EKOYAY [Yeni Kitap] Sayfa 12 - 162 Arası Cevaplar

Konu 'Edebiyat 10.Sınıf' bölümünde demelankolim tarafından paylaşıldı.

  1. ByNapolyon

    ByNapolyon Üye

    Katılım:
    30 Aralık 2009
    Mesajlar:
    178
    Beğenileri:
    728
    Ödül Puanları:
    0

    Ekoyay 10.sinif tÜrk edebİyati 148-152.sayfa cevaplari

    AŞIK TARZI HALK ŞİİRİ
    SAYFA 148
    HAZIRLIK




    AŞIK TARZI NAZIM BİÇİMLERİ
    KOŞMA


    § Türk Halk edebiyatının en çok sevilen, en çok kullanılan nazım şeklidir
    § .Dörtlük sayısı genelde 3 ile 5 arasında değişir.
    § Koşmalarda fenellikle 11'li hece ölçüsü kullanılır. 4+4+3=11 ya da 6+5=11.
    § Genelde yarım kafiye kullanılır.
    § Koşmada genellikle; doğal güzellikler, sevgi, aşk, özlem, kahramanlık, eleştiri, acı, yakınma, hayata ait görüşler konu olabilir.
    § Uyak düzeninde; ilk dörtlük; aaab, abab, aaba veya abcb şeklinde, diğer dörtlükler cccb, dddb şeklindedir.
    § Genelde şiirin içinde özellikle de son dörtlükte şairin mahlası bulunur.
    § Koşma halka hitap ettiği için dili sade, anlatımı yalın ve içtendir.
    § Koşmalar işlenen konulara göre çeşitli isimler alır. Bunlar aynı zamanda âşık edebiyatı nazım türleridir. Koşma nazım türleri şunlardır:

    TAŞLAMA :Kişilerin ve toplumun kötü yanlarını yeren eleştiren şiirlerdir. Divan edebiyatı;Hicviye Batı edebiyatı;Satir. Günümüz edebiyatı;Y ergi Dertli, Seyrani, Kazak Abdal, Aşık Veysel bu türde eser veren en ünlü ozanlardır.

    KOÇAKLAMA:
    § Yiğit anl***** gelen “koçak” sözcüğünden türetilmiştir.
    § Bu türde yiğitlik, kahramanlık ve savaş konuları işlenir
    § Köroğlu ve Dadaloğlu bu türde en güzel örnekleri vermiştir.
    GÜZELLEME:
    § Sevgilinin ve doğanın güzelliklerini konu edinen şiir türüdür
    § Bu türün en önemli şairleri:Karacaoğlan ve Noksani’ dir.
    AĞIT:
    § Sevilen bir kişinin ölümünden duyulan üzüntüyü dile getirmek için söylenir.
    § İslamiyet önceki Türk Edb.-Sagu Divan Edebiyatında-Mersiye
    § En önemli şairleri: Kağızmanlı Hıfzı, Bayburtlu Zihni’dir.

    SEMAİ:
    1.Tabiat, sevgi ve ayrılık konularını işler.
    2. Sekizli hece ölçüsüyle yazılırlar.
    3. Özel bir beste ile söylenirler.
    4. Nazım birimi dörtlüktür. En az 3, en çok da 5,6 dörtlükten oluşur.
    5. İlk dörtlüğü aaab, abab, aaba, abcb şeklinde diğer dörtlükler dddb, eeeb, fffb şeklindedir.
    6. Sona doğru şairin mahlası bulunur.
    7. Karacaoğlan'ın semaileri çok ünlüdür.

    UYARI:
    Semailer koşmalardan hece sayısı ve özel ezgisi bakımında ayrılır.

    VARSAĞI
    1. Güney Anadolu'da yaşayan Varsak Türkmenlerine ait halk şairleri tarafından söylenen şiirlerdir.
    2. Özel bir bestesi vardır.
    3. 8'li hece ölçüsü ile söylenir.
    4. Varsağıda hayattan ve talihten şikayet gibi konular da işlenir.
    5. Şiirin sonuna doğru mahlas kullanılır.
    6. Yaygın olmayan bir nazım şeklidir.
    7. En güzel örneklerini Karacaoğlan vermiştir.

    UYARI: Semai ile benzerlik gösterir. Varsağının semaiden farkı, ezgisi ve "Bre, hey" gibi ünlemler kullanılarak erkekçe, yiğitçe bir söyleyişe sahip olmasıdır.

    Destan
    1. Nazım şekli bakımından koşmaya benzer.
    2. Nazım birimi dörtlüktür. Dörtlük sayısı sınırlı değildir.
    3. Hece ölçüsünün 11'li kalıbı kullanılır.
    4. Son dörtlükte şairin mahlası geçer.
    5. Destanda konu olarak toplumu ilgilendiren, heyecana getiren savaş, kahramanlık, isyan, yangın gibi konular, ayrıca; dalkavukluk, gülünç olaylar, parasızlık vb. işlenir.
    6. Bu türe en güzel örneklerden biri; Kayıkçı Kul Mustafa'nın Genç Osman Destanı'dır.

    UYARI 1: Halk Edebiyatındaki en uzun nazım şeklidir. Bazı destanlarda dörtlük sayısının yüzü geçtiği görülür.
    § Koşmadan farkı; uzun oluşudur.
    § Âşık Edebiyatı nazım şekillerinden olan destan, milletlerin tarihine ait kahramanlıkları konu edinen halkın ortak malı olan destanlarla karıştırılmamalıdır.


    KARACAOĞLAN (1606(?)-1689(?)

    • 17.yy Halk edebiyatının önemli şairlerindendir.
    • 1606’da doğup 1679 ya da 1689’da öldüğü sanılmaktadır
    • Yaşamı üstüne kesin bilgi yoktur.
    • Osmanlı topraklarını karış karış gezmiş gördüğü her güzeli şiirleştirmiştir.
    • Şiirlerinde aşk güzellik başta olmak üzere; ayrılık, yoksulluk, yiğitlik, gurbet ve ölüm temalarını işlemiştir
    • Sevgili onun şiirlerinde sevgili somuttur hatta bazen vuslat mümkündür.
    • Bölge dilini başarıyla kullanmıştır, eserlerinde benzetme ve canlı tasvirlere yer vermiştir.
    • Doğa her şeyiyle eserlerine girmiştir.
    • Halk şiiri geleneğine oldukça bağlıdır. Şiirlerini 11’li hece ölçüsüyle yazmış, semai ve koşma larıyla şöhret kazanmıştır.
    • İrticalen şiir söylemesi, eserlerinde daha çok yarım ve tam kafiyeye yer vermesine yol açmıştır.
    • Bütün aşık edebiyatı şairlerini etkilemiştir.

    RUHSATİ :
    Ruhsati, asıl adı Mehmet olan köy şairi. Sivas'ın Deliktaş bucağında doğmuş ve ömrünün hemen hemen tamamını burada geçirmiştir. Babasının adı Mehmet'tir. Eflatun Cem Güney, annesinin adının Safiye olduğunu savunur.

    Ruhsati, 12 yaşında öksüz ve yetim kalmış, bu nedenle kuvvetli bir tahsil görememiştir. Şiirlerindeki ifadelerinde dört kez evlendiğini ve bu evliliklerinden 23 çocuğu olduğu anlaşılıyor. Ruhsati, uzun muddet Deliktaş ağalarından Ali Ağa'nın yanında azap durmuştur. Bazen değirmendeki su işlerinde, bazen rençberlik, çobanlık işlerinde çalışmıştır. Zaman zaman gurbete çıkan Ruhsati, ömrünün sonlarında köyünde imamlık yapmıştır. Bazı deyişleri nedeniyle tutuklanmıştır.

    Ruhsati, badeli bir aşıktır. Şiirlerinde Ruhsat Baba, Aşık Ruhsat, Ruhsat ve çogunluka Ruhsati mahlaslarını kullanmıştır. Ruhsati, saz çalamayan bir aşıktır. Ömrü boyunca birçok aşıkla karşılaşmış ve atışmıştır.
    Ruhsati, şiirlerinin çoğunu hece vezni ile yazmıştır. Ömer, Derli, Emrah, Seyrani gibi aşıklara uyarak aruz vezni ile yazdığı da olmuştur. Aruz vezni ile yazdığı şiirlerinde olaylara ve mistik düşüncelere yer vermiştir. Ancak Ruhsati asıl başarısını hece vezni ile göstermiştir. Şiirlerinde genellikle yarım kafiyeyi kullanmıştır.
    Ruhsati'nin dili sadedir ve şiirlerinde zorlama yoktur. Hece, durak, kafiye ve rediflerde titiz davranmış, anlam bütünlüğüne dikat ederek daha akıcı ve güçlü şiirler söylemiştir. Şiirinde aynı kelimeleri kullanmamaya özen göstermiş tekrara düşmemiştir. Sadece ifadeye kuvvet vermek isterken bu yolu kullanmıştır. Şiirlerinde tasvire oldukça fazla yer verir. Köy şairi olduğu için ağız özelliklerine oldukça bağlı kalmış fazlaca mahalli kelime kullanmıştır.
    Şiirinin başlıca konuları; halkın duyguları, inançları, düşünceleri, dertleri, istekleri gibi toplumsal ve ferdi konulardır. Şiirleri genellikle köy hayatının özelliklerini yansıtmışlardır. Duygu ve düşünce alemi köydeki intibalarıyla doludur. Aşkı beşeri ve ilahi olmak üzere ikiye ayrılır. İki aşkıda konu alan şiirler yazmıştır. Taşlama ve tenkide dayalı şiirleri oldukça fazladır. Şiirlerinde tabiat da önemli bir yer tutar. Din ve ahlak konusunda da bir şeyler söylemeyi unutmamıştır.
    Ruhsati'nin mezarı doğduğu yer olan Deliktaş'tadır. Yanında da kendisinde önce vefat eden oğlu Aşık Minhaci yatmaktadır.



    • Kalem şairleri :Belli bir eğitim görmüş ve hem aruz hem de heceyle şiir yazabilen halk şairleridir.Onların diğer halk şairlerinden ayrılan yönü divan edebiyatı mazmunlarından yararlanmaları ve belli bir eğitim görmüş olmalarıdır.ayrıca bu şairlerin eserlerindeki dil ve üslup diğer halk şairlerinden farklıdır.Kalem şairlerinin en ünlüleri Áşık Ömer, Gevheri, Dertli, Erzurumlu Emrah, Bayburtlu Zihni.
    • Halk şairi ise sistemli bir eğitime tabii olmamış usta-çırak ilişkisi ile yetişen şairlerdir.Halk şairlerinin şiirleri halk şiirinin bütün özelliklerini tam anlamıyla yansıtır. Şiirlerini irticali olarak saz eşliğinde sözlü olarak söylerler. Karacaoğlan, Aşık Veysel vb.


    SAYFA 149:
    1.
    AHENK UNSURLARI


    ölçü 11’li hece ölçüsü
    Uyak: 1.dörtlükte “âre” zengin uyak,
    “mudur nedir” redif ; “ş” yarım uyak
    2.dörtlükte “lar” redif ,son dizelerdeki “midir nedir” redif “ş” yarım uyak
    redif
    Sese dayalı edebi sanatlar: Aliterasyon,asonans, tekrir (örneğin ilk dörtlükte “m” sesinin tekrarıyla aliterasyon
    YAPI UNSURLARI

    Nazım birimi dörtlük
    Nazım birimi sayısı 3
    Uyak şeması Abab / cccb/ dddb
    Tema: Aşk
    Nazım türü: Koşma (güzelleme)


    2. Şiirde yapı ve anlamca kaynaşmış birimler aşk teması etrafında bir araya getirilmiştir.
    3.Koşmadaki söz sanatları :
    Bâd-ı sabâ selam söyle o yâre > teşhis
    Mübarek hatırı hoş mudur nedir > istifham (soru sorma sanatı)
    Nideyim,yitirdim bulamam çare > istifham
    Mestan ela gözler yaş mıdır nedir > istifham

    Yarin meclisinde oturan canlar > mecaz-ı Mürsel
    Hesap etsin yıllar beş midir nedir > istifham
    Emrah eydür can bülbülüm kafeste > teşbih ; istiare


    Söz sanatları şiirde ifade edilmek istenenlerin daha edebi ve coşkulu aynı zamanda kuvvetli bir biçimde söylenmesini sağlamaktadır.

    2.etkinlik >
    bknz. Hazırlık çalışması

    4. Şiirde “bâd-ı saba, bülbül “ imgeleri kullanılmıştır.Bu imgeler Divan şiirinde daha yaygın kullanılmaktadır. Aşık tarzı halk şiiri İslamiyet öncesi sözlü edebiyat geleneğinin devamıdır.


    koşuk
    yapı :Ses ve anlam kaynaşmasından oluşan 8 dörtlükten oluşmuştur.
    tema : Bahar
    dil : Yalın,sade yabancı etkilerden uzak öz Türkçe

    Koşma
    yapı : Ses ve anlam kaynaşmasından oluşan 3 dörtlükten oluşmuştur.
    tema : Aşk
    dil : Halk söyleyişlerinin yer aldığı sade, yalın halk dili


    Koşma İslamiyet öncesi Türk edebiyatının Sözlü Edebiyat devresinden itibaren varlığını sürdüren (kam,baksı,ozan) “sözlü gelenek”ürünüdür.


    SAYFA 150
    Şu Kimsesiz Sahralarda

    Şu kimsesiz sahralarda
    Diken oldu gülüm benim
    Uğrun uğrun tenhalarda
    Ağlamakdır halim benim

    “-larda” redif, “-a” yarım uyak
    “-üm benim” redif, “-l” yarım uyak
    Gülü dikene katalı
    Diken elime batalı
    Yâr beni yardan atalı
    Felek büktü belim benim
    -“alı” redif ; “-t” yarım uyak
    Arı geçmez çiçeğinden
    Çiçek geçmez biteğinden
    Pîr erenler eteğinden
    Kesme rabbim elim benim
    “-inden redif” “-eğ” tam uyak

    Yedim acı teresinden
    İçtim kanlı şırasından
    Seyrânî gam deresinden
    Çûş eyledi selim benim
    “-sından” redif
    UYARI: Her dörtlüğün son dizesi kendi arasında uyaklıdır.
    Ek bilgi :
    Uğrun :gizli, gizlice
    Yar: uçurum
    Bitek:Çiçeğin üzerinde bittiği dal





    AHENK UNSURLARI
    ORİJİNAL İÇERİK

    ölçü 8’li hece ölçüsü
    Uyak: YUKARIDA AYRINTILI GÖSTERİLMİŞTİR.

    redif
    Sese dayalı edebi sanatlar: Aliterasyon,asonans, tekrir (örneğin ilk dörtlükte “m,n” sesinin tekrarıyla aliterasyon
    YAPI UNSURLARI
    ORİJİNAL İÇERİK

    Nazım birimi dörtlük
    Nazım birimi sayısı 4
    Uyak şeması abab / cccb/ dddb /eeeb
    Tema: Ayrılık acısı
    Nazım türü: Semai


    3.ETKİNLİK İÇİN BKNZ HAZIRLIK BÖLÜMÜ

    8. Metinde geçen “içdim kanlı şırasından” , “gam deresi” ,“diken oldu gülüm benim” … benzer ifadelerdir.

    SAYFA 151
    VARSAĞI

    Bre ağalar bre beyler
    Ölmeden bir dem sürelim
    Gözümüze kara toprak
    Dolmadan bir dem sürelim

    “-meden bir dem sürelim “ redif , “-l” yarım uyak
    Uyarı:Birçok kaynakta bu ilk dörtlüğün son dizesindeki ilk kelime “dolmadan” olarak geçmektedir.

    Amen hey Allahım aman
    Ne aman bilir ne zaman
    Üstümüzde çayır çemen
    Bitmeden bir dem sürelim
    “-n” yarım uyak

    Bana felek derler felek
    Ne aman bilir ne dilek
    Âhir ömrümüze helâk
    Etmeden bir dem sürelim

    “-k” yarım uyak


    Karacaoğlan der cânân
    Güzelim sözüme inan
    Bu ayrılık bize heman
    Ermeden bir dem sürelim

    “-an” tam uyak

    AHENK UNSURLARI
    ORİJİNAL İÇERİK

    ölçü 8’li hece ölçüsü
    Uyak: YUKARIDA AYRINTILI GÖSTERİLMİŞTİR.


    redif
    Sese dayalı edebi sanatlar: Aliterasyon,asonans, tekrir (örneğin ilk dörtlükte “m,” sesinin tekrarıyla aliterasyon
    YAPI UNSURLARI
    ORİJİNAL İÇERİK

    Nazım birimi dörtlük
    Nazım birimi sayısı 4
    Uyak şeması abcb / dddb/ eeeb /fffb
    Tema: ölüm
    Nazım türü: Varsağı


    5.ETKİNLİK
    İÇİN BKNZ. HAZIRLIK SORULARI

    10. Metindeki ünlemler “bre, aman hey “ ünlemleridir.Varsağıların yiğitçe mertçe söyleyişi olduğu için bu ve benzeri ünlemler kullanılır.


    11.
    • Şiirlerini dörtlük nazım birimi ve hece ölçüsüyle yazmıştır.
    • Halk şiiri geleneğine uyarak çoğunlukla yarım uyak kullanmıştır.
    • Şiirlerini kendi çağının konuşma diliyle söylemiştir.
    • Şiirlerindeki dil sade ve yalındır
    • Duygu ve düşüncelerini her türlü yapmacıktan uzak rahat bir söyleyişle anlatır.
    • Divan edebiyatının etkisinden uzaktır.
    • Yöresel söyleyişlere yer vermiştir.
    • Doğa, aşk, ayrılık, gurbet, ölüm gibi temaları işlemiştir.
    benqiSu, asi_star, mumya14 ve diğer 5 kişi bunu beğendi.
  2. ByNapolyon

    ByNapolyon Üye

    Katılım:
    30 Aralık 2009
    Mesajlar:
    178
    Beğenileri:
    728
    Ödül Puanları:
    0
    Ekoyay tÜrk edebİyati dersİ 152-157.sayfa cevaplari

    SAYFA 152

    AHENK UNSURLARI


    ölçü 11’li hece ölçüsü
    Uyak:
    AŞAĞIDA GÖSTERİLMİŞTİR.


    redif
    Sese dayalı edebi sanatlar: Aliterasyon,asonans, tekrir
    YAPI UNSURLARI

    Nazım birimi dörtlük
    Nazım birimi sayısı 5
    Uyak şeması abcb / dddb/ eeeb /fffb…
    Tema: Kahramanlık
    Nazım türü: Destan


    GENÇ OSMAN


    İptida Bağdat’a sefer olanda
    Atladı hendeği geçti Genç Osman
    Vuruldu sancaktar kaptı sancağı
    İletti bedene dikti Genç Osman

    “-ti Genç Osman” redif



    Bağdat’ın kapısını Genç Osman açtı
    Düşmanın cümlesi önünden kaçtı.
    Kelle koltuğunda üç gün savaştı
    Allah Allah deyip geçti Genç Osman

    “-tı redif” “-ş/ç” yarım uyak


    UYARI: Halk edebiyatında uyak konusunda katı kurallar yoktur.Halk şairleri hafif bir ses benzerliğini bile şiirlerinde kesin kurallara bağlamadan kafiye olarak kullanmışlardır.Çünkü halk şiirleri genelde saz eşliğinde söylenir.Halk edebiyatı sözlü bir geleneğe sahip olduğu için göz kafiyesi değil de “kulak kafiyesi” esastır.Halk şiirinde kulakta hoş bir uyum bırakan her ses benzerliği uyak olarak kabul edilmiştir. (Yukarıdaki dörtlükte de “ş/ç” seslerini yarım kafiye kabul edebiliriz.)

    6.ETKİNLİK İÇİN BKNZ. HAZIRLIK ÇALIŞMALARI

    13.Metinde 4.Murat’ın İranlılara karşı yaptığı Bağdat seferi ve bu seferde şehit olan Genç Osman anlatılmaktadır.

    EK BİLGİ:
    Genç Osman Destanı Sultan Dördüncü Murad’ın Bağdat Seferine katılan Genç Osman adlı delikanlı ile ilgili menkıbe. Olay 17. yüzyılın yeniçeri aşıklarından Kayıkçı Kul Mustafa’nın destanıyla da bestelenerek günümüze kadar gelmiştir. Günümüze farklı manzum metinler halinde gelen menkıbenin konusu şu şekildedir:

    İran şahı, Dicle Nehrini geçip Bağdat’ı fetheylemiş, Ehl-i sünnet Müslümanlarına şiddetli eziyetler ve mübarek makamlara karşı hürmetsizlik etmektedir. Haber Sultan Murad Hana ulaştığında Padişah’ın canı sıkılmış, harp divanını toplamış ve Bağdat’a sefer için ordunun hazır olmasını dilemiş. Sultan yeniçeri ve sipahilerden başka gönüllülerin de sefere gelmesini istemiş ve bu hususta şöyle buyurmuş:

    Ayrıca ulaklar salın her yere
    Gönüllüler dahi gelsin sefere

    Gönüllü olanlar bıyık burmalı

    Öyle ki, üstünde tarak durmalı

    Bıyıksız gençlerle Bağdad iline

    Varamam... Buyruğum böyle biline

    Padişahın bu fermanına rağmen gönlü cihad ateşiyle yanan, 18 yaşında, üç aylık evli Genç Osman kendini nefer olarak yazdırmayı başarır. Fakat bu haber padişahın kulağına gider. Murad Han; “O söz dinlemezden hesap sorayım!” diyerek otağı hümayuna çağırtır. Osman’ı gören bütün vezirler ve beyler padişahın onu cezalandıracağını düşünerek: “Eyvah bu tüysüz yiğide yazık olacak!” dediler:

    Osman otağ içre el-pençe divan
    Gök gibi gürledi Sultan Murad Han
    Bre bilmez misin eyledik ferman
    Şol Bağdad üstüne gider olanda
    Gönüllü olanlar bıyık burmalı
    Öyle ki üstünde tarak durmalı
    Bir pençe vuruşta kalkan kırmalı
    Düşman üzere hamle eder olanda

    Osman kaşla göz arasında cebinden çıkardığı demir tarağı üst dudağına vurdu. Demir tarak körpe dudağa saplanıp titredi ve durdu. Tarağın dişlerinin dibinden kan damlaları dökülürken, elleri göbeğinin üzerinde göğsü kabarık, başı dik olduğu halde şöyle dedi:

    Gündüz gece gönlü ayık sultanım
    Bin Bağdad şehrine layık sultanım
    İşte tarak işte bıyık sultanım
    Ölürüm ben, size keder olanda.

    Murad Han fevkalade memnun. Osman’ı dualarla taltif ettikten sonra Bağdad’a ilerleyen öncülere serdar eyledi.

    Genç Osman bundan sonra kırk gün Bağdat muhasarasında cansiperane çarpıştı. Kırkıncı gün Osmanlı sancağını surlara dikti. Bu sırada kolları ve bir rivayete göre de başı kesilmesine rağmen savaşmaya devam etti. Neticede Bağdat’ın kesin olarak elde edilmesinden sonra vasiyetini yaparak toprağa uzandı:

    Sözümü iletin ol Murad Hana
    Din ve devlet için boyandım kana
    Akşam, sabah her an yolumu gözler
    Bir taze gelinle bir garip ana
    Anam gözlemesin artık yolumu
    İncitmesin benim körpe dulumu
    Ak sütünü helal etsin oğluna
    Böylesine arz eyleyin halımı

    Kaynak: Rehber Ansiklopedisi

    SAYFA 153

    koşma

    n.birimi : dörtlük
    n.birimi sayısı : 3-5
    Uyak düzeni : abab cccb dddb cccb ... veya; aaab cccb dddb.
    Tema : Aşk ve doğa konularının yanı sıra, ayrılık, özlem, yalnızlık, gurbet, sıla, ölüm gibi temaları işler.
    semai
    n.birimi dörtlük
    n.birimi sayısı : 3-6
    Uyak düzeni : abab cccb dddb cccb ... veya; aaab cccb dddb.
    Tema : Genellikle aşk ve doğa konusu işlenir.
    (koşmayla aynı)

    varsağı
    n.birimi : dörtlük
    n.birimi sayısı : 3-5
    Uyak düzeni : abab / cccb / dddb...)
    Tema : Aşk ve doğa konularının yanı sıra, ayrılık, özlem, yalnızlık, gurbet, sıla, ölüm gibi temaları işler.
    destan
    n.birimi : dörtlük
    n.birimi sayısı : Halk şiirinin en uzun nazım biçimi.100 dörtlüğe kadar olanları vardır.
    Uyak düzeni : abab cccb dddb cccb ... veya; aaab cccb dddb.
    Tema : Savaş, deprem,yangın,salgın hastalık,eşkıya ve ünlü kişilerin serüvenleri gibi sosyal olaylar



    15. Aşık edebiyatı nazım biçimleri ölçü (semai 8’li hece ölçüsüyle yazılmasıyla koşmadan ayrılır) ezgi, söyleyiş(varsağıda yiğitçe/mertçe söyleyiş) dörtlük sayısı (destan),tema (destanda) gibi özellikler yönüyle birbirinden ayrılır.

    16. Bu nazım biçimlerinin ezgileri farklı farklıdır.

    SAYFA 154:
    17.


    TEMA
    5.METİN eleştiri
    6.METİN yiğitlik
    7.METİN Aşk (sevgili)
    8.METİN Ölüm


    18. Yukarıdaki şiirlerin hitap ettiği kitle halktır. Halk şairleri halka hitap ettiği için onların ortak duygu, düşüncelerini yansıtırlar.
    19.Ruhsati’nin fikri ve edebi kişiliği
     Dili oldukça sadedir.
     Şiirlerini hece ölçüsüyle yazmıştır.
     Köy şairi olduğu için yerel söyleyişlere çok yer vermiştir.
     Bu şiirinde olduğu gibi taşlama ve eleştiri en çok işlediği konulardandır.
    20. “Söyledikçe bal dökülür/Leblerinden dudağ üzre” , “Ferhat dağı deldi ise/ben koyam dağı dağ üstüne ..”

    SAYFA 155
     GÜZELLEME > 7.METİN
     TAŞLAMA > 5.METİN
     KOÇAKLAMA > 6.METİN
     AĞIT > 8.METİN

    22. Aşık tarzı halk şiirinde dil günlük konuşma dilinde olduğu gibi içten ,canlı, sade ve yalındır.Yerel söyleyiş özellikleri görülür.

    23. Bknz.hazırlık çalışmaları

     24. Âşıklar halkın ortak duygu ve düşüncelerini özellikle sosyal ve tarihî
    konulu şiirleriyle dile getirerek geniş kitlelere yayarak bunların yüzyıllar boyunca kuşaktan kuşağa aktarılmasını sağlarlar.
     Âşıklar kendilerinden önce yaşamış aşıklarını eserlerini naklederek kültür taşıyıcılığı işlevini görürler, böylece sözlü geleneği devam ettirirler.
     Âşık, hem döneminde hem de sonraki dönemlerde sesini geniş kitlelere
    duyurur.


    25. Metni yorumlayınız.
    26.


    Murabba 8.metin (ağıt)
    Yapı: “Aşk” teması etrafında 6 bentten oluşmuş murabba nazım biçiminin belirlediği yapı “Ölüm” teması etrafında 4 dörtlükten oluşan koşma nazım biçiminin belirlediği yapı özellikleri


    Ahenk Aruz ölçüsü ve her türlü ses benzerliği ahengi oluşturmuştur. Hece ölçüsü ve her türlü ses benzerliği ahengi oluşturmuştur.


    Dil Arapça ve Farsça sözcük ve tamlamaların kullanıldığı süslü, ağır ,sanatlı bir dil Sade , yalın bir halk dili



    AŞIK TARZI HALK ŞİİRİNİN ÖZELLİKLERİ

    1)Aşık veya ozan denilen kişilerin, saz eşliğinde söyledikleri şiirlerden oluşur.
    2) Genelde sözlü olmasına rağmen şairler, şiirlerini "cönk" dedikleri defterlerde toplamışlardır.
    3) Şairler, sazlarını omuzlarına alarak köy köy, kasaba kasaba, şehir şehir dolaşmışlardır.
    4) Şiirlerde anlatım içten, canlı ve yalındır.
    5) Şairler, halkın içinden çıktığından halk dilini kullanmışlardır. Bu sade dil 18. ve 19. yüzyıllarda bazı şairler tarafından Divan Edebiyatı'nın etkisinde kalmasıyla eski arılığını kaybetmiştir.
    6) Nazım birimi dörtlüktür.
    7) Koşma, semai, destan, varsağı gibi nazım şekilleri kullanılmıştır.
    8) Hece ölçüsünün 7'li, 8'li ve 11'li kalıplarına ağırlık verilmiştir.
    9) Aşk, tabiat, gurbet, ayrılık, ölüm, özlem, kıskançlık, yiğitlik, toplumun sorunları, insan davranışları, bunlarla ilgili eleştiriler konu olarak işlenmiştir.
    10) Şiirlerin son dörtlüğünde şairin adı veya mahlası geçer.
    11) Göz kafiyesi anlayışı yerine, kulak kafiyesine ağırlık verilmiştir. Yani kafiye için aynı sesin kullanılmasına gerek yoktur. Buna göre p/b , ç/ş, t/d, l/ n gibi seslerle de kafiye yapılmıştır.
    12) Genellikle yarım ve cinaslı kafiye kullanılmıştır.
    13) Benzetme (teşbih) ve kişileştirme (teşhis) dışında edebi sanatlara fazla yer verilmemiştir.
    14) Bazı ürünlerde yöresel özellikler görülür.
    15) Şiirler genellikle hazırlık olmaksızın irticalen yani içe doğduğu gibi söylenir.
    16) Divan Edebiyatı'nda görülün kalıplaşmış benzetmeler (mazmun) Halk Edebiyatı'nda da vardır. Buna göre sevgili anlatılırken yeşil başlı ördek, inci diş, elma yanak, badem göz, kiraz dudak, keman kaş, sırma saç, selvi boy gibi benzetmeler kullanılmıştır.
    17) Divan Edebiyatı daha çok düşünceye önem verdiği için soyut bir edebiyattır. Halk Edebiyatı'nda ise şair gördüğünü, yaşadığını anlatır. Bu nedenle Aşık Edebiyatı, somut bir edebiyattır. Ayrıca Divan Edebiyatı'nda sevgilinin tipi çizilir, adı söylenmez. Halk Edebiyatı'nda ise sevgilinin adı (Elif, Ayşe...) vardır.
    18) Şiirler, işlenen konulara göre "koçaklama, güzelleme, taşlama, ağıt" gibi adlar alır.
    19) Aşık Edebiyatı hayali olaylardan çok, gerçekçiliğin ön plana çıktığı bir edebiyattır.

    27.Hislerinizi arkadaşlarınızla paylaşınız.

    SAYFA 156

    Benzerlikler Farklılıklar
     Ahenk unsurlarının olması
     Belli bir temada yazılmaları
     “Havada Bulut Yok” metni dışında söyleyenleri bellidir.
    Farklılıklar
     Farklı temalarda yazılmışlardır.
     “Havada Bulut Yok”türküsü ve Ruhsati’nin koşması halk şiiri geleneğini, gazel Divan şiir geleneğine “Gelmedin” ise modern şiir geleneğini yansıtır.
     Ruhsati’nin metninin “Havada Bulut Yok” türküsünden farkı söyleyenin belli olması, gazelden farkı sade,yalın bir halk diliyle yazılması,
    Aşık tarzı Nazım Şekilleri
     Koşma
     Semai
     Varsağı
     destan
    Aşık tarzı nazım türleri
     güzelleme
     koçaklama
     taşlama
     ağıt



    güzelleme :
    Ele alınan temalar : aşk, hasret, ayrılık, doğa sevgisi ve lirik konular…
    Temaların hangi yönleriyle : Aşk teması
    koçaklama :
    Ele alınan temalar : Savaş, kahramanlık,yiğitlik cesaret
    Temaların hangi yönleriyle : Kahramanlık/yiğitlik
    taşlama :
    Ele alınan temalar : Eleştiri,hiciv
    Temaların hangi yönleriyle : Sosyal eleştiri
    ağıt :
    Ele alınan temalar : Ölenin ardından duyulan acı, hüzün
    Temaların hangi yönleriyle : Ölümün ardından duyulan acı



    3.
     Halkın ortak duygu ve düşüncelerini dile getirmesi
     Bu ürünlerin toplumun yaşama biçimini olaylar ve durumlar karşısındaki tavrına, çevresine dünyayı algılayışına ışık tutması
     Toplum yaşamında kaynaşmayı, birlikteliği sağlaması…gibi sebepler sıralanabilir.

    DEĞERLENDİRME


    1)
     Nazım birimi dörtlüktür.
     Hece ölçüsüyle yazılır.
     Genelde yarım uyak kullanılır.
     Koşma, semai, varsağı, destan gibi nazım biçimleri kullanılmıştır.

    2.) (D)
    3. (Y)
    4. (Y)
    5. varsağı
    6. (D)
    7. B
    8. E
    benqiSu, kubilaygulay, Gaby ve diğer 5 kişi bunu beğendi.
  3. asi_star

    asi_star Üye

    Katılım:
    9 Ekim 2010
    Mesajlar:
    32
    Beğenileri:
    28
    Ödül Puanları:
    0
    sayfa 115
    12. Makalat: Dönemin tasavvuf ve hayat anlayışını, Allah aşkını ve bu aşkın verdiği coşkuyu, İslam inancının kaymaklarını öğretmek.
    Garibname: Anadolu Türklerine tasavvuf ve hayat anlayışını öğretmek.
    Nasrettin Hoca: Mizah anlayışı çerçevesinde kıssadan hisse çıkartmak.
    Yüz Hadis: Kur'an ve peygamber sevgisi ile bunlara tabii olmanın gerekliliğini anlatmak.
    Kaabusname: Devlet adamlarına öğüt vermek.
    13. Dil Özellikleri
    Eserlerde kullanılan dil sade ve anlaşılır bir dildir. Cümleler açık ve kısadır. İslam medeniyetinin etkisiyle nesir dili yeni kavram ve söyleyişlerle zenginleşmiştir.
    İslam Medeniyetinin Etkisi
    Arapça ve Farsça sözcük ve tamlamalar kullanılmıştır. Yeni kavram ve söyleyişler dile girmiştir. Aydınlatıcı, telkin edici ve göstericidir. Tasavvuf ön plandadır.
    14. Makalat: Dönemin tasavvuf ve hayat anlayışı, Allah aşkını ve bu aşkın verrdiği coşku, İslam inancının kaynakları.
    Garibname: Dini-tasavvufi konular.
    Nasrettin Hoca: Çok çeşitli konularda dersler alınabilecek toplumsal konular.
    Yüz Hadis: Peygamberimizin hadisleri.
    Kaabusname: Devlet adamlarına öğütler.
    ANLAMA VE YORUMLAMA
    1. Makalat'ta verilen öğütler günümüzde de geçerliliğini korumaktadır.
    2. Bu durum Nasrettin Hoca'nın halkın kendisini temsil eden ulusal bir tip olmasına bağlanabilir.
    3. Günümüzde Nasrettin Hoca'nın yeni olaylar ve yeni kişilerle karşımıza çıkması, hem sözlü geleneğin hem de Hoca'nın, kültür içerisinde sağlıklı bir şekilde yaşadığını gösteriyor. Yüzyılımızın insanının Nasrettin Hoca fıkrası üretmesi, Nasrettin Hoca fıkralarının dejenere olması izah edilemez. Aksine, bir fıkra tipi olarak Hoca'nın ne derece etkili ve canlı olduğunu gösterir.

    Sayfa 116 DEĞERLENDİRME
    1) *Eserlerde kullanılan dil sade ve anlaşılırdır.
    *Cümleler açık ve kısadır.
    *İSlam medeniyetinin etkisiyle nesir dili yeni kavram ve söyleyişler ile zenginleştirilmiştir.
    *sanat yapma amacı güdülmez.
    2) Y
    3) Y
    4) Y
    5) makalat
    6) öğretici
    7) E
    Gaby bunu beğendi.
  4. muro1038

    muro1038 Üye

    Katılım:
    7 Kasım 2008
    Mesajlar:
    232
    Beğenileri:
    229
    Ödül Puanları:
    44
    Sayfa 158-162

    158-162 Arası

    1.METİN

    İLAHİ

    a-Bilmek istersen seni
    a-Can içre ara canı
    a-Geç canından bul anı
    b-Sen seni bil sen seni


    c-Kim bildi ef'alini
    c-Ol bildi sıfatını
    c-Anda gördü zatını
    b-Sen seni bil sen seni


    d-Görünen sıfatındır
    d-Anı gören zatındır
    d-Gayri ne hacetindir
    b-Sen seni bil sen seni


    e-Kim ki hayrete var
    e-Nura müstağrak oldu
    e-Tevhid-i zatı buldu
    b-Sen seni bil sen seni


    f-Bayram sözünü bildi
    f-Bileni anda buldu
    f-Bulan ol kendi oldu
    b-Sen seni bil sen seni

    Hacı Bayram Veli


    1)İlahi adlı metnin ana duygusu “ilahi aşktır”. Tema dönemin tasavvuf düşüncesi ve şairin kişiliğini yansıtmaktadır.
    2)Hacı Bayram-ı Veli kendi özünü bilmiş yani yabancılaşmadan kurtularak aslına ulaşmış , ikilikten kurtulmuş ve tevhidi bulmuştur.Bu durumda O hem bilen hem de bilinen olmuştur.Bilen ve bilinen ikiliği kalkmış zati tevhid elde edilmiştir.Bulan yine Hacı Bayram-ı Veli’nin kendisi olmuştur.Bu dünyada gerçeği bulamayan kendi özüne ulaşamayan kimseler öbür dünyada karanlıkta kalacaklardır.Bu dünyada özüne yabancı kalan ahirette yabancılaşmanın bedelini ödeyecektir.Tabii olarak öze ulaşmanın birinci şartı İslam’ı tam olarak yaşamak ve bu şekilde nefsani duygulardan arınmaktır.İslamı tam olarak yaşamayan kimselerin öze dönmesi mümkün değildir.Kısaca öze dönüş yaşanarak elde edilir.Bir sufinin manevi olarak ilerlerken çeşitli makamlardan geçtiğini çeşitli gizli halleri öğrendiğini biliyoruz. Bunlar tamamen yaşanarak elde edilen tecrübelerdir.Hacı Bayram-ı Veli Hz.leri de bu manevi tecrübeleri kendi şiirinde bu şekilde anlatmaya çalışmıştır.
    AHENK UNSURLARI
    ölçü: 7’li hece ölçüsü
    uyak: Yukarıda
    gösterilmiştir.
    redif: Yukarıda
    gösterilmiştir.
    Sese dayalı edebi sanatlar:
    “n” sesleriyle aliterasyon ve birimin son dizesiyle tekrir sanatı yapılmıştır.
    YAPI UNSURLARI
    Nazım birimi:
    dörtlük
    Nazım birimi sayısı: 5
    Uyak şeması:
    Aaab/cccb/dddb/eeeb/…
    tema: ilahi aşk
    nazım türü: ilahi

    İLAHİ NAZIM TÜRÜNÜN ÖZELLİKLERİ
    §Herhangi bir tarikatın izini taşımaksızın Allah'ı öven şiirlere denir.
    §Daima özel bir ezgi ile söylenir.
    §Divan şiirindeki tevhit ve münacaatın Halk Edebiyatındaki karşılığıdır.
    §En ünlü şairi Yunus Emre'dir.
    §Değişik tarikatlara göre "deme, nefes, ayin" gibi adlar alır.
    §Şekil olarak koşma biçimindedir. Yani dörtlüklerden oluşur.
    §Son dörtlükte şairin adı veya mahlası geçer.
    §Genelde 7'li hece ölçüsü kullanılır. Bazı ilahilerde aruz vezni kullanılmıştır. Aruz vezninin kullanıldığı ilahiler gazel şeklindedir.

    NEFES
    a-Ey özün insan bilen
    b-Var edep öğren edep
    a-Ey edep erkân bilen
    b-Var edep öğren edep

    “bilen” redif “-an” tam uyak
    c-Edeptir asl-ı taat
    c-Küllî sıfat cümle zât
    c-Varlığın edebe sat
    b-Var edep öğren edep
    “at” tam uyak

    d-Gel Hakk’a olma asi
    d-Tâ gide gönlün pası
    d-Dört kitabın manası
    b-Var edep öğren edep

    e-Gaflet içinden uyan
    e-Edepsiz olma ey can
    e-Edeptir asl-ı iman
    b-Var edep öğren edep
    "an" tam uyak
    g-Kaygusuz Abdal uyan
    g-Aşkı bil aşka boyan
    g-Şöyle demiştir deyen
    b-Var edep öğren edep
    "n" yarım uyak

    BAZI SÖZCÜKLERİN ANLAMLARI
    Erkân: Rükünler, esaslar, kaideler.
    Asl-ı taat: Kulluğun aslı, özü.
    Küllî sıfat cümle zât: Bütün vasıflar, tüm esaslar.
    Asl-ı iman: İmanın temeli.
    Hak: Doğru, gerçek, hakikat.
    Hakk: Allah Tealâ.

    SAYFA 160
    4.
    AHENK UNSURLARI
    ölçü: 7’li hece ölçüsü
    uyak: Yukarıda
    gösterilmiştir.
    redif: Yukarıda
    gösterilmiştir.
    Sese dayalı edebi sanatlar:
    “n” sesleriyle aliterasyon “e” sesleriyle asonans ve birimin son dizesiyle tekrir sanatı yapılmıştır.
    YAPI UNSURLARI
    Nazım birimi:
    dörtlük
    Nazım birimi sayısı: 5
    Uyak şeması:
    abab/cccb/dddb/eeeb/…
    tema: ilahi aşk
    nazım türü: nefes

    3.ETKİNLİK : NEFES TÜRÜNÜN ÖZELLİKLERİ
    §Bektaşî şairlerinin yazdıkları tasavvufî şiirlerdir.
    §Nefeslerde genellikle tasavvuftaki vahdet-i vücut (varlığı birliği) kavramı anlatılır. Bunun yanı sıra Hz. Muhammet ve Hz. Ali için övgüler de söylenir.
    §Nefeslerde kalenderane ve alaycı bir üslûp göze çarpar.
    §Edebiyatımızda Pir Sultan Abdal nefesleriyle ünlüdür.

    5.Anlam ve ses kaynaşmasından oluşan birimler belli bir tema etrafında (ilahi aşk) etrafında bir araya getirilmiştir ve temayı verecek şekilde düzenlenmiştir.
    6.”canından geçmek”, can içre canı aramak” anda zatını görmek” tevhid-i zat”, “nura müstağrak olmak” , özünü bilmek” külli sıfat, cümle zat”, varlığını ebede satmak” gaflet içinden uyanmak”,”aşka boyanmak” gibi kelime gruplarına dini-tasavvufi anlamlar yüklenmiştir.Bu söz grupları tasavvufi düşünceyi en iyi biçimde yansıtmak, anlamı pekiştirmek içindir.

    7.Metinlerdeki didaktik ögeler:
    §Can içre ara canı
    §Sen seni bil sen seni
    §Var edeb öğren edeb
    §Varlığını ebede sat
    §Gel olma Hakk’a asi
    §Gaflet içinden uyan
    §Aşkı bil aşka boyan
    §Edebdir imanın aslı

    Metinlerdeki didaktik unsurlar yalın, açık sade bir şekilde ifade edilmiştir.

    8. Metinlerin temaları öğretici bir ifade tarzıyla ele alınmıştır.
    9.Yunus Emre’nin ilahisi de Hacı Bayram-ı Veli’nin ilahisi de kullanılan imgeler, dil ve söyleyiş bakımından birbirine çok benzemektedir.Her ikisinde de açık, sade yalın bir dil kullanılmıştır.Her iki şiir de tasavvuf geleneğini yansıtmaktadır.
    10.
    Halk şiirine benzeyen yönleri

    • Dörtlük nazım birimi
    • Hece ölçüsü
    • Sade ve yalın halk dili
    • Uyak düzenleri
    • Kulak için kafiye anlayışı
    Divan şiirine benzeyen yönleri

    • Bent nazım birimi
    • Tasavvuf geleneği
    • İlahi aşk teması
    SAYFA 161

    12. HACI BAYRAM-I VELİ
    §Ankara’da tarikat kurmuş bir bilgin ve şairdir.
    §İlahi ve şathiye tarzı birkaç şiiri günümüze kadar ulaşmıştır.
    §Sade ve coşkun bir dili vardır.
    §Hece ölçüsü yanında aruzu da kullanmıştır.

    KAYGUSUZ ABDAL
    §Asıl adı Alaaddin Gaybi’dir. “Sarayi” adını da kullanmıştır.
    §Efsaneye göre Alanya Beyi’nin oğlu iken tasavvufu tercih etmiştir.
    §Şiirlerinde Yunus Emre etkisi sezilir.
    §Hece ölçüsüyle ve sade bir dille ilahiler, nefesler ve şathiyeler ilginçtir. Aruzla da yazdığı şiirleri vardır.
    §Manzum ve mensur eserleri vardır.

    Manzum olanlar:
    §Gülistan
    §Minbernâme
    §Gevhernâme
    Mensur Olanlar:
    §Budalanâme
    §Kitâb-ı Miglate
    §Vücûdnâme

    14.Metnilerin yazılış amacı dini-tasavvufi düşünceyi yaymaktır.

    Anlama-Yorumlama

    BU KAVRAMLARIN AÇIKLANMASINDA PROF.DR.ETHEM CEBECİOĞLU’NUN TASAVVUF TERİMLERİ VE DEYİMLERİ SÖZLÜĞÜNDEN YARARLANILMIŞTIR.
    1. Efal: işler, ameller
    Sıfat: SIFAT: Arapça, özellik, nitelik, vasıf kalite gibi anlamlan olan bir kelime, mevsûftan ayrılmayan şeye sıfat denir. Bir şeyde sıfat bulunmadan, ona vasıflanmış (mevsûf) denmez, iki türlü sıfat vardır. 1)Sıfat-ı Fadaliyye: Hayat gibi zata ait sıfatlar onun dışındakilere ait sıfatlar. 2) Sıfat-ı Fâdiliyye: Kerem gibi hem zat, hem de İlâhî sıfatlar için asıl olanı "Rahman" sıfatıdır. Zira bu sıfat, şümul ve alanı bakımından Allah isminin mukabilindendir. İkisi arasındaki fark; Rahman'ın umumu ile birlikte vasfiyye'nin zuhur yeriyken, Allah, ismiyye'nin zuhur yeridir.
    ZAT:ALLAH
    HAYRET:Hayret, derin düşünce ve Allah huzurunda, hakikat ehlinin ve ariflerin kalplerine gelen bir hâldir.
    TEVHÎD:Arapça, birleşmek demektir. Cürcanî, Allah'ın zâtını, akılla tasavvur olunan, zihni olarak hayal edilebilen herşeyden uzak tutmak, diye tarif eder. Yine ona göre, tevhîd üç şeyde olur: 1. Allah'ı rubûbiyetle tanımak, 2. Vahdaniyetle ikrar etmek, 3. Eş ve benzer olanları O'ndan nefyetmek
    iki çeşit tevhid vardır: 1. Kusûdî tevhîd : Sadece Allah'ı kastetmek, istemek veya Allah'ın istediğini istemek. Yani kulun ve Allah'ın iradesinin bir noktada birleşmesine kusûdî tevhîd denir. Bu, kulun iradesini Hakk'ın irâdesinde eritmesi şeklinde de tanımlanır. 2. Şuhûdî tevhîd : Salikin vecd halinde masivayı terkederek sadece Hakk'ı görmesidir. Buna, vicdanî ve zevkî tevhid de denir.
    NUR:Arapça, ışık demektir. en-Nûr, Esma-yı Hüsna'dan biridir. Allah'ın zahir ismi ile tecellisine, nur denir. Kainattaki suretlerde ortaya çıkan vücuddur.
    EDEP:Arapça, iyi ahlak, güzel terbiye, utanma, zarafet, usluluk, insanlara kavlen, fi'len güzel davranışta bulunmaktan ibarettir. Cürcanî'ye göre, hatanın her çeşidinden sakınmayı bilmektir. Edeb'den, şeriat, hizmet ve Hakk'ın edebi anlaşılır, ilki, dinin zahirine, şekli unsurlarına tam anlamıyla riayet etmek, ikincisi hizmette ileri gitmekle birlikte yaptıklarını görmemek (yani kendine mal edip ucube düşmemek), üçüncüsü Allah'a ve kendine ait olanı bilmekdir.Mutasavvıflar, genelde iki türlü edeb kabul ederler: Birincisi şeklî, zahirî edeb ki; ameli riyadan, münafıklıktan, yağcılıktan korumaktır. İkincisi de batınî edebtir ki; kalpteki şehvet, itiraz, irâdede zayıflık vs. gibi olumsuz şeyleri temizlemekten ibarettir. Edebler sünnetleri güçlendirmek içindir. Sünnetler vacibleri, vacibler de farzları güçlendirir. Farzlar ise imanı korumak içindir.
    GAFLET:Kulun Allah'tan habersiz olması hali.
    AŞK:HAKİKİ AŞK ALLAH AŞKI…

    Tasavvufi şiirde soyut düşüncenin bu tür sembollerle ifade edilmesinin sebebi duyularla algılanamayacak “varlık, yaradılış, ilâhî öz, bu dünya, öte dünya, sonsuzluk, yok olmak, ölümsüzlük” vb. kavramın açıklanmasını sağlamaktır. Sûfiler sembollerden, teorik ve pratik bilgi arasında bağ kurmak; maddeden mânâya, zâhirden bâtına, somuttan soyuta, kutsal olmayandan kutsala geçişi sağlamak; ortak duygu, düşünce, davranış modeli oluşturmak ve bunları ifade etmek; sûfi kimliğini paylaşmak vb. amaçlarla )yararlanır ve özellikle “bilgi aktarma aracı olarak kullanırlar”…

    2. Hacı Bayram-ı Veli’nin burada iki senden bahsettiğini görüyoruz.Bunlardan birincisi nefs dediğimiz beşeri ‘BEN’ ,diğeri ruh dediğimiz ilahi ‘BEN’ dir.İnsanın Allah’tan kopup gelen ilahi yönüne ulaşması için nefsinden uzaklaşması, o yönünü aşması gerekir.
    Canından geçmekle insan kendi özüne ulaşır.Sen seni bil sen seni mısrası şu sözü hatırlatır; ‘Kendini bilen Rabbini bilir’.Zira insanın özü ilahi asla bağlıdır.Oradan gelmiş oraya dönecektir. Gaflet, Allah’ı unutup ondan habersiz yaşamak demektir. Böyle bir gafleti dağıtıp huzuru elde etmenin yolu, tahkiki imanı elde etmekle mümkündür.

    3.Metinlerin yazılış amacı Allah aşkını ifade etmek ve tasavvuf düşüncesini geniş halk kitlelerine ulaştırmak olduğundan(edebiyat fatihi) konuşma diline yakın, yalın sade bir dil kullanılmıştır.
    4.Mutasavvıf şairlerin düşüncelerini şiirle dile getirmesinin sebepleri:
    §Sözlü edebiyat geleneği
    §Mutasavvıfların yüreklerindeki inanç ve coşkuyu dile getirecek en uygun türün şiir olması
    §Mutasavvıflar (örneğin Yunus Emre) derin ve yoğun düşüncelerin insanıdır. Yaşadığı dönemdeki halkın bilgi düzeyi(edebiyat fatihi) bu yoğunluğu ve derinliği kavrayabilecek düzeyde değildi. Şifahi bir kültür vardı. Üstelik Yunus’un şiirlerinin muhatabı gönüllerdi. Gönüle hitap edebilecek tek dil ise, şiir dilidir. Yunus bir “sehl-i mümteni” ustalığıyla derin fikirleri halkın hayatından aldığı benzetme ve mecazlarla onların idrak seviyelerine göre anlatmayı başarmış bir bilge şairdir.
    §Şiirin insanlar tarafından kolay benimsenmesi ve hafızalarda kalma yani ezberlenebilme özelliği

    5.Allah aşkını en lirik şekilde etkileyici, yalın,sade şiirsel bir dille getirdikleri ve kendilerine mahsus bir ezgiyle söylendikleri için ilahi tarzındaki şiirler halk tarafından kolayca ezberlenip sevilmektedir.

    6.İlk bakışta yazılması kolay gibi görünen bu metinlerin yazmak ve anlamak için belli bir kültür birikimi olması gerekir.
    7.Bu metinlerde öğretici unsurlar ön plandadır.
    8.İlahi ve nefeslerin ezgisiyle okunması bu şiirlerin etkisini güçlendirmektedir.
    9.Dini-tasavvufi Türk şiirinde içerik özellikleri daha önemlidir.
    10.
    §Tasavvufi halk şiiri geleneğinde sanatsal kaygı ikinci planda tutulmuş, daha çok tasavvuf düşüncesini ve dinsel değerleri yayma amacı güdülmüştür. Bu yönüyle bu tür şiirlerde didaktik unsurlar ağır basmaktadır.
    §Toplumsal görev üstlenmesi
    §Temel kaynağının İslam dini ve tasavvuf düşüncesi olması

    11.Dinî tasavvufi halk şiiri, halk edebiyatı ile divan edebiyatı arasında bu iki edebiyatı birbirine yaklaştıran, her iki edebiyatın hitap ettiği ayrı ayrı zümreleri birleştiren bir edebiyat köprüsü vazifesini görmüştür.

    Sayfa 162
    Değerlendirme

    1.Dini-tasavvufi şiirlerin yazılış amaçları
    -Tasavvuf düşüncesini ve dinsel değerleri yayma amacıyla yazılırlar.
    -Halkı aynı düşünce etrafında kenetlemek, onların hoşgörü içinde bir arada yaşamalarında kilit rol oynamak

    2.(Y)
    3.(Y)
    4.(D)
    5.nefes
    6.hem aruz hem hece
    7.(A)
    8.(C)

    Kaynak: Edebiyat Fatihi

    _______________________________________________________

    Lütfen bu başlık altına istek ve görüşlerinizi yazmayınız. Burada sadece cevaplar yer almaktadır.
    benqiSu, melisa_sym ve asi_star bunu beğendi.
  5. ByNapolyon

    ByNapolyon Üye

    Katılım:
    30 Aralık 2009
    Mesajlar:
    178
    Beğenileri:
    728
    Ödül Puanları:
    0
    10.sinif tÜrk edebİyati 158-162.sayfa cevaplari (dİnİ-tasavvufİ tÜrk Şİİrİ)

    10.SINIF TÜRK EDEBİYATI 158-162.SAYFA CEVAPLARI (DİNİ-TASAVVUFİ TÜRK ŞİİRİ)

    Sayfa 158.)

    1.METİN
    İLAHİ

    a-Bilmek istersen seni
    a-Can içre ara canı
    a-Geç canından bul anı
    b-Sen seni bil sen seni


    c-Kim bildi ef'alini
    c-Ol bildi sıfatını
    c-Anda gördü zatını
    b-Sen seni bil sen seni

    d-Görünen sıfatındır
    d-Anı gören zatındır
    d-Gayri ne hacetindir
    b-Sen seni bil sen seni

    e-Kim ki hayrete var
    e-Nura müstağrak oldu
    e-Tevhid-i zatı buldu
    b-Sen seni bil sen seni

    f-Bayram sözünü bildi
    f-Bileni anda buldu
    f-Bulan ol kendi oldu
    b-Sen seni bil sen seni

    Hacı Bayram Veli

    -> İ N C E L E M E :) ByNapolyon

    1) İlahi adlı metnin ana duygusu “ilahi aşktır”. Tema dönemin tasavvuf düşüncesi ve şairin kişiliğini yansıtmaktadır.

    2) Hacı Bayram-ı Veli kendi özünü bilmiş yani yabancılaşmadan kurtularak aslına ulaşmış , ikilikten kurtulmuş ve tevhidi bulmuştur.Bu durumda O hem bilen hem de bilinen olmuştur.Bilen ve bilinen ikiliği kalkmış zati tevhid elde edilmiştir.Bulan yine Hacı Bayram-ı Veli’nin kendisi olmuştur.Bu dünyada gerçeği bulamayan kendi özüne ulaşamayan kimseler öbür dünyada karanlıkta kalacaklardır.Bu dünyada özüne yabancı kalan ahirette yabancılaşmanın bedelini ödeyecektir.Tabii olarak öze ulaşmanın birinci şartı İslam’ı tam olarak yaşamak ve bu şekilde nefsani duygulardan arınmaktır.İslamı tam olarak yaşamayan kimselerin öze dönmesi mümkün değildir.Kısaca öze dönüş yaşanarak elde edilir.Bir sufinin manevi olarak ilerlerken çeşitli makamlardan geçtiğini çeşitli gizli halleri öğrendiğini biliyoruz.Bunlar tamamen yaşanarak elde edilen tecrübelerdir.Hacı Bayram-ı Veli Hz.leri de bu manevi tecrübeleri kendi şiirinde bu şekilde anlatmaya çalışmıştır.

    Sayfa 159.)

    AHENK UNSURLARI

    ölçü: 7’li hece ölçüsü
    uyak: Yukarıda gösterilmiştir.
    redif: Yukarıda gösterilmiştir.
    sese dayalı edebi sanatlar: “n” sesleriyle aliterasyon ve birimin son dizesiyle tekrir sanatı yapılmıştır.

    YAPI UNSURLARI

    nazım birimi: dörtlük
    nazım birim sayısı: 5
    uyak şeması: Aaab/cccb/dddb/eeeb/…
    TEMA: İLAHİ AŞK
    NAZIM TÜRÜ: İLAHİ

    2.etkinlik

    İLAHİ NAZIM TÜRÜNÜN ÖZELLİKLERİ

     Herhangi bir tarikatın izini taşımaksızın Allah'ı öven şiirlere denir.
     Daima özel bir ezgi ile söylenir.
     Divan şiirindeki tevhit ve münacaatın Halk Edebiyatındaki karşılığıdır.
     En ünlü şairi Yunus Emre'dir.
     Değişik tarikatlara göre "deme, nefes, ayin" gibi adlar alır.
     Şekil olarak koşma biçimindedir. Yani dörtlüklerden oluşur.
     Son dörtlükte şairin adı veya mahlası geçer.
     Genelde 7'li hece ölçüsü kullanılır.Bazı ilahilerde aruz vezni kullanılmıştır. Aruz vezninin kullanıldığı ilahiler gazel şeklindedir.

    NEFES

    a-Ey özün insan bilen
    b-Var edep öğren edep
    a-Ey edep erkân bilen
    b-Var edep öğren edep

    “bilen” redif “-an” tam uyak

    c-Edeptir asl-ı taat
    c-Küllî sıfat cümle zât
    c-Varlığın edebe sat
    b-Var edep öğren edep

    “at” tam uyak

    d-Gel Hakk’a olma asi
    d-Tâ gide gönlün pası
    d-Dört kitabın manası
    b-Var edep öğren edep

    e-Gaflet içinden uyan
    e-Edepsiz olma ey can
    e-Edeptir asl-ı iman
    b-Var edep öğren edep

    "an" tam uyak

    g-Kaygusuz Abdal uyan
    g-Aşkı bil aşka boyan
    g-Şöyle demiştir deyen
    b-Var edep öğren edep

    "n" yarım uyak

    BAZI SÖZCÜKLERİN ANLAMLARI

    Erkân: Rükünler, esaslar, kaideler.
    Asl-ı taat: Kulluğun aslı, özü.
    Küllî sıfat cümle zât: Bütün vasıflar, tüm esaslar.
    Asl-ı iman: İmanın temeli.
    Hak: Doğru, gerçek, hakikat.
    Hakk: Allah Tealâ.

    Sayfa 160.)

    AHENK UNSURLARI

    ölçü: 7’li hece ölçüsü
    uyak: Yukarıda gösterilmiştir.
    redif: Yukarıda gösterilmiştir.
    sese dayalı edebi sanatlar: “n” sesleriyle aliterasyon “e” sesleriyle asonans ve birimin son dizesiyle tekrir sanatı yapılmıştır.

    YAPI UNSURLARI

    nazım birimi: dörtlük
    nazım birim sayısı: 5
    uyak şeması: abab/cccb/dddb/eeeb/…
    TEMA: İLAHİ AŞK
    NAZIM TÜRÜ: NEFES

    3.ETKİNLİK : NEFES TÜRÜNÜN ÖZELLİKLERİ

     Bektaşî şairlerinin yazdıkları tasavvufî şiirlerdir.
     Nefeslerde genellikle tasavvuftaki vahdet-i vücut (varlığı birliği) kavramı anlatılır. Bunun yanı sıra Hz. Muhammet ve Hz. Ali için övgüler de söylenir.
     Nefeslerde kalenderane ve alaycı bir üslûp göze çarpar.
     Edebiyatımızda Pir Sultan Abdal nefesleriyle ünlüdür.

    5.)Anlam ve ses kaynaşmasından oluşan birimler belli bir tema etrafında (ilahi aşk) etrafında bir araya getirilmiştir ve temayı verecek şekilde düzenlenmiştir.

    6.)”canından geçmek”, can içre canı aramak” anda zatını görmek” tevhid-i zat”, “nura müstağrak olmak” , özünü bilmek” külli sıfat, cümle zat”,varlığını ebede satmak” gaflet içinden uyanmak”,”aşka boyanmak” gibi kelime gruplarına dini-tasavvufi anlamlar yüklenmiştir.Bu söz grupları tasavvufi düşünceyi en iyi biçimde yansıtmak, anlamı pekiştirmek içindir.

    7.)Metinlerdeki didaktik ögeler:

     Can içre ara canı
     Sen seni bil sen seni
     Var edeb öğren edeb
     Varlığını ebede sat
     Gel olma Hakk’a asi
     Gaflet içinden uyan
     Aşkı bil aşka boyan
     Edebdir imanın aslı

    Metinlerdeki didaktik unsurlar yalın, açık sade bir şekilde ifade edilmiştir.

    8.)Metinlerin temaları öğretici bir ifade tarzıyla ele alınmıştır.

    9.) Yunus Emre’nin ilahisi de Hacı Bayram-ı Veli’nin ilahisi de kullanılan imgeler, dil ve söyleyiş bakımından birbirine çok benzemektedir.Her ikisinde de açık, sade yalın bir dil kullanılmıştır.Her iki şiir de tasavvuf geleneğini yansıtmaktadır.

    10.)

    Halk şiirine benzeyen yönleri

     Dörtlük nazım birimi
     Hece(edebiyat fatihi) ölçüsü
     Sade ve yalın halk dili
     Uyak düzenleri
     Kulak için kafiye anlayışı

    Divan şiirine benzeyen yönleri

     Bent nazım birimi
     Tasavvuf geleneği
     İlahi aşk teması

    Sayfa 161.)

    12.) HACI BAYRAM-I VELİ

     Ankara’da tarikat kurmuş bir bilgin ve şairdir.
     İlahi ve şathiye tarzı birkaç şiiri günümüze kadar ulaşmıştır.
     Sade ve coşkun bir dili vardır.
     Hece ölçüsü yanında aruzu da kullanmıştır.

    KAYGUSUZ ABDAL

     Asıl adı Alaaddin Gaybi’dir. “Sarayi” adını da kullanmıştır.
     Efsaneye göre Alanya Beyi’nin oğlu iken tasavvufu tercih etmiştir.
     Şiirlerinde Yunus Emre etkisi sezilir.
     Hece ölçüsüyle ve sade bir dille ilahiler, nefesler ve şathiyeler ilginçtir. Aruzla da yazdığı şiirleri vardır.
     Manzum ve mensur eserleri vardır.

    Manzum olanlar:

     Gülistan
     Minbernâme
     Gevhernâme

    Mensur Olanlar:

     Budalanâme
     Kitâb-ı Miglate
     Vücûdnâme

    14.) Metnilerin yazılış amacı dini-tasavvufi düşünceyi yaymaktır.

    ANLAMA-YORUMLAMA

    1.) Efal: işler, ameller
    SIFAT: Arapça, özellik, nitelik, vasıf kalite gibi anlamlan olan bir kelime, mevsûftan ayrılmayan şeye sıfat denir. Bir şeyde sıfat bulunmadan, ona vasıflanmış (mevsûf) denmez, iki türlü sıfat vardır. 1)Sıfat-ı Fadaliyye: Hayat gibi zata ait sıfatlar onun dışındakilere ait sıfatlar. 2) Sıfat-ı Fâdiliyye: Kerem gibi hem zat, hem de İlâhî sıfatlar için asıl olanı "Rahman" sıfatıdır. Zira bu sıfat, şümul ve alanı bakımından Allah isminin mukabilindendir. İkisi arasındaki fark; Rahman'ın umumu ile birlikte vasfiyye'nin zuhur yeriyken, Allah, ismiyye'nin zuhur yeridir.
    ZAT: ALLAH
    HAYRET: Hayret, derin düşünce ve Allah huzurunda, hakikat ehlinin ve ariflerin kalplerine gelen bir hâldir.
    TEVHÎD: Arapça, birleşmek demektir. Cürcanî, Allah'ın zâtını, akılla tasavvur olunan, zihni olarak hayal edilebilen herşeyden uzak tutmak, diye tarif eder. Yine ona göre, tevhîd üç şeyde olur: 1. Allah'ı rubûbiyetle tanımak, 2. Vahdaniyetle ikrar etmek, 3. Eş ve benzer olanları O'ndan nefyetmek
    iki çeşit tevhid vardır: 1. Kusûdî tevhîd : Sadece Allah'ı kastetmek, istemek veya Allah'ın istediğini istemek. Yani kulun ve Allah'ın iradesinin bir noktada birleşmesine kusûdî tevhîd denir. Bu, kulun iradesini Hakk'ın irâdesinde eritmesi şeklinde de tanımlanır. 2. Şuhûdî tevhîd : Salikin vecd halinde masivayı terkederek sadece Hakk'ı görmesidir. Buna, vicdanî ve zevkî tevhid de denir.
    NUR: Arapça, ışık demektir. en-Nûr, Esma-yı Hüsna'dan biridir. Allah'ın zahir ismi ile tecellisine, nur denir. Kainattaki suretlerde ortaya çıkan vücuddur.
    EDEP: Arapça, iyi ahlak, güzel terbiye, utanma, zarafet, usluluk, insanlara kavlen, fi'len güzel davranışta bulunmaktan ibarettir. Cürcanî'ye göre, hatanın her çeşidinden sakınmayı bilmektir. Edeb'den, şeriat, hizmet ve Hakk'ın edebi anlaşılır, ilki, dinin zahirine, şekli unsurlarına tam anlamıyla riayet etmek, ikincisi hizmette ileri gitmekle birlikte yaptıklarını görmemek (yani kendine mal edip ucube düşmemek), üçüncüsü Allah'a ve kendine ait olanı bilmekdir.Mutasavvıflar, genelde iki türlü edeb kabul ederler: Birincisi şeklî, zahirî edeb ki; ameli riyadan, münafıklıktan, yağcılıktan korumaktır. İkincisi de batınî edebtir ki; kalpteki şehvet, itiraz, irâdede zayıflık vs. gibi olumsuz şeyleri temizlemekten ibarettir. Edebler sünnetleri güçlendirmek içindir. Sünnetler vacibleri, vacibler de farzları güçlendirir. Farzlar ise imanı korumak içindir.
    GAFLET: Kulun Allah'tan habersiz olması hali.
    AŞK: HAKİKİ AŞK ALLAH AŞKI…

    Tasavvufi şiirde soyut düşüncenin bu tür sembollerle ifade edilmesinin sebebi duyularla algılanamayacak “varlık, yaradılış, ilâhî öz, bu dünya, öte dünya, sonsuzluk, yok olmak, ölümsüzlük” vb. kavramın açıklanmasını sağlamaktır. Sûfiler sembollerden, teorik ve pratik bilgi arasında bağ kurmak; maddeden mânâya, zâhirden bâtına, somuttan soyuta,kutsal olmayandan kutsala geçişi sağlamak; ortak duygu, düşünce, davranış modeli oluşturmak ve bunları ifade etmek; sûfi kimliğini paylaşmak vb. amaçlarla yararlanır ve özellikle “bilgi aktarma aracı olarak kullanırlar”…

    2.) Hacı Bayram-ı Veli’nin burada iki senden bahsettiğini görüyoruz.Bunlardan birincisi nefs dediğimiz beşeri ‘BEN’ ,diğeri ruh dediğimiz ilahi ‘BEN’ dir.İnsanın Allah’tan kopup gelen ilahi yönüne ulaşması için nefsinden uzaklaşması, o yönünü aşması gerekir.
    Canından geçmekle insan kendi özüne ulaşır.Sen seni bil sen seni mısrası şu sözü hatırlatır; ‘Kendini bilen Rabbini bilir’.Zira insanın özü ilahi asla bağlıdır.Oradan gelmiş oraya dönecektir. Gaflet, Allah’ı unutup ondan habersiz yaşamak demektir. Böyle bir gafleti dağıtıp huzuru elde etmenin yolu, tahkiki imanı elde etmekle mümkündür.

    3.) Metinlerin yazılış amacı Allah aşkını ifade etmek ve tasavvuf düşüncesini geniş halk kitlelerine ulaştırmak olduğundan konuşma diline yakın, yalın sade bir dil kullanılmıştır.

    4.) Mutasavvıf şairlerin düşüncelerini şiirle dile getirmesinin sebepleri:
     Sözlü edebiyat geleneği
     Mutasavvıfların yüreklerindeki inanç ve coşkuyu dile getirecek en uygun türün şiir olması
     Mutasavvıflar (örneğin Yunus Emre) derin ve yoğun düşüncelerin insanıdır. Yaşadığı dönemdeki halkın bilgi düzeyi bu yoğunluğu ve derinliği kavrayabilecek düzeyde değildi. Şifahi bir kültür vardı. Üstelik Yunus’un şiirlerinin muhatabı gönüllerdi. Gönüle hitap edebilecek tek dil ise, şiir dilidir. Yunus bir “sehl-i mümteni” ustalığıyla derin fikirleri halkın hayatından aldığı benzetme ve mecazlarla onların idrak seviyelerine göre anlatmayı başarmış bir bilge şairdir.
     Şiirin insanlar tarafından kolay benimsenmesi ve hafızalarda kalma yani ezberlenebilme özelliği

    5.)Allah aşkını en lirik şekilde etkileyici, yalın,sade şiirsel bir dille getirdikleri ve kendilerine mahsus bir ezgiyle söylendikleri için ilahi tarzındaki şiirler halk tarafından kolayca ezberlenip sevilmektedir.

    6.)İlk bakışta yazılması kolay gibi görünen bu metinlerin yazmak ve anlamak için belli bir kültür birikimi olması gerekir.

    7.)Bu metinlerde öğretici unsurlar ön plandadır.

    8.)İlahi ve nefeslerin ezgisiyle okunması bu şiirlerin etkisini güçlendirmektedir.

    9.)Dini-tasavvufi Türk şiirinde içerik özellikleri daha önemlidir.

    10.)
     Tasavvufi halk şiiri geleneğinde sanatsal kaygı ikinci planda tutulmuş, daha çok tasavvuf düşüncesini ve dinsel değerleri yayma amacı güdülmüştür. Bu yönüyle bu tür şiirlerde didaktik unsurlar ağır basmaktadır.
     Toplumsal görev üstlenmesi
     Temel kaynağının İslam dini ve tasavvuf düşüncesi olması

    11.) Dinî tasavvufi halk şiiri, halk edebiyatı ile divan edebiyatı arasında bu iki edebiyatı birbirine yaklaştıran,her iki edebiyatın hitap ettiği ayrı ayrı zümreleri birleştiren bir edebiyat köprüsü vazifesini görmüştür.

    Sayfa 162.)

    DEĞERLENDİRME

    1.) Dini-tasavvufi şiirlerin yazılış amaçları
     Tasavvuf düşüncesini ve dinsel değerleri yayma amacıyla yazılırlar.
     Halkı aynı düşünce etrafında kenetlemek, onların hoşgörü içinde bir arada yaşamalarında kilit rol oynamak

    2.) (Y)
    3.) (Y)
    4.) (D)
    5.) nefes
    6.) hem aruz hem hece
    7.) (A)
    8.) (C)


















    benqiSu, melisa_sym, asi_star ve diğer 2 kişi bunu beğendi.
  6. mumya14

    mumya14 Üye

    Katılım:
    11 Ekim 2010
    Mesajlar:
    17
    Beğenileri:
    5
    Ödül Puanları:
    0
    163 ve ilersi lazım yapan yok mu?
    benqiSu, aysearzu ve asi_star bunu beğendi.
  7. Kübra Akyol

    Kübra Akyol Üye

    Katılım:
    18 Nisan 2011
    Mesajlar:
    1
    Beğenileri:
    0
    Ödül Puanları:
    0
    161. ve 166. sayfalar

    161 ve 166. sayfaları yapabilir misiniz? :)
  8. rvyd29

    rvyd29 Üye

    Katılım:
    9 Ekim 2010
    Mesajlar:
    4
    Beğenileri:
    1
    Ödül Puanları:
    4
    edebiyat 10.sınıf sayfa 163-173

    163 -173 arası yapan veya bulan yok mu?:(
    şeyma.u bunu beğendi.
  9. ramo2

    ramo2 Üye

    Katılım:
    13 Aralık 2010
    Mesajlar:
    3
    Beğenileri:
    0
    Ödül Puanları:
    0
    ya 163-173 arası kimlerde var? :)
  10. oktay_74

    oktay_74 Üye

    Katılım:
    28 Nisan 2011
    Mesajlar:
    2
    Beğenileri:
    0
    Ödül Puanları:
    0
    oktay

    10. sınıff edebiyat kitabı 172. 173 sayfa cevapları acilllllllllllllllllll.

Sayfayı Paylaş