Kelime anlamı “dörtlük” demektir.

    Uyak düzeni genelde aaaa/bbba/ccca/ddda/… şeklinde olmakla beraber, ilk bendi kafiyeli olmayan ya da sonraki bentlerde kafiyesi tekrarlanmayan murabbalar da vardır. Çoğu zaman üç ila yedi bentten oluşur.

    Divan edebiyatında 15. yüzyılda sultanü’ş-şuara (şairler sultanı) unvanlı Ahmet Paşa tarafından kullanılmıştır. Tanzimat edebiyatında da Namık Kemal bu türün başarılı örneklerini vermiştir.

    19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren şarkı şeklinde bestelenen eserlerin büyük bir kısmı murabba tarzında yazılmıştır.

    ŞARKI

    Divan şiirine Türklerin kazandırdığı bir türdür. Şarkı, Divan şiirinde bestelenmek için, uygun ölçü kalıpları ile yazılan ve çoğunlukla 4 dizelik bendlerden oluşan nazım birimidir. Kafiye düzeni; x değişken aa xa şeklindedir.

    Aruz ölçüsünün her kalıbı ile kullanılır. Dörtlüklerden kurulan musammat da denebilir. Murabbaya benzer. 5 ya da 6 dizelik bendlerden de oluşabilir. Üçüncü dizeye meyan, dördüncü dizeye nakarat denir. Aşk, sevgili, ayrılık, içki ve eğlence konularında yazılır. Divan edebiyatının ilk şarkı yazarı Nail-i Kadim’dir. Lale Devrinde ise en önemli temsilcisi Nedim’dir. En çok şarkıyı Enderunlu Vasıf yazmıştır.

    Müzikte, türkünün karşıtı olarak, Şarktan gelen, batılı anlamında kullanılır.

    Şarkı çeştli ses sanatçıları tarafından söylenerek Türk toplumunun musikisinde önemli bir yer tutmaktadır. Şarkıda şair son bendde mahlasını söyler. Şarkıda her bentin üçüncü mısrası miyan(orta) miyanhânedir. Miyan daha çok şarkının en güzel ve dokunaklı bölümüdür. Bestenin en önemli bölümüdür. Şarkıların konusu genellikle aşk, sevgilinin güzelliği, eğlence ve içkidir. Halk edebiyatında türkü türünün divan edebiyatına yansıması gibidir.



    TERKİB-İ BENT

    Terkib-i bend bentlerle kurulan uzun bir nazım biçimidir. Yaşamdan, talihten şikâyet; felsefî düşünceler, dinî, tasavvufî konular ve toplumsal yergilerin işlendiği şiirlerdir. En az beş en fazla on bentten oluşur. Her bent de beş ila 10 beyitten oluşur. Bentlerin kafiye düzeni gazele benzer. Her bendin (terkib-hane, kıta) sonunda vasıta beyti denen bir beyit vardır. Her bendin sonunda farklı vasıta beyitleri kullanılır. Bunlar bentlerden ayrı olarak kendi aralarında uyaklanır. Bentlerin kafiyelenişi gazeldeki gibidir. aa xa xa xa xa xa bb cc xc xc xc xc xc dd … (aa aa aa aa aa aa bb cc cc cc cc cc cc dd) Edebiyatımızda Bağdatlı Ruhî ve Ziya Paşa bu türün iki önemli şairidir. İkisi de toplumsal konularda terkib-i bent yazmıştır.





    3.*“Bakî, Fuzûlî, Nef’î, Nabî, Nedim, Bağdatlı Ruhî, İvaz Paşazade Atayi” hakkında bilgi edininiz.

    3. BAKİ (1526- 1600)

    İyi bir medrese eğitimi görmüş, medreselerde hocalık yapmış ve kadılık görevlerinde bulunmuştur. Şiirlerinde dine, tasavvufa yer vermemiştir. Aşk, doğa, dünya zevki, hayattan tat alma ve devrinin ihtişamı, şiirlerinde yer alan başlıca konulardır. Gazel türünün tanınmış şairlerindendir. Dili kullanmada son derece başarılıdır; ahenkli, akıcı, zevkli bir dili vardır. Divan şiirini, Arap ve İran şiiri seviyesine getirmiştir. Sultanu’ş Şuara (şairler sultanı) olarak bilinir.

    Baki Eserleri

    -Divan

    -Kanuni Mersiyesi: Şairin, Kanuni’nin ölümünden duyduğu üzüntüyü dile getiren, terkib-i bent biçiminde yazdığı şiiridir.

    -Fezail-i Mekke: Mekke’nin faziletlerinin anlatıldığı, çeviri bir yapıttır.



    FUZULİ (?-1556)

    Kerbela’da doğmuş ve yaşamıştır. İyi bir eğitim görmüş, Arapça ve Farsçayı çok İyi öğrenmiştir. Şiirlerinde Azeri Türkçesinin etkileri görülür. Dönemine göre oldukça sade bir dille yapıtlar vermiştir. Divan edebiyatının birçok türünde yapıt vermesine rağmen “gazel şairi” olarak tanınmıştır. Şiirlerinde en önemli öğeler tasavvuf ve aşktır.”Leyla ile Mecnun” adlı mesnevisinde bu konuyu ustaca dile getirmiştir. Şiirin temelinin İlim, özünün sevgi olduğuna inanmıştır. Sevilen insan bir araç, onun varlığında görünür hale gelen Tanrı İse tek amaçtır. Ona göre gerçek varlık Tanrı’dır. Bütün nesneler ve evren, Tanı’nın bir görünüş alanıdır.



    Fuzuli Eserleri

    -Divan (Türkçe)

    -Divan (Farsça)

    -Divan (Arapça)

    -Leyla İle Mecnun: Sevgiliden ayrılmanın acısının, sevgiliye duyulan aşktan ilahi aşka geçişin işlendiği, mesnevi biçiminde yazılmış bir hikâyedir.
    -Şikâyetname: Hiciv türünün çok çarpıcı bir örneği olan, maaşını alamadığı için Nişancı Mehmet Paşa’ya yazmış olduğu, edebiyatımızda önemli bir mektup örneğidir.
    -Hadikatu’s Süeda: Kerbela olayının yer yer manzum parçalarla anlatıldığı mensur bir yapıttır.
    -Şah ü Geda, Beng ü Bade,Sakiname: Mesnevi



    NEFİ (1575 ?-1635)

    İstanbul’da iyi bir öğrenim görmüş, bazı memurluklarda bulunmuştur. IV. Murat döneminde sanatının ve ününün zirvesine ulaşmıştır. Padişahlara ve devrin ileri gelenlerine yazdığı kasidelerle, ayrıca hicivleriyle tanınmıştır. Padişahın, hiciv yazmasını yasaklamasına rağmen Sadrazam Bayram Paşa’yı hicvedince öldürülür. Sağlam bir üslubu, ağır bir dili, cesur bir söyleyişi vardır. Ölçüsüz bir şairdir övdüğünü göklere çıkarır, yerdiğini ise yerin dibine geçirir. Babasına bile hiciv yazmıştır. Hicivleri bazen yumuşak takılmalar şeklindedir; kimi zaman ise oldukça ağır, hatta küfürlüdür. Hiciv türündeki şiirlerini “Siham-ı Kaza” adlı yapıtında toplamıştır.

    Nef’i Eserleri:

    -Divan (Türkçe)

    -Divan (Farsça)

    -Siham-ı Kaza: Hicivlerinin yer aldığı yapıtıdır.



    NABİ (1642-1712)

    Divan edebiyatında “didaktik (öğretici) şiir” çığırını açmıştır. Şiirlerinde heyecan ve duygu öğelerine az yer vermiş; toplum düzensizliklerini, hayatın kişiyi kötülüklere götüren yönlerini göstermeye çalışmış; din, ahlak ve töreyle ilgili öğütler vermiştir. Şiirlerinde hikmetli sözlere, atasözlerine yer vermiştir. Şiiri düşüncelerini anlatmada bir araç olarak görmüştür. Dili devrine göre oldukça sade, üslubu sağlam ve akıcıdır. Oğluna yazdığı nasihatlerden oluşan “Hayriye” ve bir aşk macerasını anlattığı “Hayrabat” adlı iki mesnevisi vardır.

    Nabi Eserleri:

    -Divan

    -Hayriye: Ahlaki ve didaktik bir mesnevidir.

    -Hayrabat: Bir aşk macerasını anlatan mesnevidir.

    -Tuhfetü’l -Haremeyn: Hac yolculuğu anlatılır.

    -Münşeat: Mektuplardan oluşur.



    NEDİM (?- 1730)

    Lale Devri’nin coşkun, aşk, zevk ve neşe şairidir. Edebiyatımızda “mahallileşme akımını” başlatmıştır, İstanbul’u ve İstanbul Türkçesini, gerçek yaşamı ve dış dünyada gözlemlenebilen gerçek doğayı şiire getirmiştir. Aşk, şarap, tabiat, hayattan zevk alma şiirlerinin başlıca konularıdır. Şiirlerinde dini ve tasavvufi konulara hiç yer vermemiştir. Kullandığı dil, açık, yalın ve ahenklidir. Edebiyatımızda şarkı türünün en önemli ismidir. Şiirlerini “Divan”ında toplamıştır.



    BAĞDATLI RUHÎ

    Ne zaman doğduğu konusunda kesin bir bilgi yoktur.*Asıl adı Osman’dır.*Ayaz Paşa’nın bendelerinden olan babası Bağdat’a gelerek gönüllü bölüğe girmiş, evlenmiş, Ruhi orada doğmuştur.*Genç yaşında şiir yazmağa başladı.*İyi bir öğrenim gördü. Tasavvuf üzerinde çalıştı.*Farsçayı iyi öğrendi. Bağdat’a gelen birçok bilgin ve sanatçılarla görüştü. Fuzulî ile tanıştı, birçok yer gezdi.*1605 yılında Şam’da öldü. Gazellerinde kalender ruhunun, pervasız aşkının ve tasavvufî düşüncelerin derin izleri vardır.*Terkib-i bentleriyle tanınmıştır. Şiirlerini Divan’da toplamıştır.



    İVAZPAŞAZÂDE ATÂYÎ (AHİ ÇELEBİ), (? Edirne – 1438 ? Bursa), şair ve yazar. Hacı İvaz Paşa’nın oğludur. İvaz Paşa, Bursa’yı Karamanoğlu’nun hücumundan korumuş, bu yüzden vezir olmuş, sonra bir şüphe üzerine gözlerine mil çekilmiştir. II. Murad, daha sonra paşanın oğlunu saraya almak istediyse de Atâyî, babasının başına gelenlerden dolayı bu isteği kabul etmeyip padişaha “Dirig” (uzak) redifli bir gazel sunarak niyetini bildirmiştir. Latîfî, Atâyî’nin, Süleyman Çelebi’nin kardeşi olduğunu ileri sürerse de Bursalı Beliğ, zaman uyuşmazlığını ileri sürerek bunu reddeder. Latîfî’ye göre, çok iyi bir şair olan Atâyî, “Güneş” redifli kasidelerin ilkini kaleme almış, buna Ahmed Paşa da bir nazire yazmıştır. Mecmuat-ün Nezair (Nazireler Mecmuası), Cami-ün-Nezair (Nazireler Derlemesi) gibi nazire mecmualarında şiirleri yer almış, Farsça şiir de yazmıştır. Dîvan’ı olduğu söylenirse de bulunamamıştır. Anadolu’da Nesimî ve Kadı Burhaneddin’den sonra tuyug yazan yegâne şairdir. Gazelde atasözü kullanma geleneğini de Atâyî başlatmıştır. Faruk Kadri Timurtaş, Eski Türkiye Türkçesi adlı kitabında (İst. 1977) şairin çeşitli mecmualarda yer alan 28 şiirine ve 9 tuyuğuna yer vermiştir.

    4.*“Yek avaz, yek ahenk gazel” hakkında bilgi edininiz.

    4. Beyitleri arasında konu birliği bulunan gazellere yek-ahenk gazel, her beyiti aynı mükemmellikte söylenmiş olan gazellere ise yek-avaz gazel denir.



    5.*“İrem Bağı, Cem, Rüstem, gül-bülbül, serv (selvi), ejderha, bezm-i elest, lal, nigâh, mâh, gamze” imgeleri (mazmunları) hakkında divan şiiri sözlüklerinden ya da imgelerle (mazmunlarla) ilgili başka kaynaklardan bilgi edininiz.

    5. İrem Bağı: Âd’ın oğlu Şeddad zamanında Hafız-ı Şirazi zamanında yapılmış eşsiz bahçe . İrem, Havernak ve Babil bahçeleri ile birlikte tasavvur edilebilir. Cennet bağı Rıdvan’a benzetilir.

    Rüstem: Simurg’un kaçırıp büyüttüğü Cihan pehlivanı. Neriman’ın torunu Sam’ın oğlu. Saçları ve diğer tüyleri beyaz doğduğundan Sam onu evlatlıktan reddedip bir dağa atar. Kahraman’ı Katili ve İsfendiyarı Öldürür. İran’ı Afrasyab’ın elinden kurtarır. Zabilistan ve Seyistan onun elindedir. Dev cüsseli Keyhusrev ve Keykavus zamanı İran destan kahramanıdır.

    Gül:Farsça’da bütün çiçeklere gül denir.

    Gül-ü suri( Kırmızı çiçek):Yani kırmızı gül. Bülbülün kanını taşır.

    Gül-i susen (susam çiçeği): Yani zambaktır, aşkın zehridir.

    Gül-i nesrin (nesrin çiçeği): Yani yabani güldür. Her yerde olabilen aşktır.

    Gül-i rânâ (iki renkli çiçek): Ya kırmızı-beyaz ya da genellikle sarı- kırmızıdır. Bu yanak yanağa gelmiş aşık ve maşuku resmeder.Aşık sarıdır hastadır, maşuk kırmızıdır.

    Tasavvufta gül ise Efendimiz (sav)i temsil eder. O’nun ter kokusu bile gül kokar çünki.



    Bülbül: Güle konan böceği almak ister. Çünkü açtır, çünkü almazsa gül kurur. Bülbül açlığını en çok tan vaktinde hisseder. Bu vakitte gülün açmasını, açıp da içindeki böceği yemeği bekler. Güller de bu vakitte açılır. Bülbül gülü görmezse aşkından figan eder. Söğüt ağacının yapraklarıyla çadır gibi gülü örtmesi bülbülü ağlatır. Bu ses inleyiş göklere kadar çıkar. Sesini güle duyurmak için feryad eder.



    Ejderha: Dîvân şiirinde sevgilinin saçı, uzunluğu, siyahlığı, özellikle de kıvrımlı oluşu bakımından yılana benzetilir. Âşığa göre sevgilinin zülfünü açıp yüzünü rakibe göstermesi, yılanın şeytana cennet kapısını açması gibidir.



    Mah: Ay demektir. Sevgilinin yüzü olarak benzetilir.

    Lal: Yakut demektir. Sevgilinin dudakları kırmızılık bakımından lal’e benzetilir.

    Bezm-i elest: Ruhların aleminde bütün ruhların toplanıp Allah’ın ben sizin rabbiniz değil miyim sorusuna “Bela(evet)” dedikleri yer.

    Gamze: Ok demektir. Sevgilin kirpikleri oka benzitilir.

    Nigah: Bakış demektir.

    Cem: Kadeh demektir. İçine şarap konulduğu için cam-ı Cem olarak da kullanılır. Kırmızılığı bakımında sevgilinin dudaklarına benzetilir.

    Serv (selvi): Selvi ağacı olarak kullanılır. Sevgilinin boyuna benzetilir.



    6. Günümüz şairlerinin, teması “aşk veya sevgili” olan şiirlerinden örnekler bulunuz. Belirlediğiniz şiiri arkadaşlarınıza okumak üzere sınıfa getiriniz. Kendinize de bir şiir antolojisi oluşturmak için hazırlık yapınız. Değişik dönemlere ait beğendiğiniz şiirlerden beyit, dörtlük vb. ni antolojinize yazınız.

    6.



    7. XVIII. yüzyıldaki “Türkî-i Basit” hareketi hakkında bilgi edininiz.

    7. Türkçe kelimelerle şiir söyleme gayreti XVI. yy’da Tatavlalı Mahremi, Aydınlı Visâlî, Edirneli Nazmî tarafından oluşturulmuş bir akım, bir ekoldür. Bu üç şairin özellikle Türkçe kelimeleri kullanarak yeni bir akımı ortaya attıkları görülmekteydi. Ancak yapılan son çalışmalar aslında Türkî-î basit diye bir akımın olmadığını bunun Mahallileşmenin bir başlangıcı olduğunu ortaya koymuştur.



    8.*“Tûtî-i mucize gûyem ne desem lâf değil” sözleriyle başlayan şarkıyı sınıfta dinlemek üzere hazırlık yapınız.

    8.

    9. Sınıfta dört gruba ayrılınız. Grup sözcünüzü seçtikten sonra aşağıda adı yazılan şairlerin yay ayraç içinde belirtilen eserleri hakkında bilgi edininiz. Daha sonra seçtiğiniz şiiri “ses akışı, söyleyiş, ritim ve ses benzerlikleri” yönünden inceleyiniz. Grup olarak tespitlerinizi, tahtaya önceden çizeceğiniz tablo üzerine yazarak dört şiirin ahenk yönünden benzer ve farklı özelliklerini sıralayınız.

    •*Fuzûlî (Beğendiğiniz bir gazeli)

    Mende Mecnundan füzun aşıklık isti’dadı var

    Aşık-ı sadık menem Mecnunun ancak adı var



    Hasılım yoh ser-i küyunda beladan gayrı

    Garazım yoh reh-i aşkında fenadan gayrı



    Eyle sermestem ki idrak etmezem dünya nedir

    Men kimem saki olan kimdir mey ü sahba nedir



    Dest busi arzusıyle ger ölsem dustlar

    Kuze eylen toprağım sunun anınla yare su



    Ya rab bela-yı aşk ile kıl müptela meni

    Bir dem bela-yı aşktan etme cüda meni



    Yılda bir kurban keser halk-ı âlem ıyd içün,

    Dem be dem saat be saat men senün kurbanınam.



    •*Mehmet Emin Yurdakul (Bırak Beni Haykırayım)

    Ben en hakîr bir insanı kardeş sayan bir rûhum;

    Bende esîr yaratmayan bir Tanrı’ya îman var;

    Paçavralar altındaki yoksul beni yaralar;



    Mazlumların intikamı olmak için doğmuşum.

    Volkan söner, lâkin benim alevlerim eksilmez;

    Bora geçer, lâkin benim köpüklerim kesilmez.



    Bırak beni haykırayım, susarsam sen mâtem et;

    Unutma ki şâirleri haykırmayan bir millet,

    Sevenleri toprak olmuş öksüz çocuk gibidir;



    Zaman ona kan damlayan dişlerini gösterir,

    Bu zavallı sürü için ne merhamet, ne hukuk;

    Yalnız bir sert bakışlı göz, yalnız ağır bir yumruk!..



    •*Faruk Nafiz Çamlıbel (Çoban Çeşmesi)

    Derinden derine ırmaklar ağlar,*

    Uzaktan uzağa çoban çeşmesi,*

    Ey suyun sesinden anlıyan bağlar,*

    Ne söyler şu dağa çoban çeşmesi.*



    “Göynünü Şirin’in aşkı sarınca*

    Yol almış hayatın ufuklarınca,*

    O hızla dağları Ferhat yarınca*

    Başlamış akmağa çoban çeşmesi…”*



    O zaman başından aşkındı derdi,*

    Mermeri oyardı, taşı delerdi.*

    Kaç yanık yolcuya soğuk su verdi.*

    Değdi kaç dudağa çoban çeşmesi.*



    Vefasız Aslı’ya yol gösteren bu,*

    Kerem’in sazına cevap veren bu,*

    Kuruyan gözlere yaş gönderen bu…*

    Sızmadı toprağa çoban çeşmesi.*



    Leyla gelin oldu, Mecnun mezarda,*

    Bir susuz yolcu yok şimdi dağlarda,*

    Ateşten kızaran bir gül arar da,

    Gezer bağdan bağa çoban çeşmesi,*



    Ne şair yaş döker, ne aşık ağlar,*

    Tarihe karıştı eski sevdalar.*

    Beyhude seslenir, beyhude çağlar,*

    Bir sola, bir sağa çoban çeşmesi…*



    •*Orhan Veli Kanık (Kapalı Çarşı)

    Giyilmemiş çamaşırlar nasıl kokar bilirsin,

    Sandık odalarında;

    Senin de dükkanın öyle kokar işte.

    Ablamı tanımazsın,

    Hürriyette gelin olacaktı, yaşasaydı;

    Bu teller onun telleri,

    Bu duvak onun duvağı işte.

    Ya bu çamurdaki kadınlar?

    Bu mavi mavi,

    Bu yeşil yeşil fistanlı…

    Geceleri de ayakta mı dururlar böyle?

    Ya bu pembezar gömlek?

    Onun da bir hikayesi yok mu?

    Kapalı Çarşı diyip geçme;

    Kapalı Çarşı,

    Kapalı kutu



    10.*Sınıfta kullanmak üzere Osmanlıca sözlük getiriniz.

    10.

    11. Sevdiğiniz birini şiirle anlatmak isteseydiniz onun güzelliklerini söz sanatlarıyla anlatmayı mı yoksa doğrudan ifade etmeyi mi tercih ederdiniz? Nedenleriyle açıklayınız.

    11. Doğrudan anlatmak anlatacağımız durumu ve güzelliği basitleştirir. Eğer yapabiliyorsak sanatlı yapmalıyız ki kelimelerimizle güzellik uyum sağlasın. Sıradanlıktan çıkıp estetik özellik kazansın.



    12. Şiirlerde ve şarkılarda kullanılan benzetmeler, genellikle nelerle ilgilidir? Nedenlerini örnekler vererek açıklayınız.

    12. Genellikle sevgilinin güzellik unsurları benzetilir. Bu benzetmelerde çevremizde bulunan nesne, kavram ya da olaylardır. Böyle yapılmasındaki en büyük neden şiire sanatsal özellik kazandırmaktır.



    İNCELEME

    1. metin

    GAZEL

    Söylemez küsmiş bana cânâne söylen söylesün

    N’eyledüm ol yâr-ı âlî-şâne söylen söylesün



    Nâz ile güftâre gelmezse helak eyler beni

    Ol cefâ vü çevri bî-pâyâne söylen söylesün



    Derd-i aşkı gayrıdan sorman ne bilsün çekmeyen

    Anı yine âşık-ı nâlâne söylen söylesün



    Hâr zahmından neler çekdügümi gül-zârda

    Bâğbân-ı bülbül-i giryâne söylen söylesün



    Bâkıyâ dil durmasun güftâra takat var iken

    Vaktidür ol husrev-i devrâne söylen söylesün

    Bakî

    Bakî Dîvânı

    hzl.: Sebahattin KÜÇÜK



    Günümüz Türkçesiyle

    Sevgili söylemez (olmuş), bana küsmüş (kendisine) söyleyin, (bana) söylesin (benimle konuşsun),

    O şanı yüce sevgiliye söyleyin (kendisine) ne yaptım, (bir şey mi yapmışım, yaptıysam) söylesin.

    Naz ile (naz edip de), (nazlı nazlı) konuşmaya başlamazsa beni helak eder (öldürür),

    O cefasına ve çevrine sınır olmayana (sevgiliye) söyleyin, (bana) söylesin (benimle konuşsun)

    Aşk derdini başkasından sormayın; çekmeyen nereden bilsin,

    Siz onu (aşk derdini) yine inleyen âşığa söyleyin (sorun da) o size söylesin (anlatsın).

    Gül bahçesinde (gülün) diken(inin) yarasından neler çektiğimi,

    Ağlayan bülbül bahçıvanına (o gülü kanıyla besleyip yetiştiren bahçıvan bülbüle) sorun (da) o size anlatıversin (Benim çektiklerimi o da çekmiştir, iyi bilir.).

    Ey Bakî! Dil (zeban, gönül) durmasın (karşı koymasın, direnip durmasın) (konuşmaya kalkışmasın), güftare (söze, konuşmaya) takat (derman) var iken,

    Vaktidir (tam zamanıdır), o devranın padişahına söyleyin, söylesin (benimle konuşsun).



    1. a. Okuduğunuz şiiri ahenk unsurları (ses akışı, söyleyiş, ritim, ses benzerliği) açısından inceleyiniz. Tespitlerinizi aşağıya yazınız.

    Ses akışı (aliterasyon, asonans): Ses akışı sağlayan sözcükler vardır. S ve n sesleri aliterasyon ü sesi ise asonans oalrak kullanılmıştır.



    Söyleyiş özelliği : Ahenkli bir söyleyişe sahiptir. Özellikle kafiye ve iç seslerdeki sözcükler bu şiire söyleyiş güzelliği katmıştır.



    Ritim (açık ve kapalı hecelerin söylenişi): Aruz ölçüsü ile yazıldığı seslerin açık kapalı oluşu önemlidir.” Nâlân, âlî-şâne , cânâne, bî-pâyâne “ gibi sözcüklerde açık ve kapalı heceler bulunmaktadır. Bu şekliyle de aruzun tutması ve uygulanması için önemlidir.



    Ses benzerlikleri (kafiye): Kafiyeli yazılmıştır. İlk beyit kendi arasında diğer beyitlerinde ikinci dizeleri arasında kafiye vardır. “söylen söylesün” sözcükleri redif , “âne” sesi ise zengin kafiye olarak kullanılmıştır.



    b. Konuşmadaki vurgu ve tonlamayla beyitlerdeki ses ve söyleyiş arasında nasıl bir ilişki kurulabileceğini açıklayınız.

    b. Konuşmada vurgu ve tonlama hayatın normal akışı içinde olurken şiirin içindeki tonlama aynı olmaz ve aynı değerlendirilmez. Şiirde nasıl olur da daha etkileyici tonlamayla okurum diyerek şiir anlamlandırılmalıdır.



    2. a. Aşağıdaki şiirin bestelenmiş hâlini sınıfta Barış Manço veya başka bir sanatçının sesinden dinleyiniz.

    a.

    b. Daha sonra şiiri okuyunuz. Şiirdeki her birimin ses ve duygu yönünden size hissettirdiklerini açıklayınız.

    b. Cevabı size kalmış…



    GAZEL

    Tûtî-i mucize-gûyem ne desem lâf değil

    Cerh ile söyleşemem âyinesi sâf değil*



    Ehl-i dildir diyemem sinesi sâf olmayana

    Ehl-i dil birbirini bilmemek insaf değil



    Yine endîşe bilir kadr-i dür-i güftârım

    Rüzgâr ise denî dehr ise sarraf değil



    Girdi miftâh-i der-i genc-i ma’ânî elime

    Âleme bezl-i güher eylesem itlaf değil



    Levh-i mahfûz-i sunandır dil-i pâk-i Nef’î

    Tab’-iyârân gibi dükkânçe-i sahhâf değil

    Nef’î



    Günümüz Türkçesiyle

    Mucize gibi söz söyleyen -tatlı dilli- bir papağanım; ne söylesem bayağı söz değildir. Çarh (felek) ile söyleşemem, onun aynası (kalbi) saf (temiz) değildir.

    Bağrı tertemiz olmayana gönül ehlidir diyemem.

    Gönül ehillerinin birbirlerini bilmemesi insaflı bir davranış, bir iş değildir.

    Her ne kadar zamane (rüzgâr) alçak ve dünya kıymet bilmez ise de Sözümün incisinin değerini yine düşünce bilir, tanır.

    Manalar hazinesinin kapısının anahtarı elime geçti;

    Âleme -bol bol- inci saçsam, bunlara boşuna harcanmış gözüyle bakılamaz.

    Nef’î’nin temiz kalbi, şiirin levh-i mahfuzudur.

    Dostlarınki gibi küçücük bir sahaf (kitapçı) dükkânı değildir.



    c. Bestelenmiş hâlini dinlediğiniz Nef’î’nin şiirinde olduğu gibi Bakî’nin gazelinde de ses ben*zerliği ve anlam yönünden bütünlük (grup) oluşturan birimler var mıdır? Varsa bunları belirleyiniz. Bu birimlerin adını ve özelliklerini sıralayınız. Ayrıca her birimin, diğer birimlerle ses ve anlam yönünden ilişkisini belirtiniz.

    c. Her iki gazelinde kendi ait ses ve söyleyiş özellikleri olmakla birlikte bunların ortak özellikleri vardır. Nazım birimleri beyit olması, özellikle ölçülerinin aruz ölçüsü olması kafiye ve rediflerinin olması bu şiirleri estetik açıdan bir farklılık kazandırmıştır.*



    3. a. Gazel nazım şekli hakkında edindiğiniz bilgileri arkadaşlarınızla paylaşınız.

    a. GAZEL

    Divan şiirinde; çok yaygın olarak kullanılan bir nazım şeklidir.*Aruz öçlüsüyle yazılır. Birinci beyit kendi arasında kafiyeli, diğer beyitlerin birinci mısraları serbest, ikinci mısraları birinci beyit ile kafiyelidir. Kafiye düzenini şematik olarak belirtmek gerekirse aa / ba / ca / da / ea / fa şeklinde ifade etmek mümkündür. Gazellerde beyitler arasında mana birliği olabileceği gibi, her beyit ayrı bir konuyu işlemiş de olabilir.

    Gazellerde aşk duyguları, şarap âlemleri, tabiat güzellikleriyle birleşmiş bir şekilde, canlı ve akıcı bir üslûpla dile getirilir.

    Gazelin ilk beyitine matla, son beyitine makta adı verilir. Matla beyitinden sonra gelen beyite hüsn-i matla, makta beyiti’nden bir önceki beyite ise hüsn-i makta denir. En güzel beyitine beyt’ül gazel, beyitleri arasında konu birliği bulunan gazellere yek-ahenk gazel, her beyiti aynı mükemmellikte söylenmiş olan gazellere ise yek-avaz gazel denir.

    Mısra sonlarındaki kafiyelerden aynı olarak mısra içlerinde de kafiye bulunan gazellere musammat gazel adı verilir. Değişik konularda yazılmış olmakla beraber, gazeller genellikle birer aşk şiirleridir. Sevgi bitmez tükenmez temasıdır. Gazellerin isimlendirilmeleri ya rediflerine göre veya ilk mısralarına göre olur. Ayrı kelime halinde redifleri olan gazeller bu rediflerine göre, olmayanlar ise ilk mısralarına göre adlandırılır.

    Divan edebiyatının en yaygın kullanılan nazım biçimidir. Önceleri Arap edebiyatında kasidenin tegazzül adı verilen bir bölümü iken sonra ayrı bir biçim halinde gelişmiştir. Gazelin beyit sayısı 5-15 arasında değişir. Daha fazla beyitten olaşan gazellere müyezzel ya da mutavvel gazel denilir.



    b. Kitabınızda okuduğunuz Bakî’nin şiirini, yapı özellikleri yönünden incelemek için aşağıdaki soruları cevaplayınız (Bu inceleme için 9. sınıf II. Ünite “Şiir İnceleme, Şiirde Yapı” bölümünde öğrendi*ğiniz bilgilerinizden yararlanınız.).

    Nazım birimi ve sayısı

    Beyit – 5 birim

    Uyak düzeni

    aa, ba, ca, da, ea

    İlk ve son beyitlerinin adı

    İlk beyit: MatlaSon beyit: Makta

    Şairin adının geçtiği birim

    Mahlas beyti(Şah beyit)



    c. Okuduğunuz şiirin, gazel nazım şeklinin özellikleriyle benzerlik gösterip göstermediğini be*lirtiniz.

    c. Gazel nazım şekli ile benzerlik göstermektedir.



    ç. • Okuduğunuz şiiri meydana getiren birimlerin ortak paydası ne olabilir? Bu sorunun en kısa ve kesin ifadesinin “tema” olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceğini tartışınız. Ulaştığınız sonucu sözlü olarak ifade ediniz.

    • Bu şiiri meydana unsurlar beyittir ve bu beyitlerdeki ortak payda kesinlikle temadır.



    • Okuduğunuz şiirde beyitlerin ve şiirin temasını aşağıdaki şema üzerinde yazınız.

    Gazelin teması*

    1. beytin teması: Felekten şikayet

    2. beytin teması: Gönül ehlinden şikayet

    3. beytin teması: Sözün önemi, değeri

    4. beytin teması: Şairin etkili söz söylediği (Kendi şiiri över)

    5. beytin teması: Nef’i’nin*kalbinin temizliği ile dostların kalbinin durumu



    •*Beyitlerin ortak bir tema etrafında birleşerek bir bütünlük oluşturup oluşturmadıklarını belirtiniz.

    Beyitler arasında ortak bir tema bulunmuyor ki zaten genel olarak gazeller*her beyitte farklı konuları işler.



    4. a. Osmanlı Devleti’nin XVI. yüzyıldaki siyasi, sosyal ve kültürel durumu hakkında edindiğiniz bilgileri arkadaşlarınıza aktarınız.

    a.

    b. XVI. yüzyıl divan şairlerinden Bakî ve Zâtî’nin aşağıdaki beyitlerini okuyunuz.

    Fermân-ı aşka cân iledir inkıyadımız

    Hükm-i kazaya zerre kadar yok inadımız.



    Baş eğmeziz edâniye dünyâ-yı dûn içün

    Allah’adır tevekkülümüz itimâdımız

    Bakî



    Günümüz Türkçesiyle

    [Aşkın buyruğuna canla başla boyun eğeriz.

    Kazanın hükmüne (Allah'ın emrine) zerrece inadımız yoktur (direnmeyiz).

    Sefil dünya için aşağılık kişilere baş eğmeyiz (Eyvallah etmeyiz.). Tevekkülümüz Allah'adır, Allah'a güveniriz.]



    Açılup gül kalmasa hergiz ne gam-ı bülbül ne gam

    Cam gül Zâtı sürahi kulkul-i bülbül yiter

    Zâtî



    Günümüz Türkçesiyle

    [Gül açılsa; bülbülün gamı kalmasa, gam çekmeye değmez.

    Zatî, gül olarak (gül renkli şarapla dolu) kadeh; bülbülün nağmesi olarak da şarabın sürahiden dökülürken çıkardığı ses yeter.]

    Bakî ve Zâtî’den alınan yukarıdaki iki beyitte şairlerin, nasıl bir söyleyişi çağrıştırdıklarını belirtiniz.



    c. Bakî ve Zâtî’den okuduğunuz beyitlerin temalarını söyleyiniz. Bakî’nin, tamamını okuduğunuz gazelinin temasını da dikkate alarak bu yüzyılda divan şiirinin genel durumunu belirleyiniz. Divan şiirinin XVI. yüzyılda kazanmış olduğu bu söyleyiş özelliğinin (coşkulu, kendine güvenen sesinin) Osmanlı Devleti’nin o yüzyıldaki yapısıyla nasıl bir bağlantısının olduğunu açıklayınız.

    c. Baki’nin şiirinin teması “Tevekkül” Zati’nin şiirinin teması “Gül ile Bülbül” dür. 16. Yüzyıl Osmanlı’nın Yükselme dönemidir. Bu dönemden önce Osmanlı şairleri kendilerine İran ve Arap şairlerini örnek alırlarken bu dönemde rtık onlar kadar güzel şiir yazdıklarını düşünmeye başlamışlardır. Bu güven Osmanlının siyasi yapısıyla da ilgilidir.



    5. a. “Yek ahenk ve yek avaz gazel” hakkında edindiğiniz bilgileri arkadaşlarınıza aktarınız.

    a. Beyitleri arasında konu birliği bulunan gazellere yek-ahenk gazel, her beyiti aynı mükemmellikte söylenmiş olan gazellere ise yek-avaz gazel denir.



    b. Kitabınızda okuduğunuz gazelin birinci beytinde şair, “şanı yüce” diyerek yücelttiği sevgilisinin aşkıyla yanarken onun neden küstüğünü bilmediğini söylüyor. Bu durumun, onu kahrettiğini, barışmak istediğini belirtiyor. Bu duygularını beyitteki “küsmüş bana cânâne, ol yâr-ı âlî-şân, söylen söylesin” gibi kelime gruplarıyla dile getiriyor. Şairin aynı duyguyu diğer beyitlerde de farklı kelimelerle dile getirip getirmediğini tartışarak sonucu her beyit için birer cümleyle ifade ediniz.

    b. 2. beyitte cevrinde ve cefasında sınır olmayan sevgili diye överek

    3. beyitte aşk acısını yine aşk acısı çeken aşık sorun diyerek

    4. beyitte gülün dikeninden neler çektiğini gül bahçıvanına sorun diyerek

    5. beyitte içinde bulunduğu durumu devrin sultanına söylesin diyerek durumu izah etmiştir.



    c. Bakî’nin gazelinin türünü, uygun kutucuğu işaretleyerek belirtiniz.

    yek ahenk gazel

    xx

    yek avaz gazel





    6. Gazelin dördüncü beytinde “hâr-ı zahm (yaranın dikeni)” kelime grubundaki kelimeler size neyi ifade ediyor? Bu kelimelerin, gerçek anlamlarıyla kullanılıp kullanılmadığını açıklayınız. Gerçek anlamıyla kullanılmayan diğer kelimeleri de siz bulunuz.

    6. Burada kullanılan kelimeler mecaz anlamlı kelimelerdir.



    7. a. Gül-bülbül imgesi hakkında edindiğiniz bilgileri arkadaşlarınızla paylaşınız.

    a. Gül ile bülbül hikayesi ile ilgisi*aşk hikayesi aklımıza gelmektedir.

    Fuzûlî’nin gül ve bülbül öyküsü şöyle: Gül, su ihtiyacını bülbülün kanı ile karşılamaktadır. Bülbül aşk şarkılarıyla kendinden geçerken, gül “naz” uykusundan uyanıp bülbülün kanını içer.



    Bülbül âşık, gül maşuktur. Gül, âşığının kendisi uğruna ne kadar fedakârlığa katlanabileceğini, nelerden vazgeçebileceğini görmek için önce bülbülün dalına konmasına izin verir. (Hele bi bakalım faslı; avcının tuzağı) Sonra bülbülün (âşığın) kendinden geçmişliğinden yararlanarak dikenlerini batırıp bülbülün yüreğini/bağrını kanatır. Bülbülün kanını emen gül, goncalarını onun kanını kullanarak yapar; renk katar, koku katar.

    Gülün goncasını “gül” yapan, bülbüldür.



    b. Gazelin dördüncü beytinde, “hâr-ı zahm, gülzâr, bağbân-ı bülbül-i giryân” kelime ve kelime grupları sizde neleri çağrıştırıyor? Bu kelime gruplarıyla kısa bir öykü yazınız.

    b. Cevabı size kalmış…



    c. Öykünüzü sınıfta arkadaşlarınıza okuyunuz. Sınıfta okunan öykülerden en güzel üç eseri seçiniz. Bu öyküleri sınıf panosunda sergileyiniz veya okul gazetenizde yayımlatınız.

    c.



    ç. Şiirin her beytinde ortak kullanılan bir imge olup olmadığını belirtiniz.

    ç. Hemen hemen her beyitte kullanılan ortak mazmunlar vardır. Devrin sultanı, gül bahçıvanı, cevr ü cefa gibi benzetme ve terkipler imge olarak birçok divan şairi tarafından kullanılmaktadır.



    d. Şiirde geçen bu kelime gruplarının oluşturduğu “gül-bülbül” imgesinin dışında diğer imgeleri de siz bulunuz. Günümüz şarkılarında aynı imgelerin nasıl kullanıldığına örnekler veriniz.

    d.



    8. Şair, dördüncü beyitte “hâr-ı zahm”ı neye benzetiyor? Bülbülü kime benzetiyor? Şairin, aslında gül ve bülbül ile kastettiği kimlerdir? Bu sanatın adını belirterek diğer beyitlerdeki söz sanatlarını da bulup açıklayınız.

    8. Har-ı zahm dediği sevgilinin bakışlarıdır. Bülbül dediği ise aşığın kendisi olup gül de sevgilidir. Gül ile bülbül kastettiği ise aşığın kendisi ile sevgilidir. Bu sanatın adı benzetmedir.



    9. Şair, sizce duygularını, düşüncelerini niçin imgeler (mazmunlar) ve söz sanatlarıyla anlatmıştır? Bunların gazeli okurken size neler hissettirdiğini, gözünüzün önünde neleri canlandırdıklarını şiirden örneklerle açıklayınız.

    9. İmgeler ve söz sanatları eseri daha etkileyici kılan unsurlardır. Şair bu yoluyla şiirine hem kalıcı hem de estetik anlayışı ortaya koyarak sanatsal yaratıcılığı göstermektedir.

    10.*İskender Pala’nın “Divân Şiiri Sözlüğü” adlı eserinden alınan aşağıdaki bölümü okuyunuz.

    Hüsrev (Hüsrev) : Hüsrev ü Şîrîn adlı mesnevideki erkek kahramanlardan biri. İran şahlarından birkaçı aynı adla anılırsa da içlerinden en meşhuru budur. Ayrıca kelime “padişah” anlamında da kullanılmıştır. Böylece hüsrevânî, hüsrevî, hüsrevâne gibi kelimeler oluşturulmuştur.

    Hüsrev, Nuşirevân’ın torunudur. Sasaniyân sülalesinden bir padişah olup “Pervîz” lakabıyla bilinir. Pervîz, balık demektir. Bu padişah balığı çok severmiş. 589 yılında tahta geçmiş olup Ermeni prensesi Şîrîn’e olan aşkı dillere destan olmuş ve artık gerçek kişiliği etrafında birçok rivayetler uydurularak efsanevi bir kişiliğe bürünmüştür. Sevgilisi için Kasr-ı Şîrîn’i yaptırmıştır. Hüsrev-i Pervîz’in, Genc-i Şâyegân, Genc-i Bâdâver gibi adlarla anılan 7 hazinesi varmış. Edebiyatımızda tarihî kişiliğinden çok efsanevi kişiliğiyle söz konusu edilir. Ferhat ile Şîrîn veya Hüsrev ü Şîrîn adlı mesnevilerde vuslata eren bir âşık olarak ele alınır. Yine hüsrev kelimesinin “padişah” anlamıyla da kelime oyunlarına konu olur. Telmih, tenasüp ve tevriye yoluyla da birçok beyitte anılır.



    Yukarıda sözü edilen efsanevi kişiliğin okuduğunuz gazelde adının geçtiği beyti bulunuz. Şair, bu efsanevi kişiden şiirinde niçin söz etmiş olabilir? Bunun şiire katkısını belirtiniz.



    10. Sözü edilen beyit:

    Bâkıyâ dil durmasun güftâra takat var iken

    Vaktidür ol husrev-i devrâne söylen söylesün

    Bunu söylemesinin nedeni yukarıdaki açıklamada göstermiştir ki bize aşk konusunda dillere destan olmuş padişah olduğu için şair kendi şiirinden ondan bahseder bu yolla kendi aşkının da o boyutta olduğunu dile getirmiş oluyor.



    11.*XVI. yüzyılda kendi sahasında gelişimini sürdüren halk edebiyatı saz şairleri de divan edebiyatından etkilenmişlerdir. Ancak dil yine de halkın kullandığı sade, anlaşılır bir dildir. XVI. yüzyılın ünlü saz şairlerinden Kul Mehmet Paşa’nın aşağıdaki dörtlüklerini okuyunuz.

    Behey elâ gözlü canım,*Kerem eyle, benden kaçma

    Kul olmağa geldim sana*Sakın yadlar ile yatma

    Gönül tahtında sultanım*Gamzen okun bana atma

    Kul olmağa geldim sana*Kul olmağa geldim sana

    Kul Mehmet Paşa

    Kul Mehmet Paşa’nın koşmasında anlayamadığınız kelimeler oldu mu? Bu koşma, o dönemde de toplumun her kesimi tarafından anlaşılabilmiş midir? Bakî’nin gazelini, Kul Mehmet’in koşmasıyla dili, anlatımı, imgeleri açısından karşılaştırarak tespitlerinizi aşağıdaki tabloya kısaca yazınız.

    Ölçütler

    Gazel

    Koşma

    Farklılıklar

    Kullanılan Dil

    Arapça ve Farsça kelimeler fazla

    Sade dille yazılmış

    Dil ve söyleyiş farklılığı

    Anlatım

    Sanatlı ve süslü bir anlatımı var

    Sade halk söyleyişleri kullanılmış

    Söyleyiş farklılığı var.

    İmgeler

    Kalıplaşmış imge ve mazmunlar var.

    Kalıplaşmış imge mazmunlar var.

    Gamze, kerem gibi mazmunlar ortak olarak kullanılmaktadır. Farklılık yok.

    Tabloya yazdığınız tespitlerden ve Osmanlı Devleti’nin XVI. yüzyıldaki kültürel yapısıyla ilgili edindiğiniz bilgilerden yararlanarak divan şiirinin hedef okuyucusunu belirleyiniz.

    Divan şiirinin hedef kitlesi yüksek zümre diye bilinen okumuş*ve medrese eğitimi görmüş kimselerdir.



    12. a. Şiirde geçen “cânân, âlî-şân, güftâr, bî-pâyân, nâlân, nâr, zahm, giryân” kelimelerinin hangi dile ait olduğunu Osmanlıca sözlüğe bakarak söyleyiniz. Gazelde bu kelimelerin niçin kullanıldığını tartışınız. Sonuçları tahtada sıralayınız. Bu sonuçlardan ve beyit esasına dayalı olarak yazılan gazel nazım şekli hakkında edindiğiniz bilgilerden yola çıkarak divan şiirinin geldiği kültürle (gelenekle) ve toplumla ilişkisini açıklayınız.

    a. O kelimeler dilimize Arapça ve Farsçadan geçmiştir. Bu kelimelerin kullanılması gazelin özelliği ile ilgilidir çünkü gazel aşk, sevgi, kadın ve şaraptan bahseder. Geldiği kültür ve toplum arasında sıkı bir ilişki vardır. Çünkü Osmanlı toplumunda da sanat anlayışı olarak 13. Yüzyıldan beri bir etkileşim görülmektedir.



    b. Okuduğunuz şiirin, hangi gelenekte yazıldığını belirtiniz.

    b. Divan şiir geleneği ile yazılmıştır.



    13. Gazelde işlenen aşk teması evrensel midir? Şairin, aşk temasını anlatırken aşkını ve sevgilisini yüceltmek, yükseltmek için soyut kavramlardan (imgelerden) nasıl yararlandığını açıklayınız.

    13. Teması evrenseldir. Şair aşkı ve sevgilisini anlatırken ona aşk konusunda gelenekten yer edinmiş olan gül bülbül ve Hüsrev gibi kelimeleri kullanarak aşkının yüceliğini ve büyüklüğünü anlatmıştır.



    14. Okuduğunuz gazelde şairin temayı anlatmak için kullandığı imge ve kelimeleri aşağıya sıralayarak bunların nasıl bir bütünlük oluşturduklarını açıklayınız.

    14. Gül- bülbül, Hüsrev, zahm, har gibi kelimeler kullanmıştır. Bu kelimeler tenasüp sanatı oluşturarak bir bütünlük meydana getirir. Mesela gül varsa bülbül vardır yine bülbül varsa da diken yani har da vardır.



    •*Yaptığınız açıklamadan hareketle aşağıda verilen yargıdaki noktalı yerlere uygun kelimeleri yazınız.

    • DİVAN ŞİİRİ; tema etrafında, imge ve kelimelerle kendine özgü bir zevk ve anlayış çevresinde oluşturulmuştur.



    15. a. Gazelde anlatılanların (sevgili, aşk, gül bahçesi, gül-bülbül imgesi vb.) olduğu gibi yaşanmasının mümkün olup olmadığını tartışınız. Sonuçları sıralayınız.

    a. Mümkün değildir.



    b. Sıraladığınız sonuçlardan hareketle şiirde gözlemin, izlenimin, sezginin, kişisel duyarlılığın önemini açıklayınız.

    b. Şiiri şiir yapan şeyler kesinlikle şairin gözlemi, sezgisi ve duygularıdır. Bunlar olmadan ortaya pek bir şey koymak mümkün değildir.



    16. Şiirde yan anlamıyla kullanılan kelimeleri bulunuz. Gazelin, yan anlam bakımından zengin olup olmadığını açıklayınız.

    16.



    17. Aşağıdaki şiiri okuyunuz.

    SEN SEN SEN

    Bir dağ başı yalnızlığı yaşıyorum yeniden,

    Dağ başı yalnızlığı ölümden beter.

    Hiç kimse aramasa sormasa beni Sen gelsen yeter.

    Huzur ellerinin güzelliğindedir.

    Gözlerin karşımda bir mutluluk denizi.

    Her sabah soframızda ekmeğimizi

    Sen bölsen yeter.

    Yüreğim seninle yaylalar kadar serin.

    Ne bir çizgi hasret ne bir nokta gam…

    Yayla dumanı gibi gözlerime her akşam

    Sen dolsan yeter.

    Bende çaresizlik, sonsuz kördüğüm.

    Bende sabır, bende naz…

    Gündüzden vazgeçtim düşümde biraz

    Bir yüz görümlüğü sen olsan yeter.

    Duymasa hiç kimse şair gönlümün

    Sende karar kıldığını.

    Ve içimin şerha şerha yarıldığını

    Sen bilsen yeter.

    Bir gün duysan bittiğimi, tükendiğimi.

    Çıkıp gelsen uzaklardan, korkulu, ürkek…

    Bir incecik dal gibi üstüme titreyerek*

    Eğilsen yeter.

    Yavuz Bülent BAKİLER



    a.*Bakî’nin gazelinde dile getirilen duygu ve düşüncelerin günümüz şairlerinden Yavuz Bülent Bakîler’in okuduğunuz şiirinde de ele alınıp alınmadığını açıklayınız.

    a. Aynı temayı işlemiştir. İkisi de aşkı ve sevgiliyi elalmıştır.



    b. Önceden bulup sınıfa getirdiğiniz, günümüz şairlerinden birine ait, teması “aşk ve sevgili” olan şiirlerden birini okuyunuz.

    b.



    18.*Bakî’nin gazelini ilk okuduğunuzda neler hissettiğinizi aşağıya bir paragraf şeklinde yazınız.

    Cevabı size kalmış….



    Gazeli bir kez daha okuyunuz. Acaba, şairin şiire yüklediği anlamla sizin hissettikleriniz arasında benzerlik olabilir mi? Düşüncelerinizi açıklayınız.

    Cevabı size kalmış….



    19.*Bakî’nin gazelini, kitabınızda okuduğunuz Destan Dönemi şiirlerinden bir koşukla karşılaştırınız. Sonuçları aşağıya yazınız.

    Ölçütler

    Gazel

    Koşuk

    Benzerlikler

    Farklılıklar

    Tema

    Aşk, kadın şarap

    Aşk

    xxxx



    Nazım Birimi

    Beyit

    Dörtlük





    Dil ve Anlatım

    Arapça ve Farsça kelimelerde dolu kalıplaşmış bir anlatıma sahip

    Yabancı etkilerden uzak sade bir dile yazılmıştır.







    20. a. Bakî hakkında edindiğiniz bilgileri arkadaşlarınıza aktarınız.

    a. BAKİ (1526- 1600)

    İyi bir medrese eğitimi görmüş, medreselerde hocalık yapmış ve kadılık görevlerinde bulunmuştur. Şiirlerinde dine, tasavvufa yer vermemiştir. Aşk, doğa, dünya zevki, hayattan tat alma ve devrinin ihtişamı, şiirlerinde yer alan başlıca konulardır. Gazel türünün tanınmış şairlerindendir. Dili kullanmada son derece başarılıdır; ahenkli, akıcı, zevkli bir dili vardır. Divan şiirini, Arap ve İran şiiri seviyesine getirmiştir. Sultanu’ş Şuara (şairler sultanı) olarak bilinir.

    Baki Eserleri

    -Divan

    -Kanuni Mersiyesi: Şairin, Kanuni’nin ölümünden duyduğu üzüntüyü dile getiren, terkib-i bent biçiminde yazdığı şiiridir.

    -Fezail-i Mekke: Mekke’nin faziletlerinin anlatıldığı, çeviri bir yapıttır.



    b. Okuduğunuz gazelden ve Bakî hakkında edindiğiniz bilgilerden yola çıkarak eserle şair arasındaki ilişkiyi açıklayınız. Bakî’nin fikrî ve edebî yönü hakkında çıkarımlarınızı aşağıdaki şemaya yazınız.



    b. Şairi ile şiiri arasında*bir bağ vardır.

    Baki

    Din dışı konulara yer vemiştir.

    Akıcı bir dili vardır.

    Gazel türüyle ünlenmiştir.

    Sultanu’ş-Şuara olarak bilinir.
    yıldız1456 ve mertcik123 bunu beğendi.
  10. Murat AKSOY

    Murat AKSOY Türkçe Sevdalısı Özel Üye

    Katılım:
    25 Ekim 2007
    Mesajlar:
    49.558
    Beğenileri:
    886
    Ödül Puanları:
    38
    10.Sınıf Türk Edebiyatı Fırat Yayıncılık
    3.Ünite: Divan Şiiri - Kaside (Sayfa:128,129,130,131,132,133)

    2. metin

    KASİDE

    1. Okuduğunuz şiiri ahenk unsurları (ses akışı, söyleyiş, ritim, ses benzerliği) açısından inceleyip tespitlerinizi aşağıya yazınız. Konuşmadaki vurgu ve tonlamayla beyitlerdeki ses ve söyleyiş arasında nasıl bir ilişki kurulabileceğini açıklayınız.

    1.

    Ses akışı (aliterasyon, asonans): Ses akışı sağlayan sözcükler vardır. Birinci beyitte n, m sesleri aliterasyon olarak kullanılır.

    Söyleyiş özelliği : Ahenkli bir söyleyişe sahiptir. Özellikle kafiye ve iç seslerdeki sözcükler bu şiire söyleyiş güzelliği katmıştır.

    Ritim (açık ve kapalı hecelerin söylenişi): Aruz ölçüsü ile yazıldığı seslerin açık kapalı oluşu önemlidir.” Sâkî, câm-ı Cem, nesîm-i nev-bahâr, hevâ,âşıkların, yâr, bî-çâreler âlüfteler âvâreler “ gibi sözcüklerde açık ve kapalı heceler*bulunmaktadır. Bu şekliyle de aruzun tutması ve uygulanması için önemlidir.

    Ses benzerlikleri (kafiye): Kafiyeli yazılmıştır. İlk beyit kendi arasında diğer beyitlerinde ikinci dizeleri arasında kafiye vardır. “Cem, İrem, dem, harem, sitem…” gibi sözcükler kafiye olarak kullanılır.



    2. Okuduğunuz şiirde ses ve anlam yönünden kendi içinde bütünlük oluşturan birimleri belirleyiniz. Birimlerin özellikleri ve bunlara ne ad verildiğini söyleyiniz. Ayrıca her birimin diğer birimlerle ses ve anlam yönünden nasıl bir ilişki içinde olduğunu açıklayınız.

    2. ….



    3. a. Kaside nazım şekli hakkında edindiğiniz bilgileri arkadaşlarınıza aktarınız.

    a. KASİDE

    Daha çok din ve devlet büyüklerini övmek amacıyla yazılan şiirlerdir. Kaside şairlerine kaside-gü (kaside söyleyen), kaside-sera ya da kaside-perdaz (kaside yazan) denir. Kaside 6 bölümden oluşur:

    Birinci bölüm 15-20 beyitliktir. Bu ilk bölüme, âşıkane duygular yer alıyorsa “nesib”, bahar, tabiat, bayram gibi konulara değiniliyorsa “teşbib” adı verilir.

    İkinci bölüm girizgah ya da girizdir. Genellikle tek beyitten oluşur ve burada şair medhiyeye (övgüye) geçeceğini bildirir. Girizgah konuya uygun ve nükteli olmalıdır. Üçüncü bölüm medhiyedir. Bu bölümde asıl konu anlatılır. Beyit sayısı konuya ve şaire göre değişen medhiye bölümü kasidenin en sanatlı beyitlerini içerir. Kasidenin dördüncü bölümü tegazzüldür. Tegazzül, 5-12 beyit arasında değişir. Kasidenin başında ya da sonunda yer alabilir. Bu bölüm her kasidede bulunmayabilir.

    Beşinci bölüm fahriyedir. Şair bu bölümde de kendisini över. Kasidenin son bölümü duadır. Bu bölümde önceki beyitlerde övgüsü yapılan kişi için dua edilir.*Kasideler, nesib bölümünde ele alınan konuya göre göre kaside-i bahariyye, kaside-i ramazaniyye, kaside-i hammamiyye olarak adlandırılır. Uyaklarına göre r harfi ile bitiyorsa kaside-i raiyye, l harfiyle bitiyorsa kaside-i lamiyye, m harfiyle bitiyorsa kaside-i mimiyye diye anlandırılır. Rediflerine göre de, tevhid, münacaat, methiye diye bölümlenir. Kasidenin en güzel beyiti “beyt-ül kaside”dir. Şairin adının geçtiği beyite ise “taç beyit” denir. Diğer şekil özellikleri gazele benzer.



    b. Okuduğunuz şiiri, yapı özellikleri yönünden incelemek için aşağıdaki soruları cevaplayınız (Bu inceleme için 9. sınıf II. Ünite “Şiir İnceleme, Şiirde Yapı” bölümünde öğrendiğiniz bilgilerinizden yararlanınız.).

    b.

    Nazım birimi ve sayısı : Beyit ve 39 birimden oluşur.

    Uyak düzeni: aa, ba, ca, da, ea, fa,,,,

    Kasidenin bölümleri :Nesip, girizgah, tegazzül, medhiye, fahriye, dua

    Nesib bölümüne göre kasidenin çeşidi :Cem,İrem,dem,nagam,dem…” olduğu için – m sesleri kafiyedir. Yarım kafiyedir.



    c. Okuduğunuz şiiri meydana getiren birimlerin ortak paydasını ve bunun tema olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceğini söyleyiniz.

    c. Bütün birimler ortak bir temada birleşmiyor. Mesela*nesip bölümünün parçanın bütünlüğü ile ilgisi yoktur.



    • Okuduğunuz şiirde, belirtilen beyitlerin temalarını ve kasidenin hangi bölümüne ait olduğunu aşağıdaki şema üzerine yazınız. Daha sonra da şiirin (kasidenin) temasını yazınız.



    1 ile 16. beyitlerin teması [Nesib (teşbib)]

    17. beytin teması (Girizgah)

    18 ile 31. beyitlerin teması (Medhiye)

    32 ile 35. beyitlerin teması (Fahriye)

    36 ile 39. beyitlerin teması (Dua)

    Kasidenin teması: Sultan Murad’a övgü

    •*Şiirin bölümlerinin ortak bir tema etrafında birleşip birleşmediğini açıklayınız.

    Ortak bir temada birleşmiyor. Çünkü nesip bölümü, fahriye bölümünün Sultan Murad’la bir ilgisi yoktur. Bu bölümler konu dışında olan bölümlerdir.



    ç. Okuduğunuz şiirin, hakkında bilgi edindiğiniz kaside nazım şeklinin özellikleriyle benzerlik gösterip göstermediğini belirtiniz.

    ç. Kaside nazım şekliyle birebir uyum sağlamaktadır.



    4. a. Osmanlı Devleti’nin XVII. yüzyıldaki siyasi, sosyal ve kültürel durumu hakkında edindiğiniz bilgileri arkadaşlarınıza aktarınız.

    a. 17. Yüzyıl Osmanlının Duraklama girdiği bir dönemdir. Siyasi olarak padişahlar etkinliğini yitirmeye ve Yeniçeri egemenliği kazanmaya başlamaktadır. Ordu bozulmaya başladı ve kendi içindeki çekişmelerinden dolayı sürekli savaş kaybetmeye başladı. Bu da Osmanlının ekonomisini olumsuz etkilemeye ve çağın ihtiyaçlarını yakalayamadı ve bu da sosyal hayatı da etkilemeye başladı. İlmiye sınıfı da bozulmaya başladı. Eğitim yani medrese sistemi bozulmuş, bu da geri kalmayı tetiklemişti.



    b. Okuduğunuz kasidenin nesib, girizgâh, medhiye ve fahriye bölümlerinin teması ve söyleyiş özelliğinden hareketle divan şiirinin XVII. yüzyıldaki genel durumunu belirleyiniz.

    b. Bu bölümlerde yola çıkarak 17. yüzyıl Divan şiirinin zirve noktasıdır ve şairlerimizde bu noktada kendilerini zirvede olarak görmektedir. Eskiden İranlı şair Molla Cami gibi yazmak isteyen şairlerimiz artık İranlı ve Arap şairler kadar usta şiirler yazdığını düşünmektedirler. Bu da onların kendilerine olan özgüvenini göstermektedir.



    c.*Divan şiirinin XVII. yüzyıldaki söyleyiş özelliğinin (coşkulu, kendine güvenen sesinin) Osmanlı Devleti’nin o dönemdeki yapısıyla nasıl bir bağlantısının olduğunu açıklayınız.

    c. Osmanlı yapısıyla ilgisi vardır. Osmanlı için her ne kadar duraklama devrine girdiyse de siyasi, sosyal ve ekonomik yapı duraklama dönemine girdiğinin farkına çok sonraları varmıştır. Osmanlıda sistem bozulsa da kendine olan güveninden vazgeçmezler.



    5.*Kasidede, aynı duyguları dile getiren beyitleri tespit ediniz. Bu beyitlerde aynı duygunun, hangi kelimelerle tekrar edildiğini tartışınız. Sonucu kısaca aşağıya yazınız.

    5. Cam-ı Cem, Muhteşem, Hakan, kelimesi çok sık olarak geçmektedir. Buradaki imgeler sürekli kullanılarak aynı duygular tekrar edilmiştir.



    6. Şair, üçüncü beyitte “bayram” kelimesiyle “âşıkların sevincini ve neşesini” anlatmaktadır. Bu sanatın adını söyleyerek kasidede kendi anlamı dışında kullanılan diğer kelimeleri de siz bulunuz.

    6.*Benzetme sanatıdır. Mesela meyhane, cam, serv-i kadd, gonce-fem gibi kelimeler kendi anlamı dışında kullanılmıştır.



    7. a. İrem Bağı, Cem, Rüstem hakkındaki bilgilerinizi arkadaşlarınıza aktarınız.

    a. İrem Bağı: Âd’ın oğlu Şeddad zamanında Hafız-ı Şirazi zamanında yapılmış eşsiz bahçe . İrem, Havernak ve Babil bahçeleri ile birlikte tasavvur edilebilir. Cennet bağı Rıdvan’a benzetilir.

    Rüstem: Simurg’un kaçırıp büyüttüğü Cihan pehlivanı. Neriman’ın torunu Sam’ın oğlu. Saçları ve diğer tüyleri beyaz doğduğundan Sam onu evlatlıktan reddedip bir dağa atar. Kahraman’ı Katili ve İsfendiyarı Öldürür. İran’ı Afrasyab’ın elinden kurtarır. Zabilistan ve Seyistan onun elindedir. Dev cüsseli Keyhusrev ve Keykavus zamanı İran destan kahramanıdır.

    Cem: Kadeh demektir. İçine şarap konulduğu için cam-ı Cem olarak da kullanılır. Kırmızılığı bakımında sevgilinin dudaklarına benzetilir.



    b. İkinci beyitte şairin, “her gûşe bir Bâğ-ı İrem” diyerek o mevsimde her yeri İrem Bağı’na benzetmesi gözünüzün önünde nasıl bir manzara canlandırıyor? Tasvir ediniz. Şair de gözlemlediği bir manzarayı, ortamı ya da o manzara karşısında sezdiklerini Bağ-ı İrem’le anlatmış olabilir mi? Düşüncelerinizi açıklayınız.

    b. Baharın gelişiyle her taraf yeşillenmiş, ağaçlar çiçek açmış ve bülbüller ötmeye başlamış. Şairin mantığına göre bu durum tamamen cennet bağı gibi bir durumdur. Şair bu durumu Bağ-ı İrem’le anlatmıştır.



    c. Şiirde, şairin benzer şekildeki diğer anlatımlarını (imgeleri) bulunuz.

    c. Behişt kelimesi ile cennet

    meyhane kelimesi ile dünya

    put(sanem) kelimesi ile sevgili

    şarap kelimesi aşk sarabı

    gonce kelimesi ile sevgilinin ağzı

    selvi kelimesi ile sevgilinin boyu

    gibi imgeler kullanılmıştır.



    ç. Şiirdeki birimlerde kullanılan ortak imgeleri sıralayınız.

    ç. Cam-ı cem, put, Hüsrev, Rüstem, İskender gibi imgeler ortak kullanılmıştır.



    8.*Kasidenin 3. beytinde “gül devri”, 17. beytinde “mah” kelimeleriyle kastedilen nedir? Bu imgelerle yapılan sanatın adını söyleyiniz. Kasidedeki diğer söz sanatlarını da bulup bunların nasıl yapıldığını açıklayınız.

    8. Benzetmenin dört unsurundan sadece biri kullanıldığı için istiaredir.

    Diğer söz sanatları.

    Esdi nesîm-i nev-bahâr açıldı güller subh-dem Açsun bizim de gönlümüz sâkî meded sun câm-ı Cem



    Telmih

    İrdi yine ürd-i Behişt oldu hevâ anber-sirişt Âlem Behişt-ender-Behişt her gûşe bir Bâğ-ı İrem

    Telmih, Benzetme

    u demde kim şâm ü seher mey-hâne bağa reşk ider Mest olsa dil-ber sevse ger ma’zûrdur şeyh-ül-harem

    Kişileştirme, İstiare



    Ya neylesün bî-çâreler âlüfteler âvâreler Sâgar suna meh-pâreler nûş etmemek olur sitem



    Kişileştirme, İstiare

    Her nev-resîde şâh-ı gül aldı eline câm-ı mül Lûtf it açıl sen dahi gül ey serv-kadd ü gonce-fem



    Kişileştirme, İstiare

    Meydir mihekk-i âşıkan âşûb-i dil ârâm-ı can Ser-mâye-i pîr-i mugan pîrâye-i bezm-i sanem



    İstiare

    Mey âkili irşâd ider âşıkları dil-şâd ider Şeyle virir ber-bâd ider dillerde koymaz gerd-i gam



    Kişileştirme, İstiare

    Mey âteş-i seyyâledir mînâ kadehle lâledir Ya gonce-i pür-jâledir açmış nesîm-i subh-dem



    Benzetme

    Sâkîmeded mey sun bize câm-ı Cem ü Key sun bize Rıtl-ı pey-â-pey sun bize gitsün gönüllerden elem

    Telmih

    Ol âf-tâb-ı saltanat ol şeh-süvâr-ı memleket Cem-bezm ü Hâtem-mekrümet memdûh-i esnâf-ı ümem



    İstiare

    Eblâk-süvâr-ı rüzgâr âşûb-i Rûm ü Zengibâr Leşker-şikâr-ı kâm-kâr Behrâm-ı Efrîdûn-alem



    Telmih

    Pîrâye-i mülk ü milel ser-mâye-i din ü düvel K’olmuş nasibi tâ ezel tâc-ı Feridun taht-ı Cem



    Telmih

    Hakan-ı Osmânî-neseb kim münderic zâtında hep İslâm-ı Fâruuk-i Arab ikbâl-i Pervîz-i Acem

    Telmih

    Şâhen-şeh-i ferhunde-baht ârâyiş-i dînîm ü taht Bahtı kavî ikbâli saht İskender-i Yûsuf-şiyem



    Telmih

    Şâh-ı cihân-ârâ mıdır mâh-ı zemîn-pîrâ mıdır Behrâm-ı bî-pervâ mıdır yâ âf-tâb-ı pür-kerem



    İstifham, Tecahül Arif Benzetme



    Şâhâne-meşreb Cem gibi sâhib-kıran Rüstem gibi Hem îsi-i Meryem gibi ehl-i dil ü ferhunde-dem

    Telmih Benzetme



    Cümle hünerden bâ-nasîb sırr-ı aceb sun’i garîb Meclisde şûh ü dil-firîb cenk idicek şîr-i ücem

    Benzetme

    Ey Husrev-i âlî-nijâd vey dâver-i pâk-i tikaad Ey şâh-ı sâhîb-adl ü dâd ey pâd-şâh-ı muhterem



    Telmih Benzetme





    9. Şairin duygularını, düşüncelerini niçin imge ve söz sanatlarıyla anlattığını ve şiiri okurken neler hissettiğinizi, gözünüzün önünde nelerin canlandığını kasideden örneklerle açıklayınız.

    9. İmgeler ve söz sanatları divan şiirinde vazgeçilmez bir unsurdur. Şair ele aldığı konuları bu yolla daha çarpıcı ve etkili şekilde anlatmaktadır. Mesela Sultan Murad’ı överken normal cümlelerle övse bunu herkes yapar ve sanatsal özelliği kalmaz ama şair onu çeşitli imgelerle(Hüsrev, Hz. Ömer gibi) överse bu daha etkileyici olur.



    10.*Kasidenin fahriye bölümünde, Nef’î’nin “Hakanî” dediği kişi, ünlü bir İran şairidir. Yaşadığı dönemde kendisinin “Hakanî” gibi şiir söylediğini belirten Nef’î bu beyitte övünmektedir. Kasidede geçen efsanevi kişi ve olayların anlatıldığı diğer beyitlerdeki örnekleri de bulup açıklayınız. Bu sanatın adını belirtiniz.

    10. Bu sanatın adı telmihtir.

    Eblâk-süvâr-ı rüzgâr âşûb-i Rûm ü Zengibâr Leşker-şikâr-ı kâm-kâr Behrâm-ı Efrîdûn-alem



    Pîrâye-i mülk ü milel ser-mâye-i din ü düvel K’olmuş nasibi tâ ezel tâc-ı Feridun taht-ı Cem



    Hakan-ı Osmânî-neseb kim münderic zâtında hep İslâm-ı Fâruuk-i Arab ikbâl-i Pervîz-i Acem



    Şâhen-şeh-i ferhunde-baht ârâyiş-i dînîm ü taht Bahtı kavî ikbâli saht İskender-i Yûsuf-şiyem



    İrdi yine ürd-i Behişt oldu hevâ anber-sirişt Âlem Behişt-ender-Behişt her gûşe bir Bâğ-ı İrem



    Sâkî meded mey sun bize câm-ı Cem ü Key sun bize Rıtl-ı pey-â-pey sun bize gitsün gönüllerden elem



    Şâhâne-meşreb Cem gibi sâhib-kıran Rüstem gibi Hem îsi-i Meryem gibi ehl-i dil ü ferhunde-dem







    11.*a. Şiirde geçen “nesim, saki” kelimeleri Arapça, “gûşe, hengâm, âf-tab-nev” kelimeleri ise Farsçadır. Divan şiirinde neden Arapça ve Farsça kelimelerin kullanıldığını tartışınız. Sonuçları sıralayınız.

    a. Birincisi şairlerimiz aruzla yazıkları için aruzda önemli olan seslerin açık ve kapalı olmasıdır. Türkçedeki seslerde açık ve kapalı ünlü durumları yoktur. Yani â, û, î gibi sesler yoktur. Bu aruz ölçüsünü ve ses değerini tutturmak için önemlidir. İkincisi ise bizim divan şairlerimiz Arap ve İran edebiyatından etkilenirken o şiirin estetik*yapısı ve imge dünyasını değiştirmeden almışlardır.



    b. Yukarıda sıraladığınız sonuçlar ve XVII. yüzyılda Osmanlı Devleti’nin sosyal ve kültürel yapısını da göz önünde bulundurarak bu şiirin hedef okuyucu kitlesini belirtiniz.

    b. Divan şiirinin hedef kitlesi yüksek zümre diye bilinen okumuş*ve medrese eğitimi görmüş kimselerdir.



    c. Kasidede kullanılan dil, imgeler (mazmunlar), söz sanatları, nazım şeklinin özelliklerinden yola çıkarak divan şiirinin geldiği kültürle (gelenekle) ve toplumla ilişkisini açıklayınız.

    c. Kullanılan dil, imgeler(mazmunlar), söz sanatları, nazım şekilleri Arapça ve Farsçadan geçmiştir. Geldiği kültür ve toplum arasında sıkı bir ilişki vardır. Çünkü Osmanlı toplumunda da sanat anlayışı olarak 13. Yüzyıldan beri bir etkileşim görülmektedir. Bizim şairlerimiz de bunları hiç değişmeden olduğu gibi ama zaman içerisinde de geliştirerek kullanmıştır.



    ç. Okuduğunuz şiirin hangi gelenekte yazıldığını belirtiniz.

    ç. Divan şiir geleneği ile yazılmıştır.



    12.*Okuduğunuz kasidenin teması evrensel midir? Şair bu temayı işlerken yüce ve yüksek olan soyut kavramlardan (imgelerden) nasıl yararlanmıştır? Açıklayınız.

    12. Teması evrensel değildir. Çünkü Sultan Murad her devirde övülecek bir padişah olmayabilir ki günümüzde böyle bir durum yoktur. Ama kullanılan kavram ve imgeler her devirde kullanılabilir. Yani herkes birinin adaletini överken Hz. Ömer’den bahsedebilir.

    13.*“Allah, Yusuf, İsî-i Meryem, Cennet” kelimeleri şiirde niçin kullanılmış olabilir? Kasidenin temasının ve şiirdeki imgelerin; dinî söyleyiş ve kelimelerle örülü, divan şiirine özgü bir zevk ve anlayışla geliştirildiğini söyleyebilir miyiz? Açıklayınız.

    13. Kasidede övgü ele alınır. Ama övülecek kişinin özelliklerine göre tarihsel ya da dini kavramlar kullanılabilir. “Allah, Yusuf, İsî-i Meryem, Cennet” kelimeleri de bu yüzden kullanılmıştır. Divan şiiri dini söylemden kendini alamaz. Hatta diyebiliriz din dışı konuda da şiir yazılacaksa zaman zaman şairler dini kavramları şiirlerinde verirler. Mesela sevgilinin güzelliği anlatırken Hz. Yusuf’u anlatmadan onu örnek vermeden geçemez.



    14.*Kasidenin bölümlerinde anlatılanların yaşanması mümkün müdür? Şairin aktardığı duygularda; gözlemin, izlenimlerin, sezginin ve kişisel duyarlılığın yerini açıklayınız.

    14. Mümkün değildir. Şiiri şiir yapan şeyler kesinlikle şairin gözlemi, sezgisi ve duygularıdır. Bunlar olmadan ortaya pek bir şey koymak mümkün değildir.



    15.*Kasidede yan anlamıyla kullanılan kelimeleri bulunuz. Kasidenin yan anlamıyla kullanılan kelimeler bakımından zengin olup olmadığını açıklayınız.

    15.



    16.*Kasidede dile getirilen duygu ve düşüncelerin günümüz şarkı söz ve şiirlerinde ele alınıp alınmadığını bir örnekle belirtiniz.

    16.



    17.*Kasideyi ilk okuduğunuzda neler hissettiğinizi belirtiniz. Kasideyi birkaç kez okuduktan sonra neler hissettiğinizi açıklayınız. Acaba şairin bu şiiri yazarken hissettiklerini anlatmak için kelimelere yüklediği anlamla sizin hissettikleriniz arasında benzerlik olabilir mi? Açıklayınız.

    17. Cevabı size kalmış…



    18.*Okuduğunuz kasideyi destan dönemi şiirlerinden bir koşuk ve saguyla karşılaştırınız. Sonuçları aşağıdaki tabloya yazınız.

    Ölçütler

    Kaside

    Koşuk

    Sagu

    Benzerlikler

    Farklılıklar

    Tema

    Övgü

    Aşk

    Ölüm



    Üçünün de teması farklı

    Nazım Birimi

    Beyit

    Dörtlük

    Dörtlük

    Koşuk ve sagu Benzer

    Kaside farklı

    Dil ve Anlatım



    Arapça ve Farsça kelimelerde dolu kalıplaşmış bir anlatıma sahip

    Yabancı etkilerden uzak sade bir dile yazılmıştır.

    Yabancı etkilerden uzak sade bir dile yazılmıştır.

    Koşuk ve sagu Benzer

    Kaside farklı



    19. a. Nef’î hakkında edindiğiniz bilgileri arkadaşlarınıza aktarınız.*

    a. NEFİ (1575 ?-1635)

    İstanbul’da iyi bir öğrenim görmüş, bazı memurluklarda bulunmuştur. IV. Murat döneminde sanatının ve ününün zirvesine ulaşmıştır. Padişahlara ve devrin ileri gelenlerine yazdığı kasidelerle, ayrıca hicivleriyle tanınmıştır. Padişahın, hiciv yazmasını yasaklamasına rağmen Sadrazam Bayram Paşa’yı hicvedince öldürülür. Sağlam bir üslubu, ağır bir dili, cesur bir söyleyişi vardır. Ölçüsüz bir şairdir övdüğünü göklere çıkarır, yerdiğini ise yerin dibine geçirir. Babasına bile hiciv yazmıştır. Hicivleri bazen yumuşak takılmalar şeklindedir; kimi zaman ise oldukça ağır, hatta küfürlüdür. Hiciv türündeki şiirlerini “Siham-ı Kaza” adlı yapıtında toplamıştır.

    Nef’i Eserleri:

    -Divan (Türkçe)

    -Divan (Farsça)

    -Siham-ı Kaza: Hicivlerinin yer aldığı yapıtıdır.



    Bize kâfir demiş müfdi efendi

    Tutalım ben diyem ana müselman

    Vardıkta yarın rûz-ı cezaya

    İkimiz de çıkarız anda yalan Nef’î

    b. Hicivleriyle ünlü Nef’î’nin yukarıdaki dörtlüğünden ve okuduğunuz kasidesinden yola çıkarak şairin fikrî ve edebî yönü hakkındaki çıkarımlarınızı aşağıya yazınız.

    b. Nef’i hicivleriyle ünlü bir şairdir. Yeri geldiğin çok ince söz söyleme kabiliyetine sahiptir. Bazen çok sıradan gelebilecek söylemlerle bile kişiyi eleştirmektedir. Zaten hicivlerinden dolayı öldürülür.



    c. Kaside ile şair arasındaki ilişkiyi açıklayınız.

    c. Şairi ile şiiri arasında*bir bağ vardır. Nefi hiciv şairi olmakla birlikte unutmayalım ki çok iyi öven kişi aynı zamanda çok iyi eleştirebilmektedir.
    anıl arda ve mertcik123 bunu beğendi.

Sayfayı Paylaş