Okumak ; Ayrıcalıktır.

Konu 'Alıntı Şiirler' bölümünde Hera. tarafından paylaşıldı.

  1. Hera.

    Hera. Kuşlara takılıp gidiyor aklım. Yönetici Moderatör

    Katılım:
    11 Kasım 2008
    Mesajlar:
    6.716
    Beğenileri:
    807
    Ödül Puanları:
    113
    Yer:
    Eskişehir.

    İsimsin şiir

    O an aklıma ne geldiyse ****u,
    O an aklıma ne geldiyse sar****u..
    Topla nefesini,
    serin dağ başlarını,
    topal kartalı,
    çakıl gözlü o yılanı,
    narin güneşi..
    Eğil üstüne keyifsizliğimin,
    yak geceyi / soframa diz çök.
    Arşın çocukları,
    Afrodit’e kolay ulaşmadı,
    onurları ve mutlu cenazeleriyle önce,
    döllendi dilimin ucunda / sonra isim verdim.
    Epridi içime soysuzluğu / en çok da içime..
    Kadın,
    kutuplarda durma öyle,
    puta benzer bir gemi göğüslerinden geçmekte,
    haç çekiyorum sus olduğun öyküme.
    Ve değiş,
    kamburu şişen kitabımın
    şarap geçen resimli sayfaları,
    haramdan ıslak , şirkten uzak,
    ok’tan yorgun, yay’dan âşık – ki bir türlü ayrılmayan..
    Şimdi ben ölmesem,
    dibacem ben ölmesem,
    sırt üstü bir muska
    çırılçıplak alnıma gerekecek.
    Yoksa beni sana rağmen,
    Rönesans öncesi gömecekler.
    Orada dörtnala su,
    buralar çatlamış toprak.
    Bak,
    liriklerini fırça darbesiyle bozuyorlar şairimin,
    bunun bir çığlığa ihanetle de ilgisi var sevgilim.
    Şatom kuşatma altında,
    yardımı gecikmiş gönlümdeki alevin.
    Elim nikotin kokmasaydı,
    şayet bu böyle olmasaydı güzelim,
    bu son gidişine
    koridorlar dolusu koşacaktım.
    Dibacem,
    talihsizliğim,
    beni yas geceleri unutma,
    son fon, son sigara, ikinci öpüş..
    (ilki denizin piyano lekesinde)
    İlk acıtışın beni,
    tüy gibi hafif ve
    taşlarla örülmüşçesine kalbim, ağır..
    Bir şehri,
    kaçıncı terk edişin bu.
    Adınla başladığım yolculuklara nasıl güveneyim?
    Geldiğimde,
    üzgün bir kalkışla gitmiş olurdu
    en gereken sarılmaların..
    Derken; korku, kâbus ve baştan sona ay yanıkları – elime çarpan.
    Düzlemde her dokunuşa eksilmeyle dağılır oldum.
    Sen,
    yolculuk beklerken kadın,
    şimdi nerede bir kuş vurulsa;
    otağımda yangınlar patlıyor,
    daha yazılmadan, ciğerimi söküyor şiirlerim..
    Dirseğinle karnıma dokun,
    topraktan gelmeliyim yeniden.
    Adını üç defa ağzıma,
    üç defa dudaklarıma değdirdim bilesin.
    Severek tebessüm çiziyorum yüzüme,
    ben giderim;
    şehri,
    sahipsiz şarkılar nöbete durur artık..

    Sıddık Bakır
  2. Hera.

    Hera. Kuşlara takılıp gidiyor aklım. Yönetici Moderatör

    Katılım:
    11 Kasım 2008
    Mesajlar:
    6.716
    Beğenileri:
    807
    Ödül Puanları:
    113
    Yer:
    Eskişehir.
    أَنَا يُوسفٌ يَا أَبِي !
    أَنَا يُوسفٌ يَا أَبِي !
    يَا أَبِي إِخْوَتِي لَا يُحِبُّونَنِي ،
    لَا يُرِيدُونَنِي بَيْنَهُمْ يَا أَبِي !
    يَعْتَدُونَ عَلَيَّ وَيَرْمُونَنِي بِٱلْحَصَىٰ وَٱلْكَلَامِ .
    يُرِيدُونَنِي أَنْ أَمُوتَ لِكَيْ يَمْدَحُونِي .
    وَهُمْ أَوْصَدُوا بَابَ بَيْتِكَ دُونِي .
    وَهُمْ طَرَدُونِي مِنَ ٱلْحَقْلِ.
    هُمْ سَمَّمُوا عِنَبِي يَا أَبِي !
    وَهُمْ حَطَّمُوا لُعَبِي يَا أَبِي !
    حِينَ مَرَّ ٱلنَّسِيمُ وَلَاعَبَ شَعْرِيَ غَارُوا
    وَثَارُوا عَلَيَّ وَثَارُوا عَلَيْكَ .
    فَمَاذَا صَنَعْتُ لَهُمْ يَا أَبِي ؟
    اَلْفَرَاشَاتُ حَطَّتْ عَلَىٰ كَتِفَيَّ ،
    وَمَالَتْ عَلَيَّ ٱلسَّنَابِلُ ،
    وَ ٱلطَّيْرُ حَطَّتْ عَلَىٰ رَاحَتَيَّ .
    فَمَاذَا فَعَلْتُ أَنَا يَا أَبِي ؟
    وَلِمَاذَا أَنَا ؟
    أَنْتَ سَمَّيْتَنِي يُوسُفًا ،
    وَهُمْ أَوْقَعُونِيَ فِي ٱلْجُبِّ ، وَٱتَّهَمُوا ٱلذِّئْبَ ؛
    وَ ٱلذِّئْبُ أَرْحَمُ مِنْ إِخْوَتِي …
    أَبَتِ !
    هَلْ جَنَيْتُ عَلَىٰ أَحَدٍ عِنْدَمَا قُلْتُ إِنِّي :
    “رَأَيْتُ أَحَدَ عَشَرَ كَوْكَبًا ، وٱلشَّمْسَ وٱلْقَمَرَ ،
    رَأَيْتُهُمْ لِي سَاجِدِينَ” ؟

    محمود درويش

    Mahmûd Dervîş



    ~~~~~~~~~


    YÛSUF’UM BEN BABA!

    Yûsuf’um ben baba!
    Baba, sevmiyor kardeşlerim beni,
    İstemiyorlar aralarında baba!
    Saldırıyorlar; taş atıyorlar bana, laf atıyorlar.
    Övmek için ölmemi istiyorlar.
    Kapadılar yüzüme evinin kapısını,
    Kovdular beni bu alandan.
    Üzümümü zehirlediler baba,
    Kırdılar oyuncaklarımı!
    Kıskandılar, meltem esip de saçlarımı okşadığında.
    Köpürdüler hem bana ve hem de sana!
    Ne yaptım ki baba ben onlara?
    Konmuştu kelebekler omuzlarıma,
    Sümbüller, eğilmiştiler bana
    Ve kuşlar uyumuştular konup avuçlarıma.
    Ne yaptım ki ben baba?
    Ve niye ben?
    Sen isimlendirdin beni Yûsuf diye.
    Onlarsa beni kuyuya attılar, suçu da kurda.
    Kurt bile kardeşlerimden daha içli…
    Baba!
    “Gördüm on bir yıldızı, güneş ve ayı,
    Gördüm ki secde ediyorlar bana!” dediğimde
    Hata mı ettim ki birine karşı?

    Çeviri: Soner Akdağ
  3. Hera.

    Hera. Kuşlara takılıp gidiyor aklım. Yönetici Moderatör

    Katılım:
    11 Kasım 2008
    Mesajlar:
    6.716
    Beğenileri:
    807
    Ödül Puanları:
    113
    Yer:
    Eskişehir.
    ELVEDA

    Bir çağ bir çağ, en nihayetinde
    Ağzıma gül diken bir çağdan ne beklenir

    Yorucu atlarla soluk soluğa atılan her adım
    Nefesimle ördüğüm bu mevki
    Kunduralarımın eskidiği belki

    Çok konuştum haylice susmadan
    Terimde kaç sipahi boğuldu
    Unutmadım ne karanlığı
    Ne de gövdemden yırtılan haykırışları

    Bu cemaat ne yapıyor böyle
    Selamlar neden hep giderayak verilmekte
    Toprakla canhıraş bu cemaat bu
    Bu müstehzi topluluk bu
    Kalanlar gidenlere yar olmadı mı hiç

    Kapılara gem vuruldu, oyalar söküldü
    Kadınlar, kadınlara el konuldu
    Yüzüme yüz bin asır sürüldü
    Kan yaktı gün batımlarını ve gökteki şu
    Güneş de uçmaz mı

    Camlar, damar damar üstüme yürümekte
    Kesilmiş yollar bittiğinde
    Bittiğinde bu kokuşmuş rapsodi
    Bu kalbe toz duman az dostlarım
    Kuşatsın topuklarıyla bahtımı
    Ta ki ben ezeli ebede nam kılana kadar

    Beynimden yükselen bu lafazan
    Çığırtmalar yığılsın üstüme
    Kırdığım kafatasları kadar
    Kaçınca köpüklü rüyalardan kaçınca
    Ellerim bu meseli bir çırpıda irkiltsin

    Meteor yangını akşamlar ve dirsek
    Çarpınca demire küller yeniden alevlensin
    Şimşek bir adıma denk gelen her gövdeye
    Her cinayete her kündeye devrilsin
    Ve şişsin billurdan hüzün kesem
    Künyemde bilinmekte olanların yazıldığı kadar
    Patlasın göz kapaklarım
    Sanki sabaha çıkacak kadar

    Elveda tunçtan diyarlar, elveda
    Bir gemiden sarkıttığım nice halatlar
    Evlerde kanattığım yaralarıma boş odalar
    Elveda gururumdan yonttuğum boyutsuz rahatlar, elveda!

    Adnan Sayım
  4. Hera.

    Hera. Kuşlara takılıp gidiyor aklım. Yönetici Moderatör

    Katılım:
    11 Kasım 2008
    Mesajlar:
    6.716
    Beğenileri:
    807
    Ödül Puanları:
    113
    Yer:
    Eskişehir.
    Su Çiçeği

    Ben senin büyümemiş yerlerinle de koşmak istedim
    Ellerinle vardığımız her yerin bir düello borcu olmalı atlara
    Yada bir akşamı açar gibi bir kuş kendini yakıştırırsa göğsüne
    Ben sana yetişemediğim günlerin tenhalığında vurulurum hep

    Ne zaman buralarda kış olsa Beyaz, radyolar caz çalar
    Sinemalar her seansında hep aynı filmi oynatır
    Baş roldeki jön, bir korku filminden kaçıyor sanki sevgilisine
    Soluğum kesilir, ben gözlerimi köpeklere benzetirim bu sahnede

    Neredesin! Bil ki buradan herkese gidilmiyor
    Ezilmiş neren kaldıysa bir sevişmeyle iyileşmeyen
    Aramızda bıçağıyla büyüyen ciddi bir gül oluyor
    Yatağını serince akşamın soğuğuna doğru

    Tut soluğunu
    Ben denizde ölüm ararım
    Aşk bir sığınmaya döner o an
    Herkes yaralı bir hayvan besler etinde…

    Ceyhun Konak
  5. Hera.

    Hera. Kuşlara takılıp gidiyor aklım. Yönetici Moderatör

    Katılım:
    11 Kasım 2008
    Mesajlar:
    6.716
    Beğenileri:
    807
    Ödül Puanları:
    113
    Yer:
    Eskişehir.
    El Pençe Divan


    Felaket bir tufan infilak ediyor beynimde
    Uçup kaçtığımı şeyhimler de bilir
    Rüya hali ve bunca sayıklamalar
    Annesiz uyuduğumdandır Pirim.
    Dünyanın bütün bahanelerini topladım eteğimde
    Bir an bile gelmemek için kendime,
    Deli hali ve bu mulemma sancılar,
    Yarimsiz kaldığımdandır Pirim.
    Portakal kabuğunda şiirler biriktiririm ben
    Abdal olsam sazımı düşürür ölürüm ben
    Leyla olsam Mecnun’u deli etmezdim ben
    Sen bana bir dua et Pirim!
    Çok başı boş gezdim bunca ‘’vav’’ arasında
    Ya hüsnü-zan bize yahut Allah
    Bin tokmak vurdum bir kapı bildim
    Ne halim varsa görmeye geldim Pirim.

    Esma Koç
  6. Hera.

    Hera. Kuşlara takılıp gidiyor aklım. Yönetici Moderatör

    Katılım:
    11 Kasım 2008
    Mesajlar:
    6.716
    Beğenileri:
    807
    Ödül Puanları:
    113
    Yer:
    Eskişehir.
    Kalbimden Sirenler Yayılacak Güneşi Vuranların Yortusuna…

    Urların ve çıbanların
    sözle yarıldığı zamanlardan
    bir korsan gemi yanaşmış limana
    dokunaklı ağızlar getirmiş tayfalar çocuklara
    erken anne ölümlerini
    güzel bir uyku sandırmaya…

    kuşanmış umut çocukları yanıltan baygınlığını

    bayram zamanı hintli putana
    terini kaskatı kesmiş çocukların
    karanlığa doğru sevceği
    hilekar bir anka kanadında
    ya korku ya dert taşımış…

    anne allahın yarısıdır çocuklar için

    kendini azaltan bir kavgada
    güzel ve çocuk hayfına
    lekeli sırtıyla kösnümüş karanlık
    çocukların yüzleri bir melek sarkacında
    geceden emin…
    İÇİME KONUŞLANMIŞ ÇOCUK YANILGIM
    GELME(K) VE GİTME(K) LERİ BİR MENDİLDEN SANACAK
    GÜNEŞİ VURANLARIN YORTUSUNA
    KALBİMDEN SİRENLER YAYILACAK…

    Çağan Sefa
  7. Hera.

    Hera. Kuşlara takılıp gidiyor aklım. Yönetici Moderatör

    Katılım:
    11 Kasım 2008
    Mesajlar:
    6.716
    Beğenileri:
    807
    Ödül Puanları:
    113
    Yer:
    Eskişehir.
    Yanımdaki

    1
    Şu yokuş olamasa
    Şu yokuşun ucundaki çay bahçesi
    Akşam vakitleri çekilmezdi yanımdaki
    Şu dağ olmasa
    Şu düşüncemde asilleşen
    Karanlıkta simsiyah dağ
    Ve dolunay iki avuç üstünde
    Gökyüzünün rengi dölekliği
    Şu ışıklar olmasa havanın dönekliği
    Ve ben fazlasıyla duygusal
    Sana kâfi gelmeyen serseri olmasaydım
    Böyle düşündükçe yorulmazdım yanımdaki
    Hey yanımdaki
    Şu yokuş olamasa ve kudreti ilahi
    Akşam saatleri çok zalim olurdu vallahi
    2
    Bu yokuş Cağaloğlu yokuşuna teğettir
    Bir hasta topuğunu ezer kaldırımlarda
    Yokuş kemirir topuğunu
    Yanında taşıdığıdır bütün vebali
    İllikleri erir yürüdükçe ilikleri
    Büyütür servi gibi
    İliklerini emerek büyür yanındaki
    Sanırsın vebalı
    Sanırsın sevdalı
    3
    Bu yokuş olmasa bu yokuş olmasa bu yokuş
    Yanımdaki iyice hırçınlaşır
    Bu yokuş azizdir çünki
    Yeşil’le muhabbeti vardır
    Emir Sultan’la merhabası
    4
    Seni bekledim
    Gelip kendini alasın diye
    Sapanlarla oklarla mesajlar da yolladım bulutlara
    Dedim ki eğer bulutlardaysan
    Sahiden bulutlardaysan gel derim
    Gel bende olan kısmını da al
    Bulutlar her yere yağar çünkü
    Bulutlar herkese yağar

    Bünyamin K.
  8. Hera.

    Hera. Kuşlara takılıp gidiyor aklım. Yönetici Moderatör

    Katılım:
    11 Kasım 2008
    Mesajlar:
    6.716
    Beğenileri:
    807
    Ödül Puanları:
    113
    Yer:
    Eskişehir.
    Köşe

    Çarmıha gerilmiş bir peygamber kadar diri
    bu ölüm.
    Su kadar fahşa
    Mavi bir damarda a/kan.
    Kurşunlara boğuyor bir el
    İnsan kuklası yüreği…

    Bu köşe ölüm köşesi
    Tarih yanar bir yerlerde Roma’ya nispet
    Tapınak vaazları dinler kuşlar
    Kanat çırparken ateş.

    Delice ağacı ‘ek’miş Tanrı bu çöle..
    Yalnız bir meyve verirmiş ömründe
    ‘Bekle’ dedi bu yerde bana
    Bekle
    Bir meyve, delice.

    Hünkar Karaca
  9. Hera.

    Hera. Kuşlara takılıp gidiyor aklım. Yönetici Moderatör

    Katılım:
    11 Kasım 2008
    Mesajlar:
    6.716
    Beğenileri:
    807
    Ödül Puanları:
    113
    Yer:
    Eskişehir.
    Tenha bir ömür yüzün..

    tenha bir ömrü soluğumda büyüttüm ben
    ezberlerken yüzünün göçmüş rengini
    sözlerinde unuttuğun kederin çarmıhında
    yalnızlığımı uyuttum ben
    serçe tedirginliğine belenmiş ellerime
    ellerinin sancısını ördüm
    kördüğüm bir kış uğultusu gözlerinde
    gözlerimi öperken
    tenha yüzünü ezberledim ben
    kalp atışı solmuş serçe tedirginliğimi
    tenhalığına sar
    sar yüzüne
    sehveyleyen yüzümü
    ateşle sınanmış ellerimi
    ömrüne
    sar

    Rukiye Bayır
  10. Hera.

    Hera. Kuşlara takılıp gidiyor aklım. Yönetici Moderatör

    Katılım:
    11 Kasım 2008
    Mesajlar:
    6.716
    Beğenileri:
    807
    Ödül Puanları:
    113
    Yer:
    Eskişehir.
    Bu coğrafyanın acılı kadınlarıyız.

    Biz kadınız, anayız, kızız. Biz toprağız, ateşiz, suyuz. Biz sabırda taşları çatlatır, kararlılığımızda dağları denizleri yerinden oynatırız. Bereketsiz biz, çoğalan, artan, hayat veren… Yeşeren, büyüyen, serpilen, saran, sarmalayan, iyileştireniz. Parçalayan, yok eden, yara açan, öldüreniz. Ellerimizdedir şifa da, zehir de. Ellerimizdedir marifetimiz, lezzetimiz, rahatımız. O narin ince ellerde, bizdedir; sudan, sabundan, topraktan çatlayan nasır tutmuş ellerde. Gücümüz inancımızdan gelir, mayamızdan, hamurumuzdan.

    Acılıdır kadınımız, kızlarımız. Aşk için yanar tutuşuruz. Aşk için kaçarız, göçeriz, ölürüz, öldürülürüz.

    Aşk için döktüğümüz gözyaşlarından nice Fıratlar, Dicleler oluşur.

    21. yy’da Maveraünnehir’den Mezapotamya’ya gözyaşı döküyoruz. Acı çekiyoruz,yokluk,zulüm,evlat acısı,ayrılık…En çok da aşk acısı.


    Kenarına bakılıp alınabilen, uğruna dünyalar feda edileniz. Yokluğumuzda erkeğin cehennemi, varlığımızda kıymeti bilinmeyen cenneti oluruz. En çabuk biz harcanırız. En çabuk biz tüketiliriz. En kolay biz öldürülürüz. En acımasız kurallar bizedir. En büyük oyunlar bizim üzerimizden oynanır. En acımasız hakaretlerin nesnesiyizdir. Kolay kandırılır, asla unutmayız.

    21. yy’da tüm dünyada olduğu gibi tüketim çılgınlığının öznesiyiz. Birkaç küresel şirketin kârlılığının devamı için beşikten mezara algılarımızla oynarlar. Farketmeyiz, edemeyiz, etmek istemeyiz. Güzeli severiz, güzelleştirmek isteriz. Güzellikten de kıymetlidir sevmek sevilmek. Bunun gizli bilinciyle güzelliğin sevilmeye giden yol olduğu yanılgısına düşeriz, düşürülürüz, bu uğurda herşeyi yaparız, ne ızdıraplar çekeriz. Anneler, sevgililer, kadınlar günü yapılır bize, tamamı ithal. Objeleştiriliriz, tekdüzeleştiriliriz, sıradanlaştırılırız. Bize bunu yapanların, yapmak için durmadan çalışanların da bize ihtiyaç duyduğunu unutarak hakkımızda belirlenmiş çizgiden çıkmadan gideriz.

    Bizi tüketenler, bizi tüketime yönlendirenler de bizden zavallıyken hala anlam arayışında, değer atıfı peşindeyiz. Biz kadınız. En çok aşk için yanar, bu uğurda herşeye fazladan anlam katarız içsel olarak. Kabul etmeyiz, edemeyiz, karşımızdaki erkeğin zavallı ve acınası bir varlık olabileceğini. O herkesten başkadır, o en iyisidir, o en doğrusudur, o enlerin üzerinde toplanmış, bizim yarattığımız bir balondur. Balon patlarsa, büyü bozulursa ki kaçınılmazdır – kimse enleri toplayamaz nitekim – vay haline o erkeğin. Buzdağına dönüşürüz, onu hiçleştiririz, zihnimizden, hafızamızdan sileriz. Evliliklerin sürme nedeni aşk değildir, sadece çıkar ilişkisidir. Her kadın aşk için evlenir, çıkarı için evliliğini sürdürür. Buna mecbur ediliriz, aksini arayanlara kadın-erkek demeden saygınlık hakkını tanımayız.

    Oysa bugün topraklarımızdaki kadınlarımız en çok da aşk için gözyaşı döküyorlar, umutsuzluğa kapılıyor, dünyaya küsüyorlar. Aşk taşıyamıyor bunca beklentiyi, özlemi, düşü, arzuyu.

    Tanımı yapılamayan bu duygu durumundan muzdaribiz hepimiz. Yusuf ile Züheyla, Ferhat ile Şirin, Leyle ve Mecnun ile büyüdük, aşk şarkılarıyla donandık, ayıp-günah ile sarmalandık, namus davasına dökülen kanlarımız övünç kaynağı oldu. Bunlar yetmiyormuş gibi televiyonlardaki diziler umutsuz aşklarla dolu, en çok satan kitaplarımız edebiyattan uzak aşk öyküleriyle bezenmiş, yeni üretilen bütün şarkılarımız ızdırapla iltihaplanmış, çikolatadan, bankadan beyaz eşyaya bütün reklamlarımın teması aşk. Nedir yahu? Neler oluyor? Bu kadar aşk fazla değil mi sizce de? Aşk ne yapsın, hangi birini taşısın?

    İki kişinin arasında gelişen ruhsal ve fiziksel çekimin bu kadar yükü taşıyabileceği de nereden çıktı? Elbette ‘dünyada yardan tatlı bir şey var mı ola’ sorusuna cevaplar çoğunlukta yok olacaktır ama aslında vardır. Evrensel gerçekler, bu uğurda yapılan mücadeleler vardır. Bilim, sanat, düşünce, eylem aşkı vardır. Sizce de unutturulduğunu düşünüyor musunuz? Bütün enerjimizin ilişkilere yönelmesini siz de patolojik bulmuyor musunuz?

    Biz kadınız, kızız, anayız. Biz önce insanız. Dünyamızı güzel kılmamız gerek, sadece evimizi değil. Sadece kocamızın, çocuğumuzun, sevgilimizin değil, bütün insanlığın sorumluluğunu taşımalıyız. Biz sadece güzellik nesnesi değil, düşünebilen, hissedebilen, üretebilen insanlar olmalıyız. Bir erkeğe duyulan aşktan daha üstün olanı çocuğa duyulan aşktır. Bundan daha üstünü insanlığa duyulan ve bu uğurda emek harcanan aşktır. Bizleri a.ptallaştırmalarına, ruhlarımızı daracık cenderelere sokmalarına izin vermemeliyiz artık. Bizler kadınız, kızı, anayız ve biz istersek dünyayı da çiçeklerle donatabiliriz. Hamurumuzda, mayamızda, toprağımızda var bu!

    Ferahfeza Tarhan

Sayfayı Paylaş