Tüm ders notları

Konu 'Dil ve Anlatım Ders Notları' bölümünde Özel Üye Elif tarafından paylaşıldı.

  1. Özel Üye Elif

    Özel Üye Elif Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    19 Aralık 2009
    Mesajlar:
    2.002
    Beğenileri:
    789
    Ödül Puanları:
    0

    CÜMLE (TÜMCE)

    Cümle veya tümce, çoğunlukla özne, tümleç ve yüklemden meydana gelen; bir ifade, soru, ünlem veya emiri dile getiren; kendi başına anlamlı kelimeler dizisidir. Arapça cumle kökünden gelir. Bazen yan cümleciklerle anlamı pekiştirilir veya genişletilir.


    KELİME GRUPLARI


    İSİM-FİİL GRUBU

    Bir isim-fiil (mastar) ile ondan önce gelen ve ona bağlı olan kelimelerin veya kelime gruplarının oluşturduğu yeni gruba isim-fiil grubu denir.

    Grubun ana unsuru isim-fiildir ve sonda bulunur. Vurgu isim-fiilden önceki unsurdadır.

    Mastar, grupta yüklem görevi yapar. Ondan önce gelen kelimeler de cümlede olduğu gibi özne, nesne, tümleç olurlar.

    "Onu biraz sonra çekeceği acıya hazırlamak..."
    Nesne / dolaylı tüml. / Yüklem

    "Suda, rüzgârda, kuşta senin sedanı duyup /"
    zarf

    "Seni / beyaz çiçekli dallar içinde / sanmak"
    Nesne / dolaylı tüml. / Yükl.

    "Halk sanatına, halk ağzına, halk hayatına / daima / açık olma..."
    Dolaylı tümleçler / zarf / yüklem

    "Uzun bir ayrılıktan sonra / sılaya / dönüş..."
    Zarf tüml. / Dt / y.

    "Etrafına / bir keklik gibi ürke ürke / bakış(ından anladım.)"
    Dt / zt / y.


    Bu grup, cümle ve kelime grubu içinde isim olarak kullanılır.


    Etrafına bir keklik gibi ürke ürke bakışından anladım.

    Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk cumhuriyetini ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir.

    Bir faciadır, böyle bir âlemde uyanmak.



    SIFAT-FİİL GRUBU

    Bir sıfat-fiil ve bu sıfat-fiile bağlı unsur veya unsurlardan kurulan kelime gruplarına sıfat-fiil grubu denir.

    Grubun ana unsuru sıfat-fiildir ve sonda bulunur. Cümleler öğelerine ayrılırken sıfat-fiil ve ondan önce gelen ve ona bağlı olan kelimeler ayrılmaz.

    Sıfat-fiil, grupta yüklem görevindedir. Vurgu, sıfat-fiilden önceki unsurdadır.

    Sıfat-fiilden önce gelen kelimeler, cümlede olduğu gibi, özne, nesne, zarf tümleci ve dolaylı tümleç olarak adlandırılırlar. Bu yüzden sıfat-fiillerle ve sıfat-fiil gruplarıyla birleşik cümleler yapılır.

    "Eski İstanbul'un güzel semtlerini yaratan / Türklük"
    Sıfat / isim

    "Eski İstanbul'un güzel semtlerini / yaratan"
    Nesne / yüklem

    "Bütün hayalleri yıkılmış / insanlar["/I]
    Sıfat / isim

    "Bütün hayalleri / yıkılmış"
    Özne / yüklem

    "Her içine girdiği odaya bir şefkat serinliği getiren / bu kız"
    Sıfat / isim

    "Her içine girdiği odaya / bir şefkat serinliği / getiren"
    Dolaylı tüml. / Nesne / yüklem


    Bu grup, kelime grubu içinde sıfat ve isim; cümlede, özne, nesne, zarf ve yer tamlayıcısı olarak kullanılır.

    "Mısralarında nağme hissedilmeyen / bir manzume"
    Sıfat / isim

    "Bu eseri tamamlamak için ne kadar çabaladığını / hiç kimse bilmiyordu."
    Sıfat-fiil grubu, isim, nesne

    "Sabrından saray yapan / sultanları bilirim."
    Sıfat / isim


    Birleşik isim olarak kullanılan sıfat-fiiller vardır:

    Vatansever, cankurtaran, çöpçatan...



    ZARF-FİİL GRUBU


    Bir zarf-fiil ve bu zarf-fiile bağlı unsur veya unsurlardan kurulan kelime gruplarına zarf-fiil grubu denir.

    Grubun ana unsuru zarf-fiildir ve sonda bulunur. Cümleler öğelerine ayrılırken zarf-fiil ve ondan önce gelen ve ona bağlı olan kelimeler ayrılmazlar.

    Zarf-fiil, grupta yüklem görevindedir. Vurgu, zarf-fiilden önceki unsurdadır.

    Zarf-fiilden önce gelen kelimeler, cümlede olduğu gibi, özne, nesne, zarf tümleci ve dolaylı tümleç olarak adlandırılırlar. Bu yüzden zarf-fiillerle ve zarf-fiil gruplarıyla birleşik cümleler yapılır.

    "Son gülün karşısında / son bülbül / ah ederken..."
    Dolaylı tüml. / Özne / yüklem

    "Bu yaman dağların hayalini / hatırımdan / silince..."
    Nesne / dlı tüml. / Yükl.

    "Kanatlarını açan kocaman bir kartal gibi / kollarını / açarak..."
    Edat tüml. / Nesne / yükl.

    "Pembe hayaller / kura kura"
    Nesne / yükl.


    Hâl ekleriyle çekime girmiş bazı sıfat-fiiller, cümlede zarf görevi yaparlar. Bunlar da birer zarf-fiil grubudur.

    "Müzik başladığında / bütün salon bir sessizliğe gömüldü."
    Sudur, akar / kendi bildiğince.

    "Pencere, en iyisi pencere"

    "Geçen kuşları görürsün hiç olmazsa"


    "-r, -mez, -di mi�, -di, -eli" ile kurulan gruplar da birer zarf-fiil grubudur.

    Bir pırıltı gördü mü / gözle hemen dalıyor.

    Ben bu gurbet ele düştüm düşeli

    Her gün biraz daha süzülmekteyim.

    Çamlıca'nın bu asıl çevresine girer girmez, artık eniştemizin köşkünün tılsımlı duygularını tatmaya koyulurduk.



    Bu grup, kelime grubu ve cümle içinde zarf olarak kullanılır.

    Bahar geleli / kargalar sınırsız bir neşe içinde.

    Dargınlığını unutup / onunla barışmak istiyor.

    Yokuşu çıkar çıkmaz, / kurumuş başak tarlalarıyla karşılaştık.

    Kardan, yağmurdan, rüzgârdan sora sora /

    Bir yol bulup / giderdim anılara.


    Zarf-fiil grubu yüklem olarak da kullanılabilir.


    "Âlemde gündüz gönlümüze işkencedir"

    "Bence bayram ufukta gün bitincedir."



    TEKRAR GRUBU (İKİLEME)

    Bir nesneyi veya hareketi karşılamak için eş görevli iki kelimenin meydana getirdiği kelime grubudur.

    Grupta her unsur kendi vurgusunu taşır; kelimeler arasına virgül konmaz.


    Eğri büğrü, çoluk çocuk, er geç, senli benli, ezildi büzüldü, ****dolu,Vah vah, oh oh, fısıl fısıl, şırıl şırıl, zıp zıp, yavaş yavaş, sabah sabah,Baka baka, gide gele, olmaz olmaz, bitmez tükenmez, demet demet, öbek öbek...


    Yapılış şekillerine göre çeşitleri

    a. Aynı kelimenin tekrarı

    Mışıl mışıl, yavaş yavaş, koşa koşa, ılık ılık, koca koca...


    b. Yakın veya eş anlamlı kelimeler

    Doğru dürüst, eğri büğrü, kılık kıyafet, dayalı döşeli, güle oynaya...

    Okul mokul, çanta manta, halı malı...


    c. Zıt anlamlı kelimeler

    Bata çıka, irili ufaklı, ölüm kalım, dosta düşmana...



    Tekrarlar anlamı kuvvetlendirir; nesneye ve harekete çokluk, süreklilik ve beraberlik anlamları katar.


    Mini mini çocuklar

    Diyar diyar dolaştım.

    Yaza yaza usandı.

    İyi kötü bir şeyler yaptı.



    Grubu oluşturan kelimeler çekim eki alabilir.

    evi barkı, evini barkını, sağa sola, işinde gücünde, varını yoğunu, dereden tepeden...


    Çoğunda kelimelerin yeri değiştirilemez.

    Eğri büğrü → büğrü eğri



    Tekrar grupları, cümlede ve kelime gruplarında isim, sıfat ve zarf olarak kullanılır.

    Sürü sürü kargalar, hisarın üstünden uçarken acı acı bağırıyordu.
    Kahve mahve yapmam sana ben.
    Dişi aslan bu mini miniyi kendi yavruları arasında görünce, onu da doğurduğunu sandı.
    Yorgun argın dönüyorum her akşam eve.
    Çamurlara bata çıka yürüdü.
    Havuzda su şırıl şırıldır.
    Sevdiklerim göçüp gidiyorlar birer birer.
    Takınsan kanat manat
    Kuş muş olsam seğirtsem
    Maviliğin çeşmesi gürül gürül
    Ardından bir ses kopar. Artık durul.
    Dallarda tomurcuk tomurcuk, çiçek çiçek;
    Boşlukta kuş kuş, böcek böcek;
    Kovuklarda arı arı, petek petek;
    Kuytularda menekşe menekşe, çilek çilek;
    Gül gül, zambak zambaksınız. (Arif Nihat)
    Gök mavi mavi gülümsüyordu.
    Yeşil yeşil dallar arasından.



    EDAT GRUBU

    Bir isim unsuru ile bir çekim edatından oluşan kelime grubudur.

    ile, için, kadar, göre, diye, rağmen, karşı, doğru, gibi, dolayı..edatları ile yapılır.


    Yaşadığım gibi, çocuklar için...


    İsim unsuru başta, edat sonda bulunur.

    İnsan gibi, çalışmasına rağmen, bir demet çiçek ile...


    Birleşme ismin ve edatın türüne göre ekli veya eksiz olur.

    Yaşamak için
    Sen-in gibi
    Deniz-e doğru
    Bun-dan dolayı
    bu kadar-ı-n-ı
    senin gibi-s-i


    İsim unsuru kelime grubu olabilir.

    Hür maviliğin bittiği son hadde kadar
    Bozulup dağılmak üzere
    İlk uçuştan sonra yuvaya dönmeyi başaran yavru serçeler gibi


    Birden fazla isim unsuru bulunabilir.

    Yorgunluğuna, uykusuzluğuna rağmen
    Bir avuç buğday, bir tutam ot, bir karış toprak için


    Edat grubu cümlede ve kelime grubu içinde sıfat, zarf ve isim olarak kullanılır.

    Bu paranın ne kadarı sizin? (iyelik eki almış, isim gibi kullanılmış, nesne olmuş)

    Her şey bıraktığım gibiydi. (ek-fiilin �di�li geçmiş zaman çekimi ile isim gibi kullanılmış, yüklem olmuş)

    Keskin bir ışık, etrafımızda bir zafer borusu gibi çınlıyor.

    Dokuzuncu Hariciye Koğuşu'na doğru ağaçların bile sıhhatine imrenerek yürüdüm.

    Vücudum, büyük bir korku ile, öne doğru eğildi.

    Derenin sağ tarafındaki sırtta on beş yirmi kadar çadır vardı.

    Bizim perişanlığımız, gönülleri toplamak içindir.

    O anda utançtan ölecek gibiydi. (isim, yüklem)

    Onun gibisi nerede bulunur? (isim, özne)


    Cümlede çoğunlukla zarf veya edat tümleci olur.

    Sabaha kadar ders çalıştık. (zarf tümleci)
    Eve doğru yürüdüm. (edat tümleci)


    Grubun vurgusu isim üzerindedir.
    Edat grupları cümleye çeşitli anlamlar katar.

    Ders çalışmak için odasına çekildi. (amaç)

    Sıkıldığı için dışarı çıktı. (neden, dışarıya çıkmanın sebebi)
    Bu ayakkabıyı babam için aldım (özgülük)
    Bu iş için kaç lira ödedin? (karşılık)
    Senin için sorun yok tabi. (görelik)
    Bizim için ne diyorlar? (hakkımızda)
    Sizin için üç kişilik yer ayrıldı. (aitlik)
    Tüm bu hazırlıklar bizim içindi. (isim, yüklem)
    Vatan için ölenler yüreğimizde yaşarlar. (uğur, amaç, özne)
    Kurt gibi acıkmıştım. (benzerlik)
    Kurşunlar, yağmur gibi yağıyordu. (zarf, benzetme)
    Uyandığı gibi yataktan fırladı. (zarf, anında, zaman anlamı katmış)
    Konuşmak üzere ayağa kalktı. (amaç)
    Acele edin, güneş batmak üzere. (zamanda yakınlık)
    Konuştuğumuz üzere yarın buluşacağım. (gibilik)
    Bizi boş vaatlerle kandırdılar. (araç)
    Hasan yaşlı annesiyle oturuyordu. (beraberlik)
    Arabanın gürültüsüyle irkildi. (neden)
    Biz de onlar kadar başarılıyız. (eşitlik, benzerlik, ölçüsünde)
    Gül kadar güzelsin. (benzerlik)
    Mektubu okuyunca köyünü görmüş kadar sevindi. (gibi)
    Bir ton kadar kömür almış (ölçü, aşağı yukarı)
    Ne kadar güçlü bir adam... (zarf)
    Evin deniz kadar havuzu var. (sıfat)
    Vefasızlığın bu kadarını da görmemiştim. (isim, ad tamlamasında tamlanan)
    Dershaneye kadar gi****m. (edat tümleci)
    Başbakana göre enflâsyon düşük. (açısından)
    Ayağını yorganına göre uzat. (bakarak, ölçüsünde, uygunluk, kadar)
    Allah dağına göre kış verir. (uygunluk)
    Anlatılanlara göre ikisi de suçluymuş. (bakılırsa, yönünden)
    Siz bana göre daha gençsiniz. (karşılaştırma)
    Edebiyata karşı ilgim vardı. (hakkında, yönelik)
    Denize karşı bir balkonu var. (yönelik)
    Yağmur sabaha karşı yeniden başlamıştı. (doğru)
    Sabaha karşı uyuyabildim. (zarf öbeği)
    Terfi edeyim diye yağcılık yapıyor. (amaç)
    Yağmur yağıyor diye dışarı çıkmadı. (neden)
    Akşama doğru geldiler. (zarf öbeği)



    BAĞLAMA GRUBU


    Bağlama edatları (bağlaç) ile birbirine bağlanmış iki veya daha fazla isim unsurundan meydana gelmiş kelime gruplarıdır.

    ve, veya, veyahut, ya da, yahut, ama, fakat, ancak, dE.....dE, gerek....gerek(se), ha........ha, hem, hem de, hem.....hem (de), ile, ilâ, ister.....ister(se), kâh..........kâh, lâkin, ne......ne (de), ya....ya (da), değil.

    Bağlama grubunda her unsur kendi vurgusunu taşır.
    Bağlama grupları cümlede ve kelime grubunda isim, sıfat ve zarf olarak kullanılır.
    Bağlama edatı (bağlaç), isim unsurlarının arsında bulunur. İsimler grubun kuruluşuna eşit olarak katılırlar.

    Kırmızı ve Siyah, babalarla oğulları, olmak veya olmamak, olmak ya da olmamak, Ayaşlı ve Kiracıları, üç ilâ beş, çalışkan fakat şanssız, para değil mutluluk, güzel ama vefasız, ne sevinç ne üzüntü, ne mendil ne de bir kol, eli de ayağı da, ne yer ne yâr;

    hem annem, hem babam, hem de kardeşim

    zengin mi fakir mi;

    ya bunu, ya. şunu, ya da onu...


    İçinde ikiden fazla isim bulunan bağlama gruplarında �ve� bağlacı son iki ismin arasında yer alır.

    Okumak, anlamak ve uygulamak

    Ufak tefek, sinirli ve inatçı

    Dağ, deniz ve ova...


    Bu grupta sim unsuru, kelime grubu olabilir.

    Hicranla ağaran bu saçlar değil, sevgisiz kalan kalp ihtiyarlarmış

    Ne gülen, ne el sallayan, ne de bir çift lâf eden oldu.

    İçeri girmek ve annesinin niçin kovulduğunu sormak istedi.



    AİTLİK GRUBU

    Ki aitlik ekinin eklenmiş olduğu kelime grubudur.+ ki'den önceki kelime grubu yalın olabileceği gibi ilgi durum eki veya bulunma durumu ekini de almış olabilir.

    Aitlik Grubu: Kelime Grubu +( nIn/ + DA) + ki




    UNVAN GRUBU

    Bir şahıs ismiyle, bir unvan veya akrabalık isminden meydana gelen kelime gruplarıdır.

    Bilge Kağan, Bayındır Han, Osman Gazi, Mehlika Sultan, Hasan Paşa, Ali Bey, Ahmet amca, Şinasi Efendi, Kemal Ağa, Nigâr Hanım...



    Şahıs ismi başta, unvan ve akrabalık ismi sonda bulunur.
    İki unsur eksiz birleşir.
    Şahıs ismi birleşik isim olabilir.

    Mehmet Âkif Bey, Halide Nusret Hanımefendi, Kâzım Karabekir Paşa...


    Bu grup, cümlede ve kelime gruplarında isim olarak kullanılır.

    Zafer yolunda unutamayacağım yüzlerden biri, Hatice Nine�nin yüzüdür.
    Perviz Efendi cevap vermedi.


    Grubun vurgusu birinci unsur üzerindedir.
    Birinci unsuru unvan veya akrabalık ismi olan "Sultan Süleyman, Şah İsmail, Doktor Ömer, Profesöz Muharrem Ergin, Bay Mustafa, Prens Sebahattin, Mareşal Fevzi Çakmak, Şair Eşref, Onbaşı Mehmet, Öğretmen Salih" gibi tamlamalar unvan grubu değil birleşik isimdir.


    ÜNLEM GRUBU

    Bir ünlemle bir isim unsurundan oluşan kelime gruplarıdır.

    Ey Türk gençliği



    Ünlem başta, isim unsuru sonda bulunur. Vurgu ünlem üzerindedir.

    a canım!, be kardeşim!, bre yalan dünya!, hey çocuklar!


    İsim unsuru, bir kelime grubu olabilir.

    Ey hanların gönlümü sızlatan duvarları!

    Ey garip çizgilerle dolu han duvarları

    Ey Türk istikbalinin evlâdı!

    A benim keleş oğlum!

    Ey mavi göklerin kızıl ve beyaz süsü!

    Ey âlemi donatan ışık, toprağa can verev el!



    Cümle kuruluşuna katılmayan bu grup hitaplarda kullanılır.

    Hey Sakarya, kim demiş suya vurulmaz perçin?

    İlâhî bir kudretin, ebedî bir feyzin var, ey Türk!

    Ey tatlı ve ulvî gece, yıllarca devam et.

    Ey sevgi dalımda ilk açan tomurcuk,

    Kanımın akışını yenileştiren damar,

    Gül rengi ışıkları sevda dolu akşamlar,

    İçime yeni bir fecir gibi dolan çocuk. (Orhan Veli)




    SAYI GRUBU


    Basamak sistemine göre sıralanmış sayı isimleri topluluğudur.

    Sayılar sondan başa doğru büyür. Küçük sayı sonda bulunur.

    Genellikle ara sayılar sayı grubudur.



    Bir, beş, on, yüz, bin, milyon isim

    İki yüz, beş bin, otuz milyon sıfat tamlaması

    On bir, doksan iki, yüz elli dört sayı grubu


    Sayı grupları en az iki kelimeden oluşur. İkiden fazla kelime bulunduran sayı gruplarında her unsur kendi içinde bir kelime veya kelime grubudur.


    Yedi / yüz sıfat tamlaması

    Yedi yüz / elli sayı grubu

    Yedi yüz / elli iki sayı grubu

    Yedi yüz elli iki / bin sıfat tamlaması

    Yedi yüz elli iki bin / altı sayı grubu

    Yedi yüz elli iki bin / altı yüz sayı grubu

    Yedi yüz elli iki bin / altı yüz / on dört sayı grubu


    Sayı grubunun sıfat tamlamasından farkı:

    1. Sayı grubunda en küçük sayın sonda bulunur:

    on / altı, elli iki bin / dört yüz / kırk iki

    2. Sıfat tamlamasında ilk sayı ismi sondaki sayı isminin adedini gösterir:

    Elli / bin, beş / yüz, beş yüz / milyon



    Sayı grupları cümlede isim ve sıfat olarak kullanılır.

    Yaptığı sarayların adedi kırk iki idi.

    Kalede yüz elli asker kalmıştı.


    Bütün sayı isimleri birbirinden ayrı yazılır. Ancak senet vb. evraklarda araya rakam sığdırılmasın diye bitişik yazılabilir.
    Grubun vurgusu küçük sayı ismindedir.



    KISALTMA GRUPLARI


    Bu gruplar genellikle isim-fiil, sıfat-fiil ve zarf-fiil gruplarının kısalması ve kalıplaşması sonucu oluşmuşlardır

    Bu grupların ortak özelliği, iki isim unsurundan meydana gelmeleri ve vurgunun ikinci unsurda olmasıdır.


    a. İsnat Grubu
    Sıfat-fiil ve zarf-fiil grubundan kısalmıştır

    Karnı tok olan adam → karnı tok adam

    Başı açık olarak → başı açık


    İsim, sıfat ve zarf olarak kullanılır.

    gözü tok (insan), eli açık (arkadaş), sohbeti tatlı (insanlar), cebi dolu (adam)..., iki düğmesi kopuk (palto)...

    Dili bir, gönlü bir, imanı bir insan yığını

    Görüyor varlığının bir yere toplandığını

    Kaç gözü yaşlıyı teselli etti.

    Şu çenesi düşüğe sen aldırma

    Gurbet akşamlarının bağrı yanık yolcusuyum.

    Bekir önce anlamadı, ağzı açık bir süre baktı.


    b. Yükleme Grubu
    Sıfat-fiil ve isim-fiil grubundan kısalmıştır

    Yüzü aşkın olan → yüzü aşkın

    Kitabı tetkik etmek → kitabı tetkik


    Birinci unsur belirtme hâl eki alır.

    İnsanı takdir, memuru teftiş, küçük çocukları af, evi iyice tamir..


    Bu grup, cümlede ve kelime gruplarında isim ve sıfat olarak kullanılır.

    Yüzü aşkın insan meydanda toplanmıştı.

    Kitabı tetkik için görevliden izin istedi.


    c. Yaklaşma Grubu
    Yaklaşma eki almış bir ismin başka bir isimle oluşturduğu kelime grubudur.
    Birinci unsur yaklaşma eki alır.
    Fiilimsilerden kısalmıştır

    evine bağlı olan → evine bağlı

    fikrine müracaat etmek → fikrine müracaat

    başına buyruk olarak → başına buyruk

    Tatile düşkün (insanlar), cana yakın (arkadaş), geçmişe bağlı (bir yazar), sözüne sadık (dost), içe dönük (tehdit), dile kolay(işler)...

    Güzel sanatlara meraklı (kız), geleneklere çok bağlı (adam)...


    Bu grup, cümlede ve kelime gruplarında isim, sıfat ve sarf olarak kullanılır.

    Mehlika Sultan'a âşık yedi genç

    Gece şehrin kapısından çıktı.

    Yanında yirmiye yakın muhabir vardı.

    Adam, sırıklara bağlı fasulyelerin küçük, ürkek çiçeklerini gördü.

    Saatlerdir kapıya dönük oturuyordu.

    Yemeği gece yarısına yakın yediler.


    d. Bulunma Grubu
    Bulunma eki almış bir ismin başka bir isimle oluşturduğu kelime grubudur.
    Birinci unsur bulunma eki alır.

    Haftada bir, dörtte üç, solda sıfır, yükte hafif, beş günde bir,


    Cümlede ve kelime gruplarında isim, sıfat ve zarf olarak kullanılır.

    Arada bir o meşhur kahkahasını atardı.

    Ekmeğin dörtte birini yanındakine uzattı.

    İşinde usta insanlarla bir arada çalışıyor.


    e. Uzaklaşma Grubu
    Uzaklaşma eki almış bir ismin başka bir isimle oluşturduğu kelime grubudur.
    Birinci unsur uzaklaşma eki alır.

    İçten pazarlıklı (adam), kendisinden emin (adımlarla), benden gizli (iş), gözden ırak (bir köşe), yandan çarklı (kahve), estetik endişeden uzak (eserler)...

    Cümlede ve kelime grupları içinde isim, sıfat ve zarf olarak kullanılır.

    Bin yıldan uzun bir gecenin bestesidir bu.

    Bir öğle paydosunda herkesten geç çıktı sınıftan.

    Uzun bir yolculuktan sonra köye varmıştık.

    Sakin ve kendinden emin çalışıyor.

    Ondan daha idealistine rastlamadım.

    Evde çekirgeden bol ne var!


    f. Vasıta Grubu
    Vasıta eki almış bir ismin başka bir isimle oluşturduğu kelime grubudur.
    Birinci unsur vasıta eki alır.

    Seninle dost (insanlar), bayrakla süslü (sınıflar), sırmayla işli (cepken)...


    Bu grup da sıfat-fiil veya zarf-fiil grubundan kısaltılmıştır.

    Seninle dost olan (insanlar) → Seninle dost (insanlar),

    bayrakla süslü olan (sınıflar) → bayrakla süslü (sınıflar),

    sırmayla işli olan (cepken) → sırmayla işli (cepken)

    parayla yüklü olarak →parayla yüklü


    Cümlede ve kelime grupları içinde isim, sıfat ve zarf olarak kullanılır.

    Garip çizgilerle dolu han duvarları

    Annesiyle dargın gitti.


    Bu kısaltma gruplarının dışında bazı kısaltma grupları daha vardır ki bunlar da çeşitli cümlelerden ve kelime gruplarından kısaltılmıştır.

    Derinden derine ırmaklar ağlar

    Uzaktan uzağa çoban çeşmesi

    Kokusuyla baş başa kaldı çiçekler

    Bir nefes olmuşum Fatih�in ordusunda

    Yürüyorum omuz omuza sipahilerle

    Aynalar baştan başa tenha

    Başka bir çerçevedir gitgide dünya artık.

    El ele tutuşarak yola koyuldular.




    BİRLEŞİK İSİM


    Burada bahsedilecek olan birleşik isimler sadece özel kişi isimleridir.Bir kişinin özel adı olmak üzere bir araya gelen kelimeler topluluğudur.

    Muharrem Ergin, Yavuz Sultan Selim, Ali Şir Nevai, Yahya Kemal Beyatlı, Arif Hikmet Par, Ahmet Turan Alkan, Ömer Seyfettin, Ahmet Haşim, İkinci Kılıç Arslan, Kaşgarlı Mahmut, Yıldırım Beyazıt...

    Unvan sıfatları, insanların sosyal seviyelerini, makamlarını, mevkilerini, rütbelerini, statülerini bildirmek için isimlerden önce kullanılan sıfatlardır. Unvan sıfatları isimden önce gelirse unvan grubu veya sıfat tamlaması değil birleşik isim oluşur.

    Sultan Süleyman, Şah İsmail, Doktor Ömer, Profesör Muharrem Ergin, Bay Mustafa, Prens Sebahattin, Mareşal Fevzi Çakmak, Şair Eşref, Onbaşı Mehmet, Öğretmen Salih...

    Birinci unsuru sıfat, ikinci unsuru özel isim olan kelime grupları zamanla sıfat tamlaması olmaktan çıkmış, birleşik isme dönüşmüşlerdir. Sıfat tamlamasında başta bulunan vurgu da bu birleşik isimlerde ikinci unsura kaymıştır
    Fnd.Mmsgl ve Berkay VARANGEL bunu beğendi.
  2. Özel Üye Elif

    Özel Üye Elif Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    19 Aralık 2009
    Mesajlar:
    2.002
    Beğenileri:
    789
    Ödül Puanları:
    0
    CÜMLE (TÜMCE)

    Cümle veya tümce, çoğunlukla özne, tümleç ve yüklemden meydana gelen; bir ifade, soru, ünlem veya emiri dile getiren; kendi başına anlamlı kelimeler dizisidir. Arapça cumle kökünden gelir. Bazen yan cümleciklerle anlamı pekiştirilir veya genişletilir.


    KELİME GRUPLARI


    İSİM-FİİL GRUBU

    Bir isim-fiil (mastar) ile ondan önce gelen ve ona bağlı olan kelimelerin veya kelime gruplarının oluşturduğu yeni gruba isim-fiil grubu denir.

    Grubun ana unsuru isim-fiildir ve sonda bulunur. Vurgu isim-fiilden önceki unsurdadır.

    Mastar, grupta yüklem görevi yapar. Ondan önce gelen kelimeler de cümlede olduğu gibi özne, nesne, tümleç olurlar.

    "Onu biraz sonra çekeceği acıya hazırlamak..."
    Nesne / dolaylı tüml. / Yüklem

    "Suda, rüzgârda, kuşta senin sedanı duyup /"
    zarf

    "Seni / beyaz çiçekli dallar içinde / sanmak"
    Nesne / dolaylı tüml. / Yükl.

    "Halk sanatına, halk ağzına, halk hayatına / daima / açık olma..."
    Dolaylı tümleçler / zarf / yüklem

    "Uzun bir ayrılıktan sonra / sılaya / dönüş..."
    Zarf tüml. / Dt / y.

    "Etrafına / bir keklik gibi ürke ürke / bakış(ından anladım.)"
    Dt / zt / y.


    Bu grup, cümle ve kelime grubu içinde isim olarak kullanılır.


    Etrafına bir keklik gibi ürke ürke bakışından anladım.

    Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk cumhuriyetini ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir.

    Bir faciadır, böyle bir âlemde uyanmak.



    SIFAT-FİİL GRUBU

    Bir sıfat-fiil ve bu sıfat-fiile bağlı unsur veya unsurlardan kurulan kelime gruplarına sıfat-fiil grubu denir.

    Grubun ana unsuru sıfat-fiildir ve sonda bulunur. Cümleler öğelerine ayrılırken sıfat-fiil ve ondan önce gelen ve ona bağlı olan kelimeler ayrılmaz.

    Sıfat-fiil, grupta yüklem görevindedir. Vurgu, sıfat-fiilden önceki unsurdadır.

    Sıfat-fiilden önce gelen kelimeler, cümlede olduğu gibi, özne, nesne, zarf tümleci ve dolaylı tümleç olarak adlandırılırlar. Bu yüzden sıfat-fiillerle ve sıfat-fiil gruplarıyla birleşik cümleler yapılır.

    "Eski İstanbul'un güzel semtlerini yaratan / Türklük"
    Sıfat / isim

    "Eski İstanbul'un güzel semtlerini / yaratan"
    Nesne / yüklem

    "Bütün hayalleri yıkılmış / insanlar["/I]
    Sıfat / isim

    "Bütün hayalleri / yıkılmış"
    Özne / yüklem

    "Her içine girdiği odaya bir şefkat serinliği getiren / bu kız"
    Sıfat / isim

    "Her içine girdiği odaya / bir şefkat serinliği / getiren"
    Dolaylı tüml. / Nesne / yüklem


    Bu grup, kelime grubu içinde sıfat ve isim; cümlede, özne, nesne, zarf ve yer tamlayıcısı olarak kullanılır.

    "Mısralarında nağme hissedilmeyen / bir manzume"
    Sıfat / isim

    "Bu eseri tamamlamak için ne kadar çabaladığını / hiç kimse bilmiyordu."
    Sıfat-fiil grubu, isim, nesne

    "Sabrından saray yapan / sultanları bilirim."
    Sıfat / isim


    Birleşik isim olarak kullanılan sıfat-fiiller vardır:

    Vatansever, cankurtaran, çöpçatan...



    ZARF-FİİL GRUBU


    Bir zarf-fiil ve bu zarf-fiile bağlı unsur veya unsurlardan kurulan kelime gruplarına zarf-fiil grubu denir.

    Grubun ana unsuru zarf-fiildir ve sonda bulunur. Cümleler öğelerine ayrılırken zarf-fiil ve ondan önce gelen ve ona bağlı olan kelimeler ayrılmazlar.

    Zarf-fiil, grupta yüklem görevindedir. Vurgu, zarf-fiilden önceki unsurdadır.

    Zarf-fiilden önce gelen kelimeler, cümlede olduğu gibi, özne, nesne, zarf tümleci ve dolaylı tümleç olarak adlandırılırlar. Bu yüzden zarf-fiillerle ve zarf-fiil gruplarıyla birleşik cümleler yapılır.

    "Son gülün karşısında / son bülbül / ah ederken..."
    Dolaylı tüml. / Özne / yüklem

    "Bu yaman dağların hayalini / hatırımdan / silince..."
    Nesne / dlı tüml. / Yükl.

    "Kanatlarını açan kocaman bir kartal gibi / kollarını / açarak..."
    Edat tüml. / Nesne / yükl.

    "Pembe hayaller / kura kura"
    Nesne / yükl.


    Hâl ekleriyle çekime girmiş bazı sıfat-fiiller, cümlede zarf görevi yaparlar. Bunlar da birer zarf-fiil grubudur.

    "Müzik başladığında / bütün salon bir sessizliğe gömüldü."
    Sudur, akar / kendi bildiğince.

    "Pencere, en iyisi pencere"

    "Geçen kuşları görürsün hiç olmazsa"


    "-r, -mez, -di mi�, -di, -eli" ile kurulan gruplar da birer zarf-fiil grubudur.

    Bir pırıltı gördü mü / gözle hemen dalıyor.

    Ben bu gurbet ele düştüm düşeli

    Her gün biraz daha süzülmekteyim.

    Çamlıca'nın bu asıl çevresine girer girmez, artık eniştemizin köşkünün tılsımlı duygularını tatmaya koyulurduk.



    Bu grup, kelime grubu ve cümle içinde zarf olarak kullanılır.

    Bahar geleli / kargalar sınırsız bir neşe içinde.

    Dargınlığını unutup / onunla barışmak istiyor.

    Yokuşu çıkar çıkmaz, / kurumuş başak tarlalarıyla karşılaştık.

    Kardan, yağmurdan, rüzgârdan sora sora /

    Bir yol bulup / giderdim anılara.


    Zarf-fiil grubu yüklem olarak da kullanılabilir.


    "Âlemde gündüz gönlümüze işkencedir"

    "Bence bayram ufukta gün bitincedir."



    TEKRAR GRUBU (İKİLEME)

    Bir nesneyi veya hareketi karşılamak için eş görevli iki kelimenin meydana getirdiği kelime grubudur.

    Grupta her unsur kendi vurgusunu taşır; kelimeler arasına virgül konmaz.


    Eğri büğrü, çoluk çocuk, er geç, senli benli, ezildi büzüldü, ****dolu,Vah vah, oh oh, fısıl fısıl, şırıl şırıl, zıp zıp, yavaş yavaş, sabah sabah,Baka baka, gide gele, olmaz olmaz, bitmez tükenmez, demet demet, öbek öbek...


    Yapılış şekillerine göre çeşitleri

    a. Aynı kelimenin tekrarı

    Mışıl mışıl, yavaş yavaş, koşa koşa, ılık ılık, koca koca...


    b. Yakın veya eş anlamlı kelimeler

    Doğru dürüst, eğri büğrü, kılık kıyafet, dayalı döşeli, güle oynaya...

    Okul mokul, çanta manta, halı malı...


    c. Zıt anlamlı kelimeler

    Bata çıka, irili ufaklı, ölüm kalım, dosta düşmana...



    Tekrarlar anlamı kuvvetlendirir; nesneye ve harekete çokluk, süreklilik ve beraberlik anlamları katar.


    Mini mini çocuklar

    Diyar diyar dolaştım.

    Yaza yaza usandı.

    İyi kötü bir şeyler yaptı.



    Grubu oluşturan kelimeler çekim eki alabilir.

    evi barkı, evini barkını, sağa sola, işinde gücünde, varını yoğunu, dereden tepeden...


    Çoğunda kelimelerin yeri değiştirilemez.

    Eğri büğrü → büğrü eğri



    Tekrar grupları, cümlede ve kelime gruplarında isim, sıfat ve zarf olarak kullanılır.

    Sürü sürü kargalar, hisarın üstünden uçarken acı acı bağırıyordu.
    Kahve mahve yapmam sana ben.
    Dişi aslan bu mini miniyi kendi yavruları arasında görünce, onu da doğurduğunu sandı.
    Yorgun argın dönüyorum her akşam eve.
    Çamurlara bata çıka yürüdü.
    Havuzda su şırıl şırıldır.
    Sevdiklerim göçüp gidiyorlar birer birer.
    Takınsan kanat manat
    Kuş muş olsam seğirtsem
    Maviliğin çeşmesi gürül gürül
    Ardından bir ses kopar. Artık durul.
    Dallarda tomurcuk tomurcuk, çiçek çiçek;
    Boşlukta kuş kuş, böcek böcek;
    Kovuklarda arı arı, petek petek;
    Kuytularda menekşe menekşe, çilek çilek;
    Gül gül, zambak zambaksınız. (Arif Nihat)
    Gök mavi mavi gülümsüyordu.
    Yeşil yeşil dallar arasından.



    EDAT GRUBU

    Bir isim unsuru ile bir çekim edatından oluşan kelime grubudur.

    ile, için, kadar, göre, diye, rağmen, karşı, doğru, gibi, dolayı..edatları ile yapılır.


    Yaşadığım gibi, çocuklar için...


    İsim unsuru başta, edat sonda bulunur.

    İnsan gibi, çalışmasına rağmen, bir demet çiçek ile...


    Birleşme ismin ve edatın türüne göre ekli veya eksiz olur.

    Yaşamak için
    Sen-in gibi
    Deniz-e doğru
    Bun-dan dolayı
    bu kadar-ı-n-ı
    senin gibi-s-i


    İsim unsuru kelime grubu olabilir.

    Hür maviliğin bittiği son hadde kadar
    Bozulup dağılmak üzere
    İlk uçuştan sonra yuvaya dönmeyi başaran yavru serçeler gibi


    Birden fazla isim unsuru bulunabilir.

    Yorgunluğuna, uykusuzluğuna rağmen
    Bir avuç buğday, bir tutam ot, bir karış toprak için


    Edat grubu cümlede ve kelime grubu içinde sıfat, zarf ve isim olarak kullanılır.

    Bu paranın ne kadarı sizin? (iyelik eki almış, isim gibi kullanılmış, nesne olmuş)

    Her şey bıraktığım gibiydi. (ek-fiilin �di�li geçmiş zaman çekimi ile isim gibi kullanılmış, yüklem olmuş)

    Keskin bir ışık, etrafımızda bir zafer borusu gibi çınlıyor.

    Dokuzuncu Hariciye Koğuşu'na doğru ağaçların bile sıhhatine imrenerek yürüdüm.

    Vücudum, büyük bir korku ile, öne doğru eğildi.

    Derenin sağ tarafındaki sırtta on beş yirmi kadar çadır vardı.

    Bizim perişanlığımız, gönülleri toplamak içindir.

    O anda utançtan ölecek gibiydi. (isim, yüklem)

    Onun gibisi nerede bulunur? (isim, özne)


    Cümlede çoğunlukla zarf veya edat tümleci olur.

    Sabaha kadar ders çalıştık. (zarf tümleci)
    Eve doğru yürüdüm. (edat tümleci)


    Grubun vurgusu isim üzerindedir.
    Edat grupları cümleye çeşitli anlamlar katar.

    Ders çalışmak için odasına çekildi. (amaç)

    Sıkıldığı için dışarı çıktı. (neden, dışarıya çıkmanın sebebi)
    Bu ayakkabıyı babam için aldım (özgülük)
    Bu iş için kaç lira ödedin? (karşılık)
    Senin için sorun yok tabi. (görelik)
    Bizim için ne diyorlar? (hakkımızda)
    Sizin için üç kişilik yer ayrıldı. (aitlik)
    Tüm bu hazırlıklar bizim içindi. (isim, yüklem)
    Vatan için ölenler yüreğimizde yaşarlar. (uğur, amaç, özne)
    Kurt gibi acıkmıştım. (benzerlik)
    Kurşunlar, yağmur gibi yağıyordu. (zarf, benzetme)
    Uyandığı gibi yataktan fırladı. (zarf, anında, zaman anlamı katmış)
    Konuşmak üzere ayağa kalktı. (amaç)
    Acele edin, güneş batmak üzere. (zamanda yakınlık)
    Konuştuğumuz üzere yarın buluşacağım. (gibilik)
    Bizi boş vaatlerle kandırdılar. (araç)
    Hasan yaşlı annesiyle oturuyordu. (beraberlik)
    Arabanın gürültüsüyle irkildi. (neden)
    Biz de onlar kadar başarılıyız. (eşitlik, benzerlik, ölçüsünde)
    Gül kadar güzelsin. (benzerlik)
    Mektubu okuyunca köyünü görmüş kadar sevindi. (gibi)
    Bir ton kadar kömür almış (ölçü, aşağı yukarı)
    Ne kadar güçlü bir adam... (zarf)
    Evin deniz kadar havuzu var. (sıfat)
    Vefasızlığın bu kadarını da görmemiştim. (isim, ad tamlamasında tamlanan)
    Dershaneye kadar gi****m. (edat tümleci)
    Başbakana göre enflâsyon düşük. (açısından)
    Ayağını yorganına göre uzat. (bakarak, ölçüsünde, uygunluk, kadar)
    Allah dağına göre kış verir. (uygunluk)
    Anlatılanlara göre ikisi de suçluymuş. (bakılırsa, yönünden)
    Siz bana göre daha gençsiniz. (karşılaştırma)
    Edebiyata karşı ilgim vardı. (hakkında, yönelik)
    Denize karşı bir balkonu var. (yönelik)
    Yağmur sabaha karşı yeniden başlamıştı. (doğru)
    Sabaha karşı uyuyabildim. (zarf öbeği)
    Terfi edeyim diye yağcılık yapıyor. (amaç)
    Yağmur yağıyor diye dışarı çıkmadı. (neden)
    Akşama doğru geldiler. (zarf öbeği)



    BAĞLAMA GRUBU


    Bağlama edatları (bağlaç) ile birbirine bağlanmış iki veya daha fazla isim unsurundan meydana gelmiş kelime gruplarıdır.

    ve, veya, veyahut, ya da, yahut, ama, fakat, ancak, dE.....dE, gerek....gerek(se), ha........ha, hem, hem de, hem.....hem (de), ile, ilâ, ister.....ister(se), kâh..........kâh, lâkin, ne......ne (de), ya....ya (da), değil.

    Bağlama grubunda her unsur kendi vurgusunu taşır.
    Bağlama grupları cümlede ve kelime grubunda isim, sıfat ve zarf olarak kullanılır.
    Bağlama edatı (bağlaç), isim unsurlarının arsında bulunur. İsimler grubun kuruluşuna eşit olarak katılırlar.

    Kırmızı ve Siyah, babalarla oğulları, olmak veya olmamak, olmak ya da olmamak, Ayaşlı ve Kiracıları, üç ilâ beş, çalışkan fakat şanssız, para değil mutluluk, güzel ama vefasız, ne sevinç ne üzüntü, ne mendil ne de bir kol, eli de ayağı da, ne yer ne yâr;

    hem annem, hem babam, hem de kardeşim

    zengin mi fakir mi;

    ya bunu, ya. şunu, ya da onu...


    İçinde ikiden fazla isim bulunan bağlama gruplarında �ve� bağlacı son iki ismin arasında yer alır.

    Okumak, anlamak ve uygulamak

    Ufak tefek, sinirli ve inatçı

    Dağ, deniz ve ova...


    Bu grupta sim unsuru, kelime grubu olabilir.

    Hicranla ağaran bu saçlar değil, sevgisiz kalan kalp ihtiyarlarmış

    Ne gülen, ne el sallayan, ne de bir çift lâf eden oldu.

    İçeri girmek ve annesinin niçin kovulduğunu sormak istedi.



    AİTLİK GRUBU

    Ki aitlik ekinin eklenmiş olduğu kelime grubudur.+ ki'den önceki kelime grubu yalın olabileceği gibi ilgi durum eki veya bulunma durumu ekini de almış olabilir.

    Aitlik Grubu: Kelime Grubu +( nIn/ + DA) + ki




    UNVAN GRUBU

    Bir şahıs ismiyle, bir unvan veya akrabalık isminden meydana gelen kelime gruplarıdır.

    Bilge Kağan, Bayındır Han, Osman Gazi, Mehlika Sultan, Hasan Paşa, Ali Bey, Ahmet amca, Şinasi Efendi, Kemal Ağa, Nigâr Hanım...



    Şahıs ismi başta, unvan ve akrabalık ismi sonda bulunur.
    İki unsur eksiz birleşir.
    Şahıs ismi birleşik isim olabilir.

    Mehmet Âkif Bey, Halide Nusret Hanımefendi, Kâzım Karabekir Paşa...


    Bu grup, cümlede ve kelime gruplarında isim olarak kullanılır.

    Zafer yolunda unutamayacağım yüzlerden biri, Hatice Nine�nin yüzüdür.
    Perviz Efendi cevap vermedi.


    Grubun vurgusu birinci unsur üzerindedir.
    Birinci unsuru unvan veya akrabalık ismi olan "Sultan Süleyman, Şah İsmail, Doktor Ömer, Profesöz Muharrem Ergin, Bay Mustafa, Prens Sebahattin, Mareşal Fevzi Çakmak, Şair Eşref, Onbaşı Mehmet, Öğretmen Salih" gibi tamlamalar unvan grubu değil birleşik isimdir.


    ÜNLEM GRUBU

    Bir ünlemle bir isim unsurundan oluşan kelime gruplarıdır.

    Ey Türk gençliği



    Ünlem başta, isim unsuru sonda bulunur. Vurgu ünlem üzerindedir.

    a canım!, be kardeşim!, bre yalan dünya!, hey çocuklar!


    İsim unsuru, bir kelime grubu olabilir.

    Ey hanların gönlümü sızlatan duvarları!

    Ey garip çizgilerle dolu han duvarları

    Ey Türk istikbalinin evlâdı!

    A benim keleş oğlum!

    Ey mavi göklerin kızıl ve beyaz süsü!

    Ey âlemi donatan ışık, toprağa can verev el!



    Cümle kuruluşuna katılmayan bu grup hitaplarda kullanılır.

    Hey Sakarya, kim demiş suya vurulmaz perçin?

    İlâhî bir kudretin, ebedî bir feyzin var, ey Türk!

    Ey tatlı ve ulvî gece, yıllarca devam et.

    Ey sevgi dalımda ilk açan tomurcuk,

    Kanımın akışını yenileştiren damar,

    Gül rengi ışıkları sevda dolu akşamlar,

    İçime yeni bir fecir gibi dolan çocuk. (Orhan Veli)




    SAYI GRUBU


    Basamak sistemine göre sıralanmış sayı isimleri topluluğudur.

    Sayılar sondan başa doğru büyür. Küçük sayı sonda bulunur.

    Genellikle ara sayılar sayı grubudur.



    Bir, beş, on, yüz, bin, milyon isim

    İki yüz, beş bin, otuz milyon sıfat tamlaması

    On bir, doksan iki, yüz elli dört sayı grubu


    Sayı grupları en az iki kelimeden oluşur. İkiden fazla kelime bulunduran sayı gruplarında her unsur kendi içinde bir kelime veya kelime grubudur.


    Yedi / yüz sıfat tamlaması

    Yedi yüz / elli sayı grubu

    Yedi yüz / elli iki sayı grubu

    Yedi yüz elli iki / bin sıfat tamlaması

    Yedi yüz elli iki bin / altı sayı grubu

    Yedi yüz elli iki bin / altı yüz sayı grubu

    Yedi yüz elli iki bin / altı yüz / on dört sayı grubu


    Sayı grubunun sıfat tamlamasından farkı:

    1. Sayı grubunda en küçük sayın sonda bulunur:

    on / altı, elli iki bin / dört yüz / kırk iki

    2. Sıfat tamlamasında ilk sayı ismi sondaki sayı isminin adedini gösterir:

    Elli / bin, beş / yüz, beş yüz / milyon



    Sayı grupları cümlede isim ve sıfat olarak kullanılır.

    Yaptığı sarayların adedi kırk iki idi.

    Kalede yüz elli asker kalmıştı.


    Bütün sayı isimleri birbirinden ayrı yazılır. Ancak senet vb. evraklarda araya rakam sığdırılmasın diye bitişik yazılabilir.
    Grubun vurgusu küçük sayı ismindedir.



    KISALTMA GRUPLARI


    Bu gruplar genellikle isim-fiil, sıfat-fiil ve zarf-fiil gruplarının kısalması ve kalıplaşması sonucu oluşmuşlardır

    Bu grupların ortak özelliği, iki isim unsurundan meydana gelmeleri ve vurgunun ikinci unsurda olmasıdır.


    a. İsnat Grubu
    Sıfat-fiil ve zarf-fiil grubundan kısalmıştır

    Karnı tok olan adam → karnı tok adam

    Başı açık olarak → başı açık


    İsim, sıfat ve zarf olarak kullanılır.

    gözü tok (insan), eli açık (arkadaş), sohbeti tatlı (insanlar), cebi dolu (adam)..., iki düğmesi kopuk (palto)...

    Dili bir, gönlü bir, imanı bir insan yığını

    Görüyor varlığının bir yere toplandığını

    Kaç gözü yaşlıyı teselli etti.

    Şu çenesi düşüğe sen aldırma

    Gurbet akşamlarının bağrı yanık yolcusuyum.

    Bekir önce anlamadı, ağzı açık bir süre baktı.


    b. Yükleme Grubu
    Sıfat-fiil ve isim-fiil grubundan kısalmıştır

    Yüzü aşkın olan → yüzü aşkın

    Kitabı tetkik etmek → kitabı tetkik


    Birinci unsur belirtme hâl eki alır.

    İnsanı takdir, memuru teftiş, küçük çocukları af, evi iyice tamir..


    Bu grup, cümlede ve kelime gruplarında isim ve sıfat olarak kullanılır.

    Yüzü aşkın insan meydanda toplanmıştı.

    Kitabı tetkik için görevliden izin istedi.


    c. Yaklaşma Grubu
    Yaklaşma eki almış bir ismin başka bir isimle oluşturduğu kelime grubudur.
    Birinci unsur yaklaşma eki alır.
    Fiilimsilerden kısalmıştır

    evine bağlı olan → evine bağlı

    fikrine müracaat etmek → fikrine müracaat

    başına buyruk olarak → başına buyruk

    Tatile düşkün (insanlar), cana yakın (arkadaş), geçmişe bağlı (bir yazar), sözüne sadık (dost), içe dönük (tehdit), dile kolay(işler)...

    Güzel sanatlara meraklı (kız), geleneklere çok bağlı (adam)...


    Bu grup, cümlede ve kelime gruplarında isim, sıfat ve sarf olarak kullanılır.

    Mehlika Sultan'a âşık yedi genç

    Gece şehrin kapısından çıktı.

    Yanında yirmiye yakın muhabir vardı.

    Adam, sırıklara bağlı fasulyelerin küçük, ürkek çiçeklerini gördü.

    Saatlerdir kapıya dönük oturuyordu.

    Yemeği gece yarısına yakın yediler.


    d. Bulunma Grubu
    Bulunma eki almış bir ismin başka bir isimle oluşturduğu kelime grubudur.
    Birinci unsur bulunma eki alır.

    Haftada bir, dörtte üç, solda sıfır, yükte hafif, beş günde bir,


    Cümlede ve kelime gruplarında isim, sıfat ve zarf olarak kullanılır.

    Arada bir o meşhur kahkahasını atardı.

    Ekmeğin dörtte birini yanındakine uzattı.

    İşinde usta insanlarla bir arada çalışıyor.


    e. Uzaklaşma Grubu
    Uzaklaşma eki almış bir ismin başka bir isimle oluşturduğu kelime grubudur.
    Birinci unsur uzaklaşma eki alır.

    İçten pazarlıklı (adam), kendisinden emin (adımlarla), benden gizli (iş), gözden ırak (bir köşe), yandan çarklı (kahve), estetik endişeden uzak (eserler)...

    Cümlede ve kelime grupları içinde isim, sıfat ve zarf olarak kullanılır.

    Bin yıldan uzun bir gecenin bestesidir bu.

    Bir öğle paydosunda herkesten geç çıktı sınıftan.

    Uzun bir yolculuktan sonra köye varmıştık.

    Sakin ve kendinden emin çalışıyor.

    Ondan daha idealistine rastlamadım.

    Evde çekirgeden bol ne var!


    f. Vasıta Grubu
    Vasıta eki almış bir ismin başka bir isimle oluşturduğu kelime grubudur.
    Birinci unsur vasıta eki alır.

    Seninle dost (insanlar), bayrakla süslü (sınıflar), sırmayla işli (cepken)...


    Bu grup da sıfat-fiil veya zarf-fiil grubundan kısaltılmıştır.

    Seninle dost olan (insanlar) → Seninle dost (insanlar),

    bayrakla süslü olan (sınıflar) → bayrakla süslü (sınıflar),

    sırmayla işli olan (cepken) → sırmayla işli (cepken)

    parayla yüklü olarak →parayla yüklü


    Cümlede ve kelime grupları içinde isim, sıfat ve zarf olarak kullanılır.

    Garip çizgilerle dolu han duvarları

    Annesiyle dargın gitti.


    Bu kısaltma gruplarının dışında bazı kısaltma grupları daha vardır ki bunlar da çeşitli cümlelerden ve kelime gruplarından kısaltılmıştır.

    Derinden derine ırmaklar ağlar

    Uzaktan uzağa çoban çeşmesi

    Kokusuyla baş başa kaldı çiçekler

    Bir nefes olmuşum Fatih�in ordusunda

    Yürüyorum omuz omuza sipahilerle

    Aynalar baştan başa tenha

    Başka bir çerçevedir gitgide dünya artık.

    El ele tutuşarak yola koyuldular.




    BİRLEŞİK İSİM


    Burada bahsedilecek olan birleşik isimler sadece özel kişi isimleridir.Bir kişinin özel adı olmak üzere bir araya gelen kelimeler topluluğudur.

    Muharrem Ergin, Yavuz Sultan Selim, Ali Şir Nevai, Yahya Kemal Beyatlı, Arif Hikmet Par, Ahmet Turan Alkan, Ömer Seyfettin, Ahmet Haşim, İkinci Kılıç Arslan, Kaşgarlı Mahmut, Yıldırım Beyazıt...

    Unvan sıfatları, insanların sosyal seviyelerini, makamlarını, mevkilerini, rütbelerini, statülerini bildirmek için isimlerden önce kullanılan sıfatlardır. Unvan sıfatları isimden önce gelirse unvan grubu veya sıfat tamlaması değil birleşik isim oluşur.

    Sultan Süleyman, Şah İsmail, Doktor Ömer, Profesör Muharrem Ergin, Bay Mustafa, Prens Sebahattin, Mareşal Fevzi Çakmak, Şair Eşref, Onbaşı Mehmet, Öğretmen Salih...

    Birinci unsuru sıfat, ikinci unsuru özel isim olan kelime grupları zamanla sıfat tamlaması olmaktan çıkmış, birleşik isme dönüşmüşlerdir. Sıfat tamlamasında başta bulunan vurgu da bu birleşik isimlerde ikinci unsura kaymıştır
    3)NESNE


    Öznenin yaptığı işten, hareketten etkilenen unsurdur
    Uyarı :isim cümlelerinde yüklemi edilgen çatılı cümlelerde ve geçişsiz fiillerde nesne yoktur.
    Nesneler ek alıp almamasına göre ikiye ayrılır.

    a)Belirtisiz Nesne
    Yükleme ne sorusu sorularak bulunur. Belirtme durum eki (--i) almamış olup yalın haldedir.

    b)Belirtili Nesne
    Yükleme kimi, neyi, nereyi soruları sorularak bulunur.Belirtme durum eki olmuştur.

    *Bu yörede kızlarımız kilim dokur.
    *Yolun kenarına kocaman kütükleri yığmışlar.
    *O köpeği mahallenin çocukları da arıyordu.
    *Bu şehirde tüm sokaklar seni düşünür.


    4.ZARF TÜMLECİ


    Yer yön sebep miktar durum ve zaman bildirerek yüklemi açıklayan unsurdur. Zarf tümlecini bulmak için yükleme,
    nasıl, niçin, neden, ne kadar, ne zaman, kim tarafından
    ne tarafından, soruları sorulur.

    *Dostluklar ömür boyu sürünce güzeldir.
    *Yüreğimdeki yara gittikçe büyüyor.
    *Güneş her doğduğunda yalnızlık başına vurduğunda beni hatırla.
    *Trabzanlara yaslanıp şarkı söylüyor bir kadın.
    *Kırgın kırgın yüzüme bakma Rosa.


    UYARI:Yön isimleri yalın halde zarf tümleci olurlar.Belirtme durum eki (-i) alırsa belirtilinesne,-e/-de/-den,hal ekini alırsa dolaylı tümleç olur.

    * Hizmetçi,içeriyi iyice süpürsün.
    * Adam yavaşça içeri girdi.
    * Bir süre sonra içeriden bir ses geldi.


    5)DOLAYLI TÜMLEÇ


    Yönelme,bulunma ve çıkma bildirerek cümlenin anlamını tamamlayan unsura denir.

    NOT: Dolaylı tümleç olan öğe mutlaka –e/-de/-den hal eklerinden birini alır.

    *Buluşma yerine hemen gelmiş.
    *Senin kirpiklerinde bir damla oldu akşam.
    *Ağlamayan çocuğa meme verilmez.
    *Bir havuz kenarında yan yana oturmuşuz.
    *Eskicinin sesi sokağın başından duyuluyordu.
    *Askerler kuyunun ağzına birikmişti.
    *Bu gazeteci yazılarında gerçeklerden hiç sapmaz.
    *İhtiyar,bütün mirasını karısına bırakmıştı.

    NOT: Dolaylı tümleci bulmak için yükleme;
    “kime,kimde,kimden,nereye,nerede,nereden” sorusu sorulur.

    UYARI:-e/-den hal eki “için” edatı görevinde kullanılıyorsa ya da sebep bildiriyorsa zarf tümleci kurar.
    -de/-den hal ekleri zaman bildiren sözcüklerin üzerine gelirse zarf tümleci olur.

    *Korkudan kızın dili tutulmuştu.
    *Babasıyla kavga ettiğinden eve uğramıyor.
    *Birazdan hava kararacak.
    *Yaz akşamlarında yıldızları seyrederdik.
    *Denize yüzmeye gidiyorum.
    *Ailesine yürekten bağlıydı.


    6)EDAT TÜMLECİ


    Bazı edatlarla öbekleşerek cümleyi “amaç, araç, birliktelik, özgülük, karşılaştırma,…” gibi anlamlarla açıklayan unsurdur.

    *Çalışmak için yurt dışına gitmiş.(amaç) e.t.
    *Kadın oğlunu bulabilmek için gazeteye ilan vermiş.(amaç) e.t.
    *Bu tatlıyı senin için ayırdım.(aitlik,özgülük) e.t.
    *Yağmur yağdığı için baraj taşmış.(zarf tüm.,sebep)
    *Yaralıyı hastaneye ambulansla götürmüşler.(araç)
    *Adam öfkeyle yüzüme baktı.(zarf tüm. durum)
    *Ali,arkadaşlarına göre derse daha çok çalışıyor.(karşılaştırma)
    *Bana göre bu iş olmaz.(görüş)
    *Direğe karşı on adım yürüdü.(zarf tüm. yön)
    *Sen bile doğum günümü kutlamadın. e.t.

    NOT: “İçin” edatı kendinden önceki sözcükle birlikte neden-sonuç ilgisi kurarsa zarf tümleci,“ile” edatı durum ilgisi kurarsa zarf tümleci, “karşı” edatı yön ilgisi kurarsa zarf tümleci olur.



    CÜMLEDE VURGU


    Türkçede cümle vurgusu yüklem üzerindedir.Bu nedenle hangi öğe daha çok vurgulanmak isteniyorsa yükleme yaklaştırılır.

    *Arkadaşları onu kapıda bekliyormuş.(D.T.)
    *Arkadaşları kapıda onu bekliyormuş.(Nesne)
    *Kapıda onu arkadaşları bekliyormuş.(Özne)

    UYARI:Cümlede “mi” soru edatı varsa bu edattan önce gelen öğe vurgulanmıştır.

    *Bu akşam siz İstanbul’a mı gideceksiniz? (d.t.)
    *Bu akşam siz mi İstanbul’a gideceksiniz? (ö.)
    *Bu akşam mı siz İstanbul’a gideceksiniz? (z.t.)
    *Bu akşam siz İstanbul’a gidecek misiniz?(y.)

    NOT: Cümlede soru sözcükleri varsa soruya verilecek cevap olan öğe vurgulanmıştır.
    *Masamdaki kalemleri kim almış?
    ---Ayşe.(Özne)
    *Bu saatte nereden geliyorsun?
    ---Okuldan.(Dolaylı tümleç)
    *Bahçeden ne kopardın?
    ---Elma.(Nesne)
    Fnd.Mmsgl ve Berkay VARANGEL bunu beğendi.
  3. Özel Üye Elif

    Özel Üye Elif Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    19 Aralık 2009
    Mesajlar:
    2.002
    Beğenileri:
    789
    Ödül Puanları:
    0
    CÜMLENİN ÖĞELERİYLE İLGİLİ GENEL ÖZELLİKLER


    1) Hiçbir öğe sözcük sayısıyla sınırlı değildir.Bir öğe,bir tek sözcükten oluşabildiği gibi birden çok sözcükten de oluşabilir.

    "O , dün, bize, babasıyla geldi."
    -Ö.- Z.T.- D.T.--- E.T. -----Y.


    2) Cümlede özne,nesne,dolaylı tümleç ve zarf tümleci açıklayıcısıyla birlikte kullanılabilir.

    "Bir yıl kalacağım bu ili ---Siirt’i, ----çok özleyeceğim."
    -----B.li n. -------------Açıklayıcı.

    "Çocuk;sevinçle,etekleri zil çalarak,telefona koştu."
    ---------Z.T. ------Açıklayıcısı


    3)Bir cümlede birden fazla özne,dolaylı tümleç, nesne, zarf tümleci ortak bir yükleme bağlanabilir.

    "Annesini,babasını,akrabalarını ve bütün arkadaşlarını görmek istiyordu."
    "Evde,okulda,sitede,her yerde aynı konu konuşuluyordu."


    4)Öğelere ayırmada tamlamalar, deyimler ve bileşik fiiller bölünmez.

    "O her zaman ince eleyip sık dokurdu" (yüklem,deyimden oluşmuş)
    ---------------------yüklem


    5)Hitaplar,ünlemler ve bağlaçlar;öğe dışı sözcüklerdir. (Bağımsız tümleçlerdir)

    "Arkadaşlar, beni dinler misiniz?"
    "Geleceğiz; fakat çok kalmayacağız."
    "Eyvah,çocuk düştü."


    6)Şiir dizeleri ya da devrik söyleyişler,kurallı cümle biçimine çevrilirse daha kolay bulunur.

    *Hakkıdır, hür yaşamış bayrağımın hürriyet,

    *Hürriyet, hür yaşamış bayrağımın hakkıdır.
    ----ö.---------yüklem


    7)Soru cümleleri değişik öğeleri buldurmayı amaçlayabilir. Sorulara verilecek cevaplar hangi öğeyi oluşturuyorsa, soru cümlesi o öğeyi buldurmaya yöneliktir.

    "Kimi seviyorsun?"
    --Seni (Seni seviyorum) (Soru nesneyi buldurmaya yönelik.)

    "Kim yapmış?"
    -Babam (Babam yapmış) (Soru özneyi buldurmaya yönelik)

    "Nereye gidiyorsun?"
    -Okula (Okula gidiyorum) (Soru d.t.’yi buldurmaya yönelik)

    "Ne zaman geldin?"
    -Dün (Dün geldim) (Soru z.t.’yi buldurmaya yönelik)

    "Kırılan neydi?"
    -Bardaktı (Kırılan bardaktı) (Soru yüklemi buldurmaya yönelik)


    8) “-mi” edatıyla oluşturulan soru cümlelerinde “-mi” hangi öğeden sonra gelmişse soru o öğeyi buldurmaya yöneliktir.

    "Bugün bize gelecek misin?"(Soru yüklemi buldurmaya yönelik)
    "Bugün bize mi geleceksin?"(Soru D.T.’yi buldurmaya yönelik)
    "Bugün mü bize geleceksin?"(Soru Z.T.’yi buldurmaya yönelik)
    "Sen mi bugün bize geleceksin?"(Soru özneyi buldurmaya yönelik)


    9)Bir cümlede vurgulanan öğe, yüklemden hemen önce gelen öğedir.

    "Çocuklar,sevgiyle beslenir."(Edat tümleci vurgulu)
    "Cömert olmadan önce doğru olmayı bil."(B.li n. vurgulu)
    Fnd.Mmsgl ve Berkay VARANGEL bunu beğendi.
  4. Özel Üye Elif

    Özel Üye Elif Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    19 Aralık 2009
    Mesajlar:
    2.002
    Beğenileri:
    789
    Ödül Puanları:
    0
    CÜMLENİN ÖĞELERİNİ BULURKEN
    GÖZ ÖNÜNDE BULUNDURULMASI GEREKEN HUSUSLAR



    Bir duyguyu, bir düşünceyi, bir isteği, bir hareketi, bir durumu tam olarak bir yargı halinde anlatan kelime veya kelime gruplarına cümle denir. Cümlenin olabilmesi için bir çekimli isim veya fiili olması gerekir. “Git.”, “Öğretmenim.” Tek bir kelime oldukları halde özne ve yüklemden meydana geldikleri ve yargı bildirdikleri için cümledir. “Türk atlarının geçtiği yoldan” kelime grubu ise dört kelimeden oluştuğu halde yargı içermediği için cümle sayılmaz. Sonuna “gittik” şeklinde çekimli bir fiil getirilirse cümle olur.


    Cümlenin öğeleri bulunurken göz önünde bulundurulması gereken hususlar şunlardır:

    1- Cümlenin temel öğeleri yüklem ve öznedir. Şayet bu öğeler yoksa o kelime grubu cümle değildir. Bu sebeple edilgen çatılı cümlelerde “Cam kırıldı.” örneğinde olduğu gibi “cam” nesne (eylemden etkilenen varlık) olduğu halde cümlenin temel öğelerinden özne bulunmadığı için özne kabul edilir ve bu tip özneler “sözde özne” olarak nitelendirilir.
    Şayet cümle “Cam top oynayan çocuklar tarafından kırıldı.”şeklinde olursa fiilin çatısı edilgen olduğu için kırma eylemini çocukların yaptığı söylendiği halde “top oynayan çocuklar tarafından” özne değildir; bu tür öğeler zarf tümlecidir. Bazı dil bilgisi kitaplarında bu tip öznelerden "örtülü özne" diye bahsedilmektedir. Sözde özne dışında gerçek ve gizli olmak üzere iki özne çeşidi daha vardır. Gizli özne yüklemin sonundaki şahıs ekinden hareketle bulunur.


    2- Öğeler bulunurken önce yüklem, ikinci olarak özne bulunur. Daha sonra cümlede anlatılanlara göre yardımcı öğelerden nesne, dolaylı tümleç ve zarf tümleci bulunur. Yardımcı öğelerin bulunmasında herhangi bir sıra söz konusu değildir. Ama genel olarak nesne, dolaylı tümleç ve zarf tümleci şeklinde bir sıralama uygulanmaktadır. Yüklem ve öznenin bulunma sırasına uyulmadığı zaman hata yapma ihtimali artar.


    3- Öğeleri bulurken hangi soruların yöneltileceği iyi bilinmelidir. Özne ve belirtisiz nesne “ne, kim”, belirtili nesne “neyi, kimi”, dolaylı tümleç “nereye, nerede, nereden; kime, kimde, kimden; neye, neyde, neyden ...”, zarf tümleci ise “nasıl, niçin, neden, ne zaman, ne kadar, neyle, ne şekilde, ne biçim, ne gibi, kimle, neyle ...” soruları sorularak bulunur.


    4- Özne ve belirtisiz nesne yalın halde, belirtili nesne belirtme (-i), dolaylı tümleç ise yönelme (-e), bulunma (-de) ve uzaklaşma (-den) hallerinde bulunur. Fakat bazı durumlarda zarf tümleçleri de –e, -de, -den hal eklerini alabilirler. Öğelerin hangi ekleri aldıklarını bilmek büyük kolaylık sağlamakta ve birçok yanlışı engellemektedir. Özne eylemi yapanı, nesne eylemden etkileneni, dolaylı tümleç olayın geçtiği yeri ve zarf tümleci de eylemin hangi şartlarda, nasıl, ne zaman meydana geldiğini bildirir.


    5- Yüklem bulunduktan sonra yükleme “ne” veya “kim” sorularak özne bulunur. Diğer öğeleri bulurken soruları özne ile yükleme birlikte sormak gerekir. Sadece yükleme sorulursa özneyi belirtisiz nesne ile karıştırma söz konusu olabilir. Bunları birbirine karıştırmamak için yüklemin belirttiği işi yapanın özne, yapılan işten etkilenenin de nesne olduğunu göz önünde bulundurmalıyız.


    6- Öğeleri doğru olarak tespit edebilmemiz için kelime grupları, ismin hal ekleri, fiil çatısı, fiil çekimleri, fiilimsiler, birleşik fiil, ek-fiil, cümle çeşitleri gibi dil bilgisinin diğer konuları hakkında bilgi sahibi olmamız gerekir.


    7- İsim cümlelerinde nesne bulunmaz. “Bu konuyu arkadaşların bilmemektedir.” cümlesinin yüklemi isim olduğu halde nesne almıştır. Yüklemi isim-fiil olan bu gibi cümlelerde nesne bulunabilir. “İlkbaharda havalar çok güzeldi.” bir isim cümlesidir, bu yüzden “güzel olan ne?” sorusuna cevap olarak verilen “havalar” öznedir.


    8- İsim cümlelerinin öğelerini bulurken yüklemin çok sayıda kelimeden meydana gelebileceğini unutmamalıyız. Fiil cümlelerinin yüklemi birkaç kelimeden oluşurken isim cümlelerinde durum farklı olabilir. “Ali sınıfın en arka sırasında oturan neşeli bir öğrencidir.” cümlesinin yüklemi “en arka sırasında oturan neşeli bir öğrencidir.” kelime grubudur. Fiil cümlesinde yükleme “nasıl” sorusunu sorarsak zarf tümlecini buluruz. Buradaki cümlenin yüklemini “öğrencidir” sanarak “Ali nasıl öğrencidir?” diye bir soru sorsak “en arka sırasında oturan neşeli bir öğrencidir.” cevabını alırız. Oysa burada sıfat tamlamasının ismine soru yöneltilmiş ve sıfat grubu zarf sanılmıştır.


    9- Kelime grupları öğeler bulunurken asla parçalanmaz. Aynı şekilde birleşik fiiller de bölünmez.


    10- Türkçe’de cümlenin öğeleri arasında bir de edat tümlecinin varlığından söz edilir. Türü ne olursa olsun fiili niteleyen kelime veya kelime grubu cümlede zarf tümleci olarak kabul edilir. “Kitabı sizin için aldım.” cümlesindeki “sizin için” edat grubudur. ÖSS’de bu kelime grubunun cümlenin hangi öğesi olduğu sorulur ve seçenekler arasında edat tümleci de varsa tabii ki edat tümleci sayılır; ama genellikle ÖSS’de bu tip tartışmalı konular sorulmaz ya da seçenekler arasında edat tümleci verilmez.


    11- Cümleden çıkarıldığı zaman anlamda bir bozukluk meydana getirmeyen kelime veya kelime gruplarına arasöz/aracümle denir.
    Cümlenin öğeleri bulunurken bu tip kelime ve kelime grupları cümle dışı unsur sayılır. “Kitap okuyanlardan biri, emekli öğretmen Zeki Bey, ağır ağır, yerinden kalktı.” cümlesinde “emekli öğretmen Zeki Bey” arasözdür. “Kitap okuyanlardan biri” öğesinin açıklayıcısıdır. Arasöz/aracümlelerin başında ve sonunda virgül veya tire (kısa çizgi) vardır.


    12- Hitaplar da cümle dışı unsurdur. “Ey Türk geçliği! Birinci vazifen Türk istiklâl ve cumhuriyetini ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir.” cümlesinin öznesi “Ey Türk geçliği!” değil, “birinci vazifen”dir.


    13- Bir başka cümle dışı unsur iki cümleyi birbirine bağlayan bağlaçlardır. “Çok anlattım ama dinletemedim” cümlesinde “ama” bağlacı cümle dışı unsurdur. Nesne, özne, dolaylı tümleç ve zarf tümleçlerini birbirine bağlayan bağlaçlar cümle dışı unsur değildir.


    14- Öğeleri ayrılmış bir cümlenin unsurlarını kolayca bulabilirsiniz. Bu da öğelere doğru ayırmanın ne kadar önemli olduğunu göstermektedir.


    15- Özellikle şiirlerde mısralarda önce kaç cümle olduğunu tespit etmek gerekir. Yüklem sayısı kadar cümle olduğunu aklımızdan çıkarmamalıyız.


    16- Şiirlerde unsurları ayrılan gruplar aynı öğe sayılır.


    17- Devrik cümleler, kurallı cümle haline getirildikten sonra öğeleri daha kolay bulunur. Soru cümlelerinin öğeleri cevap cümlesine çevrildikten sonra daha sağlıklı bulunur.


    18- Türkçe'de vurgulu öğe yüklemden önceki ilk kelimedir. "Bu şiiri törende arkadaşımız okudu." cümlesinde "arkadaşımız" vurgulanırken "Arkadaşımız bu şiiri törende okudu." cümlesinde "törende" öğesi önem kazanmaktadır.


    19- "Dışarı, içeri, ileri, geri ..." gibi zarflar yüklemin yönünü belirttikleri için zarf tümleci olur. Şayet bunlar yönelme halinde olursa o zaman dolaylı tümleç olur. "Ali az önce dışarı çıktı." cümlesinde "dışarı" zarf tümleci olduğu halde ""Ali az önce dışarıya çıktı." cümlesinde "dışarıya" kelimesi dolaylı tümleçtir. Oysa iki cümle arasında anlam bakımından hiçbir fark yoktur. Bu da bize cümlenin öğelerinin aldığı ekleri bilmenin önemi göstermektedir
    Fnd.Mmsgl ve Berkay VARANGEL bunu beğendi.
  5. Özel Üye Elif

    Özel Üye Elif Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    19 Aralık 2009
    Mesajlar:
    2.002
    Beğenileri:
    789
    Ödül Puanları:
    0
    CÜMLE ÇEŞİTLERİ

    1- Yapılarına Göre Cümleler
    2- Yükleminin Türüne Göre Cümleler
    3- Yükleminin Yerine Göre Cümleler
    4- Anlamlarına Göre Cümleler


    1- YAPILARINA GÖRE CÜMLELER

    Yapılarına göre basit, bileşik, bağlı ve sıralı cümleler olmak üzere dört cümle çeşidi vardır.


    a) Basit Cümle:

    Tek yüklemi bulunan, tek yargı bildiren cümleler yapı bakımından basit cümledir. Basit cümleyi belirleyen tek yüklemin, tek yargının bulunmasıdır. Yüklem dışındaki diğer ögelerin sayısı önemli değildir. Basit cümleler hem isim hem fiil cümlesi olabilir. Türkçede cümleler genellikle basit yapılıdır:

    Eğri cetvelden doğru çizgi çıkmaz.

    Akıllı düşman, akılsız dosttan yeğdir.

    Güneş balçıkla sıvanmaz.

    Yapısında fiil ismi, sıfat-fiil, zarf-fiil veya bu tür kelimelerden yapılmış kelime grupları bulunan cümlelerde bu unsurlar bağımsız yargı bildirmedikleri için, böyle cümleler de yapı bakımından basit cümle sayılırlar:

    Bu kadar yolu yaya gitmek zor olabilir.

    Gülü seven dikenine katlanır.

    Ayaklarını sürüyerek yerine geçti.

    b) Birleşik Cümle:

    İçinde birden fazla yargının bulunduğu cümleler, birleşik cümledir. Bu yapıdaki cümlelerde esas yargıyı üzerinde bulunduran bir temel cümle ve bu temel cümleyi çeşitli yönlerden tamamlayan yan cümleler bulunur.

    Türkçede şartlı birleşik cümle, ki’li birleşik cümle ve iç içe birleşik cümle olmak üzere üç çeşit birleşik cümle vardır:

    Şartlı birleşik cümle: İçinde şart kipi bulunan cümledir. Şart kipi, diğer fiil çekimlerinden farklı olarak bitmiş bir hareket göstermez, bir yargı ifade etmez. Bu sebeple şart kipiyle bağımsız bir cümle yapılamaz.

    Bu yapıdaki cümlede şart kipini taşıyan yardımcı cümle önce, temel cümle sonra gelir. Şart cümlesi temel cümleyi genellikle şart, zaman, sebep, benzetme gibi anlamlarla tamamlar ve temel cümlenin zarfı olur:

    Derslerine düzenli çalışırsan sınıfını kolay geçersin.

    Pazar günü hava güzel olursa gezmeye gideceğiz.

    “Artık demir almak günü gelmişse zamandan

    Meçhûle giden bir gemi kalkar bu limandan.”

    (Yahya Kemâl)



    Ki’li birleşik cümle: Farsçadan dilimize giren ki bağlama edatıyla yapılan birleşik cümledir. Ki edatı, çekimli bir fiilden sonra gelince bağlama edatı olur. Bu cümlelerde ki edatına kadar olan kısım asıl unsur; ki edatından sonraki unsur yardımcı unsurdur. Bu sıralanış Türkçeye aykırıdır. Ki edatı çıkarılınca cümle Türkçedeki sıralanışa uyar:

    Duydum ki unutmuşsun gözlerimin rengini. (Gözlerimin rengini unuttuğunu duydum.)

    Öyle insanlar vardır ki yaptıkları iyilikleri her fırsatta söylemekten zevk duyarlar. (Yaptıkları iyilikleri her fırsatta söylemekten zevk duyan insanlar vardır.)

    Ki’den önceki unsurun isim olması hâlinde ki, yardımcı cümleyi asıl cümleye bağlamaz, asıl cümlenin yüklemini onun isim unsuruna bağlar. Böyle cümlelerde söylenmese de anlamda bir değişiklik olmaz:

    Limon ki bol vitaminli bir meyvedir, kışın yetişir. (Limon bol vitaminli bir meyvedir, kışın yetişir. / Bol vitaminli bir meyve olan limon kışın yetişir.)



    İç içe birleşik cümle: Bir cümlenin herhangi bir görevle başka bir cümlede yer almasıyla meydana gelen birleşik cümledir. Araya giren cümle, temel cümledeki anlamı tamamlayan yardımcı cümle olarak nesne veya diğer unsurlardan birinin parçası olur:

    Edebiyat öğretmeni içinizde “Han Duvarları”nı okuyan var mı, dedi.

    Hayır, o değil, şu uzun boylu adam, dedi.

    c) Bağlı Cümle:

    Birden fazla cümlenin fakat, ama, ancak, lâkin, ve, veya gibi edatlarla bir özneye bağlanarak oluşturduğu cümledir. Her biri bağımsız cümle olan bu cümleler arasındaki ilgi, bağlama edatlarıyla kurulmakta ve pekiştirilmektedir:

    Konuşmayı erken öğrendim ama susmayı öğrenmem için yaşlanmam gerekti.

    Ölmek kaderde var,bize üzüntü vermiyor

    Lâkin vatandan ayrılışın ıztırabı zor.

    d) Sıralı Cümle:

    Tek başına bağımsız yargı bildiren iki veya daha fazla cümlenin bir anlam bütünlüğü içinde sıralanmasıyla kurulan cümlelerdir. Yüklemleri çekimli fiil olan sıralı cümleler, birbirinden virgül veya noktalı virgülle ayrılır:

    Alacağını tahsil etmek için önce telefon etmiş, sonra biriyle haber yollamış, olmayınca kendisi gitmek zorunda kalmıştı. Bu sıralı cümlede yargı taşıyan telefon etmiş, haber yollamış, zorunda kalmış yüklemlerini birbirine bağlayan –tı, kip ekidir. Sıralı cümlede önceki yargılarda bu ek tekrarlanmayıp son yargıya doğru bir bağımlılık sağlanır. Böylelikle cümlenin bitmediği de hatırlatılmış olur.

    Aradaki ilginin ortak cümle ögeleriyle sağlandığı sıralı cümleler bağımlı sıralı cümle; ilginin sadece anlam yönüyle kurulduğu cümleler bağımsız sıralı cümledir:

    Çetin, kantinde bizi bekliyormuş, hemen yanımıza geldi, kolumuzdan tutup masasına götürdü. (Özne, ortaktır.)

    Öğretmeni Aysel’i çağırıyordu; Aysel hiç oralı değildi


    2- YÜKLEMİNİN TÜRÜNE GÖRE CÜMLELER


    a) Fiil Cümlesi:

    Yüklemi çekimli bir fiil veya fiil grubu olan cümle, yükleminin türüne göre fiil cümlesidir. Her türlü hareket, iş, oluş fiil cümleleriyle karşılandığı için fiil cümleleri isim cümlelerine göre daha çok kullanılır.

    Yükleminin geçişli fiil olması durumunda, fiil cümlelerinde cümlenin bütün ögeleri bulunabilir. Fiil geçişsiz olursa cümlenin nesnesi olmayacaktır.

    “İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;

    Önce hafiften bir rüzgâr esiyor,

    Yavaş yavaş sallanıyor

    Yapraklar ağaçlarda.”

    (Orhan Veli)

    Başlarını göklere çarpmaktan, genellikle cüceler korkar.

    (Cenap Şahabettin)

    Allah size bir yüz vermiş; bir tane de siz eklemeyin.

    (Shakespeare)

    Mum, dibine ışık vermez

    (Atasözü)

    b) İsim Cümlesi:

    Yüklemi ek-fiille çekimlenmiş bir isim veya isim grubu olan cümleler, yükleminin türüne göre isim cümlesidir.

    İsim cümleleri, genellikle özne ve yüklemden oluşur. İsim cümlelerinin olumsuzunu yapmak için değil ve yok kelimeleri kullanılır. Ağzı var, dili yok.

    “Ormanlar koynunda bir serin dere

    Dikenler içinde sarı gül vardır.”

    (Rıza Tevfik Bölükbaşı)

    “Sen Türkiye gibi aydınlık ve güzelsin.

    Benim doğduğum köyler de güzeldi.”

    (Cahit Külebi)

    “Ölmek değildir, ömrümüzün en feci işi

    Müşkül budur , ölmeden evvel ölür kişi”

    (Yahya Kemal)

    Cesurun bakışı, korkağın kılıcından keskindir.


    3- YÜKLEMİNİN YERİNE GÖRE CÜMLELER


    Yüklemin cümle içindeki yerine göre iki çeşit cümle vardır.

    a) Kurallı (Düz) Cümle:

    Türkçede asıl unsurlar sonra, yardımcı unsurlar önce geldiği için cümlenin en önemli ve asıl ögesi olan yüklem genellikle cümlenin sonunda yer alır. Yüklemi sonda olan cümle, kurallı cümledir. Cümlede özellikle belirtilmek istenen unsurlar yükleme yaklaştırılır:

    Kayıhan, / bu akşam / pencerenin önünde / oturuyordu.

    Kayıhan, / pencerenin önünde / bu akşam / oturuyordu.

    Bu akşam / pencerenin önünde / Kayıhan / oturuyordu.



    b) Devrik Cümle:

    Yüklemi sonda olmayan cümle, devrik cümledir. Devrik cümlelere daha çok şiir dilinde rastlanır. Günlük konuşmalarda, atasözlerinde ve deyimlerde de zaman zaman devrik cümleler görülür. Cümlede yüklemin dışındaki ögelerin yer değiştirmesi durumunda cümlenin kurallılığı bozulmaz. Ancak yüklemin yeri değişirse cümle devrik olur:

    “Bir kökte uzamış sarmaşık gibi

    Dökülmüş gerdana saçların güzel.”

    (Âşık Veysel)

    “Aya haber sal çıksın bu gece;

    Görünsün şöyle gönlümce.”

    (Cahit Sıtkı Tarancı)

    Sensiz kaldım bu yerde.

    Gülme komşuna, gelir başına.

    Çocuktan al haberi.

    4- ANL***** GÖRE CÜMLELER

    Anl***** göre üç çeşit cümle vardır.
    a) Olumlu Cümle:

    Yargının gerçekleştiğini bildiren cümleler, olumludur. Bu cümlelerin yüklemi varlık, olma veya bulunma bildirir:

    Kurt kocayınca, köpeğin maskarası olur.

    (Atasözü)

    Gerçek belirince yalan ortadan kalkar.

    (Atatürk)

    Para ile satın alınan sadakat, daha fazla para ile de satılır.

    (Seneca)

    Beklediğimiz haber, nihayet geldi.

    Yapısı bakımından olumsuz görünen bazı cümleler anlam bakımından olumludur. Cümlede iki olumsuz unsurun bulunması cümlenin anlamını olumlu yapar:

    Nasıl cevap vereceğini bilmiyor değildi.(=biliyordu)

    Allah’tan korkmayan yoktur.(=herkes korkar)

    Yapı bakımından olumsuz bazı cümleler soru yoluyla olumlu bir anlam kazanabilir:

    Siparişlerinizi getirmez olur muyum. (=getiririm)

    Bayrakları bayrak yapan üstündeki kan değil midir?


    b) Olumsuz Cümle:

    Yargının gerçekleşmediğini, yapılmadığını bildiren cümleler, anlam bakımından olumsuzdur.

    Fiilden fiil yapan –ma-, -me- olumsuzluk eki, değil edatı ve yok keli*mesi cümleleri olumsuz yapan unsurlardır:

    Bundan sonra kimseyi kandırmayacak.

    “Bu güler yüzlü adam ben değilim.”

    (Cahit Sıtkı Tarancı)

    Cebimde beş kuruş para yok.

    Yapı bakımından olumlu olan bazı cümleler soru ekiyle olumsuz bir anlam kazanabilir:

    Matematik sınavından 95 almak kolay mı? (Kolay değil.)

    Babamın yanında hiç, sigara içebilir miyim? (İçemem.)



    ne......ne bağlama edatıyla kurulan cümleler de anlam bakımından olumsuzdur. Cümlede bu unsur varsa yüklem mutlaka olumlu olmalıdır:

    “Ne hasta bekler sabahı

    Ne taze ölüyü mezar

    Ne de şeytan, bir günahı

    Seni beklediğim kadar.”

    (Necip Fazıl)

    Ne sevenim var ne soranım var.


    c) Soru Cümlesi:

    Herhangi bir şeyi öğrenmek için soru unsurlarıyla kurulan cümleler, soru cümlesidir. Soru cümleleri genellikle, soru eki mı (mi, mu, mü) ile yapılır. Ayrıca hani, hangi, kim, kaç, nasıl, ne, neden, niçin gibi soru kelimeleriyle de soru cümleleri kurulur. Soru cümlesi olumlu veya olumsuz olabilir:

    Doktor içeride mi?

    Hangi konuyu anlamadınız?

    Niçin bu kadar geç kaldınız?

    Yeni sınav yönetmeliği hakkında ne düşünüyorsunuz?

    Üniversitemizi nasıl buldunuz?



    Cümlede soru eki hangi kelimeden sonra gelirse onu sorar:

    Aybars dün arabasıyla geldi mi?

    Aybars mı dün arabasıyla geldi?

    Aybars dün mü arabasıyla geldi?

    Aybars dün arabasıyla mı geldi?​
    Fnd.Mmsgl ve Berkay VARANGEL bunu beğendi.
  6. Özel Üye Elif

    Özel Üye Elif Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    19 Aralık 2009
    Mesajlar:
    2.002
    Beğenileri:
    789
    Ödül Puanları:
    0
    YAZIM YANLIŞLARI



    Yazım Kuralları ve Türkçe’nin Doğru Kullanımı

    Bir yazı ile okuyucuya mesajı doğru iletmede kaynağın önemli bir rolü ve sorumluluğu bulunmaktadır. Bu yüzden mesajı ileten kişi mesajını yazılı olarak iletirken bir takım yazım kurallarına uyması gereklidir. Özellikle öğrencilerin yazı yazarken yaptıkları en önemli hata, noktalama işaretlerine uymamalarıdır.

    * Yazılarda noktalama işaretleri bazen hiç kullanılmamakta bazen de yerinde kullanılmamaktadır. İfadelerin doğru anlaşılması için bu kurallara özenle uyulmalıdır.

    * Bir bilgisayar programı kullanılarak yazılan yazılarda ise boşluk konusuna dikkat edilmelidir. Örneğin,

    Noktadan ve virgülden önce boşluk bırakılmamalıdır.
    Noktadan ve virgülden sonra boşluk bırakılmalıdır. Boşluk bırakılması unutulduğunda noktanın öncesinde ve sonrasındaki sözcükler tek bir sözcük olarak algılanmaktadır. Bu da yazıların kağıt üzerindeki düzenlemesini olumsuz etkilemektedir.
    Parantezler açılırken parantez öncesinde boşluk bırakılmalı, açılan parantezle metin arasında boşluk olmamalıdır. Parantezler kapatılırken parantez öncesinde boşluk olmamalı, sonrasında ise olmalıdır.

    * Diğer bir hata türü yazım yanlışlarıdır. Sözcükler Türk Dil Kurumu’nun belirlediği kurallar göz önünde bulundurularak yazılmalıdır.

    * Yaygın olarak yapılan bir başka hata da sözcüklerin yanlış kullanımlarıdır. Örneğin “neden olmak”, “yol açmak” ve “sağlamak” gibi sözcükler çok farklı anlamları verebiliyorken aynı anlamda kullanılmaktadırlar.

    * Ayrıca bazı sözcüklerin Türkçe karşılıkları varken (genelde) farkında olunmadan yabancı karşılığı kullanılmaktadır.

    [​IMG]
    [​IMG]
    Fnd.Mmsgl ve Berkay VARANGEL bunu beğendi.
  7. Özel Üye Elif

    Özel Üye Elif Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    19 Aralık 2009
    Mesajlar:
    2.002
    Beğenileri:
    789
    Ödül Puanları:
    0
  8. Özel Üye Elif

    Özel Üye Elif Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    19 Aralık 2009
    Mesajlar:
    2.002
    Beğenileri:
    789
    Ödül Puanları:
    0
    NOKTALAMA İŞARETLERİ


    Nokta ( . )

    1. Cümlenin sonuna konur
    Artık o, ne üniformalı bir başkumandan, ne fraklı ve beyaz kravatlı bir devlet başkanıydı.
    (Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Panorama)
    2. Kısaltmaların sonuna konur: Alb. (albay), Dr. (doktor), Yard. Doç. (yardımcı doçent), Prof. (profesör), Cad. (cadde), Sok. (sokak), s. (sayfa), sf. (sıfat), vb. (ve başkaları, ve benzerleri, ve bunun gibi); T. (Türkçe), Alm. (Almanca), Ar. (Arapça), Far. (Farsça), Fr. (Fransızca), İng. (İngilizce), Lât. (Lâtince) (bk. Kısaltmalar).
    Ancak, bazı kısaltmalarda nokta kullanılmaz: TBMM (Türkiye Büyük Millet Meclisi), TDK (Türk Dil Kurumu); KB (Kutadgu Bilig), TD (Türk Dili); B (batı), D (doğu), GB (güneybatı), GD (güneydoğu); m (metre), cm (santimetre), g (gram), kg (kilogram), l (litre), hl (hektolitre); C (karbon), Fe (demir) (Ayrıntı için bk. Kısaltmalar).
    3. Sayılardan sonra sıra bildirmek için konur: 3. (üçüncü), 15. (on beşinci), IV. (dördüncü); II. Mehmet, XIV. Louis, XV. yüzyıl; 2. Cadde, 20. Sokak (bk. Sayıların yazılışı 6).

    UYARI: Cadde ve sokak numaralarında nokta mutlaka kullanılmalıdır. Nokta kullanılmadığı takdirde yukarıdaki örneklerden 2 adet cadde, 20 adet sokak anlaşılır.

    4. Bir yazının maddelerini gösteren rakam veya harflerden sonra konur:
    I. 1. A. a.
    II. 2. B. b.
    5. Tarihlerin yazılışında gün, ay ve yılı gösteren sayıları birbirinden ayırmak için konur: 29.5.1453, 29.X.1923.
    Tarihlerde ay adları yazıyla da yazılabilir. Bu durumda ay adlarından önce ve sonra nokta kullanılmaz: 29 Mayıs 1453, 29 Ekim 1923.
    6. Saat ve dakika gösteren sayıları birbirinden ayırmak için konur: Tren 09.15'te kalktı.
    Tören 17.30'da, hükûmet daireleri kapandıktan yarım saat sonra başlayacaktır. (Tarık Buğra)
    7. Arka arkaya sıralanan virgülle veya çizgiyle ayrılan rakamlardan sadece sonuncu rakama nokta konur: 3, 4 ve 7. maddeler; XII – XIV. yüzyıllar arasında.
    8. Bibliyografik künyelerin sonuna konur:
    Agâh Sırrı Levend, Türk Dilinde Gelişme ve Sadeleşme Evreleri, Ankara 1960.
    9. Üçlü gruplara ayrılarak yazılan büyük sayılarda gruplar arasına konur: 16.551.000, 22.465.660. Gruplara ayrılan sayılarda nokta kullanılmaması da mümkündür (bk. Sayıların yazılışı 4).
    10. Matematikte çarpma işareti yerine kullanılır: 4.5 = 20


    Virgül ( , )

    1. Birbiri ardınca sıralanan eş görevli kelime ve kelime gruplarının arasına konur:
    Fırtınadan, soğuktan, karanlıktan ve biraz da korkudan sonra bu sıcak, aydınlık ve sevimli odanın havasında erir gibi oldum.
    (Halide Edip Adıvar, Kalp Ağrısı)

    Sessiz dereler, solgun ağaçlar, sarı güller
    Dillenmiş ağızlarda tutuk dilli gönüller
    (Faruk Nafiz Çamlıbel)
    2. Sıralı cümleleri birbirinden ayırmak için konur: Bir varmış, bir yokmuş.
    Umduk, bekledik, düşündük.
    (Yakup Kadri Karaosmanoğlu)
    Fakat yol otomobillere yasak olduğundan o da herkes gibi tramvaya biner, kimse kendisine dikkat etmez.
    (Falih Rıfkı Atay, Denizaşırı)
    3. Cümlede özel olarak vurgulanması gereken ögelerden sonra konur:
    Binaenaleyh, biz her vasıtadan, yalnız ve ancak, bir noktainazardan istifade ederiz.
    (Mustafa Kemal Atatürk)
    4. Uzun cümlelerde yüklemden uzak düşmüş olan ögeleri belirtmek için konur:
    Saniye Hanımefendi, merdivenlerde oğlunun ayak seslerini duyar duymaz, hasretlisini karşılamaya atılan bir genç kadın gibi, koltuğundan fırlamış ve ona kapıyı kendi eliyle açmaya gelmişti.
    (Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Panorama)
    5. Cümle içinde ara sözleri ve ara cümleleri ayırmak için konur:
    Örnek olsun diye, örnek istemez ya, söylüyorum.
    Şimdi, efendiler, müsaade buyurursanız, size bir sual sorayım.
    (Mustafa Kemal Atatürk)
    6. Anlama güç kazandırmak için tekrarlanan kelimeler arasına konur:
    Akşam, yine akşam, yine akşam,
    Göllerde bu dem bir kamış olsam!
    (Ahmet Haşim)
    Kopar sonbahar tellerinden
    Derinden, derinden, derinden
    Biten yazla başlar keder musikisi
    (Yahya Kemal Beyatlı)
    Ancak, ikilemelerde kelimeler arasına virgül konmaz: akşam akşam, yavaş yavaş, bata çıka, koşa koşa.
    7. Tırnak içinde olmayan aktarma cümlelerden sonra konur: Datça'ya yarın gideceğim, dedi.
    – Bugünlük bu kadar her gün üç mermi, diye düşündü.
    (Tarık Buğra, Küçük Ağa)
    8. Konuşma çizgisinden önce konur:
    Hatta bahçede gezen hanımefendi bile işin farkına varıp,
    – Nen var senin çocuğum, diye sormak zorunda kaldı.
    (Haldun Taner, Hikâyeler)
    9. Kendisinden sonraki cümleye bağlı olarak ret, kabul ve teşvik bildiren hayır, yok, yoo, evet, peki, pekâlâ, tamam, olur, hayhay, baş üstüne, öyle, haydi, elbette gibi kelimelerden sonra konur: Peki, gideriz. Olur, ben de size katılırım. Hayhay, memnun oluruz. Haydi, geç kalıyoruz.
    Evet, kırk seneden beri Türkçe merhale merhale Türkleşiyor.
    (Yahya Kemal Beyatlı)
    — Yoo, güvercinlerime dokunmayınız, dedi.
    (Yakup Kadri Karaosmanoğlu)
    10. Bir kelimenin kendisinden sonra gelen kelime veya kelime gruplarıyla yapı ve anlam bakımından bağlantısı olmadığını göstermek için kullanılır:
    Bu, tek gözlü, genç fakat ihtiyar görünen bir adamcağızdır.
    (Halit Ziya Uşaklıgil, İzmir Hikâyeleri)
    Bu gece, eğlenceleri içlerine sinmedi.
    (Reşat Nuri Güntekin, Bir Kadın Düşmanı).
    11. Hitap için kullanılan kelimelerden sonra konur:
    Efendiler, bilirsiniz ki, hayat demek, mücadele, müsademe demektir.
    (Mustafa Kemal Atatürk)
    Sayın Başkan,
    Sevgili kardeşim,
    Değerli arkadaşım,
    12. Yazışmalarda, başvurulan makamın adından sonra konur:
    Türk Dil Kurumu Başkanlığına,
    13. Yazışmalarda, yer adlarını tarihlerden ayırmak için konur:
    Kuşadası, 7 Şubat (Reşat Nuri Güntekin, Çalıkuşu)
    14. Sayıların yazılışında, kesirleri ayırmak için konur: 38,6 (otuz sekiz tam, onda altı), 25,33 (yirmi beş tam, yüzde otuz üç), 0,45 (sıfır tam, yüzde kırk beş) (bk. Sayıların yazılışı 5).
    15. Bibliyografik künyelerde yazar, eser, basım evi vb. maddelerden sonra konur:
    Falih Rıfkı Atay, Tuna Kıyıları, Remzi Kitap Evi, İstanbul 1938.
    Yazarın soyadı önce yazılmışsa soyadından sonra da virgül konur:
    Ergin, Muharrem, Dede Korkut Kitabı, Ankara 1958.

    UYARI: Metin içinde ve, veya, yahut bağlaçlarından önce de, sonra da virgül konmaz:
    Nihat sabaha kadar uyuyamadı ve şafak sökerken Faik'e bol teşekkürlerle dolu bir kâğıt bırakarak iki gün evvelki cephe dönüşü kıyafeti ile sokağa fırladı. (Peyami Safa, Mahşer)


    Noktalı virgül ( ; )

    1. Cümle içinde virgüllerle ayrılmış tür veya takımları birbirinden ayırmak için konur: Erkek çocuklara Doğan, Tuğrul, Aslan, Orhan; kız çocuklara ise İnci, Çiçek, Gönül, Yonca adları verilir.
    2. Ögeleri arasında virgül bulunan sıralı cümleleri birbirinden ayırmak için konur: Sevinçten, heyecandan içim içime sığmıyor; bağırmak, kahkahalar atmak, ağlamak istiyorum. Sabahtan beri bekliyorum; ne gelen var, ne giden. İş işten geçti; artık gelse de olur, gelmese de.
    3. Virgülle ayrılmış örnekleri farklı örneklerden ayırmak için konur: Türkiye, İngiltere, Azerbaycan; İstanbul, Londra, Bakû.
    4. Kendilerinden evvelki cümleyle ilgi kuran ancak, yalnız, fakat, lâkin, çünkü, yoksa, bundan dolayı, binaenaleyh, sonuç olarak, bununla birlikte, öyleyse vb. cümle başı bağlaçlarından önce konur:
    Halis bir şiir fena okunabilir; lâkin sahte bir şiir iyi okunamaz.
    (Yahya Kemal Beyatlı)
    Bir millet ordusunu kaybedebilir, bağımsızlığını da kaybedebilir; fakat dilini sakladıkça o millet yaşıyor demektir.
    (Nihal Atsız, Türk Ülküsü)
    Sıralı cümleler arasında ancak, fakat, çünkü vb. cümle başı bağlayıcılarından önce yazar, araya nokta, virgül, noktalı virgül koymakta serbesttir. Bu husus, yazarın üslûptaki tercihiyle ilgilidir.


    İki nokta ( : )

    1. Kendisinden sonra örnek verilecek cümlenin sonuna konur: Millî Edebiyat akımının temsilcilerinden bir kısmını sıralayalım: Ömer Seyfettin, Halide Edip Adıvar, Ziya Gökalp, Mehmet Emin Yurdakul, Ali Canip Yöntem.
    Yeni harfler alındıktan sonra eski yazı ile bir tek kelime bile yazmayan iki kişi görmüşümdür: Atatürk ve İnönü!
    (Falih Rıfkı Atay, Çankaya)
    – Buğdayla arpadan başka ne biter bu topraklarda?
    Ziraatçı sayar:
    – Yulaf, pancar, zerzevat, tütün...
    (Falih Rıfkı Atay, Çankaya)
    2. Kendisinden sonra açıklama yapılacak cümlenin sonuna konur:
    Bu kararın istinat ettiği en kuvvetli muhakeme ve mantık şu idi: Esas, Türk milletinin haysiyetli ve şerefli bir millet olarak yaşamasıdır.
    (Mustafa Kemal Atatürk)
    Kendimi takdim edeyim: Meclis kâtiplerindenim.
    (Falih Rıfkı Atay, Denizaşırı)
    Derler: İnsanda derin bir yaradır köksüzlük;
    Budur âlemde hudutsuz ve hazin öksüzlük. (Yahya Kemal Beyatlı)
    3. Kütüphanecilik alanında yazar adı ile eser başlığı arasına konur: Yahya Kemal Beyatlı: Kendi Gök Kubbemiz, Falih Rıfkı Atay: Çankaya, Yakup Kadri Karaosmanoğlu: Yaban, Faruk Nafiz Çamlıbel: Bir Ömür Böyle Geçti (bk. Virgül 15).
    4. Ses biliminde uzun ünlüyü göstermek için kullanılır: a:ile, ka:til, usu:le, i:cat.
    5. Edebî eserlerdeki karşılıklı konuşmalarda, konuşan kişinin adından sonra konur:
    Bilge Kağan: Türklerim, işitin!
    Üstten gök çökmedikçe
    altan yer ****nmedikçe
    ülkenizi, törenizi kim bozabilir sizin?
    Koro : Göğe erer başımız
    başınla senin !
    Bilge Kağan: Ulusum birleşip yücelsin diye
    gece uyumadım, gündüz oturmadım.
    Türklerim Bilge Kağan der bana.
    Ben her şeyi onlar için bildim.
    Nöbetteyim !
    (A. Turan Oflazoğlu, Anıtkabir)
    6. Matematikte bölme işareti olarak kullanılır: 56:8=7, 100:2=50.



    Üç nokta ( ... )

    1. Tamamlanmamış cümlelerin sonuna konur:
    Ne çare ki, çirkinliği hemencecik ve herkes tarafından görülüveriyordu da, bu yanı...
    (Tarık Buğra, Dönemeçte)
    2. Kaba sayıldığı için veya bir başka sebepten ötürü açıklanmak istenmeyen kelime ve bölümlerin yerine konur: Kılavuzu karga olanın burnu b...tan çıkmaz.
    B..., 7 Nisan (Reşat Nuri Güntekin, Çalıkuşu)
    Arabacı B...'a yaklaştığını söylüyor, ikide bir fırsat bularak arabanın içine doğru başını çeviriyordu.
    (Ahmet Hamdi Tanpınar, Huzur)
    3. Alıntılarda; başta, ortada ve sonda alınmayan kelime ve bölümlerin yerine konur:
    Mümtaz, bu dükkâna bakarken hiç farkında olmadan Mallarmé'nin mısraını hatırladı: "Meçhul bir felâketten buraya düşmüş..."
    (Ahmet Hamdi Tanpınar, Huzur)
    Alınmayan kelime ve bölümlerin yerine yay ayraç içinde üç nokta konması da mümkündür.
    4. Sözün bir yerde kesilerek geri kalan bölümün okuyucunun muhayyilesine bırakıldığını göstermek veya ifadeye güç katmak için konur:
    Karşı sahilde mor, fark olunmaz sisler altındaki dağlar, korular, beyaz yalılar... Ve bütün bunların üzerinde bir esatir rüyasının havaî hakikati gibi uçan martı sürüleri...
    (Ömer Seyfettin, Bahar ve Kelebekler)
    Gök sarı, toprak sarı, çıplak ağaçlar sarı...
    (Faruk Nafiz Çamlıbel, Han Duvarları)
    Sana uğurlar olsun... Ayrılıyor yolumuz!
    (Faruk Nafiz Çamlıbel, Sanat)
    Binaenaleyh, biz her vasıtadan, yalnız ve ancak, bir noktainazardan istifade ederiz. O noktainazar şudur: Türk milletini, medenî cihanda, lâyık olduğu mevkie is'at etmek ve Türk cumhuriyetini sarsılmaz temelleri üzerinde, her gün, daha ziyade takviye etmek...
    (Mustafa Kemal Atatürk)
    5. Ünlem ve seslenmelerde anlatımı pekiştirmek için konur:
    Gölgeler yaklaştılar. Bir adım kalınca onu kıyafetinden tanıdılar:
    — Koca Ali... Koca Ali, be!...
    (Ömer Seyfettin, Diyet)
    6. Karşılıklı konuşmalarda, yeterli olmayan, eksik bırakılan cevaplarda kullanılır:
    — Yabancı yok!
    — Kimsin?
    — Ali...
    — Hangi Ali?
    — ...
    — Sen misin, Ali usta?
    — Benim!...
    — Ne arıyorsun bu vakit buralarda?
    — Hiç...
    — Nasıl hiç? Suya çekicini mi düşürdün yoksa !...
    — !...
    (Ömer Seyfettin, Diyet)


    UYARI: Türk imlâsında iki nokta yan yana kullanılmaz.
    Fnd.Mmsgl ve Berkay VARANGEL bunu beğendi.
  9. Özel Üye Elif

    Özel Üye Elif Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    19 Aralık 2009
    Mesajlar:
    2.002
    Beğenileri:
    789
    Ödül Puanları:
    0
    Soru işareti ( ? )

    1. Soru bildiren cümle veya sözlerin sonuna konur:
    Ne zaman tükenecek bu yollar, arabacı?
    (Faruk Nafiz Çamlıbel, Yolcu ile Arabacı)
    Sular mı yandı? Neden tunca benziyor mermer?
    (Ahmet Haşim, Merdiven)
    Atatürk bana sordu:
    — Yeni yazıyı tatbik etmek için ne düşündünüz?
    (Falih Rıfkı Atay, Çankaya)
    Soru, vurguyla belirtildiği zaman da soru işareti kullanılır:
    Gümrükteki memur başını kaldırdı:
    — Adınız?
    Soru bildiren cümle veya sözlerde bazen cevabın ne olacağı sözün gelişinden belli olur. Bu tür cümle ve sözlerin sonunda da soru işareti kullanılır: Haksız mıyım? Liderler içinde Atatürk gibisi var mı?
    Yoksa bu sözümde yalan var mı?
    (Bilge Kağan)
    2. Bilinmeyen yer, tarih vb. durumlar için kullanılır: Yunus Emre (1240?-1320), (Doğum yeri: ?).
    Türk halk felsefesinin, Türk nükteciliğinin ve mizah dehasının büyük mümessili Nasreddin Hoca da (Hâce Nasirüddin) bu asırda yaşamıştır (1208 ?-1284).
    (Türk Dünyası El Kitabı)
    3. Bir bilginin şüpheyle karşılandığı veya kesin olmadığı durumlarda yay ayraç içinde soru işareti kullanılır:
    Ankara'dan Konya'ya 1,5 (?) saatte gitmiş.
    1496 (?) yılında doğan Fuzulî ...

    UYARI : mı / mi eki -ınca / -ince anlamında zarf-fiil işleviyle kullanıldığı zaman soru işareti konmaz: Akşam oldu mu sürüler döner. Hava karardı mı eve gideriz.
    Alp Er Tonga öldi mü
    Esiz ajun kaldı mu
    Ödlek öçin aldı mu
    Emdi yürek yırtılur.
    Bahar gelip de nehir çağıl çağıl kabarmaya başlamaz mı içimi geri kalmış bir saat huzursuzluğu kaplardı.
    (Haldun Taner, Onikiye Bir Var)

    UYARI : Soru ifadesi taşıyan sıralı ve bağlı cümlelerde soru işareti en sona konur:
    Çok yakından mı bu sesler, çok uzaklardan mı?
    Üsküdar'dan mı, Hisar'dan mı, Kavaklar'dan mı?
    (Yahya Kemal Beyatlı)
    Ruhunu karartan neydi, yağmur mu yağıyordu; yoksa şimşekler mi çakıyordu?


    Ünlem işareti ( ! )

    1. Sevinç, kıvanç, acı, korku, şaşma gibi duyguları anlatan cümlelerin sonuna konur:
    Ne mutlu Türküm diyene! (Mustafa Kemal Atatürk)
    Gurbet o kadar acı
    Ki ne varsa içimde
    Hepsi bana yabancı
    Hepsi başka biçimde!
    (Kemalettin Kâmi Kamu)
    Hava ne kadar da sıcak!
    Aşkolsun!
    Ne kadar akıllı adamlar var!
    2. Seslenme, hitap ve uyarı sözlerinden sonra konur:
    Ordular! İlk hedefiniz Akdenizdir, ileri!
    (Mustafa Kemal Atatürk)
    Ey Türk gençliği! Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir. (Mustafa Kemal Atatürk)
    Ak tolgalı beylerbeyi haykırdı: İlerle! (Yahya Kemal Beyatlı)
    Ey köyleri hududa bağlayan yaslı yollar,
    Dönmeyen yolculara ağlayan yaslı yollar!
    (Faruk Nafiz Çamlıbel)
    Dur, yolcu! Bilmeden gelip bastığın
    Bu toprak bir devrin battığı yerdir.
    (Necmettin Halil Onan)
    Ünlem işareti, seslenme ve hitap sözlerinden hemen sonra konulabileceği gibi cümlenin sonuna da konabilir:
    Arkadaş, biz bu yolda türküler tuttururken
    Sana uğurlar olsun... Ayrılıyor yolumuz!
    (Faruk Nafiz Çamlıbel)
    3. Bir söze alay, kinaye veya küçümseme anlamı kazandırmak için ayraç içinde ünlem işareti kullanılır:
    İsteseymiş bir günde bitirirmiş (!) ama ne yazık ki vakti yokmuş (!)
    Adam, akıllı (!) olduğunu söylüyor.


    Kısa çizgi ( - )

    1. Satıra sığmayan kelimeler bölünürken satır sonuna konur:
    Soğuktan mı titriyordum, yoksa heyecandan, üzüntüden mi bilmem. Havuzun suyu bulanık. Kapının saatleri 12'yi geçmiş. Kanepelerde kimseler yok. Tramvay ne fena gıcırdadı! Tramvaydaki adam bir tanıdık mı idi acaba? Ne diye öyle dönüp dönüp baktı? Yoksa kimseciklerin oturmadığı kanepelerde bu saatte pek başıboşlar mı oturur?
    (Sait Faik Abasıyanık, Havuz Başı)
    2. Ara sözleri ve ara cümleleri ayırmak için kullanılır: Örnek olsun diye -örnek istemez ya- söylüyorum.
    3. Dil bilgisinde kökleri ve ekleri ayırmak için konur: al-ış, dur-ak, Dur-sun, Dur-muş, gör-gü-süz-lük.
    4. Dil bilgisinde fiil kök ve gövdelerini göstermek için kullanılır: al-, dur-, gör-, ver-; başar-, kana-, okut-, taşla-, yazdır-.
    5. Dil bilgisinde eklerin başına konur: -den, -lık, -ış, -ak.
    6. Dil bilgisinde heceleri göstermek için kullanılır: a-raş-tır-ma, bi-le-zik, du-ruş-ma, ku-yum-cu-luk, ya-zar-lık, prog-ram.
    7. Eski harfli metinlerin yeni yazıya aktarılmasında Arapça ve Farsça kurallara göre yapılmış tamlamaların, birleşik ve türemiş kelimelerin ögelerini ayırmak için kullanılır: dârü'l-fünûn, resm-i geçit, resm-i kabûl, Cemiyet-i Akvâm, Hâkimiyet-i Milliye, Servet-i Fünûn, hokka-bâz, âteş-perest, menfaat-perest, bî-bedel, nâ-mağlûb, fî-sebîlillâh, min-tarafillâh, bilâ-ücret.
    8. Kelimeler arasında “-den...-a, ve, ile, ilâ, arasında” anlamlarını vermek üzere kullanılır: Türkçe-Fransızca Sözlük, Aydın-İzmir yolu, Ankara-İstanbul uçak seferleri, Türk-Alman ilişkileri, Ural-Altay dil grubu, 09.30 - 10.30, Beşiktaş-Fenerbahçe karşılaşması, Manas Destanı'nda soy-dil-din üçgeni, 1914-1918 Birinci Dünya Savaşı, 1995-1996 öğretim yılı.
    9. Bazı terim ve kuruluş adlarında kelimeler arasına konur: sıfat-fiil, zarf-fiil; Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi, Fen-Edebiyat Fakültesi.
    10. Yabancı özel adlarda ve henüz dilimize mal olmadığı için özgün imlâlarıyla yazılan yabancı kelimelerde kullanılır: Joliot-Curie, Lévy-Bruhl, Saint-Gotthard, Sainte-Beuve, Boulogne-sur-Mer, Bouches-du-Rhône, Salins-les-Bains, by-pass, check-up, Aix-en-Provence.
    11. Adres yazarken semt ile şehir arasına konur: Kurtuluş - ANKARA
    12. Matematikte çıkarma işareti olarak kullanılır: 50 - 20 = 30


    Uzun çizgi (—)

    Yazıda satır başına alınan konuşmaları göstermek için kullanılır. Buna konuşma çizgisi de denir.
    Arabamız tutarken Erciyes'in yolunu:
    “Hancı dedim bildin mi Maraşlı Şeyhoğlu'nu?”
    Gözleri uzun uzun burkuldu kaldı bende,
    Dedi:
    — Hana sağ indi, ölü çıktı geçende!
    (Faruk Nafiz Çamlıbel, Han Duvarları)
    UYARI : Konuşmalar tırnak içinde verildiği zaman uzun çizgi kullanılmaz.


    Eğik çizgi ( / )

    1. Şiirlerden yapılan alıntılarda, mısraların yan yana yazılması gereken durumlarda mısraları belirlemek için kullanılır: Ne sen, ne ben / Ne de hüsnünde toplanan bu mesâ / Ne de âlâm-ı fikre bir mersâ / Olan bu mâî deniz / Melâli anlamayan nesle âşinâ değiliz. (Ahmet Haşim, O Belde)
    2. Adres yazarken apartman numarası ile daire numarası arasına konur: Altay Sokağı, Nu.: 21/6
    3. Adres yazarken semt ile şehir arasına konur: Altay Sokağı, Nu.: 21/6 Kurtuluş / ANKARA
    4. Dil bilgisinde eklerin farklı şekillerini göstermek için kullanılır: -a/-e, -an /-en, -lık /-lik, -madan /-meden.
    5. Bölme işareti olarak kullanılır: 70 /2 = 35


    Tırnak işareti ( “...” )

    1. Başka bir kimseden veya yazıdan olduğu gibi aktarılan sözler tırnak içine alınır: Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesinin ön cephesinde Atatürk'ün “Hayatta en hakikî mürşit ilimdir.” vecizesi yer almaktadır. Ulu önderin “Ne mutlu Türküm diyene!” sözü her Türk'ü duygulandırır.
    Bakınız, şair vatanı ne güzel tarif ediyor:
    “Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır.
    Toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır.”

    UYARI : Aynen alınmayan söz ve yazılar tırnak içinde gösterilmez.
    UYARI : Tırnak içindeki alıntının sonunda bulunan işaret (nokta, soru işareti, ünlem işareti vb.) tırnak içinde kalır: “Akıl yaşta değil baştadır.” atasözü yüzyılların tecrübesinden süzülüp gelen bir gerçeği ifade etmiyor mu?
    “İzmir üzerine dünyada bir şehir daha yoktur!” diyorlar.
    (Yahya Kemal Beyatlı)

    UYARI : Uzun alıntılarda her paragraf ayrı ayrı tırnak içine alınır.

    2. Özel olarak belirtilmek istenen sözler tırnak içine alınır: Yeni bir “barış taarruzu” başladı.
    Özel olarak belirtilmek istenen sözler tırnak içine alınmadan koyu yazılarak veya altı çizilerek de gösterilebilir.
    Höyük sözü Anadolu'da tepe olarak geçer.
    3. Kitapların ve yazıların adları ve başlıkları tırnak içine alınır:
    Yahya Kemal'in bazı şiirleri “Kendi Gök Kubbemiz” adı altında çıktı.
    (Ahmet Hamdi Tanpınar)
    “İmlâ Kuralları” bölümünde bazı uyarılara yer verilmiştir.
    Kitapların ve yazıların adları ve başlıkları tırnak içine alınmaksızın koyu yazılarak veya eğik yazıyla (italik) dizilerek de gösterilebilir:
    Cahit Sıtkı'nın Şairin Ölümü şiirini Yahya Kemal çok sevmişti.
    (Ahmet Hamdi Tanpınar)
    Bugünün gençleri Dar Kapı'yı okumalıdırlar. (Ahmet Hamdi Tanpınar)
    UYARI : Tırnak içine alınan sözlerden sonra kesme işareti kullanılmaz: Yahya Kemal’in “Kendi Gök Kubbemiz”i okudunuz mu?


    Tek tırnak işareti ( ‘...’ )

    1. Tırnak içinde verilen ve yeniden tırnağa alınması gereken bir sözü belirtmek için kullanılır: Edebiyat öğretmeni “Şiirler içinde ‘Han Duvarları’ gibisi var mı?” dedi ve Faruk Nafiz'in bu güzel şiirini okumaya başladı.
    “Şinasi'nin ‘safi Türkçe’ ile yazdığını söylediği şiirlerden sonra vardığı bu konuşulan dil fikri şüphesiz ki ondan gelen en büyük kazancımızdır.”
    (Ahmet Hamdi Tanpınar)
    2. Dil yazılarında verilen örneğin anlamını göstermek için kullanılır: Göktürk Anıtları'nda geçen fakat günümüze ulaşmayan bazı örnekler: bodun ‘millet, kavim’, sab ‘söz’, eçü apa ‘ecdat, atalar’, tüketi ‘tamamen, bütünüyle’.


    Denden işareti (")

    Bir yazıdaki maddelerin sıralanmasında veya bir çizelgede alt alta gelen aynı sözlerin veya söz gruplarının tekrar yazılmasını önlemek için kullanılır:
    a. Etken fiil
    b. Edilgen "
    c. Dönüşlü "
    ç. İşteş "


    Yay Ayraç ( ( ) )

    1. Cümlenin yapısıyla doğrudan doğruya ilgili olmayan açıklamalar için kullanılır:
    Anadolu kentlerini, köylerini (Köy sözünü de çekinerek yazıyorum.) gezsek bile görmek için değil, kendimizi göstermek için geziyoruz.
    (Nurullah Ataç, Söyleşiler)
    Süleyman Şah'ın cenazesi sudan ihraç olunarak (çıkarılarak) hemen orada defnedilmiştir ki makarrı (durağı) hâlâ “Türk Mezarı” namiyle maruftur (tanınmıştır).
    (Refik Halit Karay, Bir İçim Su)
    UYARI : Hakkında açıklama yapılan söze ait ek, ayraç kapandıktan sonra yazılır:
    Yunus Emre (1240?- 1320)'nin...
    UYARI : Yani ile yapılan açıklamalar ayraç içine alınmaz.
    2. Tiyatro eserlerinde konuşanın hareketlerini, durumunu açıklamak ve göstermek için kullanılır:
    İhtiyar – (Yavaş yavaş Kaymakama yaklaşır.) Ne oluyor beyefendi? Allah rızası için bana da anlatın...
    Kaymakam – (hiddetle) Ne olacak baba... Oğlunun katili ecnebi tebaasıymış... Düşman gemileri üstümüze toplarını çevirmişler, Adalı'yı istiyorlar... Sağ salim onu teslim edecekmişiz.
    İhtiyar – (Evvelâ vurulmuş gibi sendeler, sonra derin ve saf bir bakışla Kaymakam ve arkadaşlarına) Etmeyin Efendiler... Benim gibi dertli bir ihtiyarla eğlenmek günahtır... Sizin gibi efendilere yakışmaz...
    (Reşat Nuri Güntekin, İstiklâl)
    3. Alıntıların aktarıldığı eseri veya yazarı göstermek için kullanılır:
    Cihanın tarihi, vatanı uğrunda senin kadar uğraşan, kanını döken bir millet daha gösteremez. Senin kadar kimse kendi vatanına sahip olmağa hak kazanmamıştır. Bu vatan ya senindir, ya kimsenin.
    (Ahmet Hikmet Müftüoğlu)
    Eşin var, aşiyanın var, baharın var ki beklerdin
    Kıyametler koparmak neydi ey bülbül, nedir derdin? (Safahat)
    4. Alıntılarda, başta, ortada ve sonda alınmayan kelime ve bölümlerin yerine konulan üç nokta, yay ayraç içine alınabilir (bk. Üç nokta 1).
    5. Bir söze alay, kinaye veya küçümseme anlamı kazandırmak için kullanılan ünlem işareti yay ayraç içine alınır (bk. Ünlem işareti 3).
    6. Bir bilginin şüpheyle karşılandığını veya kesin olmadığını göstermek için kullanılan soru işareti yay ayraç içine alınır (bk. Soru işareti 3).
    7. Bir yazının maddelerini gösteren rakam ve harflerden sonra kapama ayracı konur:
    I) 1) A) a)
    II) 2) B) b)


    Köşeli ayraç ( [ ] )

    1. Ayraç içinde ayraç kullanılması gereken durumlarda yay ayraçtan önce köşeli ayraç kullanılır:
    Mongolın Ertniy Tüü0 (Arheologiyn Nayruulal) [Mogolistan'ın Eski Tarihi (Arkeolojik Araştırmalar)], BNMAU-ın şinjleh U0aanı Akademii Tuu0ıyn)ureelen, Ulaanbaatar 1977.
    2. Bibliyografik künyelere ilişkin bazı ayrıntıları göstermek için kullanılır: Reşat Nuri [Güntekin], Çalıkuşu, Dersaadet 1922.
    Yekta Bahir [Ömer Seyfettin], Yeni Lisan, Genç Kalemler.
    3. Bilimsel çalışmalarda, metinde bulunmayan veya silinmiş olan, fakat araştırıcı tarafından tamamlanan bölümler köşeli ayraç içine alınır:
    Babam kağan öldüğünde küçük kardeşim Kül-tegin ye[di yaşında kaldı...].
    (Çözülmüş Orhon Yazıtları)


    Kesme işareti ( ' )

    1. Özel adlara getirilen iyelik ve hâl eklerini ayırmak için konur: Fatih Sultan Mehmet'e, Atatürk'üm, Türkiye'm, İnönü'den, Yurdakul'dan, Kâzım Karabekir'i, Yunus Emre'yi, Ziya Gökalp'tan; Türk'e, Alman'ı; Jüpiter'den, Venüs'ü; Türkiye'de, Van Gölü'ne, Ağrı Dağı'nın; Ziya Gökalp Bulvarı'nda, Çankaya Köşkü'ne, Sait Halimpaşa Yalısı'ndan; Kiralık Konak'ta, Sinekli Bakkal'ı.
    Ancak aşağıda belirtilen özel adlardan sonra kesme işareti kullanılmaz:
    a. Kurum ve kuruluş adları: Türkiye Büyük Millet Meclisine, Türk Dil Kurumundan, Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığına, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Dekanlığına.
    b. Akım, çağ ve dönem adları: Eski Çağın, Yükselme Döneminin, Klâsik Türk Edebiyatına, Millî Edebiyat Akımının, Edebiyat-ı Cedide Topluluğunun.
    c. Kişi adlarından sonra kullanılan unvanlar: Mustafa Kemal Paşaya, Nasrettin Hocada, Enver Paşanın, Zeynep Hanıma, Ayhan Beyden, Ahmet Mithat Efendinin, Enver Paşayı.
    ç. Ay ve gün adları: 29 Ekime..., 30 Ağustos Çarşambadan sonra
    d. Deyimlerde geçen özel adlar: Allahtan hayırlısı, Allaha emanet; Alinin külâhını Veliye, Velinin külâhını Aliye.

    UYARI : Ahmet, Halit, Mehmet, Murat, Recep; Gazi Antep, Sinop, Zonguldak gibi örneklerde kesme işareti kullanılır. Ancak kelimeler, Ahmeti, Haliti, Mehmeti, Muratı, Recepi, Gazi Antepi, Sinopu, Zonguldakı şeklinde telâffuz edilmez; Ahmedi, Halidi, Mehmedi, Muradı, Recebi, Gazi Antebi, Sinobu, Zonguldağı şeklinde telâffuz edilir.

    UYARI : Özel adlar yerine kullanılan"o" zamiri cümle içinde büyük harfle yazılmaz ve kendisinden sonra gelen ekler kesme işaretiyle ayrılmaz.

    2. Yabancı özel adlardan sonra getirilen çokluk ve yapım ekleri kesme işaretiyle ayrılır: Nice'ler, Lille'li, Bordeaux'lu, Honolulu'lu.

    UYARI : Yabancı özel adlar dışındaki özel adlara getirilen yapım ekleri ve çokluk eki kesmeyle ayrılmaz: Türklük, Türkleşmek, Türkçü, Türkçülük, Türkçe, Müslümanlık, Hristiyanlık, Avrupalı, Avrupalılaşmak, Aydınlı, Konyalı, Bursalı; Ahmetler, Mehmetler, Yakup Kadriler, Ereğliler. Bu eklerden sonra da kesme işareti kullanılmaz: Türklüğün, Türkleşmekte, Türkçenin, Müslümanlıkta, Hristiyanlıktan, Aydınlıdan.

    3. Kısaltmalara getirilen ekleri ayırmak için konur: TBMM'nin, TDK'nin, BM'de, ABD'de, TV'ye.

    UYARI : Küçük harflerle yapılan kısaltmalara getirilen eklerde kelimenin okunuşu; büyük harflerle yapılan kısaltmalara getirilen eklerde kısaltmanın son harfinin okunuşu esas alınır: kg'dan, cm'yi, mm'den; BDT'ye, THY'de, TRT'den. Ancak kısaltması büyük harflerle yapıldığı hâlde bir kelime gibi okunan kısaltmalara getirilen eklerde bu okunuş esas alınır: ASELSAN'da, BOTAŞ'ın, NATO'dan, UNESCO'ya.

    UYARI : Sonunda nokta bulunan kısaltmalarla üs işaretli kısaltmalar kesmeyle ayrılmaz. Bu tür kısaltmalarda ek noktadan ve üs işaretinden sonra, kelimenin ve üs işaretinin okunuşuna uygun olarak yazılır: vb.leri, mad.si, Alm.dan, İng.yi, Nu.dan; cm³e (santimetre küpe), m²ye (metre kareye), 64ten (altı üssü dörtten)

    4. Sayılara getirilen ekleri ayırmak için konur: “1919 senesi Mayısının 19'uncu günü Samsun'a çıktım.” 1985'te, 8'inci madde, 2'nci kat; 7,65’lik, 9,65’lik.

    UYARI : Sıra sayıları ekle gösterildiği zaman rakamdan sonra sadece kesme işareti ve ek yazılır; ayrıca nokta konmaz: 8.'inci değil 8'inci, 2.'nci değil 2'nci.

    UYARI : Üleştirme sayıları rakamla değil yazıyla gösterilir: 6'şar değil altışar, 10'ar değil onar.

    5. Dilimizde kolmak, netmek, neylemek, napmak gibi fiiller yoktur. Ancak konuşmada ve vezin dolayısıyla şiirde bu tür kullanılışlar ortaya çıkabilmektedir. Seslerin vezin dolayısıyla şiirde veya konuşma sırasında düştüğünü göstermek için kesme kullanılır: K'oldu, N'oldu? N'etsin? N'eylesin? N'apalım?
    Bir ok attım karlı dağın ardına
    Düştü m'ola sevdiğimin yurduna
    İl yanmazken ben yanarım derdine
    Engel aramızı açtı n'eyleyim
    (Karacaoğlan)
    6. Bir ek veya harften sonra gelen ekleri ayırmak için konur: A'dan Z'ye kadar, b'nin m'ye dönüşmesi, Türkçede -daş'la yapılmış birçok söz vardır.
    7. Özel adlar için yay ayraç içinde bir açıklama yapıldığı takdirde kesme işareti yay ayraçtan sonra konur: Yunus Emre (1240?-1320)'nin, Yakup Kadri (Karaosmanoğlu)'nin.
    Ancak, cins isimler için yapılan açıklamalarda yay ayraçtan sonra doğal olarak kesme işaretine gerek yoktur: İmek fiili (ek fiil)nin geniş zamanı şahıs ekleriyle çekilir.
    Fnd.Mmsgl ve Berkay VARANGEL bunu beğendi.
  10. Özel Üye Elif

    Özel Üye Elif Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    19 Aralık 2009
    Mesajlar:
    2.002
    Beğenileri:
    789
    Ödül Puanları:
    0
    ANLATIM BOZUKLUKLARI


    # Dilin en önemli görevi onu kullanan insanlar arasındaki anlaşmayı sağlamaktır.
    # Söylenmek istenen her şey, açık, yalın ve anlaşılır biçimde dile getirilmelidir.
    # İyi bir cümlede kelimeler yerli yerinde kullanılmalı, gereksiz kelimelere yer verilmemeli, anlatılmak istenenin dışında bir anlam çıkarılmasına mahal verilmemelidir.
    # Eğer konuşmada ve yazmada açıklık, yalınlık ve anlaşılırlık yoksa ortada bir anlatım bozukluğu var demektir.
    # Anlatım bozuklukları ile ilgili soruların doğru çözülebilmesi için kelimelerin anlamları, ekler, kelime türleri, cümlenin öğeleri, cümle çeşitleri konuları iyi bilinmelidir.
    # Dil yanlışlarının önemli sebeplerinden biri gramer (dil bilgisi) bilgisinin eksikliğidir.
    # Günlük konuşmalarımızda hâliyle anlatım bozuklukları yapılacaktır. Bunlar toplumdaki yerimize ve aldığımız eğitime bakılarak hoş görülür ya da görülmez.
    # Her insan yeterli dil eğitimi almadığı için gerek konuşurken gerek yazarken birçok yanlışlık yapmaktadırlar.
    # Ama yazılı anlatımda bu bozukluklar asla affedilemez. Çünkü yazı dili kültür dilidir. Kültür, bu ifade sayesinde kalıcılaşır. Eğer bu ifadede de bozukluklara yer verilirse insanlar arasında anlaşma eksikliği ortaya çıkar.
    # Anlatım bozuklukları ÖSS'de en çok soru çıkan konulardandır.
    # Bol örnek sorular çözülerek ÖSS'de çıkacak sorulardaki anlatım bozuklukları önceden hissedilecek seviyeye gelinmelidir.
    # Anlatım bozukluğu olan bazı cümleler sesli okunduğu zaman yanlışı bulmak daha kolay olmaktadır.
    # "Anlatım bozuklukları" konusuna ÖSS'de önem verilmesi yazı dilimizi olumlu yönde etkilemiştir.
    # Cümlelerde ne gibi yanlışlıklar yapıldığı konusunda bilgi sahibi olmak bozukluğu kısa sürede bulmamızı sağlar.
    # İnsan kendi yazdıklarında ne gibi yanlışlık yaptığını kolay kolay bulamaz. Bu sebeple ÖSS'de dil yanlışlarını bulmamız zor değildir; çünkü cümleler başkalarına aittir.
    # Konunun zorluklarından diğeri de bozukluk sayısının hayli fazla olmasıdır. Her cümlede bu hatalardan herhangi biri söz konusu olabilir.
    # Bu konu hakkında bilgi sahibi olmayan öğrencilerin tam başarı sağlaması mümkün değildir.
    # Başarısızlığın sebeplerinden biri de öğrencilerin kendi yazdıklarında aynı hataları yapmış olmalarıdır.
    # Aşağıdaki cümlelerdeki bazı yanlışlıklar altı çizilerek belirtilmiştir. Üzerinde düşünmeniz halinde konuyu çok daha iyi öğreneceğinize inanıyorum.


    a) Eş anlamlı kelimelerin bir arada kullanılması


    "Bu konuda herkesin fikir ve görüşünü almalısınız."

    "Hava sıcaklığı sıfırın altında eksi sekiz derece imiş."

    "Yirmi dakika geçmesine rağmen program henüz, hâlâ başlamadı."

    "Güç ve müşkül zamanlarda üstüne düşeni yerine getirir."

    "Ben çok varlıklı, zengin biri değilim."

    "Neşeli, sağlıklı, şen bir görünüşü vardı."


    b) Anlamı zaten diğer kelimelerde bulunan kelimelerin gereksiz yere kullanılması

    "Yaşanmış deneyimlerinden hareketle bu sonuca varıyor."

    "Millî maçın oynanacağı gün yaklaştıkça, ülkedeki heyecan gittikçe artıyor."

    "Yanına gidiniz, konuşarak derdinizi anlatınız."

    "Problemi çözmek için iki arkadaş üç saat süre ile uğraştılar."

    "Az kalsın merdivenlerden düşeyazdı."

    "Çocukların davranış biçimlerinde gariplikler görüldü."

    "Takımın, boyu en kısa oyuncusu bendim."

    c) Bir kelimenin yerine yanlış anlam verecek şekilde başka bir kelime kullanılması.

    "Bu iki sınıf arasındaki ayrıcalık tespit edilemedi."

    "Yeni kaydolan öğrenciler bu kadar çekimser davranması normaldir."

    "Petrol fiyatlarının ucuzlamasına halk olumlu tepki gösterdi."

    "Olayların gerçek yüzü araştırmalar sonucunda ortaya çıkacak."

    "Küçük kızın saçları hayli büyümüş."

    "Ormanda yetişen bir çam fidanını salonunuzdaki saksıya ekemezsiniz."

    "Başarısızlığını düzensiz çalışmasına borçludur."

    "Böyle hareketler ülkede demokrasinin işlememesini sağlayacaktır."

    "Yarın İzmir’e gidecek; buna zorunlu."

    "Elindeki bıçağı vücuduna batırmış."

    "Bu, Türkiye’ye özel bir durumdur."

    "Buradan gidersek yakalanma şansımız nedir?"

    d) Birbiriyle çelişen sözlerin bir arada kullanılması.

    "Kesinlikle yarın gelebilirler."

    "Şüphesiz bu sözleri bütün öğrenciler duymuş olmalı."

    "Aşağı yukarı bundan tam yirmi yıl önceydi."

    "Sözünü ettiğiniz şairin herhâlde on altıncı asırda yaşadığını zannediyorum."

    "Eminim bu saatlerde eve gelmiş olmalı"

    "Mutlaka bir gün çocukluk arkadaşlarını belki yine arayacak."

    "Yanılmıyorsam, bu ikisinin aynı şey olduğunu tahmin ediyorum."


    e) Eklerin yanlış kullanımı

    "Öğrencilerin başarısına ilgilenmek gerekir."

    "Bizi en çok sevindiren onun bu sınavı kazandığıdır."

    "Bazı yolcuların giriş işlemleri yapmaya başlandı."

    "Dünkü toplantıda Ali bize sınıf arkadaşlarını tanıştırdı."

    "Biricik arzumuz sınavı kazanmak ve iyi bir bölüme girmemizdir."

    "Bu çocuklar, fakir bir ülkenin, savaş nedeniyle kendileriyle ilgilenilmeyen, gerekli eğitimi alamayan çocuklardır."

    "Yazarlarımızın köy yaşantısına ilgilenmeleri toplumumuz açısından çok yararlıdır."

    f) Özne-yüklem uyumsuzluğu: Farklı yüklemlerin aynı özneye bağlanması.

    "Herkes ondan nefret ediyor, yüzünü görmek istemiyordu."

    "İkinci cümlenin öznesi eksik. İlk özne yanlış anlam verecek şekilde ortak olarak kullanılmış."

    "Ben ve sen balığa çıktınız."

    "Hiçbiri anlatılanlara inanmıyor, kendi fikrinden ısrar ediyordu."

    "İkinci cümlenin öznesi eksik. İlk özne yanlış anlam verecek şekilde ortak olarak kullanılmış."


    g) Nesne-yüklem uyumsuzluğu: Nesne eksikliği

    "Bu konuda öğrenciler aralarında anlaşıp karar verecekler ve uygulayacaklar."

    "Söylenenlere hemen inanıyor ve her yerde savunuyordu."

    "Kendisine bütün sınıf adına teşekkür eder ve tebrik ederim."

    "Onlara niçin bu kadar yardım ediyor ve destekliyorsun?"

    "Büyüklere gereken saygıyı göstermeli, incitmemeliyiz."

    "Bize yardım edeceklerine inanıyor ve bekliyoruz."


    h) Tümleç yanlışları

    "Kayaya yaklaşıyor muyuz, yoksa uzaklaşıyor muyuz?"

    "Öğrencileri teşvik etmeli, yüreklendirmeli, destek olmalıyız."

    "Olanları böyle değerlendirmek, bu gözle bakmak gerekir."

    "Öğrencileri rahat edecekleri odalara yerleştirmiş, bütün imkânları sağlamıştı."

    "Duvarları kirletmek,yazı yazmak kesinlikle yasaktır."

    "Bu güçlüklere nasıl göğüs gerdi, nasıl başa çıktı?"

    "Düşünme ve mantık hataları Problemleri karşılıklı anlayış ve birlik içinde çözeceğiz."

    "Yiyecek bir lokma ekmeğimiz hatta yemeğimiz bile yok."

    "Yarının mutlu günlerine özlem duyuyorum."

    i) Fiilin veya yardımcı fiilin yanlış kullanılması

    "Ben ona ağabey ( .......... ), o da bana kardeşim derdi."

    "Bazı yiyecekler sağlığı yerinde ve yaşlı olmayan kişilerce özellikle yenmelidir."

    "Kitap için kendisine verilen paranın eksik ( .......... ) ve yeterli olmadığını söyledi."

    "Gerekli yerlere başvuruda bulunmuş, ama bir sonuç almış değiliz."

    "Çorbaya biraz acı ( .......... ), biraz da tuz ve limon sıkılabilirdi."

    "Boyu kısa, bedeni de pek biçimli değildi."

    "Hangisinin başarılı, hangisinin başarılı olmadığını öğreneceğiz."

    "Çok az ( .......... ) veya hiç çalışmadan çok para kazananlar var."

    j) Tamlama yanlışları

    "Bu ülkeye teknik ve bilgi yardımında bulunulacak."

    "Son derste belgisiz ve sayı sıfatlarını öğrendik."

    "Siyasî ve ekonomi ilişkileri çıkmaza girdi."

    "Bu bölge coğrafî ve iklim açısından ilgi çekici özelliklere sahiptir."

    "Kar yüzünden tüm özel ve devlet okulları tatil edildi."

    "Ülkemiz Bosna’ya askerî ve gıda yardımı yaptı."

    "Şehrimizde çeşitli kültürel ve sanat etkinlikleri gerçekleştirildi."

    k) Kelimelerin yanlış yerde kullanılması

    "Yeni durağa gelmiştik ki otobüs de hemen geldi."

    "Bu toplantıda çekinmeden düşünceler dile getirilmeli."

    "Her yolda kalan insana yardım etmeliyiz."

    "İdare, henüz yarın ders yapılıp yapılmayacağını bildirmedi."

    "İzinsiz inşaata girilmez."

    l) Birleşik cümlelerde yüklemler arasındaki uyumsuzluk

    "Her ne kadar iyi hazırlanılmışsa da istenilen sonucu alamadı."

    "Bir yıl boyunca devamlı çalışarak kazanıldı."

    "Her ne kadar şehir dışına taşınmışsa da beklenen huzur bulunamamıştı."

    m) Deyim yanlışları

    "Ona ayak bağı oluyor, işini çabuk bitirmesini sağlıyordu."

    "Ona yardım et, elinden geleni ardına koyma
    Fnd.Mmsgl ve Berkay VARANGEL bunu beğendi.

Sayfayı Paylaş