EKOYAY [Yeni Kitap] Sayfa 12 - 162 Arası Cevaplar

Konu 'Edebiyat 10.Sınıf' bölümünde demelankolim tarafından paylaşıldı.

  1. muro1038

    muro1038 Üye

    Katılım:
    7 Kasım 2008
    Mesajlar:
    232
    Beğenileri:
    229
    Ödül Puanları:
    44

    Sayfa 98-102 arası

    SAYFA 98:
    14.METNİN OLAY ÖRGÜSÜ:
    -[FONT=&quot]Destandaki olay Bayındır Han’ın “yılda bir kere ziyafet verip Oğuz beylerini misafir” etmesi ile başlar.[/FONT]
    -[FONT=&quot]Bayındır Han’ın Oğuz Beylerine ziyafet vererek ve onları huzuruna davet etmesi.[/FONT]
    -[FONT=&quot]Bayındır Han’ın ziyafet için şartlar öne sürmesi ve bu şartlar doğrultusunda misafirleri sınıflandırılması.[/FONT]
    -[FONT=&quot]Dirse Han’ın Bayındır Han tarafından kara otağa [/FONT][FONT=&quot]oturtulması ve bunun sonucu Dirse Han’ın üzüntüsü(Çocuğu olamayışı .)[/FONT]
    -[FONT=&quot]Dirse Han’ın çocuğu olmamasına üzülmesi ve evine gelerek bunu hatunu ile istişare etmesi.[/FONT]
    -[FONT=&quot]Eşin çocuk sahibi olmak için Dirse Han’a yapması gerekenleri söylemesi.[/FONT]
    -[FONT=&quot]Duaların kabul olması ve Dirse Hanın bir erkek çocuğunun olması[/FONT]
    -[FONT=&quot]Çocuğun büyüyüp 15 yaşına gelmesi[/FONT]
    -[FONT=&quot]Delikanlının Bayındır Han’ın boğasını yenerek Dede Korkut tarafından Boğaç adını alması ve bunun sonucunda Oğuz tarafından onanması.[/FONT]
    -[FONT=&quot]Boğaç Han’a hanlık ve taht verilmesi kırk namertin bunu kıskanması.[/FONT]
    -[FONT=&quot]Boğaç Han’ın kırk namerdin yalanları yüzünden babası tarafından öldürülmek istenmesi.[/FONT]
    -[FONT=&quot]Ok ile avlanan Boğaç Han’ın Dirse Han tarafından ölüme terk edilmesi.[/FONT]
    -[FONT=&quot] A[/FONT][FONT=&quot]nnenin Boğaç Hanı arayıp yaralı halde bulması ve tedavi ettirmesi [/FONT]
    -[FONT=&quot]Boğaç Han’ın yaralarının iyileşmesi ve kırk namerdin bunu öğrenerek endişelenmesi.[/FONT]
    -[FONT=&quot]Dirse Han’ın kırk namert tarafından tutsak alınarak kaçırılması. [/FONT]
    -[FONT=&quot]Boğaç Han’ın kırk namertle savaşarak babasını [/FONT][FONT=&quot]kurtarması. [/FONT]
    -[FONT=&quot]Boğaç Han’ın babası Dirse Han’ı kırk namerdin elinden [/FONT][FONT=&quot]kurtarması sonrasında Bayındır Hanın ona beylik vermesi[/FONT]
    [FONT=&quot] Dede Korkut'un Boğaç Han için destan söyleyip dua etmesi[/FONT]
    [FONT=&quot]15.Metinde cümleler kısa, dil son derece sade ve anlaşılır bir Türkçedir.[/FONT]

    [FONT=&quot]Metindeki bazı ekler ve sesler zamanla ses değişikliğine uğramıştır.[/FONT]
    [FONT=&quot]SES DEĞİŞİKLİĞİNE UĞRAYAN KELİMELER VE GÜNÜMÜZDEKİ KARŞILIKLARI:[/FONT]
    [FONT=&quot]hanun> hanın[/FONT]
    [FONT=&quot]yigitleri > yiğitleri (g>ğ değişimi)[/FONT]
    [FONT=&quot]karşuladılar > karşıladılar (u>ı değişimi)[/FONT]
    [FONT=&quot]getürüp > getirip (ü>i değişimi)[/FONT]
    [FONT=&quot]kondurdılar > kondurdular (ı>u değişimi)[/FONT]
    [FONT=&quot]kiçe > keçe (i>e değişimi)[/FONT]
    [FONT=&quot]yahnısından > yahnisinden ( ı>i değişimi)[/FONT]
    [FONT=&quot]önine > önüne ( i>ü) değişimi[/FONT]
    [FONT=&quot]getürdiler > getirdiler ( ü>i değişimi)[/FONT]
    [FONT=&quot]böyledür > böyledir (ü > i değişimi)[/FONT]
    [FONT=&quot]benüm > benim ( ü>i değişimi)[/FONT]
    [FONT=&quot]eksikligüm > eksikliğim (g>ğ değişimi ü>i değişimi)[/FONT]
    [FONT=&quot]gördi > gördü ( ü>i değişimi)[/FONT]
    [FONT=&quot]kılıcumdan > kılıcımdan [/FONT]
    [FONT=&quot]suframdan > soframdan ( u>o değişimi)[/FONT]
    [FONT=&quot]ağ> ak ( ğ>k değişimi)[/FONT]
    [FONT=&quot]oldı > oldu (ı > u değişimi)[/FONT]
    [FONT=&quot]kim > ki ( m ünlüsün düşmesi)[/FONT]
    [FONT=&quot]didi > dedi ( i> e değişimi)[/FONT]
    [FONT=&quot]oğlı > oğlu (ı > u değişimi)[/FONT]
    [FONT=&quot]dahı> dahi ( ı >i değişimi)[/FONT]
    [FONT=&quot]kalkuban > kalkarak ( -uban zarf fiil eki kullanımdan düşmüş)[/FONT]
    [FONT=&quot]yirinüz> yeriniz (i>e değişimi & ü > i değişimi)[/FONT]
    [FONT=&quot]karayıb > garaip[/FONT]
    [FONT=&quot]KULLANILMAYAN KELİMELER [/FONT]
    [FONT=&quot]aydur (de-, söyle-)[/FONT]
    [FONT=&quot]kargayupdur ( beddua etmiştir.)[/FONT]
    [FONT=&quot]örü turdu (yerinden kalktı)[/FONT]
    SAYFA 99:
    16.Verilen özelliklerden 1. 2.3.4.6.7.8.9.11.12. cümleler Boğaç Han Hikayesinde bulunur.
    [FONT=&quot]17. Hikayede toplumun değerlerinin benimsenmesi ve yaşaması için çaba harcayan Dede Korkut, aynı zamanda kahramana ad veren onun ruhsal olarak doğmasını sağlayan norm bir karakterdir. Kahramanın simgesel anlamda yeniden doğuşunun yönlendirici gücü olan Dede Korkut, kahramanın başarılarından sonra onun için Tanrı’ya dua eder, destanlar söyler.[/FONT]
    18.a) Aile bağlarının sağlamlılığı: Annesinin Boğaç Hanı arayıp bulması onu gizlice tedavi ettirmesi, Boğaç Hanın babasını kırk namerdin elinden kurtarması
    b) Kahramanlığın yüceltilmesi: Boğaç Hanın Bayındır Hanın boğasını öldürmesinden sonra babası tarafından ona taht ve beylik verilmesi
    c)Çocuk sevgisi ve çocuğa verilen değer: Metinde çocuğu olamayan Dirse Hana beddua edilmesi, [FONT=&quot]Dirse Han’ın Bayındır Han tarafından kara otağa [FONT=&quot]oturtulması...[/FONT][/FONT]
    [FONT=&quot]d)Çocuğa ad verilme biçimi: Gösterilen kahramanlıktan sonra bilge bir kişilik olan Dede Korkut'un gelip ad koyması[/FONT]
    [FONT=&quot]19.Dede Korkut’ta kadınlara büyük değer verilir. Kadınların toplumun içindeki konumları çok yüksektir. Ailede bir erkek kadar söz sahibidirler. Erkekler bir karar almadan önce hanımlarına danışırlar. Bir erkek kadınına güzel sözlerle hitap eder, onu çok güzel bir şekilde tasvir eder.[/FONT]
    [FONT=&quot]20.Tonyukuk Bilge Kağan'ın baş veziri ve akıl hocasıdır, tecrübeli bir devlet adamıdır.[/FONT]
    [FONT=&quot]Ögdilmiş: Kutadgu Bilig'de akıl,zeka ve ilmi temsil eder.[/FONT]
    [FONT=&quot]Dede Korkut ise hikayelerde kendisine akıl danışılan, tecrübeli bir bilge kişidir.[/FONT]
    [FONT=&quot]Türk Devlet geleneğinde yöneticilerde aranan en önemli özellikler akıl,bilgelik ve tecrübedir.[FONT=&quot]Türk Devlet geleneğinde danışarak kararları alma çok önem verilen bir husus olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu mekanizma, alınan kararların isabetini ve uygulamadaki başarısını yakından etkilemiştir.[/FONT][/FONT]

    [FONT=&quot]SAYFA 102:[/FONT]
    [FONT=&quot]OLAYIN OLUŞUM AŞAMALARI:[/FONT]
    -[FONT=&quot]Danişment Gazi’nin Zile’yi fethetmek için hazırlık yapmaları[/FONT]
    -[FONT=&quot]Kafirlerin gece baskını yapıp yüz kişiyi şehit etmeleri ve kaleye çekilmeleri[/FONT]
    -[FONT=&quot]Melik Gazi’nin askerleriyle kaleye hücum etmeleri[/FONT]
    -[FONT=&quot]Abdurrahman Gazinin mancınık almak için Tokat’a gitmesi ve Gümeneklilerin isyan ettiğini görmesi [/FONT]

    -[FONT=&quot]Kafirlerin İslam askerlerine saldırmaları ,bazılarını esir alıp kaleye çekilmeleri[/FONT]
    -[FONT=&quot]Melik’in üzgün şekilde geri dönmesi[/FONT]
    -[FONT=&quot]Melik’in otağında bir papaz görmesi ve onun kaleye giriş yolunu bildirilmesi için gönderildiğini söylemesi[/FONT]
    -[FONT=&quot]Melik Gazinin papazın gösterdiği yoldan gizlice kaleye girmesi[/FONT]
    -[FONT=&quot]Kalenin zapt edilmesi ve Emenos’un öldürülmesi[/FONT]
    -[FONT=&quot]Melik Gazi ve askerlerinin Tokat’a hareket etmesi[/FONT]
    -[FONT=&quot]Düşmanla savaşılması ve Tokat’ın ele geçirilmesi[/FONT]
    [FONT=&quot]
    22.[/FONT]
    [FONT=&quot] Danişmentoğulları Beyliği Büyük Selçuklu Sultanı Melikşah’ın komutanlarından Danişment Gazi Gümüştegin Ahmet Bey tarafından kuruldu. Başkenti Sivas’tır. Beyliğin sınırları zamanla Tokat, Niksar, Amasya, Çankırı, Çorum, Kastamonu, Kayseri, Elbistan ve Malatya’ya kadar ulaşmıştır. Danişment Gazi Anadolu Selçuklu Sultanı I.Kılıç Arslan ile birlikte Haçlılara karşı büyük başarılar kazandı.Verilen metinde Danişment Gazi’nin Haçlılara karşı gösterdiği kahramanlıklarla Zile ve Tokat’ı ele geçirdiğini görüyoruz.Tarihi gerçeklikler metinde olağanüstü özellikler katılarak anlatılmıştır.[/FONT]
    [FONT=&quot]
    23.[/FONT]
    [FONT=&quot] Alp kelime anlamı yiğit, kahraman, bahadır ve cesur olup savaş meydanlarında gözünü kırpmadan hak uğrunda çarpışan askerdir. Türkler İslam’ı kabul etmeden önce cihan hâkimiyeti sloganı ile Alp ruhuyla savaşırken İslamiyet’i kabul ettikten sonra eren ruhunu da bünyesine sindirerek Alperenlik ruhuyla İla-yı Kelimetullah üslubunda cihad karakterini kazanmıştır. İ’la-yı Kelimetullah ,Allah’ın ismini ve Kitabını (yani sözleri ve mecmuası olan Kur’anın yasa olarak uygulanması) yüceltmek demektir. Alp’lik ilk olarak Gazneliler devrinden itibaren Müslüman emirlerin hükümlerinde kullanılmaya başlamıştır. Abdulkerim Satuk Buğra Han’ın İslamı kabul etmesiyle birlikte erenlik vasfı, (yani İslamın yaşayış biçimini de alarak) Alperenlik sıfatına kavuşarak Müslüman olan Türkler arasında yayılmıştır.Örneğin Alptegin, Alpaslan, Alp-er han ve Osmanlılarda Gündüz Alp gibi isimler de kullanılmaya başlanmış ve aynı zamanda da Mücahid dervişlere de Alperen denilmeye başlanmıştı.Alperenler Osmanlının kuruluşunda büyük rol oynamışlardır. Alperenler daha ziyade sınır boylarında görev almışlardır. Devletin sınırları genişledikçe uç boylarına doğru kayarak orada İslamı yaymak suretiyle büyük tebliğ görevini yaparken düşmana karşı savaşmayı da Alperenlik ruhuna uygun olarak yaparlardı.[/FONT]
    [FONT=&quot]
    24.Danişmentname adlı metinde[/FONT]

    -[FONT=&quot]“Kısa cümleler kullanılmıştır.”[/FONT]
    -[FONT=&quot]Oğuz Türkçesinin özelliklerini taşımaktadır.[/FONT]
    -[FONT=&quot]Özgün metinde kullanılan bazı seslerle günümüz Türkçesindeki sesler arasında farklılaşmanın olduğu görülmektedir.[/FONT]
    [FONT=&quot]
    SES DEĞİŞİKLİĞİNE UĞRAYAN KELİMELER:[/FONT]

    -[FONT=&quot]Kılur > kılar (u>a değişimi)[/FONT]
    -[FONT=&quot]Kal’a > kale (a>e değişimi)[/FONT]
    -[FONT=&quot]Kapusın > kapısını [/FONT]
    -[FONT=&quot]Açup > açıp[/FONT]
    -[FONT=&quot]Turdılar > durdular[/FONT]
    -[FONT=&quot]Karşu> karşı[/FONT]
    -[FONT=&quot]Turup > durup (t > d değişimi)[/FONT]
    -[FONT=&quot]Ceng iderlerdi > cenk ederlerdi (i>e & g>k değişimi)[/FONT]
    -[FONT=&quot]Kalup > kalıp[/FONT]
    -[FONT=&quot]Kafirün >kafirin[/FONT]
    -[FONT=&quot]Niçesi > nicesi[/FONT]
    -[FONT=&quot]Ugrın (gizli) >günümüzde kullanılmamaktadır[/FONT]
    -[FONT=&quot]Kankı> hangi[/FONT]
    -[FONT=&quot]Var-ısa> varsa [/FONT]
    -[FONT=&quot]Bağladılar > bağladılar (g>ğ değişimi)[/FONT]
    -[FONT=&quot]İrdiler > erdiler [/FONT]
    [FONT=&quot]
    25.[/FONT]

    Battalname:
    Konu:
    [FONT=&quot]Battal Gazi’nin İstanbul macerası[/FONT]
    Mekan:[FONT=&quot]Rum,Malatya şehri,Cebel Dağı, Bağdat,meydan, " gibi mekanlar...Bu mekanlar “yer “adı olarak geçmiş, tasvirlerle anlatılmamıştır.[/FONT]
    Zaman:[FONT=&quot]“Bir gün, ertesi gün,sonra, o dem" gibi belirsiz zaman ifadeleri..."[/FONT]

    Danişmentname:
    Konu:
    [FONT=&quot]Danişment Gazinin Haçlılara karşı gösterdiği kahramanlıklar[/FONT]
    Mekan:[FONT=&quot]“Turhal,Zile,kale,kilise,Tokat,Firenk Dağı gibi mekanlar…”[/FONT] [FONT=&quot]Bu mekanlar yer adı olarak geçmiş, tasvirlerle anlatılmamıştır.[/FONT]
    Zaman:
    [FONT=&quot]“Bu arada, o gece, akşam vakti,bu haberi alınca, sabah olup…” gibi zaman ifadeleri kullanılmıştır.[/FONT]
    Kişiler:[FONT=&quot]Her ikisinde de zalimlerle mücadele eden ve bu mücadele esnasında büyük kahramanlıklar gösteren ideal tipler (Battal Gazi-Danişment Gazi) vardır.[/FONT] [FONT=&quot]Ayrıca ana kahramanın yanında olayın akışında ikinci dereceden etkili yardımcı karakterler vardır.[/FONT]
    [FONT=&quot]Abdurrrahman-i Tokadi, Şah Şattat, Eyyüb, Süleyman, Emiran …)[/FONT]
    Olay Örgüsü:
    [FONT=&quot]Ana olaya bağlı sebep-sonuç ilişkisi içinde gelişen yer yer olağanüstü nitelikler taşıyan olay örgüleri vardır.[/FONT]

    [FONT=&quot]Her iki eser de destan geleneğine bağlı olarak oluşturulmuştur[/FONT]

    Kaynak: Edebiyat Fatihi
    benqiSu, Özel Üye Esra, Ezgi_28 ve diğer 3 kişi bunu beğendi.
  2. muro1038

    muro1038 Üye

    Katılım:
    7 Kasım 2008
    Mesajlar:
    232
    Beğenileri:
    229
    Ödül Puanları:
    44
    106-112

    [FONT=&quot]SAYFA 106:[/FONT] [FONT=&quot]26.Hurşidname adlı metnin anlatım biçimiöyküleyici anlatımdır.[/FONT]
    [FONT=&quot]27.”Hurşidname” adlı metinin olay örgüsü[/FONT]
    -[FONT=&quot]Hurşid ile Boğa Hanın savaş meydanında karşılaşmaları[/FONT]
    -[FONT=&quot]Hurşid ile Boğa Hanın diyalogları[/FONT]
    -[FONT=&quot]Hurşid’in yüzünden zırhı kaldırması ve Boğa Hanın Hurşid’in güzelliğinden kendinden geçmesi[/FONT]
    -[FONT=&quot]Hurşid’in Boğa Hanı öldürmesi[/FONT]
    [FONT=&quot]28.Teması aşktır.[/FONT]
    [FONT=&quot]EK BİLGİ: (mutlaka okuyunuz)[/FONT]
    Bu eserin tenkitli metnini hazırlayıp inceleyerek ilim âlemine
    sunan Prof Dr. Hüseyin AYAN “Hurşîd-nâme’de Aşk” başlığıyla, eserdeki beşerî ve ilahî aşkın tezahürü üzerinde durmuştur. H. Ayan burada, beşerî aşkla ilahî aşkın eserde yan yana
    yürüdüğünü ve bunların birbirinden ayrılmasının güçlüğünü belirtir. Hurşîd’in
    güzelliği, bu güzelliği görenin bayılması ve uzun süre kendisine gelememesi,
    görmeden âşık olma, aşkın ve âşıkların hâlleri, aşk-akıl ilişkisi, aşkın söz, saz ve resim yoluyla ortaya çıkışı ve sözün etkisi… gibi konuların ele alındığı kısımda, Şeyhoğlu’nun aşk hakkındaki fikirleri de verilmiştir. H. Ayan bunları şöyle sıralar:
    1. Aşkın gizli nice dünyaları vardır ki akıl bunlardan asla
    haberdâr olmaz,
    2. Aşka boyun eğmeyenler bu âlemlerden bîgânedir,
    3. Âşık olmayan insanların kişiliği yoktur,
    4. Âşık olmayan insanlar gözden, kulaktan dilden ve dudaktan lezzet alamazlar,
    5. Âşık olmayan insanlar, ne insanın ne kâinatın sırrını ve seyrini temâşâ edemezler.”
    H. Ayan bunlardan sonra; bu beş unsurla aşkı târif ederek çeşitli açıklamalar yapmayı da ihmâl etmez. Bu açıklamalarda görülen husus, beşerî aşkın tarifine, ilâhî aşkı karıştırma temayülünün ağır basmakta olduğudur.” değerlendirmesini yapar.

    [FONT=&quot]29.Metin olağan üstü özellikler taşıyan gerçek hayatta karşılaşamayacağımız olaylar ve karakterlerin olduğu tamamen kurmaca bir metindir.[/FONT]
    [FONT=&quot]2.ETKİNLİK:[/FONT]
    [FONT=&quot]HURŞİD: İran Şahının kızı.Uğruna ölünecek kadar güzel, kıvrak zekalı, iyi eğitimli, savaşçı, yiğit, cesur…[/FONT]
    [FONT=&quot]FERAHŞAD: Mağrib ülkesinin hükümdarının oğlu, Hurşid’e aşık…[/FONT]
    [FONT=&quot]30.
    [/FONT]
    [FONT=&quot]zaman[/FONT]: [FONT=&quot]“yüzünden örtüyü kaldırdıktan sonra, geceleri, ertesi günü, savaşın kızıştığı sırada…” gibi belirsiz zaman ifadeleri[/FONT]
    [FONT=&quot]mekan: [/FONT][FONT=&quot]“Bir kaleye, Mağrib şehri, savaş meydanı” gibi mekanlar…Bu mekanlar sadece yer adı olarak geçmiş tasvir edilmemiştir.[/FONT]


    31.[FONT=&quot]Metnin manzum kısmında 4. 7. 12. 15. 16. 20. 22. 23. beyitlerde sanatlı söyleyiş vardır.Örneğin; [/FONT]
    [FONT=&quot]12.beyitte “Bütün kemiklerinin bağı çözüldü, kuşu uçtu, budağı sarsıldı.”[/FONT]
    [FONT=&quot]...........................Mübalağa......................................istiare[/FONT]
    [FONT=&quot]20. beyitte “Güneşin yüzünden kara bulutun kalktığı gibi hemen ay yüzünden zırhı kaldırdı.”(teşbih sanatı) vb….[/FONT]
    [FONT=&quot]Bu sanatlı söyleyişler anlatımı kuvvetlendirmekte, ifadenin süslü ve edebi olmasını , söylenmek istenenin zihinde daha belirgin ve güzel bir şekilde anlatılmasını sağlamaktadır.[/FONT]
    [FONT=&quot]32.Mesnevinin uyak şeması:[/FONT]
    [FONT=&quot]aa/ bb/ cc/dd /ee / ff (mesnevilerde her beyitin kendi arasında uyaklı olduğunu unutmayınız.)[/FONT]
    [FONT=&quot]33.Hurşidname mesnevisinde mesnevi türüne ait özellikler:[/FONT]
    [FONT=&quot]- Beyitlerle yazılmıştır.[/FONT]
    [FONT=&quot]- Uyak düzeni aa/ bb/ cc / dd/ ee/ ff…dir.[/FONT]
    [FONT=&quot]- Aşk teması işlenmiştir.[/FONT]
    [FONT=&quot]- Aruz ölçüsüyle yazılmıştır.(Kalıbı mefâîlün / mefâîlün /feûlün )[/FONT]
    [FONT=&quot]- Öyküleyici anlatımla masal havasında anlatılmıştır.[/FONT]


    [FONT=&quot]34.ŞEYHOĞLU MUSTAFA’NIN EDEBİ KİŞİLİĞİ:[/FONT]
    -[FONT=&quot]14.yüzyılın şöhretli mesnevi yazarıdır.[/FONT]
    -[FONT=&quot]Edebi yönü çok kuvvetlidir.[/FONT]
    -[FONT=&quot]Nesir alanında da oldukça ustadır.[/FONT]
    -[FONT=&quot]Eserlerini Türkçe ile yazmanın güçlüğünden şikayet eder.[/FONT]
    -[FONT=&quot]İran edebiyatının önde gelen isimlerinden ve özellikle bunlardan Ferîdüddîn Attâr ve Senâî’nin, Şeyhoğlu’nun edebî kişiliğinin oluşumunda önemli rol oynamıştır.[/FONT]
    -[FONT=&quot]“Şair, Hurşîd ü Ferahşâd’da, o zamana kadar bir [/FONT]
    [FONT=&quot]mesnevide bulunması belirlenmiş hususların hiçbirisini ihmal etmemiştir.[/FONT]
    -[FONT=&quot]Şeyhoğlu Mustafa, Şehnâme’den aldığı epizot ve motiflere başka kaynaklardan ve özellikle Türk tarihi ve geleneklerinden ilâveler yaparak bunları yerli yerine koymuş, olayın bütün inceliklerini nazımla söylemiş ve bu uğurda büyük emek harcamıştır. Eserin hacmi (7903 beyit) yanında, her beytine büyük özen göstermiştir.[/FONT]
    [FONT=&quot]SAYFA 107[/FONT]
    [FONT=&quot]1................................Battalname ............Dede Korkut......... Danişmentname........ Hurşidname
    [/FONT]
    [FONT=&quot]Metin çekirdek bir olay......x...........................x............................x
    çevresinde oluşmuştur
    [/FONT]
    [FONT=&quot]Metin tamamıyla kurmacadır.................................................................................................x
    [/FONT]


    [FONT=&quot]2. Eser ...............Nazım ............Nesir............... Nazım-Nesir
    [/FONT]
    [FONT=&quot]Battalname.................................x
    Dede korkut...........................................................x
    danişmentname....................._.....x
    hurşidname..............x
    [/FONT]



    [FONT=&quot]3. [/FONT][FONT=&quot]Battal Gazi:[/FONT][FONT=&quot]Kahramanlık yönü bulunan gözü pek, yiğit, cesur bir komutan...[/FONT]
    [FONT=&quot]Boğaç han:[/FONT][FONT=&quot]Yiğit, cesur,kahramanlık yönü bulunan aile değerlerine bağlı...[/FONT]
    [FONT=&quot]danişment:[/FONT][FONT=&quot]Kahramanlık yönü bulunan gözü pek, yiğit, cesur, alperen[/FONT]
    [FONT=&quot]hurşid:[/FONT][FONT=&quot]Uğruna ölünecek kadar güzel, kıvrak zekalı, iyi eğitimli, savaşçı, yiğit, cesur…[/FONT]


    [FONT=&quot]4.Bu kahramanların ortak özellikleri olağanüstü özellikler gösteren kahramanlık yönleri olan ideal tiplerdir.[/FONT]

    [FONT=&quot]5.Eserlerdeki çekirdek gerçeklik zamanla halkın hayal gücünün etkisiyle olağanüstülükler kazanmıştır.Bu dönem metinlerinde fetih , gaza ve kahramanlık temaları halk arasında büyük rağbet görmüştür.[/FONT]
    [FONT=&quot]6. [/FONT]
    -[FONT=&quot]Olağanüstülüklerin görülmesi[/FONT]
    -[FONT=&quot]İdealize edilmiş kahramanların varlığı[/FONT]
    -[FONT=&quot]Olay örgüsü yer ,zaman ve kişi unsurlarının metnin yapısını oluşturması[/FONT]
    -[FONT=&quot]Öyküleyici anlatımın kullanılması[/FONT]
    -[FONT=&quot]Hurşidname hariç anonim nitelikte olması gibi özellikler metinlerde yer alan masal ve destan unsurlarıdır.[/FONT]
    -[FONT=&quot]Dönemin zihniyetini yansıtması (destan unsurları)[/FONT]
    7[FONT=&quot].[/FONT][FONT=&quot]Bunun sebebi kahramanlık temasının her dönemde hep ilgi görmesi ve insanoğlunun ideal olan her şeye ilgi duyması ve yüceltmesi olabilir.[/FONT]
    9. [FONT=&quot]Her iki metnin yapısı olay örgüsü, yer zaman ve kişilerden oluşur.Her iki metinde de ilahi bakış açılı anlatıcı ve epik bir anlatım ,yalın ve anlaşılır bir dil vardır.Her iki metinde de kahramanlık teması işlenmiştir.[/FONT]
    Benzer özellikler taşımasının sebepleri:

    • [FONT=&quot]ikisinin de Türk kültüründen beslenmesi[/FONT]
    • [FONT=&quot]İkisinde de milli değerlerin ön plana çıkarılması[/FONT]
    • [FONT=&quot]İkisinde de kahramanlık temasının işlenmesi[/FONT]
    • [FONT=&quot]İkisinde de topluma mâl olmuş lider vasıflı kişilerin bulunması[/FONT]
    • [FONT=&quot]Edebi geleneğin etkisi [/FONT]
    [FONT=&quot]SAYFA 109:[/FONT]
    [FONT=&quot]DEĞERLENDİRME:[/FONT]
    [FONT=&quot]1.DEDE KORKUT HİKAYELERİNİN TÜRK EDEBİYATI AÇISINDAN DEĞERİ VE ÖNEMİ:[/FONT]
    [FONT=&quot]Dede Korkut Hikayeleri destan geleneğinden halk hikayeciliğine geçişin ilk ürünüdür.Bu hikayeler Türk ruhuna Türk düşüncesine Türk kültürüne ışık tutan en açık belgelerdir.Destan özellikli ve pek çok halk kahramanının mücadeleleri anlatılan Dede Korkut hikâyelerinde; güzel ve hikmetli sözler, Türkler’in tarihine ait rivayetler, han ve beyler hakkında methiyeler, Türk töresine ait pek çok konular işlenerek, iyilere methiye ve kötülere eleştiri vardır. “Dede Korkut Kitabı”nda (Dede Korkut ala Lisan-ı Taife-i Oğuzan=Oğuzların Diliyle Dede Korkut Kitabı) 12 destan özellikli hikâye yer alır ve bu kitap, İslâm öncesi ve sonrasında Türkler’in yaşayışını, dilini, tarihini, edebiyatını ve kültürünü içerir. Akıcı ve halkın kullandığı Türkçe ile yazılmış olan bu kitap; gerçek bir şaheserdir. Kitapta, “Dede” ve “Ata” olarak geçen ve “Korkut Ata” olarak da bilinen Dede Korkut, Türkmen, Kazak, Özbek ve Karakalpak boyları arasında bu adlarla bilinmektedir.Türk dünyasının bilge atası olan Dede Korkut ve onun hikâyelerinde; Türk toplumunun savaşları ve barışları ile birlikte, aile ve eğitim yapısıyla üstün ahlâk ve karakter sağlamlığı dikkati çeker.[/FONT]
    2. [FONT=&quot](Y)[/FONT]
    3.(D)
    4.(Y)
    5. [FONT=&quot]Danişmentname[/FONT]
    6.kahramanlık , aşk
    7)(A) aa/bb/cc/dd/ee…
    8)(A)

    Sayfa 110

    • NASREDDİN HOCA: (1208-1284)
    • [FONT=&quot]Türk halk bilgesi ve fıkra kahramanı .[/FONT][FONT=&quot]Eskişehir’in Sivrihisar ilçesinin Hortu köyünde 1208 yılında doğdu, 1284 yılında Akşehir'de öldü.Babası Hortu köyü imamı Abdullah Efendi, annesi aynı köyden Sıdıka Hatun'dur. Önce Sivrihisar'da medrese öğrenimi gördü, babasının ölümü üzerine Hortu'ya dönerek köy imamı oldu. 1237'de Akşehir'e yerleşerek, Seyyid Mahmud Hayrani ve Seyyid Hacı İbrahim'in derslerini dinledi, İslam diniyle ilgili çalışmalarını sürdürdü. Bir söylentiye göre medresede ders okuttu, kadılık görevinde bulundu. Bu görevlerinden dolayı kendisine Nasuriddin Hâce adı verilmiş, sonradan bu ad Nasreddin Hoca biçimini almıştır. Onun hayatıyla ilgili bilgiler, halkın kendisine olan aşırı sevgisi yüzünden, söylentilerle karışmış, yer yer olağanüstü nitelikler kazanmıştır. Bu söylentiler arasında, onun Selçuklu sultanlarıyla tanıştığı, Mevlânâ Celâleddin ile yakınlık kurduğu, kendisinden en az yetmiş yıl sonra yaşayan Timur'la konuştuğu, birkaç yerde birden göründüğü bile vardır.[/FONT]

    • [FONT=&quot] [FONT=&quot]13 ve 14. yüzyıllar, Anadolu’da yaşayan Türk insanı için oldukça sancılı geçen yüzyıllardır. Bu yüzyıllar içinde büyük Türk devletlerinden olan Selçuklu Devleti güçlenmiş olsa da aslında Anadolu’da yaşayan Türk halkı için zorlu yıllar yaşanmıştır.
      [FONT=&quot]

      [FONT=&quot]Örgün eğitimin günümüzdeki kadar yaygın olmadığı bu dönemlerde tekke ve medreseler halkın eğitiminde çok büyük bir öneme sahiptir.Tekkeler, tasavvuf düşüncesinin, anlayış ve terbiyesinin derinleştirildiği ve halka takdim edildiği bir yerdir. Tekke , zâviye, hankah, âsitane ve dergâh gibi isimler altında birbirinden hemen hemen farksız olan bu kuruluşlara insanlar, dünya hayatının çeşitli meşakkat ve sıkıntıları ile yorulan ruh ve bunalan gönüllerini dinlendirmek için giderlerdi. Onlar burada bir araya gelip boş zamanlarını değerlendirirlerdi.Tekkeler, özellikle kuruluş yıllarında, şeyhler tarafından seçilen yerlerde kuruluyorlardı. Bundan dolayı onlar, etraflarındaki insanların mânevî ihtiyaçlarını temin ederek, bölgelerinin insanlarına sahip çıkıyorlardı. Böylece Kur'an'ın tavsiye ettiği bir metod olan hikmet ve güzel öğütle insanları dine ve hakikata çağırıyorlardı.13. yüzyılın en önemli oluşumlarından biri Mevleviliktir. Mevlana Celaleddin-i Rumi’nin düşüncelerinin yaygınlaştırılması amacıyla Mevlana’nın oğlu Sultan Veled tarafından kurulan Mevlevilik, halkı Tanrı’ya davet etmiştir. Tanrı sevgisinden, insan sevgisinden hareketle, insanların isyan etmeleri engellenmiştir. Mevlevilik, insanlara huzuru sunmuş ve onların birbirlerine düşmelerini engellemiştir. Mevlana’nın şiirleri ve öyküleri halkı aydınlatmış ve insanlarımızın sevgi dolu bir ortamda yaşamalarını sağlamıştır. (Aralık 2006 Edebiyat Sandığı) 13 ve 14. yüzyıllarda Bektaşilik ortaya çıkmıştır. Bektaşilik, Hacı Bektaş-ı Veli’nin evrensel insan sevgisini yaymaya çalışmıştır. Din, dil, ırk ve cinsiyet ayrımı yapmadan insanları eşit görmek gerektiği anlayışı halka yerleştirilmiştir. Türk insanının barışçıl yaklaşımı, Mevlana ve Hacı Bektaş-ı Veli gibi düşünürlerin etkisiyle güçlenmiştir diyebiliriz.[/FONT]
      [/FONT][FONT=&quot]13 ve 14. yüzyıllarda çok büyük Türk şairleri ve düşünürleri yetişmiştir. Bu sancılı dönemlerde düşünür ve sanatçılarımız, Türk insanının derdine derman olmuştur. Mevlana, Hacı Bektaş-ı Veli, Yunus Emre, Gülşehri, Ahmedi, Kadı Burhaneddin, Nasreddin Hoca bunların en önemlileridir.[/FONT][/FONT][/FONT]

    [FONT=&quot]SAYFA 111:[/FONT]
    [FONT=&quot]1.Makalat'tan adlı metinin anlatımı mensur (düz yazı) biçiminde öğretici anlatımdır.[/FONT]
    2.[FONT=&quot]Makalât dört kapı-kırk makam tertibi üzre kaleme alınmıştır. Bu tertip, Anadolu’daki ilk mutasavvıf olan Ahmed Yesevi'nin "Fakr*nâme"siyle hemen hemen aynıdır . Dört kapı (şeriat-tarikat-ma'rifet-*hakikat) kırk makam anlayışı Türk mutasavvıflarının kabul ve takip ettikleri bir sülük(yola girme) anlayışıdır.[FONT=&quot]Bektaşilik,bu “Dört Kapı Kırk Makam” öğretisi ile somutlaştırılmıştır. İnsan, olgunlaştırma ve yetiştirmeye yönelik evrelerden geçirilerek toplumsallaştırılmaya çalışılır.[/FONT][/FONT]
    [FONT=&quot]3.[FONT=&quot]Makalât'taki bazı ek ve kelimeler günümüz Türkçesine göre ses değişikliğine uğramıştır.Bazı kelimeler de kullanımdan düşmüştür.[/FONT][/FONT]
    [FONT=&quot][FONT=&quot]a) Metindeki günümüz Türkçesinde kullanılmayan kelimeler: "bahıllık,pes,hasad,nayıb, subaşı..." gibi sözcüklerdir.[/FONT][/FONT]
    [FONT=&quot][FONT=&quot]bahıl:cimri[/FONT][/FONT]
    [FONT=&quot][FONT=&quot]nayıb: (naib):[FONT=&quot]Tahtta hükümdar olmadığı zaman veya hükümdarın çocukluğu sırasında devleti yöneten kimse:
    pes: şimdi[/FONT][/FONT]
    [/FONT]

    [FONT=&quot][FONT=&quot]hasad:hizmetçi[/FONT][/FONT]
    [FONT=&quot][FONT=&quot]subaşı:Subaşılar Osmanlı Devleti döneminde; barış zamanında asayişi sağlayan, savaş zamanında da orduda çeşitli görevlerde bulunan subaylardır.(günümüzde "subay" sözcüğü)[/FONT][/FONT]
    [FONT=&quot][FONT=&quot]Tarihi süreç içerisinde dildeki kelimelelerin değişmesinin sebepleri:[/FONT][/FONT]
    [FONT=&quot][FONT=&quot]Kültürel sosyal ve kültürel değişmeler[/FONT][/FONT]
    [FONT=&quot][FONT=&quot]savaşlar, göçler[/FONT][/FONT]
    [FONT=&quot][FONT=&quot]b)didik > dedik[/FONT][/FONT]
    [FONT=&quot][FONT=&quot]vardur > vardır[/FONT][/FONT]
    [FONT=&quot][FONT=&quot]öyke > öfke[/FONT][/FONT]
    [FONT=&quot][FONT=&quot]kal'a > kale [/FONT][/FONT]
    [FONT=&quot][FONT=&quot]c)[/FONT][/FONT]

    • [FONT=&quot][FONT=&quot]Şeytanın yardımcısı nefistir. Şeytanın muhafızları da kibir, hased, cimrilik, aç gözlülük, öfke , gıybet ve kahkaha, masakaralıktır.Bunların hepsi sabırla hayra döner.[/FONT][/FONT]
    • [FONT=&quot][FONT=&quot]İnsana cimrilik gelirse cömertliği ona havale etmek gerek.[/FONT][/FONT]
    • [FONT=&quot][FONT=&quot]Hased, cimrilik, (edebiyatfatihi.blogspot.com'dan alıntıdır.)açgüzlülük dünyayı terk etmekle ortadan kalkar.[/FONT][/FONT]
    • [FONT=&quot][FONT=&quot]Kibrin aslı şeytan ; miskinliğin(ek bilgi: miskin:tasavvufta) yoksul, benliğinden geçmiş kişi) aslı ise Rahman'dır.[/FONT][/FONT]
    • [FONT=&quot][FONT=&quot]İnsanoğlu yüzünü Allah'ın dileğine döndürmelidir.(çalap Eski Anadolu Türkçesinde Tanrı demektir)...[/FONT][/FONT]

    [FONT=&quot][FONT=&quot]ç) Metnin yazılış amacı: Hacı Bektaş-ı Veli eserini döneminin tasavvuf ve hayat anlayışını ,Allah aşkını ve bu aşkın verdiği coşkuyu ,İslam inancının kaynaklarını öğretmek amacıyla yazmıştır.[/FONT][/FONT]
    [FONT=&quot][FONT=&quot]d)Metin öğretmek, aydınlatmak, (edebiyatfatihi.blogspot.com'dan alıntıdır.Orijinal içerik için ziyaret edebilirsiniz) bilgi vermek amacıyla yazıldığı için dil sade ,açık, anlaşılırdır.[/FONT][/FONT]
    [FONT=&quot][FONT=&quot]SAYFA 112:[/FONT][/FONT]
    [FONT=&quot][FONT=&quot]4.Metnin anlatım biçimi manzumdur. (şiir şeklinde) [/FONT][/FONT]
    [FONT=&quot][FONT=&quot]5.Makalat mensur şekilde Garibname ise manzum şekilde yazılmıştır.Buna göre:[/FONT][/FONT]
    Öğretici metinlerin anlatım biçimleri;
    1.manzum metinler
    2.mensur metinler olmak üzere iki çeşittir.


    Kaynak: Edebiyat Fatihi
    benqiSu, k@rt@p@, binnur35 ve diğer 6 kişi bunu beğendi.
  3. iRm.

    iRm. Üye

    Katılım:
    11 Şubat 2010
    Mesajlar:
    7
    Beğenileri:
    9
    Ödül Puanları:
    0
    sayfa 53:
    1. 1- Doğuş safhası:
    Bu safhada milletin hayatında iz bırakan önemli tarihî ve sosyal olaylar, bu olaylar içinde yüceltilmiş efsanevî kahramanlar görülür.

    2- Yayılma safhası:
    Bu safhada, söz konusu olay ve kahramanlıklar, sözlü gelenek yoluyla yayılır. Böylece bölgeden bölgeye ve nesilden nesle geçer.

    3- Derleme (yazıya geçirme) safhası:
    Bu safhada, sözlü gelenekte yaşayan destanı, güçlü bir şair, bir bütün halinde derleyip manzum olarak yazıya geçirir. Çoğu zaman bu destanların kim tarafından derlendiği ve yazıya geçirildiği belli değildir.


    2.soru : D
    3.SORU: D
    4.SORU: D
    5.SORU:Bozkurt,Ergenekon
    6.soru: Destan
    7.soru: A



    teşekkür et butonuna basman yeterli ,)
    benqiSu, ramo2, Ezgi_28 ve diğer 1 kişi bunu beğendiniz.
  4. muro1038

    muro1038 Üye

    Katılım:
    7 Kasım 2008
    Mesajlar:
    232
    Beğenileri:
    229
    Ödül Puanları:
    44
    117-121

    [FONT=&quot]SAYFA 117
    1.
    AHENK UNSURLARI
    Ölçü: [/FONT]
    [FONT=&quot]Aruz ölçüsü: mefâîlün / mefâîlün / mefâîlün / mefâîlün kalıbıyla[/FONT]
    [FONT=&quot]Uyak: [/FONT][FONT=&quot]Aşağıda belirtilmiştir.[/FONT]
    [FONT=&quot]Redif: [/FONT][FONT=&quot]Aşağıda belirtilmiştir.[/FONT]
    [FONT=&quot]Sese dayalı sanatlar: [/FONT][FONT=&quot]İlk beyitte “m ve n” seslerinin tekrarıyla aliterasyon vardır.Diğer beyitlerdeki aliterayonları (ünsüz harf tekrarlarını)bulunuz.[/FONT] [FONT=&quot]Ayrıca 5.beyitte olan ahar su kelimelerinin yazılışları aynı anlamları ayrı olduğu için bunlar arasında cinas sanatı söz konusudur.[/FONT]
    [FONT=&quot]YAPI UNSURLARI
    Nazım Birimi: [/FONT]
    [FONT=&quot]beyit[/FONT]
    [FONT=&quot]Nazim birimi sayısı: [/FONT][FONT=&quot]7[/FONT]
    [FONT=&quot]Uyak şeması: [/FONT][FONT=&quot]aa / ba /ca / da / ea / fa /ea[/FONT]
    [FONT=&quot]TEMA: [/FONT][FONT=&quot]sevgiliye olan aşk ve ona kavuşamamanın verdiği acıdır.[/FONT]
    [FONT=&quot]NAZIM TÜRÜ: [/FONT][FONT=&quot]GAZEL

    [/FONT]
    [FONT=&quot]2.[/FONT][FONT=&quot]Gazelde işlenen aşk teması somut ifadelerle ifade edilmiştir. Örneğin şair sevgiliye kavuşma arzusunu mumla somutlaştırmıştır.Yine gazelde aşık durumunu bir hastaya benzetiyor, tıpkı bir hastanın doktordan deva beklemesi gibi sevgiliden deva bekliyor.[/FONT]

    [FONT=&quot]3.Gazel divan edebiyatının en yaygın kullanılan nazım biçimidir. Önceleri Arap edebiyatında kasidenin tegaüzzül adı verilen bir bölümü iken sonra ayrı bir biçim halinde gelişmiştir. Arapça'da "Kadınlarla Âşıkça söyleşi" manasına gelmektedir. İlk Gazel'i 530'da ölen İmruü'l-Kays'ın yazdığı söylenmektedir. İlk dönemlerde (İslam dininin ilk dönemlerinde) fazla ilgi görmemekle birlikte tepkiler de toplayan gazel daha sonra İran edebiyatında çok büyük ilgi görmüş ve Osmanlı Edebiyatı'na da buradan geçiş yapmıştır. Osmanlı Edebiyatı'nda gazelin en güzel örneklerini Fuzuli,Baki, Şeyhülislam Yahya, Nabi,Nedim,Şeyh Galib vermiştir.[/FONT]

    --[FONT=&quot]Gazel beyit denilen ikili dizelerden oluşur.[/FONT]
    --[FONT=&quot]konusu genellikle liriktir.[/FONT]
    -[FONT=&quot]-Gazelin beyit sayısı 5-15 arasında değişir. Daha fazla beyitten olaşan gazellere müyezzel ya da mutavvel gazel denilir.[/FONT]
    -[FONT=&quot]-Gazelin ilk beyti "matla", son beyti ise "makta" adını alır.[/FONT]
    --[FONT=&quot]Matla beytinin dizeleri kendi aralarında uyaklıdır (musarra). Sonraki beyitlerin ilk dizeleri serbest ikinci dizeleri ilk beyitle uyaklı olur (aa, ba, ca ...). Birden fazla musarra beytin bulunduğu gazel zü'l-metali, her beyti musarra olan gazel ise müselsel gazel adıyla bilinir.[/FONT]
    --[FONT=&quot]İlk beyitten sonraki beyte "hüsn-i matla" (ilk beyitten güzel olması gerekir), son beyitten öncekine "hüsn-ü makta" (son beyitten güzel olması gerekir) denir.[/FONT]
    -[FONT=&quot]-Gazelin en güzel beyti ise beytü'l-gazel ya da şah beyit adıyla anılır. Bunun yeri ya da sırası önemli değildir. Bazı gazellerin matlasını oluşturan dizelerden birinci ya da ikincisinin matlası ikinci dizesi olarak yenilenmesine "redd'i-matla" denir. Şair mahlasını (şairin takma adı, ya da tanındığı ad) maktada ya da "hüsn-ü makta"da söyler. Bu durumda beyit ikinci bir adla "mahlas beyti" ya da "mahlashane" olarak anılır. Şairin mahlasını tevriyeli kullanmasına hüsn-ü tahallüs denir.[/FONT]
    -[FONT=&quot]-Dize ortalarında uyak bulunan gazele musammat, sonu getirilmemiş ya da beyit sayısı 5’in altında bulunan gazellere de "natamam" gazel denir. Başka şairlerin birkaç dize ekleyerek bend biçimine dönüştürdüğü gazellere "tahmis", "terbi" adı verilir. Bütün beyitlerinde aynı düşüncenin ele alındığı gazeller "yek ahenk gazel", her beyti öncekinden ustalıklı biçimde söylenmiş gazeller de "yek avaz gazel" olarak adlandırılır.[/FONT]
    -[FONT=&quot]-Gazeller konularına göre de çeşitli isimlerle tanımlanır. Aşka ilişkin acı, mutluluk gibi içli duyguların dile getirildiği gazeller "aşıkane", içki, yaşama boş verme, yaşamdan zevk alma gibi konularda yazılanlara "rindane", Yalnızca kadından bahseden gazeller "Şuhane", Öğretici konuları öğüt verici biçimde işleyenlere "Hakimane" denir.[/FONT]
    --[FONT=&quot]Aşıkane gazellere en iyi örnek Fuzûlî’nin gazelleri, rindane gazellere en iyi örnek ise Bâkî’nin gazelleridir. Kadını, içkiyi ve ten zevklerini konu edinen gazeller ise, örneğin Nedîm’in gazelleri, "şuhane", öğretici nitelikli gazellere, örneğin Nâbî’nin ve Gülşehri'nin gazelleri, "hakimane gazel" denir. Ayrıca felsefi konularda yazılmış gazeller de vardır.[/FONT]
    --[FONT=&quot]Gazeller eskiden bestelenerek okunurdu. Özelikle bestelenmek için yazılmış gazeller de vardır. Gazelleri makamla okuyan kişilere "gazelhan", gazel yazan usta şairlere ise "gazelsera" adı verilir.[/FONT]
    -[FONT=&quot]-Gazel, Türk müziğinde ise şiirin bir hanende tarafından doğaçtan seslendirilmesidir. Sesle taksim olarak da bilinir.[/FONT]

    [FONT=&quot]2.ETKİNLİK:[/FONT]
    [FONT=&quot]Matla beyiti: [/FONT][FONT=&quot]Gazelin ilk beyitine matla((doğuş yeri)denir. Matla beytinin dizeleri kendi aralarında uyaklıdır.(aa)[/FONT]
    [FONT=&quot]Hüsnü matla: [/FONT][FONT=&quot]Matla beyitinden sonra gelen beyite hüsn-i matla[/FONT]
    [FONT=&quot]Beytü’l gazel: [/FONT][FONT=&quot]Gazelin en güzel beyitine beyt'ül gazel denir.Buna şah beyit de denir.[/FONT]
    [FONT=&quot]Hüsnü makta: [/FONT][FONT=&quot]makta beyitinden bir önceki beyite hüsn-i makta denir.[/FONT]
    [FONT=&quot]Makta beyiti: [/FONT][FONT=&quot]Gazelin son beyitine makta (bitiş, kesiliş yeri) denir.[/FONT]
    [FONT=&quot]Taç beyit:[/FONT] [FONT=&quot]Şairin isminin geçtiği beyte taç beyit denir.

    [/FONT][FONT=&quot]SAYFA 119:[/FONT] [FONT=&quot]3.ETKİNLİK:
    [/FONT]
    [FONT=&quot]Matla beyiti:[/FONT][FONT=&quot] Meni candan usandırdı cefâdan yâr usanmaz mı [/FONT] [FONT=&quot]Felekler yandı âhımdan murâdım şem'i yanmaz mı[/FONT]
    [FONT=&quot]hüsnümatla:[/FONT][FONT=&quot] Kamu bîmârına cânân deva-yı derd eder ihsan [/FONT] [FONT=&quot]Niçün kılmaz bana derman beni bîmar sanmaz mı[/FONT]
    [FONT=&quot]Beytü’l gazel:[/FONT][FONT=&quot] Şeb-i hicran yanar cânım döker kan çeşm-i giryânım [/FONT] [FONT=&quot]Uyarır halkı efgânım kara bahtım uyanmaz mı[/FONT]
    [FONT=&quot]Hüsnümakta:[/FONT][FONT=&quot]Değüldüm ben sana mâil sen ettin aklımı zâil [/FONT] [FONT=&quot]Beni tan eyleyen gafîl seni görgeç utanmaz mı[/FONT]
    [FONT=&quot]Makta beyiti:[/FONT][FONT=&quot] Fuzûlî[/FONT][FONT=&quot] rind-i şeydâdır hemîşe halka rüsvâdır [/FONT] [FONT=&quot]Sorun kim bu ne sevdâdır bu sevdâdan usanmaz mı[/FONT]
    [FONT=&quot]Taç beyit:[/FONT][FONT=&quot]Fuzûlî rind-i şeydâdır hemîşe halka rüsvâdır [/FONT] [FONT=&quot]Sorun kim bu ne sevdâdır bu sevdâdan usanmaz mı[/FONT]

    [FONT=&quot]3.[/FONT][FONT=&quot]Gazeldeki gerçek anlamı dışında kullanılan söz ve söz grupları:[/FONT]
    -[FONT=&quot]murâdım şem'i yanmak: [/FONT][FONT=&quot]isteğinin gerçekleşmesi[/FONT]
    -[FONT=&quot]bîmar: [/FONT][FONT=&quot]gerçek anlamı hasta gazelde ise aşık ,aşk derdine düşen anlamında…[/FONT]
    -[FONT=&quot]Gözlerinden kanlı yaş akmak:[/FONT][FONT=&quot]Aşk acısından dolayı acı ve ıstırap çekmek[/FONT]
    -[FONT=&quot]Kara:[/FONT][FONT=&quot]gerçek[/FONT] anlamı siyah renk ; gazelde kara baht: kötü talih, kısmet, kader
    -[FONT=&quot]Ruşen :[/FONT][FONT=&quot]aydın, parlak; belli, meydanda. Gazelde sevgiliye sevdiğini belli etmek, açıklamak anlamında…[/FONT]

    [FONT=&quot]4.)Benzer ifadeler:[/FONT][FONT=&quot] . Şairin kanlı göz yaşlarını ilk baharda bulanık akan sulara benzetmesi[/FONT]
    [FONT=&quot]Âşığın , sevgilinin gül yanağına karşı kanlı göz yaşı dökmesi[/FONT]
    [FONT=&quot]sevgilinin gül yanağı yüzünden gözünden kanlı yaş gelmesinin sebebini bir başka olaya gül mevsiminin gelmesine ve bu mevsimde suların akmasına bağlanması[/FONT]
    [FONT=&quot]“Kara bahtım uyanmaz mı?” sorusu ile cansız bir kavrama insana mahsus bir özelliği yüklemesi
    [/FONT]
    [FONT=&quot]Şairin kendisini aşk yüzünden deli, divāne olmuş bir rinde benzetmesi[/FONT]
    [FONT=&quot]Bu örneklerden hareketle Divan şiirinde gözlem önemlidir.[/FONT]

    [FONT=&quot]EK BİLGİ:[/FONT][FONT=&quot]Dîvan şâirlerinin eserlerini incelediğimiz zaman, sıradan veya çok kötü bir şâir değillerse, bir sanatkârda olması gereken özellikleri taşıdıklarını tespit edebiliyoruz. Dîvan şâirinin en dikkate değer özelliği iyi bir gözlemci olmasıdır. Tabiatı ve çevresini son derece dikkatle gözleyen ve bu gözlemlerini hayâl ve sanatkârlık gücüyle kaynaştırıp, bilgi ve sanat anlayışıyla, vezin, nazım şekli ve [/FONT]
    [FONT=&quot]tercih ettiği dili kullanarak, tadına doyum olmayan, dantel gibi işlenmiş eserler meydana getirdiklerini görüyoruz. Temelinde şâirin yaşadığı sosyal ve tabiî çevrenin izlenimleri bulunan bu şiirler elbette ki bu çevrelerle sıkı sıkıya bağlı ve eğitim ve kültür seviyesi ne olursa olsun, o çevre içinde yaşayan herkesin ilgi ve beğenisini kazanabilecek özellikleri taşıyan sanat eserleridir. Dîvan şiiriyle ilgili olarak bugüne kadar yapılmış olan tahlil ve şerh çalışmalarını incelediğimiz zaman görüyoruz ki Dîvan şâiri günlük hayatında kullandığı ve çevresinde gördüğü, iğneden ipliğehemen hemen her şeyi, şiirinde kullanmıştır. Bu da Dîvan şâirinin hayata ve çevresine nasıl sıkı sıkıya bağlı, onunla bir bütünlük içinde olduğunun en önemli delillerinden biridir. Bütün bu malzemenin Dîvan şiirinin genel karakteri ve prensipleri dahilinde kullanılması tabiî bir hadisedir. Çünkü her edebî tarzın kendine has tercihleri vardır. Bu da bir tarza sahip olmanın gereğidir.( Doç. Dr. M. Nejat Sefercioğlu)[/FONT]


    [FONT=&quot]5.
    [/FONT]
    [FONT=&quot]1.beyit [/FONT][FONT=&quot]yakınma[/FONT]
    [FONT=&quot]2.beyit [/FONT][FONT=&quot]sitem[/FONT]
    [FONT=&quot]3.beyit [/FONT][FONT=&quot]Şüphe, korku[/FONT]
    [FONT=&quot]4.beyit [/FONT][FONT=&quot]Talihe şikayet[/FONT]
    [FONT=&quot]5.beyit [/FONT][FONT=&quot]Aşk acısı[/FONT]
    [FONT=&quot]6.beyit [/FONT][FONT=&quot]Sevgilinin güzelliği[/FONT]
    [FONT=&quot]7.beyit[/FONT] [FONT=&quot]Aşk

    [/FONT]
    [FONT=&quot]6.[/FONT][FONT=&quot]İlişkilidir.
    ANA TEMA:
    AŞK [/FONT]

    [FONT=&quot]SAYFA 120: [/FONT]
    [FONT=&quot]7.[/FONT][FONT=&quot]Konu bütünlüğü(edebiyatfatihi.blogspot.com) olduğu için yek-ahenk gazeldir.[/FONT]

    [FONT=&quot]4.ETKİNLİK:
    [/FONT]
    Kamu bîmârına cânân / deva-yı derd eder ihsan
    Niçün kılmaz bana derman / beni bîmar sanmaz mı

    d - Kamu bîmârına cânân
    d
    - deva-yı derd eder ihsan_______“an” tam uyak
    d
    - Niçün kılmaz bana derman
    b
    - beni bîmar sanmaz mı

    Şeb-i hicran yanar cânum / töker kan çeşm-i giryânum
    Uyarur halkı efgânım / kara bahtum uyanmaz mı

    e
    - Şeb-i hicran yanar cânum
    e
    - töker kan çeşm-i giryânum
    e
    - Uyarur halkı efgânım
    b
    - kara bahtum uyanmaz mı
    “um” redif ; “ân” zengin uyak



    Gûl-i ruhsârına karşu / gözümden kanlu akar su
    Habîbim fasl-ı güldür bu / akar sular bulanmaz mı

    f - Gûl-i ruhsârına karşu
    f - gözümden kanlu akar su________“u” yarım uyak
    f - Habîbim fasl-ı güldür bu
    b - akar sular bulanmaz mı

    Gâmum pinhan dutardum men / didiler yâre kıl rûşen
    Disem ol bî-vefâ bilmen / inanır mı inanmaz mı

    g - Gâmum pinhan dutardum men
    g - didiler yâre kıl rûşen
    g - Disem ol bî-vefâ bilmen
    b - inanır mı inanmaz mı
    “en” tam uyak

    Değüldüm men sana mâ’il /sen ettin aklımı zâil
    Beni tan eyleyen gâfil / seni görgeç utanmaz mı

    h - Değüldüm men sana mâ’il
    h - sen ettin aklımı zâil
    h - Beni tan eyleyen gafil
    b - seni görgeç utanmaz mı
    “il” tam uyak

    Fuzûlî rind-i şeydâdır/ hemîşe halka rüsvâdur
    Sorun kim bu ne sevdâdur / bu sevdâdan usanmaz mı

    I - Fuzûlî rind-i şeydâdur
    I - hemîşe halka rüsvâdur
    I - Sorun kim bu ne sevdâdur
    b - bu sevdâdan usanmaz mı
    “dur” redif ; “â” tam uyak (uzun hece olduğu için iki ses)

    UYARI: GAZELDE HER BEYİTİN SON DİZESİNİN KENDİ ARASINDA UYAKLI OLDUĞUNU UNUTMAYINIZ.

    [FONT=&quot]8.[/FONT]
    -[FONT=&quot]Şiir tekniği çok kuvvetlidir.[/FONT]
    -[FONT=&quot]Divan şiirinin en güçlü şairlerindendir.[/FONT]
    -[FONT=&quot]Şiirlerinde Azeri Türkçesinin özellikleri görülür.[/FONT]
    -[FONT=&quot]Tasavvufiunsurları da işlemiştir.(bu gazelinde de vardır.)[/FONT]
    -[FONT=&quot]Derin ve samimi çok lirik bir aşk şairidir.[/FONT]
    -[FONT=&quot]Konuşma dilinde çok rastlanan ikinci kişiye hitap, seslenme biçimindeki kullanımlara yer vermiştir.[/FONT]
    -[FONT=&quot]Son derece sanatlı , süslü ahenkli bir dili vardır.[/FONT]
    -[FONT=&quot]Bu gazel Fuzuli’nin sanat anlayışını gayet güzel yansıtmaktadır.[/FONT]


    [FONT=&quot]SAYFA 121:[/FONT]
    -[FONT=&quot]İstifham (soru sorma sanatı)[/FONT]
    -[FONT=&quot]Teşbih[/FONT]
    -[FONT=&quot]Mübalağa[/FONT]
    -[FONT=&quot]Hüsn-i talil[/FONT]
    -[FONT=&quot]Mecaz[/FONT]
    -[FONT=&quot]Tenasüp[/FONT]
    -[FONT=&quot]Tezat[/FONT]
    -[FONT=&quot]Teşhis[/FONT]
    -[FONT=&quot]Tenasüp[/FONT]
    -[FONT=&quot]Teşbih[/FONT]
    -[FONT=&quot]Hüsn-i talil[/FONT]
    -[FONT=&quot]Telmih[/FONT]


    [FONT=&quot]9.[/FONT]
    [FONT=&quot]Ah:[/FONT][FONT=&quot]Aşığın aşk acısından dolayı gönlünden göğe doğru çıkan duman ve kıvılcımlar[/FONT]
    [FONT=&quot]Bimar:[/FONT][FONT=&quot]aşk derdine düşmüş anlamında kullanılmıştır.[/FONT]
    [FONT=&quot]Gül-i Ruhsar:[/FONT][FONT=&quot]Sevgilinin yanağı rengi dolayısıyla güle benzetilir.[/FONT]
    [FONT=&quot]Şeyda:[/FONT][FONT=&quot]Aşk hastalığından kaynaklanan çılgınlık hali için kullanılır.Aşığın kendisidir.[/FONT]


    [FONT=&quot]Diğer imgeler:[/FONT]
    [FONT=&quot]Muradın şem’i [/FONT]
    [FONT=&quot]felek: Gök yüzü. Edebiyatta felek daha çok şikâyet yerine kullanılır. Divan şairleri tarafından daha çok yükseklik, yücelik, genişlik, sonsuzluk ve parlaklık gibi özellikleriyle anılmıştır. Âşığın çektiği acı ve ızdıraplardan dolayı ettiği âh ve figanlar de felekler kadar sonsuzdur. Felek ihtiyarlığı, dönekliği, kimseye yâr olmaması, kahp.eliği gibi özelikleriyle şikâyetlere sebep olur.[/FONT]


    [FONT=&quot]10.[/FONT][FONT=&quot]Bu imge ve söz sanatları Divan şiir geleneği içinde sağlam bir şiir yapısıyla ahengi sağlamak , hayal gücünün büyüklüğünü göstermek,anlatımı kuvvetlendirmek ve süslü bir söyleyiş ortaya koymak için kullanılır.[/FONT]

    Kaynak: Edebiyat Fatihi
    benqiSu, didar684, lise9 ve diğer 6 kişi bunu beğendi.
  5. muro1038

    muro1038 Üye

    Katılım:
    7 Kasım 2008
    Mesajlar:
    232
    Beğenileri:
    229
    Ödül Puanları:
    44
    124-125

    SAYFA 124
    11.KASİDE

    AHENK UNSURLARI
    ölçü:
    Aruz ölçüsü (mefulü / fâilâtü / mefâîlü / fâilün )kalıbıyla…
    uyak: İlk beyit kendi arasında uyaklı (aa) “em” tam uyak ,her beyitin son dizesi de kendi arasında uyaklı, ayrıca iç uyaklar vardır.(aşağıda gösterilmiştir.)
    redif: Aşağıda gösterilmiştir.
    sese dayalı edebi sanatlar:Aliterasyon, asonans…Örneğin İlk beyitte “m” tekrarıyla aliterasyon vardır…
    YAPI UNSURLARI
    nazım birimi:
    beyit
    nazım birim sayısı: 39
    uyak şeması:aa /ba /ca/ da /ea /fa /ga/ ha/…
    tema:Sultan Murad Hana ÖVGÜ
    nazım biçimi/türü:Kaside (kaside-i bahariyye)

    KASİDEDEKİ İÇ UYAKLAR:
    Gül devri ayş eyyâmıdır zevk u safâ hengâmıdır "ıdır" redif ; "âm" zengin uyak
    Âşıkların bayramıdırbu mevsim-i ferhunde-dem


    Dönsün yine peymânelerolsun tehi humhaneler “ler” redif ; “âne” zengin uyak
    Raks eylesin mestâneler mutribler etdükçe nagam


    Yâr ola câm-cem ola böyle dem-i hurrem ola “ola” redif ; “em” tam uyak
    ârif odur bu dem ola ayş u tarabla muğtenem
    ….
    12. 1.Nesim-i nev-bahar esdi, güller subh dem açıldı.Bizim gönlümüz de açılsın.Ey saki, meded eyle, câm-ı Cem sun.
    37. Elin kaldır, dua eyle.Kasiden intiha buldu.Şimdi dua etmek hem sana müstehab hem de ehemdir.
    Kasidedeki bazı (edebiyatfatihi.blogspot.comdan alıntıdır.)beyitleri yukarıdaki gibi kurallı nesir cümleleri haline getirdiğimizde ahenk bozulmaktadır.Çünkü kasideki ahenk unsurları (kafiye,redif,ölçü,söyleyiş ve her türlü ses benzerliği) kasidenin şiirsel yönünün özellikleridir.Kasideyi kurallı düz yazı cümleleri haline getirdiğimizde şiirin kendine özgü anlatımı ve şiirsel dili ortadan kalkmaktadır.

    7.ETKİNLİK
    Terim ................Tanımı
    Nesib Şiirin giriş bölümüdür.
    TEgazzül Kaside içinde gazel söylemektir.Her kasidede bulunmaz.Şair bir yolunu bulup tegazzül yapacağını söyler.5-12 beyit arasında değişir.
    GirizgahNesip bölümünden methiye bölümüne geçerken söylenen ve basamak görevinde olan beyitlerdir. (edebiyatfatihi.blogspot.com'dan alıntıdır.)Şair bu bölümde övgüye başlayacağını haber verir. 1-2 beyitten oluşur.
    Methiye Övgünün yapıldığı asıl bölümdür.
    Fahriye Şairin kendisini övdüğü bölümdür.
    Taç beyitŞairin mahlasının geçtiği beyite denir.
    Dua Kasidenin son bölümüdür.

    SAYFA 125:
    Terim ................Bölümün içeriği
    Nesib Şair bu bölümde betimleme yapar ; kadın, kış, at, bahar vs. Aşıkane duygular anlatılıyorsa nesib; afâki konular ((bahar,tabiat,bayramlar vs.)işlenmişse teşbib adını alır.Genellikle kasidelerin en uzun ve sanatlı bölümüdür.
    TEgazzül Gazel söyleme anl***** gelir, bütün kasidelerde olması zorunlu değildir. Methiyeden sonra şair bir fırsatını düşürüp aynı ölçü ve uyakta bir gazel söyler, buna tegazzül denir
    Girizgah Şair bu bölümde övgüye başlayacağını haber verir. 1-2 beyitten oluşur.
    Methiye Kasidenin sunulduğu kişinin övüldüğü bölümdür. Şiir yönü çok zayıf, dil yönü diğer bölümlere göre çok ağırdır.
    Fahriye Şairin kendini övdüğü, sanatının diğer bütün şairlerden üstün olduğunu söylediği bölümdür
    Taç beyit Şairin kendisi hakkındaki yeni düşüncelerini söylediği bölümdür. 2-3 beyit bulunur.'Nefi' çok kullanır.(Tac bir bölüm değil sadece şairin isminin geçtiği beyittir)
    Dua Kasidenin son bölümüdür. Birkaç beyit olur.
    Şair burada övdüğü kişinin başarılı, uzun ömürlü, talihinin iyi olması yönünde dua eder

    9.ETKİNLİK:
    -BAHARİYYE
    -ŞİTÂİYYE
    -TEMMUZİYYE
    -RAMAZANİYYE
    -BAYRAMİYYE veya IYDİYYE
    -NEVRUZİYYE
    [FONT=&quot]- [/FONT]RAHŞİYYE
    13. Bu kaside BAHARİYYE türündedir.(kaside-i bahariyye)
    14.Divan edebiyatı İran edebiyatından çok etkilenmiş ve beslenmiştir.Kasidedeki tarihi ve mitolojik isimler (edebiyatfatihi.blogspot.com'dan alıntıdır.orijinal içerik için tıklayınız.)güç ve kahramanlık bakımından genellikle Osmanlı padişahlarına teşbih yoluyla benzetilir. Buradaki amaç anlamı güçlendirmek ve pekiştirmektir.Ayrıca övülen devlet büyüğünün ne kadar büyük ve haşmetli olduğunu vurgulamaktır.İran şairleri bütün Divan şairleri tarafından üstünlüğü kabul edilen şairlerdir. Divan şairleri de kendilerinin ne kadar büyük bir sanatçı olduğunu göstermek için şiirlerinde kendilerini İran şairleriyle kıyaslarlar.

    Şairin bu isimler etrafında oluşturduğu ifade biçimi ile Osmanlı İmparatorluğu 'nun güçlü yapısı arasındaki zihniyet bakımından ilişkisi ise şöyle açıklanabilir:
    "Osmanlı hakanlarının Şehname kahramanlarına benzetilmesi, dönemsel bir şey değildir. Yani sadece 4. Murad'a ait değildir veya Osmanlı haşmet devriyle ilgili değildir. Henüz küçük bir beylikken bile, şairler padişahları Şehname kahramanlarına benzetir. Çünkü, derli toplu ve çok etkili tek örnek Şehname ve kahramanları olmuştur uzun süre. Osmanlı şairleri için ideal ve sembol değeri olan kahramanlar Şehname'deki İran kahramanlarıdır. Yani Osmanlı şairlerinin imge kurgulamasında ilk çalınan kapı, ortak coğrafyanın hikayesini anlatan İran mitolojisidir." (Bu sorunun cevabı için Muğla Üniversitesi Klasik Türk Edebiyatı öğretim üyesi değerli Hocam Prof.Dr. Namık AÇIKGÖZ'e teşekkür ederim.)


    Edebiyat Fatihi
    benqiSu, asi_star, ramo2 ve diğer 3 kişi bunu beğendi.
  6. muro1038

    muro1038 Üye

    Katılım:
    7 Kasım 2008
    Mesajlar:
    232
    Beğenileri:
    229
    Ödül Puanları:
    44
    126-127

    [FONT=&quot]SAYFA 126[/FONT]
    [FONT=&quot]RUBAİ[/FONT]
    [FONT=&quot]16.

    Ahenk Unsurları
    [/FONT]
    [FONT=&quot]ölçü: aruz ölçüsü
    [/FONT]
    [FONT=&quot]uyak: [/FONT][FONT=&quot]“an” tam uyak [/FONT]
    [FONT=&quot]redif: [/FONT][FONT=&quot]“söyleşelim” redif[/FONT]
    [FONT=&quot]Sese dayalı edebi sanatlar:[/FONT] [FONT=&quot]“m, n” ünsüz seslerin tekrarıyla aliterasyon sanatı vardır.[/FONT]
    [FONT=&quot]Yapı Unsurları
    [/FONT]
    [FONT=&quot]Nazım birimi: [/FONT][FONT=&quot]dörtlük[/FONT]
    [FONT=&quot]Nazım birimi sayısı: 1[/FONT]
    [FONT=&quot]Uyak şeması: aaba
    [/FONT]
    [FONT=&quot]Tema: [/FONT][FONT=&quot]Sevgili [/FONT]
    [FONT=&quot]Nazım Türü: Rubai

    [/FONT]
    [FONT=&quot]Bu özellikler rubai nazım şeklinin özelliklerini yansıtmaktadır.[/FONT]
    [FONT=&quot][/FONT]

    [FONT=&quot]10.ETKİNLİK:RUBAİ NAZIM ŞEKLİNİN ÖZELLİKLERİ[/FONT]
    [FONT=&quot][/FONT]


    Ø[FONT=&quot] [/FONT][FONT=&quot]Tek dörtlükten oluşan nazım biçimidir.[/FONT]
    Ø[FONT=&quot] [/FONT][FONT=&quot]Kafiye düzeni aaxa ya da aaaa biçimindedir.[/FONT]
    Ø[FONT=&quot] [/FONT][FONT=&quot] Rubailerde aşk, şarap, dünyanın türlü nimetlerinden yararlanma, hayatın anlamı ve hayat felsefesi, tasavvuf ve ölüm gibi konular işlenir.[/FONT]
    Ø[FONT=&quot] [/FONT][FONT=&quot]Rubai diğer nazım şekillerinden farklı olarak özel bir ölçüyle yazılır. 24 kalıbı vardır.[/FONT]
    Ø[FONT=&quot] [/FONT][FONT=&quot] Rubaide ilk iki dize fikrin hazırlayıcısıdır. Asıl söylenmek istenen düşünce 3. veya 4. dizede ortaya çıkar.[/FONT]
    Ø[FONT=&quot] [/FONT][FONT=&quot] Genelde mahlasız şiirlerdir.[/FONT]
    Ø[FONT=&quot] [/FONT][FONT=&quot] Rubai Edebiyatımıza İran Edebiyatından geçmiştir.[/FONT]
    Ø[FONT=&quot] [/FONT][FONT=&quot] Rubai’nin en büyük şairi İranlı Ömer Hayyâm (XII yy)’dır. Türk edebiyatının en usta şairleri Kara Fazlî, Azmizâde Haletî, Nâbî ve son dönemde de Yahya Kemâl’dir.[/FONT]

    [FONT=&quot]EK BİLGİ:[/FONT]
    [FONT=&quot][/FONT][FONT=&quot][FONT=&quot]RUBAİ ÖRNEKLERİ[/FONT][/FONT]
    [FONT=&quot]Esrârını dil zaman zaman söyler imiş[/FONT]
    [FONT=&quot]Hengâme-i gamda dâstan söyler imiş[/FONT]
    [FONT=&quot]Aşk ehli olup da mihnet-i hicrâne[/FONT]
    [FONT=&quot]Ben sabr iderin diyen yalan söyler imiş[/FONT]
    [FONT=&quot]................................Azmizade Haleti[/FONT]

    [FONT=&quot] Günümüz Türkçesiyle[/FONT]
    [FONT=&quot]Gönül, sırlarını zaman zaman söylermiş.[/FONT]
    [FONT=&quot]Gama düştüğü zaman destan söylermiş.[/FONT]
    [FONT=&quot]Âşık olup da ayrılık acısına,[/FONT]
    [FONT=&quot]Ben sabrederim diyen yalan söylermiş.

    [/FONT]
    ********************************


    RUBAİ
    [FONT=&quot]Ol dem ki tecelliyat-ı aşk itdi zuhûr[/FONT]
    [FONT=&quot]Kıldı dil-i bî-kararı fevvâre-i nûr[/FONT]
    [FONT=&quot]Şol âteş-i aşka düşmüşümdür ben kim[/FONT]
    [FONT=&quot]Bir lem'asına tahammül itmez bin Tûr[/FONT]
    [FONT=&quot]..............................Azmizade Haleti[/FONT]

    Günümüz Türkçesiyle
    [FONT=&quot]Aşkın eserleri ortaya çıktığında,[/FONT]
    [FONT=&quot]Kararsız gönlü o nurun fıskiyesî kıldı.[/FONT]
    [FONT=&quot]Öyle bir aşk ateşine düşmüşüm ki[/FONT]
    [FONT=&quot]Bir pırıltısına bin Tûr dayanamaz.

    [/FONT]

    [FONT=&quot]***************************************

    [/FONT]

    RUBAİ
    [FONT=&quot]Ya Rab dilimi sehv ü hatâdan sakla[/FONT]
    [FONT=&quot]Endişemi tezvîr ü riyâdan sakla[/FONT]
    [FONT=&quot]Basdım reh-i vâdî-i rubâîye kadem[/FONT]
    [FONT=&quot]Ta'n-ı har-ı nâdân-ı dü-pâdan sakla[/FONT]
    ....................................Nef'i


    Günümüz Türkçesiyle;
    [FONT=&quot]Ya Rab! Dilimi kusur ve hatadan koru.[/FONT]
    [FONT=&quot]Düşüncemi yalan ve ikiyüzlülükten koru.[/FONT]
    [FONT=&quot]Rubai vadisinin yoluna ayak bastım.[/FONT]
    [FONT=&quot]İki ayaklı anlayışsız eşeklerin ayıplamasından koru.

    [/FONT]

    [FONT=&quot] **************************************************[/FONT]

    RUBAİ

    [FONT=&quot]Ol göz ki yüzün görmeye göz dime ana[/FONT]
    [FONT=&quot]Şol yüz ki tozun silmeye yüz dime ana[/FONT]
    [FONT=&quot]Şol söz ki içinde sanemâ vasfun yoh[/FONT]
    [FONT=&quot]Sen bâd-ı hevâ dut anı söz dime ana[/FONT]
    [FONT=&quot]................................Kadı Burhanettin[/FONT]

    Günümüz Türkçesiyle;
    [FONT=&quot]O göz, yüzünü görmezse ona göz deme.[/FONT]
    [FONT=&quot]Şu yüz, ayağının tozunu silmezse ona yüz deme.[/FONT]
    [FONT=&quot]Ey put kadar güzel sevgili, vasfının olmadığı sözü,[/FONT]
    [FONT=&quot]Değersiz tut, ona söz deme.[/FONT]
    *********************************************
    [FONT=&quot]Benim halimden haber sorarsan, [/FONT]
    [FONT=&quot]Bir çift sözüm var sana, yürekten: [/FONT]
    [FONT=&quot]Sevginle gireceğim toprağa, [/FONT]
    [FONT=&quot]Sevginle çıkacağım topraktan.[/FONT]
    [FONT=&quot]............................Ömer HAYYAM

    [/FONT]

    [FONT=&quot]*****************************************************

    [/FONT]

    [FONT=&quot]Şu dünyada üç beş günlük ömrün var, [/FONT]
    [FONT=&quot]Nedir bu dükkanlar, bu konaklar? [/FONT]
    [FONT=&quot]Ev mi dayanır, bu sel yatağına? [/FONT]
    [FONT=&quot]Bu rüzgarlı yerde mum mu yanar?[/FONT]
    [FONT=&quot]...........................Ömer HAYYAM[/FONT]

    [FONT=&quot]11.ETKİNLİK[/FONT]
    [FONT=&quot]a)[/FONT][FONT=&quot] [/FONT][FONT=&quot]Rubailerde aşk, şarap, dünyanın türlü nimetlerinden yararlanma, hayatın anlamı ve hayat felsefesi, tasavvuf, ölüm , hicivlerden nükteye kadar birçok konu özlü biçimde işlenir.[/FONT]
    [FONT=&quot]b)[/FONT][FONT=&quot] [/FONT][FONT=&quot]Rubailerde gelecek, insanla ilgili evrensel değerler ve bunlarla ilgili tecrübeye dayalı bilgiler ön plandadır.(edebiyatfatihi.blogspot.com)Rubailer diğer şiir türlerinden farklı olarak özel bir ölçüyle yazılır.Ayrıca yoğun fikir örgüsüne sahip olduğu için rubailerde ahengi sağlamak oldukça güçtür.[/FONT]
    [FONT=&quot]17.[/FONT][FONT=&quot]İlk rubaide şair (edebiyatfatihi.blogspot.com)sevgilisine seslenerek dünyevi konular hakkında her zaman konuşabileceklerini; ama aşklarının aralarında gizli kalmasını istiyor.[/FONT]

    [FONT=&quot]SAYFA 127[/FONT]
    [FONT=&quot]TUYUĞ[/FONT]
    [FONT=&quot]18.SORU [/FONT]
    [FONT=&quot]Ahenk Unsurları
    [/FONT]
    [FONT=&quot]ölçü: [/FONT][FONT=&quot]Aruz ölçüsünün (fâilâtün /[/FONT][FONT=&quot] [/FONT][FONT=&quot]fâilâtün / fâilün ) kalıbıyla…[/FONT]
    [FONT=&quot]uyak: [/FONT][FONT=&quot]“az” tam uyak[/FONT]
    [FONT=&quot]redif: [/FONT][FONT=&quot]“olur” redif[/FONT]
    [FONT=&quot]Sese dayalı edebi sanatlar:[/FONT] [FONT=&quot]“m” ünsüzün tekrarıyla aliterasyon; “i” ünlüsünün tekrarıyla asonans[/FONT]
    [FONT=&quot]Yapı Unsurları
    [/FONT]
    [FONT=&quot]Nazım birimi: [/FONT][FONT=&quot]dörtlük[/FONT]
    [FONT=&quot]Nazım birimi sayısı: 1[/FONT]
    [FONT=&quot]Uyak şeması: aaba
    [/FONT]
    [FONT=&quot]Tema: Aşk[/FONT]
    [FONT=&quot]Nazım Türü: Tuyuğ

    [/FONT]
    [FONT=&quot]12.ETKİNLİK.[/FONT]
    [FONT=&quot]TUYUĞ:[/FONT]
    [FONT=&quot]Tuyuğ, Türklerin Divan şiirine kazandırdığı nazım şeklidir. Maninin Divan edebiyatındaki karşılığı sayılabilir. Klasik Türk Edebiyatında aruzun fâilâtün fâilâtün fâilün kalıbıyla yazılan dört dizelik milli bir nazım biçimidir. Tek dörtlükten oluşur. Kafiyelenişi rubaiyle aynıdır: aaxa. Genellikle lirik tarzda olan ve aaaa şeklinde kafiyelenen tuyuğlara “Musarra Tuyuğ” denir. Manide olduğu gibi, cinaslı uyak kullanılır. Halk şiirinde 11'li kalıpla söylenen mani biçimindeki şiirlere de tuyuğ denir. Aruzun yalnız “fâilâtün - fâilâtün - fâilün” kalıbıyla yazılır.Rubaide işlenen konular tuyuğda da işlenir. 14. yüzyıl Azerî şairi Kadı Burhanettin bu türün kurucusu sayılır. Çağdaşı Azerî şairi Nesimi ve 15. yüzyıl Çağatay şairi Ali Şir Nevai bu türde çokça ürün vermişlerdir[/FONT]
    [FONT=&quot]Özellikleri:[/FONT]
    [FONT=&quot]1. Divan Edebiyatına Türklerin kazandırdığı bir nazım şeklidir.[/FONT]
    [FONT=&quot]2. Kafiye düzeni aaxa ya da aaaa şeklindedir. (manide de öyle)[/FONT]
    [FONT=&quot]3. Dört dizeden oluşur.[/FONT]
    [FONT=&quot]4. Tuyuğlarda genellikle cinaslı kafiye kullanılır.[/FONT]
    [FONT=&quot]5. Tuyuğda, mani ve rubaide olduğu gibi önemli bir fikir söylenmeye çalışılır. Bu nedenle zor söylenen şiirlerden sayılır.[/FONT]
    [FONT=&quot]6. Mahlassız bir şiirdir.[/FONT]
    [FONT=&quot]7. Kadı Burhaneddin ve Nesimî bu türün ustalarıdır.[/FONT]
    [FONT=&quot]8.Halk edebiyatındaki maninin karşılığıdır.[/FONT]
    [FONT=&quot]13.ETKİNLİK:[/FONT]
    [FONT=&quot]a) [/FONT][FONT=&quot]Konu sınırlaması yoktur.Rubaide olduğu gibi şairler dünya görüşlerini, dini-tasavvufi düşüncelerini dile getirirler.[/FONT]
    [FONT=&quot]b) [/FONT][FONT=&quot]Tuyuğlarda dünya, gelecek ve insanlıkla ilgili evrensel değerler ve bunlarla ilgili tecrüeye dayalı bilgiler ön plandadır.[/FONT]

    [FONT=&quot]RUBAİ İLE TUYUĞ NAZIM ŞEKİLLERİ ARASINDAKİ BENZERLİKLER
    [/FONT]
    - [FONT=&quot]İkisi de Divan şiiri nazım biçimidir.[/FONT]
    - [FONT=&quot]Tek dörtlükten oluşurlar.[/FONT]
    - [FONT=&quot]Aynı konuları işlerler.[/FONT]
    -[FONT=&quot]Kafiyelenişleri aynıdır.(aaxa)[/FONT]
    - [FONT=&quot]Aruz ölçüsüyle yazılırlar.[/FONT]
    - [FONT=&quot]İkisinde de şair mahlasını kullanmaz.[/FONT]
    [FONT=&quot]RUBAİ-TUYUĞ NAZIM ŞEKİLLERİNİN FARKLILIKLARI
    [/FONT]
    - [FONT=&quot][/FONT][FONT=&quot]Tuyuğ Türklerin Divan edebiyatına kazandırdığı bir nazım şekliyken rubai İran edebiyatından edebiyatımıza geçmiştir.[/FONT]
    - [FONT=&quot][/FONT][FONT=&quot]Tuyuğ aruzun yalnızca fâilâtün / fâilâtün / fâilün kalıbıyla yazılır.[/FONT]
    - [FONT=&quot][/FONT][FONT=&quot]Manilerde olduğu gibi tuyğlarda genellikle cinaslı kafiye kullanılır.

    [/FONT]
    [FONT=&quot]Edebiyat Fatihi[/FONT]
    [FONT=&quot][/FONT]​
    benqiSu, Özel Üye Esra, asi_star ve diğer 3 kişi bunu beğendi.
  7. muro1038

    muro1038 Üye

    Katılım:
    7 Kasım 2008
    Mesajlar:
    232
    Beğenileri:
    229
    Ödül Puanları:
    44
    Sayfa 129

    SAYFA 129
    ŞARKI
    AHENK UNSURLARI
    ölçü: Aruz ölçüsü ( fâilâtün / fâilâtün /fâilâtün/ fâilün )
    uyak: Aşağıdaki gösterilmiştir
    redif: Aşağıdaki gösterilmiştir
    sese dayalı edebi sanatlar: Aliterasyon, asonans…Örneğin İlk bentte “m,n ” tekrarıyla aliterasyon "a" ünlüsünün tekrarıyla asonans yapılmıştır…
    YAPI UNSURLARI
    Nazım birimi: bent
    nazım birim sayısı: 5
    uyak şeması:
    aAaA/bbbA/cccA/dddA/eeeA (büyük A nakaratı gösterir.)
    tema: Sevgili (kadın)
    nazım türü: şarkı

    Şarkı (KAFİYE VE REDİFLERİ)
    [FONT=&quot]Sevdiğim canım yolunda hâke yeksân olduğum[/FONT]
    [FONT=&quot]İyddir çık nâz ile seyrâna kurbân olduğum[/FONT]
    [FONT=&quot]Ey benim aşkında bülbül gibi nâlân olduğum “olduğum” redif; “ân” zengin uyak [/FONT]
    [FONT=&quot]İyddir çık nâz ile seyrâna kurbân olduğum[/FONT]
    [FONT=&quot]
    [/FONT]
    [FONT=&quot]Cümle yâran sana uşşâk olduğun bilmez misin[/FONT]
    [FONT=&quot]Cümlenin tâkatları tâk olduğun bilmez misin olduğun bilmez misin” redif ; “âk” zengin u.[/FONT]
    [FONT=&quot]Şimdi âlem sana müştâk olduğun bilmez misin[/FONT]
    [FONT=&quot]İyddir çık nâz ile seyrana kurbân olduğum[/FONT]
    [FONT=&quot]
    [/FONT]
    [FONT=&quot]Gâhi Feyz-âbâda doğru azm edip eyle safâ[/FONT]
    [FONT=&quot]Âsaf-âbâda gelip gâhi salın ey mehlikâ.................“â” tam uyak[/FONT]
    [FONT=&quot]Gel hele gör sahn-ı Sa'dâbâd'a hiç olmazsa bahâ[/FONT]
    [FONT=&quot]İyddir çık nâz ile. seyrâna kurbân olduğum[/FONT]
    [FONT=&quot]
    [/FONT]
    [FONT=&quot]Kapladıp gülpenbe şâlı ferve-i semmûruna[/FONT]
    [FONT=&quot]0l siyeh zülfü döküp ol sine-ı billuruna................“una” redif ; “ûr” zengin uyak[/FONT]
    [FONT=&quot]Itr-ı şâhiler sürüp ol gerden-i kâfûruna[/FONT]
    [FONT=&quot]İyddir çık nâz ile seyrâna kurbân olduğum[/FONT]
    [FONT=&quot]
    [/FONT]
    [FONT=&quot]Sen açıl gül gibi zâr ile hezâr olsun Nedim[/FONT]
    [FONT=&quot]Bend bend olsun hâm-i zülfün şikâr olsun Nedim.....“olsun Nedim” redif ; “âr” zengin uyak [/FONT]
    [FONT=&quot]Sen salın cânâ yolunda hâksâr olsun Nedim[/FONT]
    [FONT=&quot]İyddir çık naz ile seyrâna kurban olduğum[/FONT]

    [FONT=&quot]14.ETKİNLİK[/FONT]
    [FONT=&quot]Şarkı Nazım Şekli Özellikleri:[/FONT]

    • [FONT=&quot] Halk edebiyatındaki türkünün karşılığıdır.[/FONT]
    • [FONT=&quot]Kuruluşu ve kafiye düzeni yönüyle murabbaya benzer. aaaa, bbba, ccca…[/FONT]
    • [FONT=&quot] Bestelenmek için yazıldığından fazla uzun değildir.[/FONT]
    • [FONT=&quot] Dörtlüklerden oluşur ve dörtlük sayısı üç ile beş arasında değişir.[/FONT]
    • [FONT=&quot]Şarkının konusu genellikle aşk, sevgili, ayrılık, içki ve eğlencedir.[/FONT]
    • [FONT=&quot] Geniş halk kitlelerine hitap ettiğinden dili genelde sadedir.[/FONT]
    • [FONT=&quot] Şarkının en önemli isimleri Nedim, Enderunlu Vasıf’tır. Yakın dönem şairlerinden olan Yahya Kemâl’in de pek çok şarkısı vardır.[/FONT]
    • [FONT=&quot]Günlük dile ait söyleyişler ve halk deyişleri vardır.[/FONT]

    15.ETKİNLİK:

    Miyan:
    Tanım:
    [FONT=&quot]Şarkıda her bentin üçüncü mısrasına miyan(orta) denir. Miyan daha çok şarkının en güzel ve dokunaklı bölümüdür.Bestenin en önemli bölümüdür.
    Şiirde geçtiği yer: [/FONT][FONT=&quot]Her bendin 3.mısrası[/FONT]

    Nakarat:
    Tanım: [FONT=&quot]Her bendin sonunda tekrarlanan dizelere denir.[/FONT]
    [FONT=&quot]Şiirde geçtiği yer:[/FONT][FONT=&quot]Son dizeler[/FONT] "İyddir çık naz ile seyrâna kurban olduğum"

    Mahlas:
    Tanım: [FONT=&quot]Şairin adının geçtiği yere denir.[/FONT]
    [FONT=&quot]Şiirde geçtiği yer:[/FONT][FONT=&quot] Son birim[/FONT]

    21.[FONT=&quot]1717-1730 yılları arasındaki döneme Lâle Devri denir. Bu dönemde eğlence yerleri çoğalmış, İstanbul lâle bahçeleriyle ün kazanmıştır.Sa'dâbâd, III. Ahmed devrinde, İstanbul'da Kâğıthane semtinde padişah tarafından özel olarak kurulan bir eğlence yeridir. Feyz-âbâd ve Âsaf-âbâd da Sa'dâbâd'da bulunan, güzelliğiyle dillere destan köşklerdir. Eğlence yerlerinin güzelliğinden bahsederek, Nedim şiire ilk kez yaşanılan çevreyi sokmuştur. Sevgili de başında gül pembe şal olan, saçlarını billur sinesine döken, güzel kokular sürünen, gerçek, yaşayan bir güzeldir. Bu yönüyle Nedim, klâsik şiirimizdeki sevgili anlayışından farklı bir sevgiliyi şiirine konu etmiştir. Nedim'in bütün şiirlerinde musiki önemli bir yer tutar.Şiiri sesli olarak okuduğumuzda bunu farkederiz. İstanbul Türkçesiyle yazılan bu şiirde şuh bir hava seziliyor. Şair kendini bülbüle, sevgilinin yüzünü aya ve saçlarını samur kürke benzetir. Bütün âlemin sevgiliye âşık olduğunu söyleyerek (edebiyat fatihi)mübalâğa yapmıştır.[/FONT]

    22.[FONT=&quot]Şarkıya yaşama sevinci, dünyadan zevk alma gibi duygular hakimdir.Şarkıda işlenilen sevgili teması ; coşku, heyecan ve güzellik duygularının uyanmasına sebep olmaktadır.Buna bağlı olarak da coşkulu, lirik bir ifade biçimi ortaya çıkmaktadır.[/FONT]
    [FONT=&quot]
    23.Şarkıdaki benzetmeler:
    [/FONT]
    [FONT=&quot]1.birimde aşık kendini bülbüle benzetiyor.[/FONT]
    [FONT=&quot]3.birimde sevgilinin yüzü ay'a[/FONT]
    [FONT=&quot]4.birimde(edebiyat fatihi) sevgilinin göğsü billura[/FONT]
    saçlarını samur kürke
    [FONT=&quot]gerdanını kâfur'a( kâfur: Kâfur ağacından elde edilen, hekimlikte kullanılan, beyaz ve yarı saydam, kolaylıkla parçalanan, çok ıtırlı bir madde)[/FONT]
    5.birimde şair (aşık) kendini bülbüle sevgiliyi güle benzetiyor.
    Sevgili (edebiyat fatihi'nden alıntıdır.) başında gül pembe şal olan, samur kürke benzeyen saçlarını billur sinesine döken, güzel kokular sürünen, herkesin aşık olduğu arzuladığı ay yüzlü bir güzeldir. Tasvirler gerçekçidir.

    25.[FONT=&quot]Şarkılarda geniş halk kitlelerine seslenildiği için dilinin yalın olmasına özen gösterilir.[/FONT]

    26.Nedim (1681-1730)[FONT=&quot]
    Nedim, 1681'de İstanbul'da dünyaya geldi. Fatih Sultan Mehmet devrinde yaşayan soylu bir aileden geldiği bilinir. Babası Mehmed Efendidir. Dedesi Musluhiddin Efendi, Sultan İbrahim dönemi kazaskerlerindendir. Nasıl bir eğitim aldığı kesinlikle bilinmiyor. Ancak bazı kaynaklardan öğrendiğimize göre Şeyhülislam Ebezade Abdullah Efendi'nin başkanlık ettiği kurul önünde sınavdan geçerek, hariç müderrisliği payesini aldı. Bir süre sonra Mahmudpaşa mahkemesinde naiplikle görevlendirildi.
    Sadrazam Ali Paşa ve Nevşehirli İbrahim Paşa tarafından korundu. Nevşehirli İbrahim Paşa, şiirlerini çok sevdiği Nedim'i muhasipliğe seçti. Daha sonra ise kütüphanesinde hafızı kütüb görevine getirdi. Bütün zevk ve eğlence meclislerinde sadrazamın ve bazı devlet büyüklerinin nedimi oldu. Ramazan aylarında, sadrazam İbrahim Paşa huzurunda verilen tefsir derslerine katıldı. Sadrazam İbrahim Paşa aracılığı ile Sultan Üçüncü Ahmed'in bulunduğu toplantılara katılmaya başladı. [/FONT]
    [FONT=&quot]Şiirleri Sultan Üçüncü Ahmed tarafından beğenildi. Bu arada Mollakırımı medresesi (1727), Sadiefendi medresesi (1728) ve aynı yıl Nişancipaşayıatik medresesi müderrisliklerine tayin edildi. Son görevi Sekbanalibey medresesi müderrisliğiydi (1730). İbrahim Paşa'nın giriştiği, doğu dillerinden tercümeler, çalışmasına katıldı. Müneccimbaşı Derviş Ahmed Dede'nin Sahaifü'l Ahbar (Haberlerin Sayfaları), Bedrüddin Avni'nin İkdü'l Cuman (İnci Dizisi) adlı eserlerini Türkçe'ye çeviren kurulda çalıştı. [/FONT]
    [FONT=&quot]İçki düşkünlüğü yüzünden irtiaş (titreme) hastalığı ve illeri vahime (korku) hastalığı çeken Nedim'in, Patrona Halil isyanı sırasında bir buhran geçirerek öldüğü ileri sürülür. Müstakimzade'nin, isyanda kaçarken Beşiktaş'daki evinin damından düşerek öldüğünü belirten ifadesi ispatlanmış değildir. [/FONT]
    [FONT=&quot]Nedim dinin bazı yasaklarına karşı çıkmış, bu da onu tasavvufi düşüncelerden uzaklaştırmıştır. Nitekim şair de eserlerinde kadın, içki gibi şuhane unsurları işlemiştir. Ona göre yaşamanın temel amacı dünya zevklerini tatmak, eğlenmekti.[/FONT]
    [FONT=&quot]Başlıca eseri Nedim Divanı'dır. Mahallileşme akımının öncüsüdür. Divan edebiyatındaki soyut sevgili ve mekanlar Nedim'in şiirlerinde somuta dönüşür. Yani sevgilisi hem beşeri aşkı anlatır hem de gerçektir. Zevk, eğlence, içki şiirlerinin temelini oluşturmuştur. Soğuk ve yapmacı anlatımdan kaçınmış, anlatmak istediklerini içten bir şekilde şiirlerine dökmüştür. Bunları da daha çok gazelleriyle anlatmıştır.[/FONT]
    [FONT=&quot]Büyük şair, divan şiirinin katı kurallarına herkes gibi uysa da, bazı yenilikler yapmaktan geri durmamıştır. Örneğin bazı eserlerinde aruz yerine hece ölçüsü kullanmıştır.[/FONT]
    [FONT=&quot]Nedim divan şiirinde çığır açmış büyük bir şairdir. Ne var ki onun değeri öldükten çok sonra anlaşılmıştır. Şair ayrıca İstanbul aşkıyla da tanınır. Zaten İstanbul şivesi akımının da öncüsü Nedim'den başkası değildir.[/FONT]


    27.Okuduğumuz şarkı Nedim'in edebi kişiliğini ve epiküryen hayat anlayışını yansıtmaktadır.Şair şiirde somut bir sevgiliyi içten bir şekilde anlatmış, Lale Devri'nin eğlencelerine ve mekanlarına yer vermiştir.

    Edebiyat Fatihi
    benqiSu, asi_star ve ramo2 bunu beğendi.
  8. muro1038

    muro1038 Üye

    Katılım:
    7 Kasım 2008
    Mesajlar:
    232
    Beğenileri:
    229
    Ödül Puanları:
    44
    131-138

    SAYFA 131
    29.
    MURABBA:

    AHENK UNSURLARI
    ölçü: Aruz ölçüsü
    uyak: Aşağıdaki gösterilmiştir
    redif: Aşağıdaki gösterilmiştir
    sese dayalı edebi sanatlar: lk bentte “n” sesinin tekrarıyla aliterayon ,” â” tekrarıyla asonans

    YAPI UNSURLARI
    Nazım birimi: bent
    nazım birim sayısı: 6
    uyak şeması:
    Aaaa/bbba/ccca/ddda/eeea
    tema: aşk
    nazım türü: murabba

    [FONT=&quot]MURABBA (KAFİYE-REDİFLERİ)[/FONT]


    [FONT=&quot]Nedendir bilsem ey bülbül figânın[/FONT]
    [FONT=&quot]Açarsın ellere râz-ı nihânın......................... “ın” redif ; “ân” zengin uyak [/FONT]
    [FONT=&quot]Niçin hâr-ı belâdır âşiyânın[/FONT]
    [FONT=&quot]Vefâ-dâr olmadı mı gül-sitânın[/FONT]


    [FONT=&quot]Dem-â-dem ney gibi efgân edersin[/FONT]
    [FONT=&quot]Diken zahmıyla bağrın kan edersin....... “edersin” redif ; “an” tam uyak[/FONT]
    [FONT=&quot]Dilinle sırrını destân edersin[/FONT]
    [FONT=&quot]Sana yâr olmadı mı dil-sitânın[/FONT]


    [FONT=&quot]Tenin hâkister etti nâr-ı âhın[/FONT]
    [FONT=&quot]Dükenmez dâhı âh-ı subh-gâhın.............. “ın” redif ; “âh” zengin uyak[/FONT]
    [FONT=&quot]Oluptur keşf-i râz etmek günâhın[/FONT]
    [FONT=&quot]Anınçin hâr-ı mihnettir mekânın[/FONT]


    [FONT=&quot]Var öğren aşk işin pervaneden sen[/FONT]
    [FONT=&quot]Ki olmuş ana âteş sahn-ı gülşen............. “en” tam uyak [/FONT]
    [FONT=&quot]Nedir bu girye vü feryâd u şiven[/FONT]
    [FONT=&quot]Kokarken güllerini bûsitânın[/FONT]


    [FONT=&quot]Visâl-i nev-bahâra olma hurrem[/FONT]
    [FONT=&quot]Dolu hâr-ı cefadır bâğ-ı âlem.................. “em” tam uyak [/FONT]
    [FONT=&quot]Yürü Aşkî gibi eyle dem-â-dem[/FONT]
    [FONT=&quot]Duâ-yı devletin şâh-ı cihânın[/FONT]
    ..........................................AŞKİ

    DİKKAT: HER BENDİN SON DİZESİNİN KENDİ ARASINDA UYAKLI OLDUĞUNU UNUTMAYINIZ

    [FONT=&quot]17.ETKİNLİK:[/FONT]
    [FONT=&quot]Murabba Özellikleri[/FONT]
    -[FONT=&quot] [/FONT][FONT=&quot]Nazım birimi bent olan nazım şekillerinden biridir.[/FONT]
    -[FONT=&quot] [/FONT][FONT=&quot]Kafiye düzeni aaaa, bbba, ccca[/FONT]
    -[FONT=&quot] [/FONT][FONT=&quot]Genellikle 4 ile 8 dörtlükten oluşur.[/FONT]
    -[FONT=&quot] [/FONT][FONT=&quot]Her konuda murabba yazılabilir. (

    Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...

    )Ancak dini ve didaktik konular ile övgü, yergi, manzum mektup, mersiye vs. türlerde murabba nazım şekli daha çok kullanılmıştır.[/FONT]
    -[FONT=&quot] [/FONT][FONT=&quot]Aruz kalıbıyla yazılır.[/FONT]
    -[FONT=&quot] [/FONT][FONT=&quot]Önemli murabba şairleri Aşki, Muhubbi, Hayreti, Taşlıcalı Yahya Bey, Fuzuli sayılabilir.[/FONT]
    -[FONT=&quot] [/FONT][FONT=&quot]Divan edebiyatında[/FONT] ([FONT=&quot]www.edebiyatfatihi.blogspot.com) 15. yüzyılda sultanü’ş-şuara (şairler sultanı) unvanlı Ahmed Paşa tarafından kullanılmıştır.[/FONT]
    -[FONT=&quot] [/FONT][FONT=&quot]Tanzimat edebiyatında da Namık Kemal bu türün başarılı örneklerini vermiştir.[/FONT]
    -[FONT=&quot] [/FONT][FONT=&quot]19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren şarkı şeklinde bestelenen eserlerin büyük bir kısmı murabba tarzında yazılmıştır.[/FONT]


    [FONT=&quot]30.[/FONT]
    -[FONT=&quot] [/FONT][FONT=&quot]Aruz ölçüsüyle yazılması[/FONT]
    -[FONT=&quot] [/FONT][FONT=&quot]Murabba nazım şeklinin kullanılması[/FONT]
    -[FONT=&quot] [/FONT][FONT=&quot]Bent nazım birimiyle yazılması[/FONT]
    -[FONT=&quot] [/FONT][FONT=&quot]Divan şiiri mazmunlarının(gül-bülbül) kullanılması[/FONT]
    -[FONT=&quot] [/FONT][FONT=&quot]Sanatlı bir söyleyiş olması[/FONT]
    -[FONT=&quot] [/FONT][FONT=&quot]Arapça, Farsça sözcük ve tamlamaların kullanılması[/FONT]


    [FONT=&quot]31.Bentlerde anlatılanları yorumlayınız.[/FONT]


    [FONT=&quot]SAYFA 132[/FONT]
    [FONT=&quot]32.[/FONT][FONT=&quot] Murabbada ele alınan(

    Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...

    ) duygular günümüzde de ele alınmaktadır.[/FONT]


    [FONT=&quot]33.[/FONT]
    ..........................................Murabba.......................................................Şarkı
    nazım birimi: .........................bent...........................................................bent
    kafiye düzeni: ..........aaaa/bbba/ccca/ddda/... .......................aaaa/bbba/ccca/ddda/...
    tema: ...................................aşk.............................................................aşk
    ifade biçimi: .........................manzum....................................................manzum
    dil özellikleri: ............Arapça, Farsça sözcük ve......................Arapça, Farsça sözcük ve
    ..................................tamlamaların kullanıldığı.......................tamlamaların kullanıldığı
    .....................................sanatlı, süslü bir dil.........................sanatlı, süslü bir dil

    [FONT=&quot]BENZERLİKLERİ:[/FONT]
    *[FONT=&quot] [/FONT][FONT=&quot]Bentlerle yazılmaları[/FONT]
    *[FONT=&quot] [/FONT][FONT=&quot]Aruz ölçüsü[/FONT]
    *[FONT=&quot] [/FONT][FONT=&quot]Dil özellikleri[/FONT]
    *[FONT=&quot] [/FONT][FONT=&quot]Temaları[/FONT]
    *[FONT=&quot] [/FONT][FONT=&quot]İfade biçimi[/FONT]
    *[FONT=&quot] [/FONT][FONT=&quot]Divan şiir geleneğine bağlı yazılmaları[/FONT]

    [FONT=&quot]SAYFA 133:[/FONT]
    [FONT=&quot]TERKİB-İ BEND[/FONT]

    AHENK UNSURLARI
    ölçü: [FONT=&quot]Aruz ölçüsü ( mef'ûlü mefâîlü mefâîlü faûlün )[/FONT]
    uyak ve redifler: [FONT=&quot]2.bentte : [/FONT][FONT=&quot]“dur” redif ; “em” tam uyak vasıta beyitinde “im” redif; ................................“est” zengin uyak[/FONT] [FONT=&quot]..................4.bentte: [/FONT][FONT=&quot]“olayım dir” redif ; “âd” zengin uyak [/FONT]
    [FONT=&quot]...............................Vasıta beyitinde “dür” redif ; “ef” tam uyak [/FONT]
    sese dayalı edebi sanatlar: [FONT=&quot]Ünsüz tekrarıyla aliterasyon, ünlü tekrarıyla asonans [/FONT]
    YAPI UNSURLARI
    Nazım birimi: [FONT=&quot]ANA BİRİM DEĞERİ: BENT ALT BİRİM DEĞERİ: BEYİT[/FONT]
    nazım birim sayısı: [FONT=&quot]2.bentte 8 beyit 4.bentte 8 beyit[/FONT]
    uyak şeması: [FONT=&quot]aa/ba/ca/da/ea/fa/ga/ hh (vasıta beyiti)[/FONT]
    tema:
    nazım türü: [FONT=&quot]Terkib-i bend

    [/FONT]
    KAFİYE VE REDİFLERİ [FONT=&quot]Sâkî getür ol bâdeyi kim dâfi’-i gamdur............. “dur” redif; “m” yarım uyak [/FONT]
    [FONT=&quot]Saykal ur o mir’âta ki pür jeng ü elemdür [/FONT]


    [FONT=&quot]Dil-besteleriz bizden ırağ eyleme bir dem [/FONT]
    [FONT=&quot]Ol bâdeyi kim nûr-ı dil ü dîde-i Cemdür [/FONT]


    [FONT=&quot]…[/FONT]
    [FONT=&quot]VASITA BEYİTİ[/FONT]
    [FONT=&quot]Mâ rind-i sabûhî-zede-i bezm-i Elestîm............... “im” redif ; “est” zengin uyak[/FONT]
    [FONT=&quot]Pîş ez heme dürdî-keş ü pîş ez heme mestîm [/FONT]




    [FONT=&quot]35. [/FONT][FONT=&quot]Divan şiirinde ritim uzun ve kısa seslerin ritmine bağlıdır.Aruz ölçüsünün uzun ve kısa seslerle sağladığı bu ahenk şiirin aruz kalıbına göre okunduğunda kendisini gösterecektir.Divan şiirinde kullanılan her türlü ses benzerliği temanın belirlediği vurgu ve tonlama şiirin değerini etkilemektedir.[/FONT]




    [FONT=&quot]18.ETKİNLİK[/FONT]
    [FONT=&quot]Terkib-i Bent Özellikleri[/FONT]
    -[FONT=&quot] [/FONT][FONT=&quot]Terkib-i bend bentlerden oluşmuş bir nazım şeklidir.[/FONT]
    -[FONT=&quot] [/FONT][FONT=&quot]Her bent 5 ile 10 arasında beyitten oluşur.[/FONT]
    -[FONT=&quot] [/FONT][FONT=&quot]Bentlerin sayısı 5 ile 12 arasındadır.[/FONT]
    -[FONT=&quot] [/FONT][FONT=&quot]Bentlerin kafiye düzeni gazeldeki gibidir.[/FONT]
    -[FONT=&quot] [/FONT][FONT=&quot]Her bentin sonunda “vasıta beyti” adı verilen bir beyit bulunur. Vasıta beyti her hanenin sonunda değişir. Eğer değişmiyorsa terci-i bend olur.[/FONT]


    [FONT=&quot]I. Bend: aa ba ca da ea … vv[/FONT]
    [FONT=&quot]II. Bend: bb cb db eb fb … yy[/FONT]
    -[FONT=&quot] [/FONT][FONT=&quot]Hemen her türlü konunun ele alınabildiği terkibi bend edebiyatımızda çok kullanılmıştır. 7.özellikle Naat, mehdiye, hicviye vb. Nazım türleri, sosyal konular, din, tasavvuf ve felsefe konuları, terkib-i bend nazım şekli ile rahatlıkla anlatılmıştır. Ancak terkib-i bendin başlıca konusu mersiyedir.(Bâkî’nin Kanunî Mersiyesi, Şeyh Gâlib’in Esrâr Dede Mersiyesi)[/FONT]
    -[FONT=&quot] [/FONT][FONT=&quot]Aruzla yazılır.[/FONT]
    -[FONT=&quot] [/FONT][FONT=&quot]En önemli terkib-i bend üstadı Bağdatlı Ruhi’dir. Tanzimat şairi Ziya Paşa da önemli bir isimdir. [/FONT]



    [FONT=&quot]19.ETKİNLİK:[/FONT]
    HANE: [FONT=&quot]Terkib-i bendin her bir şiir öbeğine hane denir. - [/FONT][FONT=&quot]İlk 7 beyit[/FONT]
    VASITA BEYİTİ: [FONT=&quot]Her bendin sonunda yer alan kendi içinde uyaklı olan beyite denir. - [/FONT][FONT=&quot]8.beyitler

    [/FONT]
    [FONT=&quot]36.[/FONT][FONT=&quot]Divan şiiri İslam medeniyetinin ortak alanı olduğu için Arap ve İran (Fars) edebiyatlarından çok etkilenmiştir.Bu edebiyatlarda kullanılan nazım şekillerini, birimlerini, ölçüsünü, imgelerini ve hayallerini örnek alan Divan şiirinin hitap ettiği kitle İslam medeniyetini kültür ve edebiyatını tanıyan bir kitledir.AYRINTILI BİLGİ İÇİN AŞAĞIDAKİ YAZILARI MUTLAKA OKUMALISINIZ.[/FONT]


    Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...


    benqiSu, ahmey, !...Kbrr...! ve diğer 3 kişi bunu beğendi.
  9. muro1038

    muro1038 Üye

    Katılım:
    7 Kasım 2008
    Mesajlar:
    232
    Beğenileri:
    229
    Ödül Puanları:
    44
    131-138

    [FONT=&quot]EK BİLGİ:[/FONT]
    [FONT=&quot]Divan edebiyatının saray ve çevresine hitap eden halktan tamamen kopuk bir edebiyat olduğu iddiaları sıkça ortaya atılmıştır.Acaba Divan edebiyatı gerçekten sadece belli bir zümreye mi hitap ediyor; yoksa halkın geneline hitap eden bir edebiyat mı? [/FONT]
    [FONT=&quot]Türkiye’ye “Divan şiirini sevdiren adam” Prof.Dr.İskender Pala’nın bir dergiye verdiği söyleşide Divan edebiyatının hitap ettiği okuyucu kitlesiyle ilgili enfes açıklamalarını mutlaka okumalısınız.

    [/FONT]
    [FONT=&quot]Divan edebiyatı halktan kopuk mu?[/FONT][FONT=&quot]
    Divan edebiyatı ile ilgili söylenen bir şey var; "Divan edebiyatı halktan kopuk bir yüksek zümre edebiyatı gibi"... Yoğunlukla Farsça ve Arapça'dan gelme ifadeleri gördüğümüzde, evet anlaşılmıyor diyenlerin sayısı az değil. Fakat olay bu kadar basit mi?

    Aslında divan şiiri yazanlar kendi yazdıklarına divan demiyorlarmış. Halk ve tasavvuf şiiri yazanlara halk şairi, tasavvuf şairi denmediği gibi. Hepsi Osmanlı şiiri fakat sosyo[/FONT][FONT=&quot]—[/FONT][FONT=&quot]k[/FONT][FONT=&quot]ü[/FONT][FONT=&quot]lt[/FONT][FONT=&quot]ü[/FONT][FONT=&quot]rel farkl[/FONT][FONT=&quot]ı[/FONT][FONT=&quot]l[/FONT][FONT=&quot]ı[/FONT][FONT=&quot]klara g[/FONT][FONT=&quot]ö[/FONT][FONT=&quot]re [/FONT][FONT=&quot]ş[/FONT][FONT=&quot]ekil ve muhteva de[/FONT][FONT=&quot]ğ[/FONT][FONT=&quot]i[/FONT][FONT=&quot]ş[/FONT][FONT=&quot]tiriyor. [/FONT][FONT=&quot]Ş[/FONT][FONT=&quot]iir, mistik ortamlarda 'tasavvuf şiiri', Türkmen boylarında 'halk şiiri', şehirli kültürde de 'divan şiiri' olarak karşımıza çıkıyor. Yüksek zümre edebiyatından kasıt eğer divan şiiri ise doğrudur diyor İskender Pala. Çünkü bu şiir, kültürlü ve şehirli insanların ortaya koyduğu bir eserdir, "Fakat o insanlar kültürlü oldu diye biz onları ayıplayabilir miyiz?' Kaldı ki divan şairlerinin kimliklerine baktığımızda saray mensubu olanların oranı % 1.8, esnaf teşkilatından olanların oranı % 24.6. Bunların içinde kaşıkçı ustası, çizmeci, saraç, marangoz vs. gibi mesleklerden insanlar var.Yüzde 18'i, içinde müderrislerin, kaymakamların, müftülerin olduğu ilmiye sınıfından. Bu oranlar, halkın içinden gelen insanların divan şiiriyle uğraştığını gösteriyor. Öyle ki okuma yazması olmayan 'ümmi' divan şairinden bahsediyor İskender Pala. Halkın anlamadığı dili konuşuyorlar demek 'bir yaftadan, bir yalandan ibarettir" Pala'ya göre. Halbuki tarih bir satranç oyunudur, oyuncularını kendi çağından seçer. Örneğin Fuzûli'nin Leyla ile Mecnun'unun macerasını örnek veriyor. Leyla ile Mecnun'un beşyüze yakın el yazması vardır. Bu el yazmaları kervanlarla Anadolu'nun en ücra köşelerine gitme imkanı bulabilmiştir. Her bir nüshanın şifâhi kültür vasıtasıyla en az otuz kırk kişiye hitap ettiği hesap edildiğinde Leyla ile Mecnun'un tirajı [/FONT][FONT=&quot]—[/FONT][FONT=&quot]ki o y[/FONT][FONT=&quot]ı[/FONT][FONT=&quot]llarda okuma yazma oranı Osmanlı'da %3[/FONT][FONT=&quot]—[/FONT][FONT=&quot]5, Avrupada %2[/FONT][FONT=&quot]—[/FONT][FONT=&quot]4't[/FONT][FONT=&quot]ü[/FONT][FONT=&quot]r[/FONT][FONT=&quot]—[/FONT][FONT=&quot] onbe[/FONT][FONT=&quot]ş[/FONT][FONT=&quot]bindir [/FONT][FONT=&quot]İ[/FONT][FONT=&quot]skender Hoca'nın bize aktardığına göre. Peki bugün kaç şiir kitabı onbeşbin baskı yapıyor. Hatta artık yayınevleri şiir kitabı basmaktan çekiniyorlar, satılmıyor diye. Yüzde 85'i okuma yazma bilen bir nüfusta her türlü olumlu etkene rağmen durum böyle. O halde divan şiiri halktan uzak demek yanlış oluyor. Görünen o ki bugünkünden daha halkla içiçe. Fakat divan şiirinin 'ulaşılmaz' gösterilmesinde yerenler kadar övenlerin de kabahati var. Övenler, bu edebiyatın o kadar iyi, o kadar yüksek, o kadar müstesna bir edebiyat olduğunu söylüyorlar ki okuyucu 'bu kadar yüksek bir edebiyatı ben zaten anlamam' diyor. Sonuç olarak yerenler ile övenlerin tavrı bu 'ulaşılmaz' mitini beslemekten başka bir hizmet yapmıyor. Halbuki gerçek çok farklı.

    Divan şiiri, Osmanlının nefes alıp verdiği evdir. Bu evin dışında hayat yoktur neredeyse. Duygusunu, bilimini, ansiklopedik bilgilerini dahi divan edebiyatının içine çekmiştir. Bu bakımdan divan edebiyatı Osmanlı toplumuna tutulmuş bir ayna gibidir... Orada o toplumun felsefesini, sosyolojisini, gündelik hayatını ve toplum yapısını görmek mümkün. Duyguların nasıl coştuğu, insanımızın nasıl yaşadığı, nasıl giyinip neler yediğine varıncaya kadar o kültürün bütün alt yapısı divan edebiyatının içinde görülür... Yani divan edebiyatından açılan pencerede görülen saray değil toplumun ta kendisidir...

    Gerçek, ütopik, platonik...
    Nazım Hikmet'in ağzından bir Rusya yolculuğu sırasında Şeyh Galib'in "Bir şûlesi var ki şem'[/FONT][FONT=&quot]—[/FONT][FONT=&quot]i c[/FONT][FONT=&quot]â[/FONT][FONT=&quot]n[/FONT][FONT=&quot]ı[/FONT][FONT=&quot]n/ Fânûsuna sığmaz âsumânın"ı işiten Rus şair Mayakovski'nin heyacanlanıp ayağa kalkarak: "Nâzım Bey! Bugüne kadar okuduğum şairlerden hiçbirinde bu tür bir imgeye rastlamadım. Doğrusu, benim muhayyilem de hiçbir zaman bu boyutlarda genişlemedi. Böyle bir şairi yetiştirmiş bir milletin evladı olarak sizi kutlarım" dediğini İsmail Habib Sevük naklediyor.

    Mayakovski'yi coşturan imgeler dünyası, çoğu zaman divan şiirine yöneltilen en sert eleştirilere kaynaklık yapıyor. Gerçeklerden kopuk, ütopik, platonik diye... İskender Pala bu durumu şöyle değerlendiriyor: "Sanat dünyanın neresine giderseniz gidin vâkıanın dışındakini anlatmaktır. Sanat, gözünüzün önündekini anlatmak değildir. Sanat, onun dışında olanı, onun size kazandırdığını anlatmaktır. Yani gördüğünüzü anlatırsanız fazla sanatkârâne olmaz. Bir manzara resmi yapan sanatçı bile oraya gönlünden bir şey ekler."

    Bu Osmanlı şiirinde ziyâdesiyle görülmektedir. Şiirdeki işçilik sarrafânedir. Anlamlı bir söz olacak, kâfiye ve ritm yerli yerine oturtulacak, sonra da musiki... Aslında İslam da özde kelam mertebesinde sözü güzelleştirmeye önem vermektedir. Bütün bunlardan sonra şiirin soyut ve ütopik olmasının sosyo[/FONT][FONT=&quot]—[/FONT][FONT=&quot]ekonomik sebepleri vard[/FONT][FONT=&quot]ı[/FONT][FONT=&quot]r. Bir defa b[/FONT][FONT=&quot]ü[/FONT][FONT=&quot]t[/FONT][FONT=&quot]ü[/FONT][FONT=&quot]n problemlerini halletmiş bir toplumla karşı karşıyayız. Sanatçıların ekonomik problemleri yoktur. Birtakım fikri, ideolojik ve sosyal çalkantılar içinde insanlar düşünmekten men' edilmiyorlarsa, böyle bir ortamda sanatçının gözünün önündeki dünyayı soyutlaştırarak vermesinden daha normal ne olabilir? "Elbette ki aşkı anlatacak, elbette ki güzelliği anlatacak ve bunlar soyut konular olacak'. Bu gerçek hayatın bir yansımasından başka bir şey değildir. Savaş yıllarında aşk şiirlerinin yazılması ne kadar saçma ise, bunun tersi de geçerlidir. Divan edebiyatında olan da zaten toplumsal hayattaki esenliğin şiirlere yansımasıdır.

    Meyhane, içki, 'güzeller'
    Divan şairi "Sûfi mecaz anladı yâre muhabbetim, âlemde kimse bilmedi hakikatim" diyor. Yani, âlem benim aşkımı hep mecâzi olarak anladı, ben âşıkım dedim, "İlahi aşka bak yüreğini yakıyor bu şairin" dedi, "ben ah bir görsem dedim" "Allah'ın cemalini ne kadar da susamış" gibi anladı. Halbuki şair "ben komşunun kızına âşığım" demek istiyordur. Divan şairinin gerçek mi, mecaz mı dediği her zaman belli olmuyor. Ya meyhaneler, sâkîler, güzeller... "Efendim hem içki var hem de gerçek aşk var. Bir toplumu aşktan soyutlayamazsınız. Allah[/FONT][FONT=&quot]—[/FONT][FONT=&quot]u Teala insan[/FONT][FONT=&quot]ı[/FONT][FONT=&quot]n i[/FONT][FONT=&quot]ç[/FONT][FONT=&quot]ine a[/FONT][FONT=&quot]ş[/FONT][FONT=&quot]k[/FONT][FONT=&quot]ı[/FONT][FONT=&quot] cevher olarak yaratırken koymuş. Tabiatın var olmasını ilâhi aşk ile izah eden bir toplum beşerî aşkı niye inkar etsin ki. Ama burada şu var. Şair bir şey söyler, şairin söylediği dizedeki aşkın ilahi mi, mecazi mi, platonik mi, beşeri mi olduğunu anlamak o şiiri okuyan kişiye düşer... Bırakınız isteyen istediği gibi anlasın."

    Şairlerin mecaz mı yaptığı, yoksa gerçeklerden mi bahsettiği merak ediliyorsa bir takım eserleri inceleyerek bunu öğrenmek mümkün. Mesela, eğer şair tasavvuf ehli ise, elbette oradaki aşkın mecazi bir aşk olduğu, oradaki şarabın da ilahi aşktan kinaye olduğu, oradaki meyhanenin tekke olduğu kolayca anlaşılır. Ancak adamın ömrü meyhanelerde geçiyorsa ve şiirinde "şarap" dediyse bununla ilahi şarabı kastetmesi mümkün değildir. "Bir şeyhülislam düşünün hiç naat yazmamış mesela. Şeyhülislam Yahya Efendi. Hiç nââtı yok, gayet de şuh gazelleri var. Ama devletin şeyhülislamı. Olamaz mı? Okuyucu öyle anlıyorsa niye olmasın!"

    Osmanlı toplumunda tasavvuf öyle yer etmiş ki, pirsiz ve nursuz demek bir insan için en ayıp şey. Bir tasavvufî yola girmemiş ve ne Mevlevi, ne Nakşi, ne de Kadiri yoluna revan olmamışsa adamı ayıplarlar. Dolayısıyla bir insanın tasavvuftan uzak kalması mümkün değildir. Tasavvuf en aşağı kademelere kadar yayılmıştır. Meyhaneden, sâkîden, meyhaneciden dem vurulacaktır, çünkü, meyhane şu yahut bu yolla içine girmemiş bile olsa herkesin bildiği bir dünyadır. Tasavvufa en fazla ihtiyacı olan kesim bu kesimdir. Dolayısıyla o insanlar tekkeye gittiklerinde şeyh efendinin meyhaneden, meyhaneciden ve sarhoş edici içkiden dem vurarak ilâhi cezbenin nasıl bir şey olduğunu izah etmesi, yani meyhane argümanlarını kullanması normal olacaktır. Başka türlü izah etme imkânı yok gibidir. Okuma yazma oranı %3'tür. Peki, halk ayyaş mıdır? Hayır. Fakat bu toplumun içinde ne kadardır. Oldukça az uç bir noktada. Yani asla o toplumda herkes öyle değil. İskender Pala'ya göre değişen sadece kıyafetler. Bugünkü toplumla Osmanlı toplumu arasında hiç bir fark yok. Dengeler bazen iyi ile kötü arasında değişiyordu.

    Cumhuriyet döneminde divan şiirini devam ettirenler var mıydı? Elbette vardı. Çoğu eski kültürün içinde yetişmiş, cumhuriyet döneminde şair olmuş kişiler modern tarzda şiir yazanlar dahi bir türlü divan edebiyatından kendilerini koparamamışlar. O dönemlerde gazete ve ve dergilerde en güzel tartışmalar teshil yoluyla yani gazelin ya da kasidenin bir benzerini yazmak suretiyle yapılıyormuş. İskender Pala bugün hâlâ rubâi yazan şairler arasında Memduh Cumhur, Talat Halman, Yılmaz Karakoyunlu'yu sayıyor. Divan şiirinin muhtevasından faydalanan şairlerse şunlardır: Behçet Necatigil, Attila İlhan, Hilmi Yavuz, Beşir Ayvazoğlu, Murathan Mungan, Ekrem Kaftan. Genç insanların divan şiirine merak sarması İskender Pala'yı daha da ümitlendiriyor, çalışmalarına şevk veriyor. Divan şiirinin, Osmanlı bütünlüğü içinde toplumsal ve kültürel hayat bâbında ihmal edilemeyecek bir yeri olduğu bir gerçek. Daha gerçek olan bir şeyse Osmanlı şiirinin şimdikinden daha fazla özgürlükçü ve çok daha fazla dost yanlısı, insanları birbirine yakınlaştırabilecek bir şiir oluşu.

    [/FONT]
    [FONT=&quot]EK BİLGİ: [/FONT]
    [FONT=&quot]Divan Şiiri, Bir ‘Saray Şiiri’ midir? Hilmi Yavuz (Gazeteci)[/FONT]
    [FONT=&quot] Osmanlı Divan şiirinin bir ‘Saray Şiiri’ olduğu, bir elit ya da seçkin tabaka tarafından anlaşıldığı, halk yığınlarıyla bir ilişki kuramadığı söylenir ve yazılır. Ben buna, ‘Divan Şiiri Mitosu’ diyorum. Evet, ‘mitos’,– çünkü gerçeklikle hiçbir ilişkisi yok! Bir oryantalist söylemin, resmi ideolojinin dayatma ve tahakkümü bütünleşmesi! Cumhuriyet’i, daima söylediğim gibi, Osmanlı’nın mefhum–u muhalifi olarak tanımlamaya özen göstermiş bir ideolojik maluliyet![/FONT]​

    [FONT=&quot]Önce meseleyi sosyolojik kavramlarla açmaya çalışalım. ‘Saray şiiri’ ne demek? Bu, Divan şiirinin sadece, Osmanlı sultanlarının saraylarında okunan bir şiir olduğu anl***** geliyorsa, düpedüz yanlış;– hem de vahim yanlış! Zira, Prof. Dr. Haluk İpekten’in yazdıklarına bakılırsa, Divan şiiri, Merkez’de, (İstanbul’da) Saray’da ve Devlet büyüklerinin mesela Vezirlerin konaklarında okunduğu gibi, Taşra’da ya da Periferi’de de mesela Şehzade saraylarında (Amasya, Trabzon, Manisa vd.) da okunabilmektedir. Demek ki, Divan şiirinin hem Merkez’de hem de Taşra’da dolaşıma girmesi söz konusudur. Bu, önemlidir;– çünkü, Divan şiirinin sadece Merkez’de, yani payitaht İstanbul’da değil, Taşra’da da okunduğunu gösterir…[/FONT]​

    [FONT=&quot]Ama asıl önemli olan, Divan şiirinin, Saraylar ve Devlet büyüklerinin konakları gibi, Merkez’deki ve Taşra’daki özel alanlarda değil, Şuara Meclisleri, Kahvehaneler ve Meyhaneler gibi kamusal alana ait ‘edebi muhitlerde’ de okunuyor ve tartışılıyor olmasıdır. Divan şiirinin, saray ve konaklar gibi, herkesin giremeyeceği özel mekanlarda olduğu kadar, yukarda sözü edilen kamuya açık mekanlarda da dolaşıma girmesi, bu şiirin kamusallaştığının kanıtıdır;– hem de apaçık kanıtı! Kamusal alanda okunabilen bir şiirin sadece ‘Saray’a ve Elit kesime ait bir şiir olduğu söylenebilir mi? Hiç sanmıyorum![/FONT]​

    [FONT=&quot]Batı’da Klasik müziğin dönüşümü, kamusal alanda dolaşıma girmenin, müziği nasıl aristokrasinin hegemonyasından çıkardığını gösteren canalıcı bir örnek. 18. Yüzyıl, bilindiği gibi, Avrupa’da müziğin Barok yüzyılıdır. Haendel gibi, Haydn gibi, Mozart gibi, Bach gibi, Barok müziğin büyük ustaları bu yüzyılda vermişlerdir eserlerini. Ama Barok müzik, feodal aristokrasinin özel alanına ait bir etkinlik olarak kalır bu yüzyıl boyunca… Werner Stark’ın, The Sociology of Knowledge’da belirttiği gibi, Haydn, Kont Esterhazy için müzik bestelemekte, bu müzik, Esterhazy Şatosu’nda, ona ait olan özel alanda icra edilmektedir. (Haydn, bu şatoda, yemeklerini Esterhazy Kontu’nun uşaklarıyla birlikte yemektedir!) Klasik müzik, kamusal alanda dolaşıma girmemiştir henüz. Bu, ancak 19. Yüzyılda gerçekleşecek ve mesela Beethoven’in müziği, kamuya açık alanlarda, bu yüzyılda icra edilebilecektir…[/FONT]​

    [FONT=&quot]Ben, klasik müziğin özel alanlarda (Saray ve Şatolarda) değil, kamusal alanda (mesela, konser salonlarında) icra edilmeye başlanmasının, bu müziğin elitist bir pratik olmaktan çıkmış olması anl***** geldiğini düşünüyorum. Saraylardaki aristokratların değil, sokaktaki burjuvaların beğeniyle izledikleri bir müzik, nasıl artık ‘Saray Müziği’ diye nitelendirilemezse, saray ve vezir konakları dışındaki ‘edebi muhit’ ya da edebi mahfillerde okunan ve izlenen bir şiir de, ‘Saray Şiiri’ olarak nitelendirilemez…[/FONT]​
    [FONT=&quot]Ya, Divan Şiirinin halkın sorunlarından kopuk olduğu iddiası? [/FONT]​
    [FONT=&quot]Divan şiiri, gerçekten halktan ve onun meselelerinden kopuk bir şiir mi? Genellikle, Divan şiirine yöneltilen eleştirilerden biri de bu! Abdülbaki Gölpınarlı’nın 1945 yılında yayımlanan o mahut ‘Divan Edebiyatı Beyanındadır’ına göre, Divan edebiyatında ‘şehir ve şehirlinin izi bile’ bulunmaz;– ‘köylüyü aramaksa ‘abes bir külfet’tir! ‘Bu şairlerden muhitini (çevresini), içtimai nizamdaki (toplum düzenindeki) bozgunluğu (‘bozukluğu’ olmalı H.Y.), ihtiyaçları, umumi hayatı gören hatta mahalli vak’alara, velev şahsi olsun, bir ehemmiyet veren yok dense yeri var’dır. Kısaca, Divan şiiri, insandan ve toplumdan kopuk bir şiirdir…[/FONT]​

    [FONT=&quot]Daha önce de yazmıştım: Prof. Dr. Sabri Ülgener, ‘Zihniyet, Aydınlar ve İzm’ler’ adlı kitabında, Bağdad’lı Ruhi’nin ‘Terkib–i Bend’i ile Ziya Paşa’nın ‘Terkib–i Bend’ini karşılaştırır. ‘Terkib–i Bend’, Ülgener’e göre, ‘klasik edebiyatımızda zihniyet tahliline en yatkın, elverişli türlerden biri’. Ve Bağdad’lı Ruhi’ninki ile Ziya Paşa’nınki, aralarında üç yüz yıla yakın bir zaman farkı bulunmakla birlikte, Osmanlı Toplumunun, daha başından beri taşıdığı ‘ikili yapı’yı, Merkez Taşra ya da Merkez/Çevre (‘Periferi’) ikiliğini, zihniyet tarihi bağlamında ortaya koymakta yararlanılabilecek iki önemli kaynak. Bağdad’lı Ruhi’nin Terkib–i Bend’inde dile getirilen Taşra, ‘değer ölçüleri ve kuruluşları ile, geniş bir rant tabanı üstünde feodal (veya benzeri) bir düzenin izlerini’ taşırken, Ziya Paşa’nın Terkib–i Bend’inde dile getirilen Merkez, ‘altlı üstlü toplum katları ile gitgide bürokratlaşma’ yolunda… Ülgener şöyle yazıyor: ‘Birinde (Taşra’da ya da Periferi’de, H.Y.) eşraf, ayan ve tarikat karışımı, yarı–feodal yarı cezbeli bir üst sınıfın başını çektiği iktidar kervanını, öbüründe (Merkez’de H.Y.) ‘yerine ve zamanına göre kaftanlı ve kürklü, apoletli, kordon ve sırma işlemeli ve nihayet redingotlu bürokrat takım izliyor.’[/FONT]​

    [FONT=&quot]Pekiyi de, bu ‘ikili yapı’da zihniyet farklılaşmasını (hatta buna, ‘farklılaşma’ değil, ‘karşıtlaşma’ da diyebiliriz!), nerede teşhis ve tespit edilebilir? Ülgener’e göre, zihniyet farkı ya da karşıtlığını, semptomal olarak, Taşra’da ve Merkez’de, ‘alttan üste rütbe ve statü değiştirme’ konusundaki tavır–alışlarında okuyabilmemiz mümkün. Rütbe ve statü değiştirme, Merkez’de ‘vezir ve sadaret konağının merdivenlerinden’, Taşra’da ‘kapalı çemberi aşabildiği kadar bey ve ağa kapısından veya daha mütevazı olanı, tekke ve mescit saflarından geçer.’ Ülgener şunları yazıyor: ‘Ruhi’yi okurken, valisinden defterdarına ve türlü tarikatlara kadar maddi, manevi nüfuz sahiplerinin, geniş bir yanaşma halkasıyla çevrelenmiş olarak, yörenin rant ve gelir kaynakları üzerine abandıkları yarı asyatik–feodal bir konak ve malikane düzeni (‘rant kapitalizmi’ demek de yanlış olmayacak) karşı karşıya olduğumuzu hissetmekte gecikmiyoruz. (…) Ziya Paşa’da ise, manzara temelden değişir: İlk sırayı tutan, yüksek bürokrat takım(dır)! Nişan, kordon ve sırma ihtişamı ile beraber üste ve daha üste tırmanma yarışında geri kalmanın veya umduğunu bulamamanın spazm ve sar’a nöbetlerini onda (…) satır satır ve cümle cümle’ hissetmekteyizdir.[/FONT]​

    [FONT=&quot]Ülgener, Ziya Paşa’yı, Merkez’in rütbe ve mansıp dağıtımında en üst kademelere tırmanmayı başarmış, bürokrat ve entelektüel bir ihtiras insanı’; Terkib–i Bend’ini de bu muhteris insanın ‘hırçınlıkları ve sancıları’nı dile getiren bir eser olarak okur. Taşra’lı Ruhi ise, ‘devrin padişahına ve ileri gelenlerine, adet yerini bulsun diye yazdığı birkaç zoraki medhiye’ hariç tutulursa, ‘halkın (‘taban’ın) sesini ve seslenişini’ dile getiren bir şairdir: ‘Şeyh ve eşraf karışımı feodal düzenin alt (veya, en fazla, orta) kademelerinde kalakalmış halk adamının, mütevekkil, deryadil, ‘dil ü canı ile kazaya rıza vermiş’ örneği’… Biri ‘tavan’ın (Ziya Paşa), öteki (Ruhi) ‘taban’ın insanıdır, kısacası.[/FONT]​

    [FONT=&quot]Tanpınar’ın Samim Kocagöz’e, daha 1930’larda sorduğu sınav sorusunun anlamı, şimdi belirginleşiyor. Hatırlayacaksınız soru şuydu: ‘Söyle bakalım, Ruhi Bağdadi’nin Terkib–i Bend’i ile Ziya Paşa’nın Terkib–i Bend’i arasındaki muhteva farkı nedir?’[/FONT]​

    [FONT=&quot]Samim Kocagöz’ü bilemem; ama Abdülbaki Gölpınarlı hocamız, bu sorunun cevabını neden bilmezlikten gelmişti acaba?[/FONT]​


    [FONT=&quot]20.ETKİNLİK:[/FONT]
    [FONT=&quot]DİVAN EDEBİYATININ KAYNAKLARI[/FONT]
    [FONT=&quot]İslam kültürü kaynağından beslenen ve özel*likle başlangıçta Fars (Iran) edebiyatını örnek alan Divan edebiyatı, içerik yönünden değişik unsurla*ra dayanmaktadır. Divan edebiyatının iç zenginli*ğini ve özünü oluşturan, onu iyi anlamak için bi*linmesi gereken birçok eski kültür unsuru vardır.[/FONT]
    [FONT=&quot]Divan edebiyatının dayandığı kültür kaynak*larının başlıcaları şunlardır:[/FONT]

    • [FONT=&quot]İslam inançları (ayetler ve hadisler) [/FONT]
    • [FONT=&quot]Islami bilimler (tefsir, kelam, fıkıh) [/FONT]
    • [FONT=&quot]İslam tarihi [/FONT]
    • [FONT=&quot]Tasavvuf felsefesi, terimleri [/FONT]
    • [FONT=&quot]İran mitolojisi (kişiler ve olaylar) [/FONT]
    • [FONT=&quot]Peygamberlerle ilgili öyküler, mucizeler, ef*saneler, söylentiler.. [/FONT]
    • [FONT=&quot]Tarihi, efsanevi, mitolojik kişiler ve olaylar [/FONT]
    • [FONT=&quot]Çağın bilimleri [/FONT]
    • [FONT=&quot]Türk tarihi ve kültürü [/FONT]
    • [FONT=&quot]Dönemin edebiyat anlayışı [/FONT]
    • [FONT=&quot]Arapça, Farsça sözcük ve tamlamalar [/FONT]
    [FONT=&quot]İslam dininin benimsenmesinden sonra, Kuran’ın Arapça olmasından dolayı pek çok toplumun kültür dili değişime uğradı. İranlılar 9. yüzyılda edebiyat ürünlerini, Yeni Farsça diye adlandırılan bir dille vermeye başladılar. İran edebiyatının bu ürünlerinden Türk edebiyatı büyük ölçüde etkilendi. Öte yandan Anadolu’da kurulan Türk devletleri, resmi yazışma dili olarak Arapça ve Farsçayı kullandılar. Bu durum edebiyat dilinin değişmesine de sebep oldu. Özellikle saray çevresindeki şairler ve yazarlar, yapıtlarını Arapça ve Farsça yazmaya başladılar. Arapça ve Farsça sözcükler zamanla Türkçeye de yerleşti. Osmanlı Devleti döneminde bu üç dilin karışımıyla Osmanlıca denen bir dil ortaya çıktı. Divan edebiyatının dili de Osmanlı Türkçesiydi.[/FONT]
    [FONT=&quot]37.Divan şiirinde Arapça ve Farsça kelimelerin sıklıkla kullanılmasının sebepleri:[/FONT]
    -[FONT=&quot]İslam medeniyetinin etkisi[/FONT]
    -[FONT=&quot]Aruz ölçüsü:Türkçede uzun ses olmaması, seslerin uzunluk ve kısalık esasına dayanan aruz öcüsünün uygulanmasını zorlaştırmıştır.Çıkış yolu olarak aruza uymayan Türkçe sözcükler yerine uzun ve kısa seslerin bulunduğu Arapça ve Farsça sözcükler kullanılmaya başlanmıştır.[/FONT]

    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]

    2) Y
    3) D
    4) Y
    5) gazel
    6) tuyuğ
    7) beytü'l kasid
    8) miyan, nakarat
    9) B
    10) B
    11) D
    12) D
    13) B
    14) A
    15) E

    Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...

    benqiSu, kubilaygulay, ahmey ve diğer 10 kişi bunu beğendi.
  10. ByNapolyon

    ByNapolyon Üye

    Katılım:
    30 Aralık 2009
    Mesajlar:
    178
    Beğenileri:
    728
    Ödül Puanları:
    0
    10.sinif tÜrk edebİyati 139-147 arasi cevaplari

    10.SINIF TÜRK EDEBİYATI 139-147 ARASI CEVAPLARI

    HALK ŞİİRİ
    A) Anonim Halk Şiiri

    HAZIRLIK:
    MANİ VE ÇEŞİTLERİ


    1. Sözlü edebiyat ürünlerindendir.
    2. Genellikle bir dörtlükten oluşur. Ama mısra sayıları 5,6,7,8 hatta 14 olan maniler de vardır.
    3. Kafiye düzeni aaxa şeklindedir.
    4. Anonim halk edebiyatının en yaygın şeklidir. Özellikle yüzük oyunları ve mangal sohbetlerinde söylenirler.
    5. Maninin birinci ve ikinci mısraları konuya giriş için hazırlık mısralarıdır. Asıl söylenilmek istenen 3. ve 4. mısralarda söylenir. 1. ve 2. mısralar tamamen de konu dışı değildir.


    6. Üçüncü mısraın serbest oluşu söyleme kolaylığı sağlar.
    7. Anlam bakımından bir bütünlük gösteren maninin başlıca karakteri kendi kendine yetmesidir.
    8. Manilerde konu sınırı yoktur. Genelde aşk, toplum olayları, ölüm, iyilikler, hasret, evlat sevgisi vb. konuları işlenir.
    9. Maniler, Divan Edebiyatı‘ndaki “tuyuğ“un karşılığıdır.
    Maniler şekillerine göre 4’e ayrılırlar.
    1. Düz (tam) mani:
    - 7’li hece ölçüsüylesöylenir.
    - Dört mısradan oluşur.
    -aaxa şeklinde kafiyelenir.
    - Maninin en yaygın şeklidir.
    - Bu tarz manilere tam mani de denir.
    ÖRN:
    Şu dağlar olmasaydı
    Çiçeği solmasaydı
    Ölüm Allah’ın emri
    Ayrılık olmasaydı
    2. Kesik (cinaslı) mani:
    -İlk dizesi cinaslı bir sözden oluşur.
    -Bu ilk mısra hece sayısı bakımından diğerlerinden ek******.
    -Kesik manilere, cinaslı mani, hoyrat da denir.
    Güle naz
    Bülbül eyler güle naz
    Ağlayan çok gülen az
    3. Yedekli (artık) mani:
    -Düz maninin sonuna anlamı tamamlamak ya da pekiştirmek için iki dize daha eklemek suretiyle elde edilen manidir.
    -Bu tarz manilere artık mani de denir.
    Ağlarım çağlar gibi Derdim var beller gibi
    Derdim var dağlar gibi Söylemem eller gibi
    Ciğerden yaralıyım Kalbimin hüznü var
    Gülerim sağlar gibi Yıkılmış eller gibi
    Her gelen bir gül ister Gözlerimden yaş akar
    Sahipsiz bağlar gibi Bulanmış seller gibi
    4. Ayaklı Mani:
    -Kesik manilerin birinci dizesinin doldurularak söylenen şeklidir. Bunlara doldurmalı kesik mani de denir.
    Ah o beni o beni
    Kakül örtmüş o beni
    Ben yarimi unutmam
    Unutsa da o beni
    Deyiş: İki kişinin karşılıklı söylediği manilerdir. Soru yanıt şeklinde düzenlenir. Bir başka kişinin ağzındanmış gibi aktarıldığı şekilleri de vardır.
    • TÜRKÜ NAZIM ŞEKLİ GENEL ÖZELLİKLERİ VE TÜRLERİ
    • YÜKSEK YÜKSEK TEPELERE TÜRKÜSÜNÜN HİKAYESİ

    Bu öykü Malkara köylerinden alınmış olup belli bir kişinin dilinden yazıya geçirilmiş değildir. Çevrede herkes tarafından bilinen bir öyküdür. Söylentiye göre, çok eskiden köyün birinde Zeynep isimli çok güzel bir kız vardır. Onaltıya yeni bastığında Zeynep'i köylerindeki bir düğünde aşırı (yabancı) köylerden gelen Ali isimli bir genç görür. Ali Zeynep'i çok beğenir ve köyüne döndüğünde kızın babasına hemen görücü gönderir. Zeynep'i Ali'ye verirler. Kısa bir zaman sonra düğünleri olur. Ali, Zeynep'i alıp aşırı köyüne götürür.
    Zeynep'in gelin gittiği köy ile kendi köyü arası üç gün üç gece çeker. Bu kadar uzak olduğundan dolayı Zeynep, anasını babasını ve kardeşlerini tam yedi yıl göremez. Bu özlem Zeynep'in yüreğinde her gün biraz daha büyüyerek dayanılmaz bir hal alır. Köyün büyük bir tepesinde bulunan evinin bahçesine çıkarak kendi köyüne doğru dönüp için için kendi yaktığı türküyü mırıldanır ve gözleri uzaklarda sıla özlemini gidermeye çalışırmış.
    Oysa kocası, Zeynep'in bu özlemine pek aldırış etmez. Kaldı ki eski sevgisi de pek kalmadığından kendini fazlaca horlamaya, eziyet etmeye başlar. Sonunda bu özlem ve kocasının horlaması Zeynep'i yataklara düşürür.
    Gün geçtikçe hastalığı artan Zeynep'in düzelmesi için, köyden gelip gidenler de anasının babasının çağrılmasını salık verirler. Başka çare kalmadığını anlayan Zeynep'in kocası da anasına babasına haber vermeye gider. Altı gün altı gecelik bir yolculuktan sonra bir akşam üstü Zeynep'in anası babası köye gelirler, Zeynep'i yatakta bulurlar. Perişan bir halde Zeynep hala türküsünü mırıldanmaktadır. Aynı türküyü anasına babasına da söylemeye başlar. Çevresindeki bütün köy kadınları duygulanıp göz yaşı dökerler. Annesi fenalıklar geçirir ve bayılır.
    Zeynep hasretini giderir, giderir ama artık çok geç kalınmıştır. Bir daha onmaz, sonu ölümle biter. Herkes Zeynep için göz yaşı döker. İşte o gün bu gündür bu türkü ayrılığın türküsü olarak söylenip durur.

    Yüksek yüksek tepelere ev kurmasınlar
    Aşrı aşrı memlekete kız vermesinler
    Annesinin bir tanesini hor görmesinler
    Uçan da kuşlara malum olsun ben annemi özledim
    Hem annemi hem babamı hem köyümü özledim
    Babamın bir atı olsa binse de gelse
    Annemin yelkeni olsa uçsa da gelse
    Kardeşlerim yolları bilse de gelse
    Uçan da kuşlara malum olsun ben annemi özledim
    Hem annemi hem babamı hem köyümü özledim
    Kaynak:
    Türk Halk Müziği ve Oyunları
    Sayfa 164
    Cilt1 Sayı4 Yıl1 - 1982
    • Bir edebi ürünün sahibinin halk olması o ürünün kim tarafından söylendiğinin bilinmemesi ve o eserin anonim olduğu anl***** gelir.
    SAYFA 140
    1.
    AHENK UNSURLARI

    1. mâni 2.mâni (kitapta 4.mani)
    ölçü 7’Lİ hece ölçüsü 7’li hece ölçüsü
    Uyak: “y” yarım uyak “gül(de) gez” cinaslı uyak
    redif “emem” redif -
    Sese dayalı edebi sanatlar: “e tekrarıyla asonans ,”l” tekrarıyla aliterasyon “gez” tekrarıyla tekrir, “z” tekrarıyla aliterasyon
    YAPI UNSURLARI

    Nazım birimi dörtlük dörtlük
    Nazım birimi sayısı 1 1
    Uyak şeması aaba aaba
    Tema: AŞK SİTEM
    Nazım türü: MANİ MANİ


    SAYFA 141

    a)
    • Birinci dizesinin hece sayısı 7'den az olan manilerdir: 5. ve 6.
    • 4 dizeli maniye aynı uyakta başka dizeler eklenerek söylenen manilerdir:6.7. ve 8.
    • 7 heceli ve 4 dizeden oluşan 1,2 ve 4.dizeleri uyaklı olan manilerdir: 1.ve 2.
    • Kafiyesi cinas şeklinde olan manilerdir: 3.4. ve 5
    b)
    1. Düz Mâni (Tam Mâni): Dört dizeden oluşan, 7'li hece ile söylenen (4+3 duraklı), "aaba" şeklinde uyaklanan ve ilk iki dizesi genellikle doldurma olan mânilerdir.

    2. Cinaslı Mâni (Kesik Mâni): Cinaslı uyak bulunur. İlk mısranın hece sa¬yısı yediden azdır. Mısra sayısı dörtten fazla olabilir.

    Kesik mani: Birinci dizesi 7 heceden az, anlamlı ya da anlamsız bir sözcük grubu olan maniler. Bu kesik dize sadece kafiyeyi hazırlar. Eğer meydan ve kahvehanelerde söylenen ve ilk dizeleri "aman aman" ünlemi ile doldurulan manilerse bunlara İstanbul manileri denir.
    Yedekli (artık) mani: Düz maninin sonuna aynı kafiyede iki dize daha eklenerek söylenen maniler. Cinaslı kafiye kullanılmaz, birinci dizeleri anlamlıdır. Yedekli maniye artık mani de denir.

    3. Manilerdeki halk söyleyişleri: "el sözü", "kul olmak" , "yaman esmek", "kan ağlamak" "beller gibi"... Maniler halka hitap ettiği için manilerin dili son derece sade, yalın bir halk dilidir.
    4.MANİ-RUBAİ KARŞILAŞTIRMASI

    Edebiyat
    fatihi Yapı özellikleri İfade biçimi tema
    rubai Tek dörtlükten oluşur Manzum

    aşk, şarap, dünyanın türlü nimetlerinden yararlanma, hayatın anlamı ve hayat felsefesi, tasavvuf ve ölüm gibi konular

    Mâni
    Tek dörtlükten oluşur
    Manzum






    "Aşk/sevgi" ön plandadır. Öte yandan "gurbete giden eşe duyulan hasret, ayrılık, dert, güzellik-çirkinlik, kıskançlık, ölüm, evlenme düşüncesi, verilen sözde durmama, vefasızlık gibi pek çok temada yazılabilir.


    Mani ve rubai benzerlikleri:
    *Tek dörtlükten oluşurlar.
    *Genellikle asıl söylenmek istenilen düşünce 3.ve 4.dizede söylenir.

    SAYFA 142 HAVADA BULUT YOK

    AHENK UNSURLARI


    ölçü 6+5 11’li hece ölçüsü ; nakaratta 5+5 10’lu hece ölçüsü
    Uyak: Aşağıdaki gösterilmiştir.
    redif Aşağıda gösterilmiştir.
    Sese dayalı edebi sanatlar: Aliterasyon, asonans (bulunuz)
    YAPI UNSURLARI

    Nazım birimi Bent ; nakarat bölümü beyit
    Nazım birimi sayısı 6
    Uyak şeması aaa/ bb/ccc/DD/eee/bb
    Tema: ağıt, matem...
    Nazım türü: TÜRKÜ


    HAVADA BULUT YOK
    a______________dumandır
    a______________şivandır dır'lar redif, -an'lar Tam Uyaka______________yamandır

    b_______________çemendir
    b_______________nedendir -dir'ler redif, -en'ler Tam uyak
    c______________sesi var
    c______________nesi var -i var'lar redif, -es'ler Tam uyak
    c______________fesi var

    d_______________yokuştur
    d_______________iştir -tır'lar redif, -iş'ler Tam uyak

    e______________sazlar
    e______________sızlar lar- zengin uyak e______________kızlar

    d______________
    d______________ Nakarat
    EK BİLGİ : HAVADA BULUT YOK TÜRKÜSÜNDEKİ BAZI SÖZCÜKLERİN AÇIKLAMASI
    Mehle: Muş ağzında mahalle
    Şivan: (matem, yas, inleme, sızlama)
    Türküdeki "Ano" kelimesi feryat eden bir insanın seslenme ihtiyacıdır.
    Çemen: Farsça yeşil ve kısa otlarla örtülü yer
    Redif: "Redif kelimesinin kelime anlamı sonradan, arkadan gelendir. Burada ise yeni, genç asker anlamındadır.
    SAYFA 144

    TEMA
    Aman Ayşe’m Yaman Ayşe’m : Ağıt, ölüm
    Çıktım Kozan’ın Dağına : kahramanlık
    Yıldız Dağı : Yıldız Dağı (doğa)
    Nenni Bebek : ninni
    Zeynep’im : aşk
    Vur Çapayı : İş


    SAYFA 145

    ninni > nenni
    doğa > Yıldız dağ
    aşk > zeynep’im
    kahramanlık > Kozan
    iş > vurçapayı
    Ölüm > Aman Ayşe’m



    8.ANONİM HALK ŞİİRİ
    MANİ

    -Düz mani
    -Kesik Mani
    -Cinaslı mani -
    -Yedekli(artık) mani
    -Deyiş
    -Karşı-Beri
    TÜRKÜ
    1) Konularına göre:

    -Ninniler
    -doğa türküleri
    -Kahramanlık ve askerlik türküleri
    -Tören türküleri
    -İş türküleri
    -Karşılıklı türküler
    -Ölüm türküleri (ağıtlar)
    -Oyun türküleri
    2.ezgilerine göre:
    Türküler ezgilerine göre usulsüzler, usullüler olarak ikiye ayrılır.
    Usulsüzler : divan, bozlak, koşma, hoyrat, kayabaşı, Çukurova…Bunların hepsi uzun havalardır.
    Usullü türküler genellikle oyun havalarıdır.Bunlara Konya’da oturak, Urfa’da kırık adı verilir.

    9. Anonim Türk halk şiirinde ezgi ön plandadır. Ezgiyle iç içe olan bu ürünler müzik eşliğinde sözlü olarak oluşur.

    10. Bu şiirlerin kim tarafından ve ne zaman söylendiklerinin belli olmaması sözlü edebiyat geleneğiyle oluşturulmasıyla ilgilidir.Anonim edebiyata ait nazım biçimlerini de ilk söyleyen vardır, ama zamanla ilk söyleyen unutulmuş ve halkın beğenesinde yaşamaya başlamış olan bu eserler anonimleşmiştir.Bu şiirler kulaktan kulağa kuşaktan kuşağa aktarılarak ve sonrasında derlenip yazıya geçirilerek günümüze kadar gelmiştir.

    ANLAMA-YORUMLAMA

    1.YAPI

    GAZEL

    TÜRKÜ

    • Nazım şekli "gazel"dir.
    • Nazım birimi (birim değeri) beyittir.
    • Birim sayısı 7’dir
    • Beyit bütünlüğüne dayalı tema işlenmiştir.
    • Nazım türü türküdür.
    • "Bent" adı verilen bölüm ile her bendin sonunda yinelenen bağlama (kavuştak) denilen nakarat bölümlerinden oluşmuştur. Bentler ve kavuştaklar kendi aralarında uyaklanmıştır.4 bent ve nakaratlardan oluşmuştur.

    Ahenk Ahengi sağlayan ögeler: Her türlü ses benzerliği (uyak-redif), aruz ölçüsü, söyleyiş özelliği...



    Ahengi sağlayan ögeler: Her türlü ses benzerliği (redif, uyak), hece ölçüsü, söyleyiş özelliği...
    Dil Arapça ve Farsça sözcük ve tamlamalarla yüklü imgeli, ağır, süslü bir dil Halk söyleyişlerinin yer aldığı anlaşılır,yalın sade bir Türkçe kullanılmıştır.
    Tema Aşk Aşk
    Gelenek Divan şiiri geleneğini yansıtır. Anonim halk şiri geleneği

    Şiirler arasındaki farklılığın temel sebebi gazelin divan şiir geleneğine türkünün anonim halk şiiri geleneğine bağlı kalınarak oluşturulmasıdır.

    2.Metinleri yorumlayınız.

    5.etkinlik:

    TÜRKÜLERİN TOPLUM HAYATINDAKİ YERİ VE ÖNEMİ
    Türküler İslamiyet öncesi Türk edebiyatının sözlü döneminden itibaren süregelen bir yapıya sahip olması dolayısıyla yüzyılların birikimini kuşaktan kuşağa aktaran çok önemli araçlardır.Türküler işledikleri konular itibariyle de toplumun duygu ve düşünce hazinesidir.Toplum yaşamının her anından bireysel konulara kadar her şeyi barındırırlar.Türkülerde kimi zaman bir annenin feryadı kim zaman bir aşığın hüznü ya da sevinci kimi zaman da bir bülbülün ötüşü kimi zaman Çanakkale’ye Yemen’e giden askerilerin ayak sesleri çınlar…

    Kültür hazinemizin en önemli ve edebi unsurlarından biri olan türkülerimiz geçmişi aydınlatarak millete ait geleneği geleceğe aktarırlar. Türküler bizi biz yapan, bizi başkalarından ayıran en kıymetli değerlerimizdendir. Türkülerin her bir kelimesinde asıl özümüz saklıdır. İnsan hassasiyetinin derinliklerinden çıkarak bir kimliğe bürünen türküler zamanla milletin kimliği olurlar. Bu sebeple bir milleti tanımak, o millet hakkında bilgi sahibi olmak istiyorsak öncelikle, o milletin kültür değerlerine bakmamız gerekir. Bütün kültür değerlerini özellikle bu kültür unsurlarından biri olan türkülerini unutan bir millet özünü, geçmişini unutmuş, kimliğini yitirmiş, yabancılaşmaya, başkalaşmaya, mahkûm olmuş demektir
    Türküler, tarih denen uzun ince bir çizgide Türk insan’ın doğuşundan ölümüne kadar yaşamış olduğu sosyal, siyasal, kültürel vb. olayları içinde barındıran önemli bir somut olmayan kültürel miras ürünleridir.


    4.ANONİM HALK ŞİİRİNİN GENEL ÖZELLİKLERİ
    Söyleyeni belli olmayan, ağızdan ağza, kulaktan kulağa yayılan, halkın ortak malı olan ürünlerin oluşturduğu edebiyattır.

     Özellikleri şunlardır:
     Belli bir sahibi yoktur. Halkın ortak malı olan ürünlerden oluşur.
     Dili sade, akıcı bir halk Türkçesidir.
     Şiirlerde hece ölçüsünün 7'li, 8'li, 11'li kalıpları ağırlıklı olarak kullanılır.
     Somut ve gerçeklerle iç içe bir edebiyattır.
     Şiirlerinin nazım birimi dörtlüktür.
     En çok yarım kafiye kullanılmıştır. Bazı manilerde cinaslı kafiye görülür.
     Mecazlara ve edebi sanatlara fazla yer verilmez.
     Ölüm, aşk, tabiat sevgisi, ayrılık acısı, özlem, yiğitlik, toplumsal aksaklıklar gibi konular işlenir.
     Sözlü geleneğe dayanır.
     Anonim halk edebiyatı ürünleridir; mani, ninni, türkü, destan, tekerleme, bilmece, masal v.b.

    SAYFA 147:

    DEĞERLENDİRME

    1.Anonim Halk Şiirinin Türk kültürü açısından önemi nedir?

    Anonim halk edebiyatı İslamiyet öncesi Türk edebiyatının sözlü döneminden itibaren süregelen bir yapıya sahip olması dolayısıyla yüzyılların birikimini kuşaktan kuşağa aktaran çok önemli araçlardır.Bu şiirler işledikleri konular itibariyle de toplumun duygu ve düşünce hazinesidir.Toplum yaşamının her anından bireysel konulara kadar her şeyi barındırırlar. Millete ait geleneği geleceğe aktarırlar. Şiirlerdeki tema, konu ve duygu söylendiği dönemin zihniyetini yansıtır. Çünkü bu ürünler toplumsal yaşamla iç içedir.

    2. (Y)
    3. (Y)
    4. (D)
    5. Deyiş
    6. ağıt
    7. E
    8. C
    benqiSu, || SeRaP ||, Gaby ve diğer 4 kişi bunu beğendi.

Sayfayı Paylaş