Edebiyat Konu Anlatımı

Konu 'Edebiyat 10.Sınıf' bölümünde masum_gulus tarafından paylaşıldı.

Konu Durumu:
Mesaj gönderimine kapalı.
  1. masum_gulus

    masum_gulus Üye

    Katılım:
    16 Kasım 2008
    Mesajlar:
    618
    Beğenileri:
    388
    Ödül Puanları:
    0

    Semai
    Semai, "işitilerek öğrenilen şiir" demektir.
    Âşık edebiyatının kimi yönlerden koşmaya benzeyen bir nazım biçimidir.

    Semainin başlıca özellikleri şunlardır:
    8'li hece ölçüsüyle söylenir. Koşma gibi 3-6 dörtlükten oluşur. Halk şiirinde aruzla söylenmiş semailer varsa da bunlar Divan şiirine özenen kimi ozanlar tarafından söylenmiştir.
    Uyak düzeni koşmaya benzer. Koşmada işlenen temalar ve konular semaide de işlenir. Söyleyenleri bellidir.
    Semainin de güzelleme, koçaklama, taşlama... gibi türleri vardır.

    Genellikle aşk ve doğa konusu işlenir. Kafiye düzeni ve dörtlük sayısı bakımından Koşmaya benzer; fakat semailerde 8'li hece ölçüsü kullanılır. Ayrıca semailerin kendine özgü bir de ezgisi vardır. Karacoğlan'ın semaileri ünlüdür.

    ÖRNEK SEMAİ: Karacaoğlan
    ELİF

    İncecikten bir kar yağar
    Tozar Elif Elif diye
    **** gönül abdal olmuş
    Gezer Elif Elif diye

    Elif'in uğru nakışlı
    Yavru balaban bakışlı
    Yayla çiçeği kokuşlu
    Kokar Elif Elif diye

    Elif kaşlarını çatar
    Gamzesi bağrıma batar
    Ak elleri kalem tutar
    Yazar Elif Elif diye

    Evlerinin önü çardak
    Elif'in elinde bardak
    Sanki yeşil başlı ördek
    Yüzer Elif Elif diye

    Karac'oğlan eğmelerin
    Gönül sevmez değmelerin
    İliklenmiş düğmelerin
    Çözer Elif Elif diye


    Varsağı
    Güneydoğu Anadolu'da yaşayan Varsak boyu ozanlarınca söylenen şiirlere varsağı denilmiştir.

    Çok yaygın olmayan bir nazım biçimidir, ölçüsü ve uyak düzeni semai gibidir. (8'li ölçü, abab / cccb / dddb...) özel bir ezgisi vardır.

    Genellikle 3-5 dörtlükten oluşur. Dörtlük sayısı daha fazla da olabilir. Koşma ve semaide işlenen konu ve temalar varsağıda da işlenir. Müziğinde ve sözlerinde meydan okuyan, babacan, erkekçe, yiğitçe bir hava duyulur. Bu da dörtlüklerin içindeki "bre" "hey" "behey" gibi ünlemlerle sağlanır. Hayattan ve talihten şikayet üzerinde sık sık durulur. Bu türün en güzel örneklerini Karacaoğlan vermiştir.

    ÖRNEK VARSAĞI: Karacaoğlan
    VARSAĞI

    Bre ağalar bre beyler
    **meden bir dem sürelim
    Gözümüze kara toprak
    Dolmadan bir dem sürelim

    Amen hey Allahım aman
    Ne aman bilir ne zaman
    Üstümüzde çayır çemen
    Bitmeden bir dem sürelim

    Bana felek derler felek
    Ne aman bilir ne dilek
    Âhir ömrümüze helâk
    Etmeden bir dem sürelim

    Karacaoğlan der cânân
    Güzelim sözüme inan
    Bu ayrılık bize heman
    Ermeden bir dem sürelim

    Destan
    Âşık edebiyatındaki destanı, ulusların başından geçen kahramanlık olaylarını anlatan destan (epope) ile karıştırmamalıdır. Âşık edebiyatındaki destanlar, toplumu yakından ilgilendiren savaş, ayaklanma, eşkıyalık, kıtlık, deprem, yangın gibi olaylar; toplumsal yergiler; cimrilik, dalkavukluk, mirasyedilik... gibi gülünç hayat olayları üzerinde durur.


    Destanların diğer özellikleri şunlardır:
    -Duygusal öğelere hemen hiç yer verilmez.
    -11'li ya da 8'li hece kalıbıyla söylenir. Dörtlüklerle oluşur.
    -Uyak düzeni koşmaya benzer. Konusu ve uzunluğu bakımından koşmadan ayrılır.
    -Halk şiirinin en uzun nazım biçimidir. Kimi destanlarda dörtlük sayısı yüzden fazladır. Dörtlük sayısı konunun özelliğine bağlıdır.
    -Kendine özgü bir ezgisi vardır
    -Destanın son dörtlüğünde şair mahlasını söyler.
    -Konuları bakımından destanları savaş, yangın, deprem, salgın hastalık, ünlü kişilerin yaşamları, mizahi....gibi gruplandırabiliriz.
    -Seyranî ve Âşık Ömer bu alanda ünlüdür. Kayıkçı Kul Mustafa'nın Genç Osman Destanı ''en ünlüsüdür''.

    Aruz **çüsüyle Yazılan Halk Şiiri Nazım Biçimleri
    Halk şiirinde aruz ölçüsüyle düzenlenmiş şiirler de vardır. Bunlar Divan edebiyatının Halk edebiyatına etkisiyle oluşmuştur. Halk edebiyatında özel bir adla anılan ve aruzla oluşturulan bu yoldaki nazım biçimleri şunlardır:

    -Divan (Divani)
    -Selis
    -Semai (Hece ile yazılanların yanında aruzla yazılan semailer de vardır.)
    -Kalenderi
    -Satranç
    -Vezn-i âhar

    Divan (Divanî)
    Aruz ölçeğinin "Fâilâtün Fâilâtün Fâilâtün Fâilün" kalıbıyla düzenlenir. Ayaklı(yedekli) divan biçimi de vardır; divanın gazel biçiminde düzenlenmiş olanlarında her dizenin altına Fâilatün Fâilün parçasının eklenmesiyle oluşur.

    Mehmet Fuat Köprülü, divanların hece ölçüsünün 8+8 kalıbına uyduğunu bildirmektedir. Divanlar ya gazel ya da murabba, muhammes, müseddes biçimlerinde olur. Musammat divanlarda vardır.

    Dörtlüklerden oluşan divanların kafiye şeması şöyledir: aaba- ccca- ççça.

    Bu şema, ilk dörtlüğün uyak durumuna göre değişebilir

    Aaaa-bbba-ççça
    Abab-cccb-çççb
    Aaab-cccb-çççb

    Divanın bir de ayaklı divan ya da yedekli divan adı verilen çeşidi var.

    Selis
    Halk edebiyatında aruz ölçüsü kullanılarak yazılan şiirlerdir. Genellikle 19'uncu yüzyıl aşıkları tarafından kullanılan selisin en fazla yazılan tipi gazeldir. Hece ölçüsünün on beşli kalıbına da uyan selislerin en belirgin özellikleri farklı bir ezgiye sahip olmalıdır.

    Selis, aruzun " fe'ilâtün(fâilâtün) fe'ilâtün fe'ilâtün fe'ilün" kalıbıyla yazılan gazellere denir. Murabba, muhammes, müseddes biçimiyle yazılmış selisler de vardır. Uyak düzeni, divan, semai ve kalenderi de olduğu gibidir.

    Semai
    Aruz ölçüsünün "Mefâîlün Mefâîlün Mefâîlün Mefâîlün" kalıbıyla yazılır.Bunun da ayaklı(yedekli) biçimi vardır; semainin gazel biçimi ile düzenlenmiş olanlarında, her dizenin altına Mefâîlün Mefâîlün ya da Mefâîlün Feûlün parçasının eklenmesiyle oluşur.

    Gazel, murabba, muhammes, müseddes biçiminde yazılırlar. Uyak düzenleri, divan ve seliste olduğu gibidir. Semailer, hece ölçüsünün 8+8 kalıbına da uyarlar.

    Semailer üç türlüdürler:
    1. Gazel, murabba, muhammes, müseddes, biçiminde olanlar
    2. Musammat semai: Aruzun aynı kalıbında olan, fakat her beyiti dört parçadan meydana gelen semailerdir.
    3. Ayaklı(yedekli) semai

    Kalenderî
    Halk şairleri tarafından aruzun mef'ûlü mefâ'îlü mefâ'îlü feûlün kalıbıyla gazel, murabba, muhammes, müseddes biçiminde söylenen şiire denir. Özel bir ezgiyle okunur. Ezgisi bakımından düz kalenderî, Acem kalenderisi, Emrah kalenderisi gibi çeşitlere ayrılır. Kafiye düzeni divan ve semaî ile aynıdır. Bu tür şiirler 3+4+3+4 veya 7+7 şeklinde ondört heeceli iken, sonradan yerine aruz vezninin geçtiğini ileri sürenler vardır.

    ÖRNEK KALENDERÎ: Tokatlı Nurî
    KALENDERİ

    İçtin mi a cânım yine mestâne durursun
    Gamzen gibi âşıklara bîgâne durursun
    Kimden söz işittin ki celâ hakkına dâir
    Böyle güzelim hâtırı vîrâne durursun

    Geç şâhım otur başımın üstünde yerin var
    El bağlı efendim kime divâne durursun
    Bir çift idiniz vuslat-ı devlette geçen gün
    Nettin eşini ey peri bir dâne durursun

    Sen al ile başımdan alıp aklımı şimdi
    Ey rind-i felek-meşreb edibane durursun
    **dürmek ise Nûri kulun kasdına böyle
    Çek hançeri öldür a paşam ne durursun

    Satranç
    Aruz ölçeğinin "Müfteilün Müfteilün Müfteilün Müfteilün" kalıbıyla ve musammat gazel biçimiyle düzenlenir.

    Satranç, musammat beyitlerinden oluştuğu için her dize iki eşit parçaya bölünür ve iç uyak bulunur. İç uyaklarına göre uyak şeması şöyledir: abab-cccb- çççb.

    Satranç hece ölçüsünün 8+8 kalıbına da uyar.


    Vezn-i âher
    Aruz ölçüsünün "Müstef'ilâtün Müstef'ilâtün Müstef'ilâtün Müstef'ilâtün" kalıbıyla düzenlenir.

    Vezni aherde her dize, ilkle uyaklı, dört esit parçaya bölünmüştür. Bir bentteki dizelerin her parçası ayrı harfle gösterilirse, bendin şeması şöyle olur:

    Abcç
    Bcçd
    Cçde
    Çdef

    Birkaç bentten oluşan bir vezn-i aherin uyaklarının genel şeması, divan, selis, semai ve kalenderinin aynıdır. Üçlüklerden kurulu vezn-i aherin genel uyak şeması ise şöyledir: Aab- ccb-ççb.
    gokay_95, P!NqUeEn <3 <3, Hipotenüs. ve diğer 3 kişi bunu beğendi.
  2. masum_gulus

    masum_gulus Üye

    Katılım:
    16 Kasım 2008
    Mesajlar:
    618
    Beğenileri:
    388
    Ödül Puanları:
    0
    3 ) BATI TESİRİNDEKİ TÜRK EDEBİYATI
    A)TANZİMAT EDEBİYATI (1860-1895)

    * Tanzimat Fermanının ilanından sonra bu edebiyatın tohumları serpilmeye başlamıştır.
    * Batılı tarzda ilk eserler bu dönemde verilmeye başlanmıştır.
    * Hak, adalet, özgürlük, vatan kelimeleri bu dönemde ilk defa kullanılmaya başlanmıştır.
    * Tanzimat edebiyatı kendi arasında ikiye ayrılır.(Birinci-ikinci dönem)
    * Yazı dilini halkın anlayacağı dile yakınlaştırmaya çalışmışlardır.
    * Tiyatroyu halkı aydınlatma aracı olarak görmüşlerdir.
    * Toplumcu bir çizgi tutmaya çalışmışlardır.
    * Divan edebiyatındaki "bölüm güzelliğine" karşın "konu bütünlüğüne, güzelliğine" önem vermişlerdir.
    * Tanzimat birinci dönem sanatçıları(Şinasi, Namık Kemal, Ziya Paşa, Ahmet Mithat Efendi) ikinci dönem sanatçılarına göre daha halkçı olmuşlardır.


    BİRİNCİ DÖNEM TANZİMAT EDEBİYATI (1860-1876)
    * Divan edebiyatını eleştirmelerine rağmen onun etkisinden kurtulamamışlardır.
    * Vatan millet, hak adalet, özgürlük gibi kavramlar ilk defa bu dönemde kullanılmaya başlanmıştır.
    * Batılı anlamda ilk esereler bu dönemde verilmeye başlanmıştır.
    * Toplumu bilinçlendirmek için edebiyatı bir araç olarak görmüşlerdir.
    * Dilin sadeleşmesi gerektiğini söylemişler ancak pek başarılı olamamışlardır bu konuda.
    * Roman, modern hikâye, tiyatro, gazete, eleştiri, anı bu dönemde kullanılmaya başlanmıştır.
    * Bu dönemin sanatçıları aynı zamanda devlet adamı sıfatı da taşıyorlardı.
    * Klasizim (Şinasi, Ahmet Vefik Paşa) romantizm (Namık Kemal, Ahmet Mithat) den etkilenmişlerdir.

    Not: Sanatçılarla ilgili daha detaylı bilgilere sanatçı ismi üzerinden ulaşabilirsiniz.

    BİRİNCİ DÖNEM TANZİMAT EDEBİYATI SANATÇILARI
    ŞİNASİ (1826-1871)
    * Edebiyatımıza birçok yeniliğin yerleşmesini sağlamıştır.
    * Asıl adı İbrahim'dir.
    * İlklerin yazarıdır: İlk tiyatro, ilk şiir çevirisi, Batılı anlamda ilk fabl, ilk özel gazete, ilk makale, ilk noktalama işaretini kullanan kişidir.
    * Halk için sanat görüşünü benimsemiştir.
    * İlk tiyatro eserimizi: ŞAİR EVLENMESİ ni yazdı.
    * İlk makaleyi yazdı: TERCÜMAN-I AHVAL MUKADDİMESİ
    * İlk özel gazetesi çıkardı: TERCÜMAN- I AHVAL
    * Eserleri: Durub u Emsalı Osmaniyye (Osmanlı Atasözleri Kitabı)
    Tercüme i Manzume (Çeviriler)
    Müntehabat -ı Eşar(şiirleri)
    Divan-ı Şinasi
    Tasvir i Efkâr

    NAMIK KEMAL (1840-1888)
    * Vatan şairimizdir.
    * Toplumcu bir sanat çizgisindedir.
    * Vatan, millet, özgürlük kelimelerini edebiyatta ilk kullanan kişidir.
    * Tiyatroları oldukça ses getirmiştir. Tiyatroyu bir eğlence ve halkı bilinçlendirme aracı olarak görmüştür.
    * Romantizmin etkisindedir.
    * Eserleri: ilk tarihi romanımız; CEZMİ
    İlk edebi romanımız ;İNTİBAH
    Tiyatroları : Vatan yahut Silistre, Zavallı Çocuk, Gülnihal, Kara Bela,Celalettin Harzermşah
    Eleştiri eserleri: Renan Müdafenamesi, Tahrib-i Harabat (Ziya Paşa'ya karşı)
    İrfan Paşa'ya Mektup, Takip
    Diğer eserleri: Kanije, Silistre Muhasarası, Osmanlı Tarihi, Büyük İslam Tarihi, Evrak-ı Perişan

    ZİYA PAŞA (1825-1880)
    * İlk edebiyat tarihi taslağı sayılan "Harabat"eserini yazmıştır.
    * Halk şiirinin ve dilinin gerçek edebiyatımız olduğunu belirten "Şiir ve İnşa"adlı makalesini yazmasına rağmen kendisi böyle davranmamıştır.
    * Biçimce eski içerikçe yeni olmaya gayret göstermiştir.
    * Terkib-i bent, terci i bent'leri meşhurdur.
    * Bir çok dizesi halk arasında atasözü gibi kullanılmıştır.
    * Eserleri: Zafername, Harabat, Eş'ar-ı Ziya, Defter-i Amal, Terkib-i Bent, Terci-i Bent

    AHMET MİTHAT EFENDİ (1844-1912)
    * Halk için roman geleneğini benimsemiştir.
    * Halkın anlayacağı bir dilde ve onları ilgilendiren konularda eserler vermiştir.
    * İlk hikâye örneklerimizden biri sayılan :"Letaif-i Rivayet"i yazmıştır.
    * Romantizmden etkilenmiştir.
    * En üretken yazarımız odur. "Yazı makinesi" olarak da bilinir. 36'sı roman olmak üzere 200'e yakın eseri vardır.
    * Eserlerinden bazıları: Hasan Mellah, Hüseyin Fellah, Felatun Bey ve Rakım Efendi, Yer Yüzünde Bir Melek, Henüz On Yedi Yaşında...

    ŞEMSETTİN SAMİ ( 1850-1904 )
    * Devrinin en büyük dil bilgini sayılmıştır.
    * İlk romanımız olan: Taaşşuk-u Talat ve Fitnat adlı eseri yazmıştır.
    * Kamus u Türkî adlı sözlüğü yazmış.
    * Kamus u Fransevi ve Kamus-ı Alam'ı yazmıştır.


    AHMET VEFİK PAŞA (1829-1892)
    * Tiyatromuzun en büyük kilometre taşı sayılır.
    * Bursa'da kendi adıyla tiyatro kurmuştur.
    * Halkın tiyatroyu sevmesi için özellikle Moliere'den çeviriler yapmıştır.
    * İnfiali Aşk, Dudu Kuşlar, Zor Nikâh, Zoraki Tabip, Kadınlar Mektebi ,Şecere-i Türk eserlerinden bazılarıdır.

    İKİNCİ DÖNEM TANZİMAT EDEBİYATININ ÖZELLİKLERİ (1876-1895)
    * Bireysel konulara dönülmüştür.
    * Sanat, sanat içindir, görüşü benimsenmiştir.
    * Dil oldukça ağırlaştırılmıştır.
    * Tiyatro eserleri oynanmak için değil okunmak için yazılmıştır.
    * Realizm ve natüralizm baskın akımlar olarak göze çarpar.
    * Gazetecilik, ilk dönemdeki toplumsal etki ve işlevini yitirir. Gazetelerdeki siyasal ve toplumsal içerikli yazılar yerini günlük sıradan olaylara bırakır. Toplumsal makalenin yerini de edebi makale alır.
    * Birinci dönemdeki gibi hece denenmekle birlikte aruz yine egemenliğini sürdürmüştür. Birinci dönemde de kullanılan Divan edebiyatı nazım biçimleri bırakılmaya başlanmıştır.
    * Şiirin konusu genişletilmiş; ölüm, karamsarlık, aşk, felsefi düşünceler tema olarak seçilmiştir. Sanatçılar, "Güzel olan her şey şiirin konusu olabilir." anlayışını savunmuşlardır. Bu dönem şiiri Servet-i Fünun şiirine de esin kaynağı olmuştur.
    * Roman ve öykü tekniği daha da gelişir. Birinci dönem göre daha nitelikli ürünler vermeye başlamıştır. Betimlemeler ilk döneme göre daha da ölçülüdür. Realizm akımının etkisiyle gözleme önem verilmiş, olay ve kişiler daha gerçekçi anlayışla anlatılmıştır.
    * Nabizade Nazım naturalizmden, Recaizade Mahmut Ekrem ve Samipaşazade Sezai realizmden, Abdülhak Hamit Tarhan ise romantizmden etkilenmiştir.
    * Tanzimatın ikinci döneminde ürünler veren Muallim Naci Divan edebiyatının tek savunucusudur.
    * Tanzimat’ın ikinci kuşak sanatçıları: Recaizade Mahmut Ekrem, Abdülhak Hamit Tarhan, Samipaşazade Sezai, Nabizade Nazım, Muallim Naci, Direktör Ali Bey ve Ahmet Cevdet Paşa’dır.


    İKİNCİ DÖNEM TANZİMAT EDEBİYATININ SANATÇILARI
    RECAİZADE MAHMUT EKREM (1847- 1914)
    * İlk realist romanımız olan: Araba Sevdası'nı yazmıştır.
    * Tevfik Fikret'in akıl hocasıdır.
    * Muallim Naci ile uzun yıllar süren "eski-yeni"kavgasında yeniyi savunmuştur.
    * "Sanat sanat içindir ve kafiye kulak içindir." görüşünü benimsemiştir.
    * Oğlu Nijat Ekrem'in ve diğer iki çocuğununun ölümü onu bireysel ve hüzünlü eserler vermeye zorlamıştır.
    * "Her güzel şey şiirin konusudur." diyerek şiirin konu zenginliğine katkı yapmıştır.
    * Muallim Naci'nin Demdeme'sine karşılık Zemzeme adlı kitabı yazmıştır.
    * Tiyatroları: Afife Anjelik, Çok Bilen Çok Yanılır, Vuslat (Süreksiz Sevinç)
    * Şiirleri: Zemzeme, Nağme-i Seher, Tefekkür, Yadigâr-ı Şebap
    * Romanları: Araba Sevdası, Muhsin Bey
    * İnceleme: Talim-i Edebiyat adlı eseri onun edebiyata dair görüşleri içeren en önemli eseridir. Takdir-i Elhan

    ABDÜLHAK HAMİT TARHAN ( 1852-1937)
    * Edebiyatımızın en bireysel şairlerindendir.
    * Batılılaşma hareketinin asıl öncüsü olarak kabul gördüğü için kendisine "şairi azam"(büyük şair) lakabı verilmiştir.
    * Gözlem ve izlenimleriyle şiir yazmıştır.
    * Düşünen adamdan çok yapan adam özelliği taşımaktadır.
    * Tiyatroları oynanmaya uygun değildir.(Macera-yı Aşk, Sabru Sebat, içli Kızlar, Finten, Nesteren, Liberte )
    * Romantizmin etkisinde, metafizik konuları, ölüm, aşk gibi temalar içeren eserler vermiştir.
    * Makber, **ü, Bunlar O'dur, Hacle, Garam, İlham-ı Vatan şiir kitaplarıdır.

    MUALLİM NACİ (1850-1893)
    * Recaizade Mahmut Ekrem'le eski- yeni kavgasında eski'yi savunmuştur.
    * Batılı tarzda şiirler de yazmıştır.
    * Dili ağırdır ;ancak başarılıdır.
    * Eserleri: Ateşpare, Füruzan, Şerare (şiir) Demdeme, Muallim (eleştiri)
    Islahat-ı Edebiye (sözlük)


    NABİZADE NAZIM (1862-1893)
    * İlk köy romanımız kabul edilen: Karabibik'i yazmıştır.
    * Realizm, natüralizm'in öncülerinden sayılır.
    * İlk psikolojik roman denemesi sayılan: Zehra'yı yazmıştır.


    TANZİMAT EDEBİYATINDA ROMAN ve HİKÂYE
    * Bütün eserler teknik açıdan zayıftırlar.
    * Duygusal ve acıklı konular işlenmiştir.
    * Yazarlar olaylara müdahalede bulunmuştur.
    * Eserlerde karakter oluşturulamamıştır. Genellikle ya iyi ya da kötü özellik taşıyan tipler kullanılmıştır.
    * İyiler eserlerin sonunda mükâfat alırlar, kötüler de cezalarını alırlar.
    * Tanzimat ikinci dönemin sanatçıları birinci döneminkilere göre daha başarılı olmuştur.

    Ayrıca bkz. Tanzimat Edebiyatında Hikâye ve Roman

    TANZİMAT EDEBİYATINDA ELEŞTİRİ
    * Bu dönemde genellikle "eski- yeni"kavgasına dayanan eleştiriler olmuştur.
    * Namık Kemal'in Ernest Renan'ı eleştiren Renan Müdafaanamesi bu dönemin önemli eserlerindendir.
    * Muallim Naci ile Recaizade Mahmut Ekrem arasındaki Demdeme-Zemzeme tartışması da bu dönemin önemli örneklerindendir.


    TANZİMAT EDEBİYATINDA TİYATRO
    * Tiyatro ilk defa bu dönemde görülmeye başlanmıştır.
    * İlk tiyatro örneği Şinasi'nin Şair Evlenmesi'dir.
    * İlk dönemin sanatçıları tiyatroyu bir eğitim aracı olarak görmüşlerdir.
    * İkinci dönemin sanatçıları da tiyatroyu eğlence olarak görmüşler; ancak onların tiyatroları oynanmak için değil okunmak için yazılmışlardır.
    gokay_95, Hipotenüs. ve nev33e bunu beğendi.
  3. masum_gulus

    masum_gulus Üye

    Katılım:
    16 Kasım 2008
    Mesajlar:
    618
    Beğenileri:
    388
    Ödül Puanları:
    0
    SERVET-İ FÜNUN EDEBİYATI (1896-1901)
    EDEBİYATI CEDİDE (YENİ EDEBİYAT)
    * Recaizade Mahmut Ekrem'in önderliğinde Servet-i Funun Dergisi etrafında toplanan bazı gençler Tevfik Fikret'in derginin başına getirilmesiyle edebi bir topluluk özelliği kazanır.
    * Sonraları Cenap Şahabettin, Mehmet Rauf, Hüseyin Cahit Yalçın, Celal Sahir Erozan, Ali Ekrem Bolayır, Halit Ziya Uşaklıgil'in katılımıyla genişler.
    * Devlet yönetiminin baskıcılığını bahane ederek toplumsal konulara eğilmediler.
    * Fransız edebiyatına aşırı bağlı kaldılar.
    * Aruz başarıyla ölçüsü kullanılmıştır.(Sadece Tevfik Fikret "Şermin" adlı eserini hece ölçüsüyle yazmıştır.)
    * Hep uzak ülkelere gitme hayaliyle yaşadılar.
    * Sanat, sanat içindir ilkesine bağlı kaldılar.
    * Nazım (şiir) nesre (düz yazı) yaklaştırılmıştır. Konu bütünlüğüne önem verilmiştir.(bkz. Mensur Şiir )
    * Batı'dan sone ve terza-rima gibi yeni nazım şekilleri alınmıştır.
    * Roman dalında Halit Ziya oldukça başarılı eserler vermiştir.
    * Şiirde parnasizm ve sembolizmden etkilenmişlerdir.


    SERVET-İ FUNUN EDEBİYATININ SANATÇILARI

    TEVFİK FİKRET(1867-1915)
    * Kendi akımının ve Türk edebiyatının en önemli şairlerindendir.
    * Aruz ölçüsünü Türkçeye başarıyla uygulamıştır.
    * Fen, bilim, teknik onun kalemiyle şiirimize girmiştir.
    * Parnasizm akımından etkilenmiştir.
    * Şiiri düz yazıya yaklaştırmıştır.
    * Şermin adlı eserinde hece ölçüsünü kullanmıştır.
    * Servet-i Funun'dan sonra herhangi bir topluluğa katılmamış, bazı sosyal şiirler yazmıştır.
    * Türk edebiyatında ilk defa İstanbul'u eleştiren şair olmuştur.(Sis şiiri)
    * Mehmet Akif ile atışmışlardır. Oğlu Amerika'ya okumak için gider; ancak papaz olur.
    * Eserleri: Rubab-ı Şikeste, Haluk'un Defteri, Rubab-ın Cevabı, Tarih-i Kadim, Doksan Beşe Doğru, Şermin

    HALİT ZİYA UŞAKLIGİL (1866-1945)
    * Birçok edebi türde eser vermesine rağmen asıl ününü romanlarda bulmuştur.
    * Sanatlı bir söyleyişi, iyi bir gözlemciliği vardır.
    *Romanlarında üst tabakanın hayat özelliklerini işlemesine rağmen hikâyelerinde sıradan insanları işlemiştir.
    * Realizm ve natüralizmi benimsemiştir.
    * Eserleri teknik açıdan kuvvetlidir, bu yönüyle romancılığımızın üstadı sayılır.
    * Şiirleri düz yazıya oldukça yakındır.
    * Eserleri : Aşk-Memnu, Mai ve Siyah, Kırık Hayatlar, Bir **ünün Defteri, Aşka Dair,Kâbus, Füruzan.

    CENAP ŞAHABETTİN (1870-1934)
    * Sanat, sanat içindir görüşünü benimsemiştir.
    * Halk arasında birçok dizesi atasözü gibi kullanılmaktadır.
    * Dilini süslemiş, kelime oyunları bol, söz sanatları oldukça fazla kullanmıştır.
    * Şaire göre "şiir kelimelerle resim yapma işidir."
    * Eserleri: Hac Yolunda, Evrak-ı Eyyam, Tamat, Nesr-i Harp, Nesr-i Sulh, Afak-ı Irak Tiryaki Sözleri.

    MEHMET RAUF (1876-1931)
    * İlk psikolojik romanımız olan "EYLÜL"ü yazmıştır.
    * Çok fazla bir edebi kimliği yoktur.
    * Halit Ziya'nın etkisinde kalmıştır.


    SERVET-İ FUNUN DÖNEMİNİN BAĞIMSIZ İSİMLERİ

    MEHMET AKİF ERSOY(1873-1936)
    * Sanatı toplum için kullanmıştır.
    * Mücadeleci fikir adamıdır.
    * Hayatı, olduğu gibi edebiyata yansıtmıştır.
    * Aruzu başarıyla kullanmıştır.
    * Epik -lirik şiiri ustaca kullanmıştır.
    * İslam birliği (ümmet bilinci) ni yerleştirmek için uğraşmıştır.
    * Tek eseri "SAFAHAT"tır.

    HÜSEYİN RAHMİ GÜRPINAR(1864-1944)
    * Realist-natüralist bir yazardır.
    * Toplum için sanat görüşündedir.
    * Hemen her şey onun eserlerine konu olmuştur.
    * Mizaha, günlük konuşmalara çok sık başvurmuştur.
    * Ona göre roman sokağın aynasıdır.
    * Yabancı hayranlığı, mürebbiye takıntısını, kadın dedikodularını eserlerinde sıkça işlemiştir.
    * Eserleri İstanbul merkezlidir. Anadolu yoktur.
    * Eserleri: Şık, Mürebbiye, İffet, Şıpsevdi, Gulyabani, Kuyruklu Yıldız Altında Bir İzdivaç, Ben **** Miyim? Nimetşinas

    AHMET RASİM (1865-1932)
    *Eserlerinde ele aldığı kişilerin geleneklerinden, göreneklerinden, inançlarından bahsetmiştir.
    *Yapıtlarında sohbet havası vardır.
    *Servet-i Fünundan uzak durmuştur, Ahmet Mithat Efendi'nin edebi çizgisini izlemiştir.
    *Eserlerinde yaşadığı döneme ait ayrıntılı bilgiler vermiştir.
    *Kadın-erkek ilişkileri konusunu eserlerinde katı ahlakçı bir tutumla işlemiştir.
    *Şarkı da bestelemiştir...
    *Başlıca eserleri: Hamamcı Ülfet (1922), Fuhş-ı Atik (1924), İki Güzel Günahkar, Afife, Kitabe-i Gam, Şehir Mektupları, Falaka, Muharrir Şair Edip, Ramazan Sohbetleri, Menakıbı İslam, Eşkali Zaman, Ciddü Mizah, Gülüp Ağladıklarım, Muharrir Bu Ya, Osmanlı Tarihi, İki Hatıra Üç Şahsiyet, İstibdattan Hakimiyeti Milliyeye, Romanya Mektupları
    gokay_95, Hipotenüs. ve nev33e bunu beğendi.
  4. masum_gulus

    masum_gulus Üye

    Katılım:
    16 Kasım 2008
    Mesajlar:
    618
    Beğenileri:
    388
    Ödül Puanları:
    0
    FECR-İ ATİ EDEBİYATI (1909-1912)
    Fecri Ati Edebiyatı Özellikleri, Temsilcileri, Fecr-i Ati Şiiri
    24 Temmuz 1908'de ilan edilen II. Meşrutiyet'ten sonra ülkede canlı ve hareketli bir edebiyat hayatı başlamıştır. Edebiyatta ki bu canlılık aslında ülkede II.Meşrutiyet'in getirdiği özgürlük ortamı içinde her türlü fikrin serbestçe tartışılabilir hale gelmiş olmasındandır. II.Meşrutiyet'in ilanından sonraki devirde edebiyatımız biraz da Abdülhamid'in baskılı rejiminden kurtularak imparatorluğu çepeçevre saran siyasi olayların içine girmiştir.

    Bu yılların edebiyat ortamında edebiyata hevesli İstanbul gençlerinden bir grup 1909 da Fecr-i Ati adında bir topluluk kurarlar. Ülküleri Servet-i Fünun topluluğuna benzeyen fakat onlardan daha ileri bir edebiyat topluluğu meydana getirmektir. Bunlarda tıpkı Edebiyatı Cedideciler gibi Servet-i Fünun dergisini kendi eser ve görüşlerini yazacak bir organ saymışlar,edebiyatta yapmak istediklerini de bir bildiri ile açıklamışlardır.

    Bu bildiride yeni görüşün hangi prensiplere sahip olduğu ve çizilmiş bir hedefe benzer hususlar yoktur. Edebi bir görüşün belirtilmesinden çok,genç edebiyatçıların birlikte hareket edecekleri ve topluca çalışıp yazacakları açıklanmıştır.Önemli bir prensip ortaya koyamayan ve Servet-i Fünuncular kadar etkili bir ekol olamayan Fecri Ati topluluğunun daha sonraları ortaya çıkan gaye ve prensibi şöyle özetlenebilir: "Sanat,şahsi ve muhteremdir."

    Ne var ki topluluğun üyelerinin hem yaş olarak çok genç olmaları,hem kültür yönünden oldukça zayıf bulunmaları,hem de edebiyatımızda yeni bir çığır açacak önemli prensipler ortaya koyamamış bulunmaları yüzünden Milli Edebiyat Hareketi'ni savunanlarca çok kolay bertaraf edilmişlerdir.Zaten Fecri Ati topluluğu varlıklarını gösterebilmek için sık sık kendilerinden öncekileri hırpalayan eleştiriler kaleme almaktan, Edebiyatı Cedideciler'in dil anlayışlarını sürdürüp bazı batı örnekleri teklifinden başka önemli bir rol oynayamamışlardır.

    Ali Canip Yöntem'in o zaman Selanik'te topluluğun muhabir azası olmasına rağmen, onların fikirlerini de eleştirmesi belli bir edebi görüş birliğinin Kurulmamış olduğunu gösterir.Bu yüzden Fecri Aticiler daha fazla dayanamayıp iki yıl sonra Balkan Savaşı içinde dağılmışlardır.

    Fecri Ati topluluğunun yazarları şunlardır: Celal Sahir, Ahmet Haşim, Emin Bülent, Mehmet Fuat, Tahsin Nahit, Mehmet Behçet, Faik Ali, Refik Halit,Yakup Kadri, Hamdullah Suphi, Fazıl Ahmet, Şahabettin Süleyman...

    Sonuç olarak bu topluluktan edebiyat tarihimize önemli bir ekol değil, bir kaç tane isim kalmıştır. Yakup Kadri, Refik Halit, Ahmet Haşim ve Fuat Köprülü.Bunlardan Ahmet Haşim dışında diğerleri Milli Edebiyat akımının önemli ölçüde etkisi altında kalarak, yazı hayatına devam etmişlerdir. Bilhassa Fuat Köprülü, daha sonraları yaptığı ilmi araştırmalarla Milli Edebiyat hareketinin aydınlanıp yayılmasına önemli katkılarda bulunmuştur.

    Fecr-i Ati Edebiyatının Özellikleri
    - 20 Mart 1909'da Hilal Matbaası'nda toplanan Şahabettin Süleyman, Yakup Kadri, Refik Halit, Cemil Süleyman, Köprülüzade Mehmet Fuat, Tahsin Nahit, Emin Bülent, Ali Süha, Faik Ali ve Müfit Ratib gibi yeni bir hareket başlatmayı planlar. Ahmet Haşim de bu harekete katılır. Böylece Fecr-i Ati Encümen-i Edebisi Beyannamesi, 24 Şubat 1910'da yayımlanır. Fecr-i Ati edebiyatı, II. Meşrutiyet'in ilanından sonra Servet-i Fünûn dergisinde yayımlanan bir bildiriyle başlar.


    - Edebiyatımızda ilk edebi bildiriyi (manifesto/ beyanname) yayımlayan topluluktur.

    - Edebiyatımızda ilk edebî topluluktur.


    -Servet-i Fünûn edebiyatına tepki olarak doğmuştur.


    - "Sanat şahsi ve muhteremdir." (Sanat kişisel ve saygıya değerdir) görüşüne bağlıdırlar.


    - "Edebiyat ciddi ve önemli bir iştir, bunun halka anlatılması lazımdır." görüşüne sahiptirler.


    - Batıdaki benzerleri gibi dil, edebiyat ve sanatın gelişmesine, ilerlemesine hizmet etmek; gençleri bir araya getirmek; seviyeli fikir münakaşalarıyla halkı aydınlatmak; değerli ve önemli yabancı eserleri Türkçeye kazandırmak; Batıdaki benzer topuluklarla temas kurmak, böylece Türk edebiyatını Batı edebiyatına yaklaştırmak, Batı edebiyatını Türk edebiyatına tanıtmak amacındadırlar.

    - Servet-i Fünûn'a bir tepki olarak ortaya çıkmasına rağmen, şiir sahasında bu edebiyatın özelliklerini sürdürürler.


    - Şiirlerinde işledikleri başlıca temalar tabiat ve aşktır.


    - Tabiat tasvirleri gerçekten uzak ve subjektiftir.


    - Dil bakımından Servet-i Fünûn'un devamıdır. Arapça ve Farsça kelime ve tamlamalarla dolu, günlük dilden uzak ve kapalı bir şiir dili oluşturmuşlardır.

    - Aruz veznini kullanarak serbest müstezat türünü daha da geliştirmişlerdir.

    - Fecr-i Aticiler tiyatro ile yakından ilgilenmişlerdir.


    - Şiirde özellikle Sembolizmin etkisi söz konusudur. Hikâyede Maupassant, tiyatroda ise Henrich İbsen örnek alınır.

    - Belli bir sanat anlayışında, belli değer ölçüleri etrafında birleşmeyi değil, ferdi hürriyeti ve bunun sonucu olarak da çeşitliliği savundukları için kısa sürede dağılmışlardır.

    - Dağılmalarında özellikle Ömer Seyfettin ve Ziya Gökalp'in çıkardıkları Genç Kalemler dergisi etkilidir. Yani Milli Edebiyat hareketinin başlaması Fecr-i Ati'yi bitirir.


    - Fecr-i Ati, Edebiyat-ı Cedide ile Milli Edebiyat arasında bir köprü görevi görür.


    -Fecr-i Ati'nin en önemli temsilcisi Ahmet Haşim'dir.


    - Fecr-i Ati Beyannamesine imza atanlar: Ahmet Haşim, Ahmet Samim, Emin Bülent (Serdaroğlu), Emin Lami, Tahsin Nahit, Celal Sahir (Erozan), Doktor Cemil Süleyman, Hamdullah Suphi (Tanrıöver), Refik Halit (Karay), Şahabettin Süleyman, Abdülhak Hayri, İzzet Melih (Devrim), Ali Canip (Yöntem), Ali Süha (****başı), Faik Ali (Ozansoy), Fazıl Ahmet (Aykaç), Mehmet Behçet (Yazar), Mehmet Rüştü, Mehmet Fuat (Köprülü), Müfit Ratib, Yakup Kadri (Karaosmanoğlu), İbrahim Alaattin.

    - Milli Edebiyat'ın başlamasıyla Hamdullah Suphi, Ali Canib ve Celal Sahir'in bu harekete katılmalarıyla topluluk 1912'de dağılmıştır. Yalnızca Ahmet Haşim Fecr-i Ati edebiyatının temel ilkelerine bağlı kalmış ve Milli edebiyat hareketine katılmamıştır.

    - Fecri Ati'nin görüşlerini, Yakup Kadri, Celal Sahir, Ahmet Haşim, Müfit Ratip, Mehmet Fuat ve Ali Canib Resimli Kitap adlı dergide; Mehmet Rauf, Hüseyin Suat ve Raif Necdet de eleştirilere Servet-i Fünûn'da cevap verdiler.
    gokay_95, Hipotenüs. ve sementa.38 bunu beğendi.
  5. masum_gulus

    masum_gulus Üye

    Katılım:
    16 Kasım 2008
    Mesajlar:
    618
    Beğenileri:
    388
    Ödül Puanları:
    0
    MİLLİ EDEBİYAT DÖNEMİ (1911-1923)
    MİLLİ EDEBİYATIN SANATÇILARI
    Not:Yazar veya şairlerle ilgili daha kapsamlı bilgiye yazar ya da şair ismi üzerinden ulaşabilirsiniz.

    ÖMER SEYFETTİN(1884-1920)
    * Türk edebiyatının en önemli hikâyecisidir.
    * Yeni Lisan adlı makalesi Milli Edebiyatın kanunlarının ilanı sayılır.
    * Sade dil akımının öncüsüdür.
    * Anadolu'nun insanın hayat şartlarını hikâyelerini yansıtmıştır.
    * Dilde, fikirde, işte milliyetçilik fikrini yerleştirmiştir.
    * Çocukluk anıları, efsaneleri hikâyelerinde işlemiştir.


    Eserleri: Bomba, Yalnız Efe ,Efruz Bey, İlk Düşen Ak, Yüksek Ökçeler, Gizli Mabet, Bahar ve Kelebekler.

    ZİYA GÖKALP(1876-1924)
    * Türk milliyetçiliğini esaslara bağlamıştır.Sistematize etmiştir.
    * Sosyal hayatı ve kurumlarımızı Batı'ya göre düzenlenmelidir.
    * Eserlerinde halk dilini kullanmıştır.
    * Halkın dertlerini isteklerini yansıtmaya çalışmıştır.
    * "Türkçülük, Türk milletini yükseltmektir" diyerek bu ifade doğrultusunda hareket etmiştir.


    Eserleri:Türkçülüğün Esasları, Kızıl Elma, Türkleşmek-İslamlaşmak -Muasırlaşmak, Türk Medeniyet Tarihi, Malta Mektupları.

    MEHMET EMİN YURDAKUL(1869-1944)
    * Anadolu insanın yabancılara başkaldırısını çok güzel yansıtmıştır.
    * Toplumcu sanat anlayışıyla milliyetçi çizgide eserler vermiştir.
    * Hece ölçüsü kullanılmıştır.


    Eserleri: Türkçe Şiirler, Türk Sazı, Ey Türk Uyan, Tan Sesleri, Ordunun Destanları, Zafer Yolunda, Turana Doğru, İsyan ve Dua, Mustafa Kemal, Fazilet ve Adalet.


    YAKUP KADRİ KARAOSMANOĞLU(1889-1974)
    * Edebiyatın her alanında eser vermiştir. Fecr-i Ati'nin dağılmasından sonra Milli Edebiyat içinde yer almıştır.
    * Çoğunlukla içinde yaşadığı toplumun dertlerini eserlerinde işlemiştir.
    * Anadolucu, Atatürkçü bir çizgide kalmıştır.
    * Esas ününü romancılık alanında bulmuştur.
    * Kuvvetli bir gözlem gücü vardır.
    * Realist bir çizgide yaşamıştır.
    * Eserlerinde aydın-halk çatışmasını yansıtmıştır.


    Eserleri:
    Roman: Kiralık Konak, Ankara, Nur Baba, Hüküm Gecesi,Sodom ve Gomore, Yaban, Bir Sürgün, Panorama
    Hikâye: Milli Savaş Hikâyeleri, Rahmet
    Diğer: Erenlerin Bağından, Zoraki Diplomat, Vatan Yolundan, Anamım Kitabı

    HALİDE ADİP ADIVAR(1884-1964)
    * Edebiyatçılığının yanında bir asker gibi cephe gerisinde mücadele vermiştir.
    * Romanlarında aşk, kadının psikolojisini, doğu-batı çatışmasını, eski-yeni kavgasını işlemiştir.
    * Romanlarında kuvvetli bir gözlem vardır.
    * Kurtuluş Savaşı eserlerinde çokça yer edinmiştir.
    * Edebiyatın hemen her alanında eser vermiştir.
    * Dili çok başarılı değildir.


    Eserleri: Ateşten Gömlek, Vurun *****ye, Türkün Ateşle İmtihanı, Sinekli Bakkal, Mor Salkımlı Ev, Dağa Çıkan Kurt, Tatarcık, Zeyno'nun Oğlu.

    REŞAT NURİ GÜNTEKİN(1889-1958)
    * Anadolu'nun dertlerini, sıkıntılarını, inançlarını eserlerinde işlemiştir.
    * Sade ve yapmacıksız bir dil kullanmıştır.
    * "Çalıkuşu" romanı en ünlü eseridir.(aslında bir tiyatro eseri olarak yazılmıştır)
    * Müfettişlik yaptığı için Anadolu'yu gezmiş ve onların sıkıntılarını, sevinçlerini edebi eserlerinde sıkça kullanmıştır.

    Eserleri: Çalıkuşu, Damga, Dudaktan Kalbe, Acımak, Yeşil Gece, Yaprak Dökümü, Kızılcık Dalları, Gökyüzü, Eski Hastalık, Ateş Gecesi, Miskinler Tekkesi


    REFİK HALİT KARAY(1888-1965)
    * Halk dilini eserlerinde oldukça başarılı olmuştur.
    * Kuvvetli bir gözlemciliği vardır; ancak iç gözlemde başarılı değildir.


    Eserleri: Memleket Hikâyeleri, İstanbul'un İçyüzü, Yezidin Kızı, Çete, Sürgün, Bu Bizim Hayat, Kadınlar Tekkesi, Karlı Dağdaki Ateş.

    YAHYA KEMAL BEYATLI(1884-1958)
    * Modern edebiyatımızın en büyük şairlerindendir.
    * Batılı tarzda şiirimize düzen vermiştir.
    * Aruzu Türkçeye başarıyla uygulamıştır. "OK" şiiri hariç bütün şiirlerini aruzla yazmıştır.
    * Şiir musikiden başka bir musiki"dir derdi.
    * Parnasizmden etkilenmiştir.
    * İstanbul'u, Osmanlı'nın ihtişamlı zamanında gezmek, tabiat, ölüm, rintlik gibi konuları işlemiştir.
    * Şiirlerinin mükemmel olması için uğraş vermiştir, bu konuda oldukça titizdir.
    * Edebiyatın hemen her alanında eser vermiştir; ancak asıl ününü şiirde kazanmıştır.


    Eserleri: Kendi Gök Kubbemiz, Eski Şiirin Rüzgârıyla, Aziz İstanbul, Eğil Dağlar, Portreler, * Rubailer ve Hayyam'ın Rubailerini Türkçe Söyleyiş.

    PEYAMİ SAFA(1899-1961)
    * Geçim derdiyle yazarlığa başlamıştır.
    * Bir ayağından sakat olduğu için bu psikolojiyi eserlerine yansıtmıştır.
    * "Server Bedii" lakabıyla eser yazmıştır.
    * Edebiyat, felsefe, tıp, psikoloji alanında yeterli bir bilgin sayılır.
    * Psikolojik çözümlemeleri çok başarılıdır.


    Eserleri: Dokuzuncu Hariciye Koğuşu, Sözde Kızlar, Mahşer Bir Akşamdı, Canan, Matmazel Noralya'nın Koltuğu, Atilla, Harbiye, Şimşek. gibi eserleri vardır.

    HECENİN BEŞ ŞAİRİ (BEŞ HECECİLER)
    Bu şariler 1917de Selanik'te "Genç Kalemler"le başlayan Milli Edebiyat akımının ilklerine bağlı olarak, halk şiirimizin özelliklerinden, yerli kaynaklarımızdan yararlanarak, şiirimizin aruzdan heceye geçişinde önemli rol aynamışlardır. Şiirlerinde Anadolu manzaralarını ve Anadolu yaşayışını coşkulu bir dille işlemişlerdir. Hece ölçüsünün genellikle 11'li ve 14'lü kalıbını kullanmışlardır. Daha sonraları, yeni biçimler arayarak oldukça uzun şiirler de yazmışlardır. Eserlerindeki dil ise konuşma dilidir. Bu şarirlerimiz şunlardır:

    Halit Fahri Ozansoy
    Enis Behiç Koryürek
    Yusuf Ziya Ortaç
    Orhan Seyfi Orhon
    Faruk Nafiz Çamlıbel
    gokay_95, Hipotenüs. ve sementa.38 bunu beğendi.
  6. masum_gulus

    masum_gulus Üye

    Katılım:
    16 Kasım 2008
    Mesajlar:
    618
    Beğenileri:
    388
    Ödül Puanları:
    0
    CUMHURİYET DÖNEMİ TÜRK EDEBİYATI (1923-1940)
    Cumhuriyet Edebiyatı Genel Özellikler-Akımlar-Şairler-Yazarlar

    * Aruz ölçüsü bırakılmıştır. Serbest ölçü ve hece ölçüsü kullanılmıştır.
    * Dilde sadeleşme hareketi başarıya ulaşmış ve İstanbul Türkçesi esas alınmaya başlanmıştır.
    * Edebiyatımız İstanbul aydınlarının tekelinden kurtulmaya başlanmıştır. Anadolu'dan aydın yetişmeye başlamıştır.
    * Romanda ve hikâyede halk gerçekleri tamamen yerleşmiştir.
    * Uluslar arası düzeyde sanatçı yetişmiştir.
    * Tiyatro ve deneme alanında büyük gelişmeler gösterilmiştir.
    * Bu dönemden itibaren farklı edebi topluluklar ortaya çıkmaya başlamıştır.

    BEŞ HECECİLER
    * Hecenin beş şairi adıyla da anılan bu sanatçılar milli edebiyat akımından etkilenmiş ve şiirlerinde hece veznini kullanmışlardır.
    * Şiirde sade ve özentisiz olmayı ve süsten uzak olmayı tercih etmişlerdir.
    * Beş hececiler şiire birinci dünya savaşı ve milli mücadele döneminde başlamışlardır.
    * Beş hececiler ilk şiirlerinde aruz veznini kullanmışlar daha sonra heceye geçmişlerdir.
    * Şiirde memleket sevgisi, yurdun güzellikleri, kahramanlıklar ve yiğitlik gibi temaları işlemişlerdir.
    * Hece vezni ile serbest müstezat yazmayı da denediler.
    * Mısra kümelerinde dörtlük esasına bağlı kalmadılar yeni yeni biçimler aradılar.
    * Nesir cümlesini şiire aktardılar ve düzyazıdaki söz dizimini şiirlerde de görülmesi beş hececiler de çok rastlanan bir özelliktir.
    * Beş hececiler şu sanatçılardan oluşmuştur:
    Faruk Nafiz Çamlıbel, Yusuf Ziya Ortaç, Enis Behiç Koryürek, Halit Fahri Ozansoy, Orhan Seyfi Orhon

    YEDİ MEŞALECİLER
    * 1928'de kurulmuştur.
    * Heceyi geliştirmek amacıyla ortaya çıkmıştır.
    * "Canlılık, samimiyet ve daima yenilik" sloganıyla hareket etmişlerdir.
    * Varlaine, Mallerma gibi Fransız şairleri örnek almışlardır.
    * Anadolu'yu yurtseverlik anlayışıyla anlatmayı düşünmüşlerdir; ancak pek başarılı olamamışlardır.
    * Bunlar: Sabri Esat Siyavuşgil, Ziya Osman Saba, Yaşar Nabi Nayır, Muammer Lütfi, Vasfi Mahir Kocatürk, Cevdet Kudret, Kenan Hulusi Koray.

    GARİPÇİLER ( I. YENİCİLER )
    * Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatının belki de bütün Türk edebiyatının en farklı gurubu olarak edebiyat tarihinde yer almışlardır.
    * 1940 yılına kadar gelen bütün şiir anlayışına karşı çıkan Orhan Veli, Oktay Rıfat Horozcu, Melih Cevdet Anday ortaklaşa "Garip" dergisini çıkarıp bu akımı başlatmışlardır.
    * Şiirde ölçü ve kafiye gereksizdir.
    * Şiir fikirleri aşılamak işin kullanılmamalı.
    * Şiirde anlam düz verilmeli.
    * Her konu şiire girebilmeli
    * Her insan şiirin konusu olabilmeli.
    * Şiirde söz ustalığı, laf cambazlığına gerek yoktur.
    * Şiirde önemli olan bütün güzelliğidir.

    MAVİCİLER
    * Atilla İlhan'ın 1952-1956 yıllarında çıkardığı derginin adı olan "MAVİ" nin etrafında toplanan Orhan Duru, Ferit Edgü gibi sanatçıları oluşturduğu guruptur.Bu sanatçılar, Garip Akımı'na ve Orhan Veli'ye karşı çıkmış, şairane bir sanat anlayışının temsilcisi olmuşlar.


    *Daha sonra mavi dergisi Özdemir Nutku'nun yönetimine geçti ve Atilla İlhan'ın savunduğu toplumsal geçekçiliğin (sosyal realizm) sözcüsü oldu.Dergi Nisan 1956'da çıkan 36. sayıdan sonra (son mavi) kapatıldı.

    * Garip akımına tepki olarak çıkmıştır.

    * Şiirin basit olamayacağını zengin benzetmeli, içli, derin olması gerektiğini savunmuşlardır.


    İKİNCİ YENİCİLER
    * 1950'lerde "Garip" akımına tepki olarak çıkmıştır.
    * Şiirin düşürüldüğü basitliğe son vermek amacıyla ortaya çıkmıştır.
    * Cemal Süreyya, İlhan Berk, Edip Cansever, Turgut Uyar, Ece Ayhan, Ülkü Tamer,Sezai Karakoç bu akımın öncüleridir.
    * Sözcüklerin anlamı değil söylenişi önemlidir.
    * Her şey insanla başlar insanla biter.
    * Şiirin kendine göre bir dili olmalı.
    * Şiir diğer edebi türlerden kesin çizgilerle ayrılmalı.
    * Önemli olan kelimelerin anlamları değil, şairin ona yüklediği anlamlardır.

    CUMHURİYET DÖNEMİ EDEBİYATI GENEL AÇIKLAMA
    Cumhuriyetin ilanından sonra edebiyatımız, çağdaş anlayışlar doğrultusunda gelişmesini başarıyla sürdürmüştür. Cumhuriyetin ilk yıllarında "Beş Hececiler" olarak adlandırılan şairler topluluğu, en parlak dönemlerini yaşamaktaydı. Yine bu yıllarda Kurtuluş Savaşı'nın etkisiyle edebiyatta genel olarak Anadolu'ya bir yönelim başlar.

    Bu dönemin özelliklerini şöyle sıralayabiliriz:

    1- Yazı diliyle konuşma dili arasındaki fark ortadan kalkmış dildeki sadeleşme çabaları aralıksız olarak sürmüştür.

    2- Edebiyatımız bu dönemde toplumcu bir karakter kazanmış gerçekçi bir anlayış güdülmüştür.

    3- Aruz ölçüsünün yerini hece ölçüsü almış, şiirlerde de günlük konuşma dili kullanılmıştır. Yine bu dönemde şiirin biçimce daha da serbestleşmesi sağlanmıştır.

    4- Şiir, roman, hikaye ve tiyatro gibi türlerde önemli gelişmeler olmuştur.

    5- Cumhuriyetin kuruluşuyla 1940 (İkinci Dünya Savaşı) yılları arasında eser veren şair ve yazarlar genellikle daha önceki Milli Edebiyat akımının etkisinde tam anlamıyla "yerli" ve "halka doğru" ; veya Batı'nın, özellikle Fransız edebiyatının etkisinde kişisel yollarında yürümüşlerdir.

    Yine bu dönemde (1928) ortaya çıkan "Yedi Meşaleciler", "Beş Hececiler" gerçeklere dayanmayan "memleket edebiyatı" anlayışına sahip olmakla suçlamışlardır. Amaçları "canlı, samimim ve gerçekçi olmak" şeklinde açıklamışlardır. "Yedi Meşaleciler" adını almalarının nedeni ise "Yedi Meşale" adlı derginin etrafında toplanmış olmaları ve bu adla ortak bir yapıt yayınlamalarıdır.

    Bu sanatçılar şunlardı (Yedi Meşaleciler):

    Vasfi Mahir KOCATÜRK
    Ziya Osman SABA
    Sabri Esat SİYAVUŞGİL
    Cevdet Kudret SOLOK
    Yaşar Nabi NAYIR
    Kenan Hulusi KORAY
    Muammer Lütfi BAHŞİ


    1940 SONRASI EDEBİYATI
    İkinci Dünya Savaşı sonrasında "insan", "yaşam" ve "dünya" arasında güvenilir olmayı gerektirir; yeni ortaya çıkan dünya görüşleri; sanat anlayışımızda köklü değişikliklere yol açar.

    Hikaye, roman ve tiyatro eserlerinde "yurt" ve "köy" sorunlarına yönelim başladı.

    1940 yılında Orhan Veli Kanık, Melik Cevdet Anday, Oktay Rıfat Horozcu, "Garip" adlı bir şiir kitabı yayınlayarak yeni bir hareketi başlattılar. Buna "I. YENİ ŞİİR HAREKETİ" adı verildi. Amaçları, şiirde iç ahengi yakalamtır. Dış ahenk ögesi olan ölçü ve uyağa önem vermezler. Söz sanatların şiir için zararlı bulmuşlar ve şiirin kaynağının bilinçaltı olması gerektiğini savunmuşlardır. "Şiir halka seslenmelidir" anlayışıyla günlük hayatta olan her şeyi şiire konu olarak almışlardır.

    Daha sonraları ortaya çıkan ve "İKİNCİ YENİLER" adı verilen şairler ise "şiir için sanat " anlayışına dayanan, sürrealizmden daha aşırı bir soyutlama anlayışını sürdürmüşlerdir. Bu sanatçılardan bazıları şunlardır: İlhan Berk, Turgut Uyar, Edip Cansever, Cemal Süreya, Ece Ayhan.

    1940'tan Sonraki Türk Edebiyatında Roman ve Hikayede Sosyal (toplumsal)Gerçekçiler:
    Bu akım ; bir meseleyi, bir derdi ortaya koyarak, topluma faydalı olmak istiyordu. İlk ürünleri, Anadolu köy romancılığıdır. Konuları: işçi-ırgat hayatı,sınıf çatışmaları,grev-lokavt gibi durumlar, toprak-su kavgaları...

    Toplumsal Gerçekçiler
    Önemli Temsilcileri:

    Kemal Tahir: Konularını cezaevi yaşantılarından , Kurtuluş Savaşı'ndan, eşkıya menkıbelerinden aldı. Gerçek bir Anadolu romanı oluşturdu.
    Eserleri: Roman:Yorgun Savaşçı,Devlet Ana ...


    Orhan Kemal: Hayatına girmiş yüzlerce kişinin kader ve direnişlerini yazdı. Sürükleyicilik,tabiilik, gerçeklik eserlerinin özelliğidir.
    Eserleri :Roman: Murtaza, Hanımın Çiftliği...Tiyatro:72.Koğuş...


    Yaşar Kemal: Genellikle Çukurova insanının hayat savaşlarını şiirli bir dille yazdı. Tezli romanı savunur. Folklor unsurları ve güçlü doğa tasvirleri görülür.
    Eserleri: Roman:İnce Memet, Yer Demir Gök Bakır, Teneke...


    Fakir Baykurt: İçinde doğup yetiştiği köylülerin hayatını yazmıştır.
    Eserleri: Roman: Yılanların Öcü, Tırpan, Kara Ahmet Destanı...Hikaye: Can Parası.


    Bağımsız Yazarlar:
    Halikarnas Balıkçısı(Cevdet Şakir Kabaağaçlı): Konularını daima Ege ve Akdeniz kıyılarından çıkardı.; balıkçıları, sünger avcilarını...işledi.
    Eserleri: Hikaye: Merhaba Akdeniz...Roman :Deniz Gurbetçileri..


    Haldun Taner: Gücünü gözlem, mizah ve yergiden alan hikayeleriyle tanındı. Epik tiyatro türünde eserler verdi.
    Eserleri: Hikaye: Şişhane'ye Yağmur yağıyordu, On İkiye Bir Var...Tiyatro:Keşanlı Ali Destanı, Sersem Kocanın Kurnaz Kocası...


    Tarık Buğra: Tek adamın dengesiz, bazen alaycı, bazen acılı tedirginliğini ele alır.
    Eserleri:Roman:Küçük Ağa , İbişin Rüyası...


    Diğer Bağımsız Yazarlar:
    Samet Ağaoğlu
    Oktay Akbal
    Selim İleri
    Cengiz Dağcı
    Füruzan
    Orhan Pamuk


    Tiyatro:
    Vedat Nedim Tör (Kör)
    Turgut Özakman (Duvarların ötesi, Sarı Pınar)
    Güngör Dilmen (Midas'ın Kulakları )
    Sermet Çağan (Ayak Bacak Fabrikası)
    Cevat Fehmi Başkut (Paydos, Buzlar Çözülmeden, Harputta Bir Amerikalı)


    Deneme ve Eleştiri:
    Nurullah Ataç : Deneme, eleştiri yazdı. Çeviriler yaptı. Türkçe'nin özleşmesi için yılmadan savaştı. Yeni bir dil ve anlatım biçimi yarattı.
    Eserleri:Günlerin Getirdiği, Okuruma Mektuplar...


    Suut Kemal Yetkin: Edebiyatın çeşitli konularında özlü ve açık bir anlatımla yazdı.
    Eserleri:Denemeler, Edebiyat Konuşmaları...
    gokay_95 ve Hipotenüs. bunu beğendi.
  7. masum_gulus

    masum_gulus Üye

    Katılım:
    16 Kasım 2008
    Mesajlar:
    618
    Beğenileri:
    388
    Ödül Puanları:
    0
    BEŞ HECECİLER (HECENİN BEŞ ŞAİRİ)
    Şiire 1. Dünya Savaşı ve Millî Mücadele yıllarında başlayan, Mütareke yıllarında şöhret kazanan hececiler, Anadolu'yu ve vasat insan tipini şiire soktular. Memleket sevgisi, yurt güzellikleri, kahramanlık ve yiğitlik, işledikleri başlıca konulardır. Hecenin bu beş şairi millî edebiyat akımından etkilenmiş ve aruzu bırakarak şiirlerinde heceyi kullanmaya başlamışlardır. Bunda da oldukça başarılı olmuşlardır.


    *Hecenin beş şairi adıyla da anılan bu sanatçılar milli edebiyat akımından etkilenmiş ve şiirlerinde hece veznini kullanmışlardır.
    *Şiirde sade ve özentisiz olmayı ve süsten uzak olmayı tercih etmişlerdir.
    *Beş hececiler şiire birinci dünya savaşı ve milli mücadele döneminde başlamışlardır.
    *Beş hececiler ilk şiirlerinde aruz veznini kullanmışlar daha sonra heceye geçmişlerdir.
    *Şiirde memleket sevgisi, yurdun güzellikleri, kahramanlıklar ve yiğitlik gibi temaları işlemişlerdir.
    *Hece vezni ile serbest müstezat yazmayı da denediler.
    *Mısra kümelerinde dörtlük esasına bağlı kalmadılar yeni yeni biçimler aradılar.
    *Nesir cümlesini şiire aktardılar ve düzyazıdaki söz dizimini şiirlerde de görülmesi beş hececiler de çok rastlanan bir özelliktir.
    *Beş hececiler şu sanatçılardan oluşmuştur: Faruk Nafız Çamlıbel, Yusuf Ziya Ortaç, Enis Behiç Koryürek, Halit Fahri Ozansoy, Orhan Seyfi Orhon

    FARUK NAFIZ ÇAMLIBEL (1898-1973)
    *Şiire 1.dünya savaşında aruzla başladı. Daha sonra da hece vezniyle şiirler yazmaya başladı; fakat, heceyle şiirler yazarken aruzla de yazmaya devam etti.
    *Duygu ve düşünceyi bir arada yürüten, romantik ve realist konu ve hayatları işleyen şiirleriyle ün yapmıştır.
    *Şiirlerinde Anadolu'yu ve memleket sevgisini anlatır.
    *Şiirlerindeki başlıca temalar aşk, hasret, tabiat, ölüm, kahramanlık ve ihtirastır.
    *Dili sadece akıcıdır. Söz sanatlarına yer veren güçlü bir üslubu vardır.
    *Eserleri: Han Duvarları, Dinle Neyden, Çoban Çeşmesi, Gönülden Gönüle, Bir Ömür Böyle Geçti, Elimle Seçtiklerim, Heyecan ve Sükun Tiyatroları: Özyurt, Canavar, Akın, Kahraman


    ENİS BEHİÇ KORYÜREK (1891-1949)
    *İlk şiirlerini servet-i fünun etkisinde yazdı.
    *Şiire aruz vezniyle başlamıştır.
    *Hece ile yazdığı ilk şiirlerinde aşk duygularına yer vermekle beraber, daha sonra kurtuluş savaşı yıllarında milli duyguları ve tarihi kahramanlıkları işleyen heyecan yüklü epik şiirler yazmıştır.
    *Eserleri: Miras ve Güneşin **ümü adlı şiir kitabı vardır.


    HALİT FAHRİ OZANSOY (1891-1971)
    *Şiire aruzla başlamıştır. Aruza veda adlı şiiriyle, aruz veznini bırakıp heceye yönelmiştir.
    *Şiirlerinde çoğunlukla egzotik sahnelere, hüzün ve melankoli gibi bireysel duygulara, aşk ve ölüm temalarına rastlanır.
    *Şiirlerinde konuşulan Türkçe'yi başarıyla kullanmıştır.
    *Şiir, roman ve tiyatro türlerinde eserler vardır.
    *Eserleri: Baykuş, Efsaneler, Cenk Duyguları, Hayalet.

    YUSUF ZİYA ORTAÇ (1896-1967)
    *Yusuf Ziya da diğerleri gibi şiire aruzla başlamış daha sonra heceye geçmiştir.
    *Şiirlerinde günlük hayatın çeşitli görünümlerini sade bir dille işlemiştir.
    *Akbaba adlı mizah dergisini çıkarmıştır.
    *Eserleri: Akından Akına, Bir Rüzgar Esti, Yanardağ, Aşıklar Yolu.


    ORHAN SEYFİ ORHON (1890-1972)
    *Şiire aruzla başlar daha sonra heceyle devam eder.
    *Şiirlerinde daha çok şahsi konuları işler.
    *Bazı şiirlerinde halk şiirinin şekillerini de kullanmıştır.
    *Bireysel duyguları işleyen ,ahenkli,ve zarif şiirlerinde temiz duru bir Türkçe kullanmıştır.
    *Eserleri: Fırtına ve Kar, Gönülden Sesler, Peri Kızı İle Çoban, O Beyaz Bir Kuştu.
    gokay_95 ve Hipotenüs. bunu beğendi.
  8. masum_gulus

    masum_gulus Üye

    Katılım:
    16 Kasım 2008
    Mesajlar:
    618
    Beğenileri:
    388
    Ödül Puanları:
    0
    Yedi Meşaleciler
    CUMHURİYET DÖNEMİ ŞİİR ANLAYIŞI


    Fecr-i Âti edebi topluluğundan sonra 1928 yılında Yaşar Nabi Nayır, Sabri Esat Siyavuşgil, Muammer Lütfi Bahşi, Kenan Hulusi Koray, Ziya Osman Saba, Vasfi Mahir Kocatürk, Cevdet Kudret Solok gibi biri hikayeci diğeri şair olan yedi gencin bir kitap çıkararak başlatmak istedikleri edebî harekettir.

    Yedi Meşaleciler hareketini başlatan gençlerin kimi lisede kimi üniversitede öğrencidir. Topluluğa ad olarak Yedi Kollu Şamdan, Yedi Dağın Çiçeği, Yedi Veren Yedi Ses, Yedi Yıldız gibi isimler düşündükten sonra Yedi Meşaleciler ismine karar verirler. Servet-i Fünun Dergisi'nin 22 Mart 1928 tarihli sayısında Yedi Meşale isminde bir kitap çıkaracaklarını ilan ederler. Kitap Nisan ayında piyasaya çıkar ve büyük ilgi görür. Kitaba yazılan önsözde edebi alanda neler yapacaklarını anlatılır. Kitapta her ismin bir bölümü bulunmaktadır.

    Sabri Esat Siyavuşgil: Kukla Oyunu
    Yaşar Nabi Nayır: Şairin Bahçesi
    Vasfi Mahir Kocatürk: Dağların Derdi
    Ziya Osman Saba: Sebil ve Güvercinler
    Cevdet Kudret Solok: Cenaze İlahisi
    Kenan Hulusi Koray : Denizin Zaferi
    Muammer Lütfü: Dante'nin Ruhuna

    Ahmet Haşim, iki ay sonra çıkan Meşale Dergisi'nde onları destekler. 1935'lere kadar hemen hemen aynı düşünceleri sürdüren Yedi Meşaleciler daha sonra kendi sanatsal kimlikleri doğrultusunda ilerlemişlerdir. Yedi Meşalecilerin ortak bir kitap yayımlamalarının nedeni "Memleketimizde son edebî cereyanları gösterecek toplu bir eser vücuda getirmek" arzusudur. Yedi Meşaleciler, eski kuşağın kendilerini küçümsemesine başkaldırmak istemişlerdir. Türk Edebiyatının asırlarca doğu edebiyatını, Tanzimat'tan sonra da Batı edebiyatını taklit ettiğini öne sürerek artık kendine dönme vaktinin geldiğini öne sürerler. Yedi Meşalecilere göre Türk Edebiyatı'ndaki asıl eksiklik, canlılık, samimiyet ve yeniliktir. Ferdi duygulardan uzaklaşılması gerektiğini savunan Yedi Meşaleciler bunları eserlerine yansıtamadılar.

    Yedi Meşaleciler, Milli Edebiyat şairlerine ve Beş Hececilere tepki olarak bu akımı oluşturmuşlardır. Yalın, kolay anlaşılır, düz anlatımlı, milli temalarla dolu bu şiir anlayışına karşı çıkmışlardır. Yedi Meşalecilerin şiir beğenilerine Faruk Nafiz Çamlıbel ve Necip Fazıl Kısakürek hâkimdir.

    YEDİ MEŞALECİLER
    Ziya Osman SABA
    Sanatçı, şiirlerinde çocukluk özlemi, anılara düşkünlük, ev - aile sevgisi, yoksul yaşamlara karşı utanç duyma ve acıma, Allah'a kulluk, kadere boyun eğiş, küçük mutluluklarla yetinme, ölümün yakınlığı, öte dünya özlemi gibi bireysel konuları işler.

    Dili gayet sade ve açıktır. 1940'a kadar hece ölçüsünü kullanmış, bu dönemden sonra serbest şiirler de yazmıştır.

    Şiirlerini Sebil ve Güvercinler, Geçen Zaman, Nefes Almak adlarıyla kitaplaştırmıştır.

    Bunun yanında hikaye kitapları yazmış ve Goncourt Kardeşlerden roman çevirileri de yapmıştır.


    Cevdet KUDRET
    Başlangıçta gençlik dönemindeki şiir anlayışının dışına çıkmadan hece ölçüsüyle, bireysel duygularını ve karamsar iç dünyasını dile getirmiş, sonra ölçüsüz fakat uyaklı şiirler yazmıştır.

    Kendi yaşamını da yansıttığı roman, öyküleri ve oyunları yanında onu daha çok tanıtan yapıtları, inceleme-araştırma eserleridir.

    Eleştirel bir yöntemle açıkladığı konuları, gelecek kuşaklar için hem aydınlatan hem tartışılabilecek olan bilgi kaynaklarıdır.

    Cevdet Kudret Türkçenin sadeleşmesini istemesine rağmen "Dilleri Var Bizim Dile Benzemez" adlı eserinde özleştirmenin sınırlanmamasının doğru olmayacağını, yüzyıllardır kullanılan yabancı sözcüklere karşılıklar bulmanın, ölü sözcükleri diriltmenin yararsız olacağını savunmuştur.

    Birinci Perde adlı şiir kitabı; Tersine Akan Nehir, Rüya İçinde, Kurtlar adlı oyunları; Süleyman'ın Dünyası adı altında topladığı romanı; Sokak adlı öykü kitabı; Örneklerle Edebiyat Bilgileri, Türk Edebiyatında Hikaye ve Roman, Orta Oyunu adlı inceleme eserleri, Türk Edebiyatı adlı ders kitapları vardır.

    Kenan Hulusi
    Edebiyat dünyasına adım atması öğrencilik yıllarına denk düşer. "Serveti Fünun" dergisinde yayınlanan ilk hikayelerinin ardından, aynı dergiye yazan diğer altı arkadaşı ile birlikte, edebiyatımızda "Yedi Meşaleciler" diye anılan topluluğu oluşturdular. İçlerindeki tek hikaye yazarıydı. Yaşadığı sürede beş hikaye kitabı yayınlamış, "Osmanoflar" romanı ve kısa hikayelerinin bir çoğu gazete sayfalarında kaybolup gitmiştir. Gazeteciliğinin de etkisiyle küçük hikaye tarzını benimseyen Kenan Hulusi, Cumhuriyet döneminde korku türünde örnekler veren ilk hikayecidir.


    Yaşar Nabi NAYIR
    Edebiyatımıza Yedi Meşalecilerle birlikte şair olarak girdi. Zamanla bütün edebi türleri denedi. Roman yazdı, manzum destan yazdı, inceleme ve gezi kitapları çıkardı, makaleler, fıkralar yazdı.

    Ancak edebiyatımızda bunlarla değil yayıncılığıma unutulmayacak olan sanatçı, asıl ömrünü verdiği Varlık dergisiyle anılacaktır. Onun adıyla özdeşleşen en önemli yapıtı hiç kuşkusuz kırk sekiz yılını verdiği bu dergidir.

    Şiirleri yazıldıkları dönemin biçim özelliklerini yansıtır. Ancak çevreyle ilişkileri olmayan, insan ve toplum üzerinde gözlemlere dayanmayan şiirlerdir bunlar. Yazarın iç dünyasını yansıtmaktan da uzaktırlar.

    Kahramanlar, Onar Mısra adlı şiir kitapları; Bir Kadın Söylüyor, Adem ile Havva adlı romanları; inkılap Çocukları, Köyün Namusu adlı oyunları; Atatürkçülük Nedir, Dost Mektupları gibi inceleme eserleri vardır.


    Vasfi Mahir KOCATÜRK
    Halk şiirlerinin biçimsel özelliklerinden yararlanarak hece ölçüsüyle ulusal, epik, lirik şiirler yazmıştır. Manzum oyunlar da denemiş olan Kocatürk, bir sanatçı olmaktan çok, edebiyatla ilgili kitap ve araştırmalarıyla tanınmıştır.

    Tunç Sesleri, Geçmiş Geceler, Bizim Türküler, Ergenekon adlı şiir kitapları; Yaman, Sanatkar adlı oyunları; Yeni Türk Edebiyatı, Divan Şiiri Artolojisi, Türk Edebiyatı Tarihi adlı araştırma inceleme eserleri vardır.

    Sabri Esat SİYAVUŞGİL
    Fotoğraf gözlemciliğiyle çevresini gözler ve izlenimlerini şiirine aktarır. Ancak Yedi Meşaleciler içinde başladığı şairliğe daha sonra veda eder ve daha çok çevirilerle ve inceleme yazılarıyla edebiyat hayatına devam eder. En güçlü yanı çevirilerinde görülür. Ancak kendisi mesleğinin psikoloji olduğunu ve mesleğine sadık kalabilmek için sevmesine rağmen şiir yazmadığını söylemiştir.

    Odalar ve Sofalar adlı şiir kitabının yanında inceleme eserleri ve roman çevirileri vardır.


    Muammer Lütfi
    Asıl mesleği Avukatlıktır. Arapça ve Farsça bilen şair Yedi Meşale grubu içinde edebi faaliyetlerini sürdürdü. Edebiyat alanında çok fazla yapıt vermedi.
    Türk Akdeniz ve İlk Kurşun adlı yapıtları vardır.

    gokay_95 ve Hipotenüs. bunu beğendi.
  9. masum_gulus

    masum_gulus Üye

    Katılım:
    16 Kasım 2008
    Mesajlar:
    618
    Beğenileri:
    388
    Ödül Puanları:
    0
    GARİP AKIMI (I.Yeni Edebiyat Akımı) GARİP AKIMI ŞAİRLERİ Edebiyatta Garip Akımı, Garip Akımı Şairleri

    Türk Edebiyatında 1940'lara gelindiğinde, biçim açısından serbest şiirin tutkusu tamdır. Heceyi, hemen hemen yalnızca Behçet Kemal Çağlar sürdürmekte; Ahmet Kutsi Tecer, Ülkü dergisi çevresinde halk şiiri geleneğinin yaygınlaşmasına
    çalışmaktadır. Ahmet Muhip Dıranas, Cahit Sıtkı Tarancı, Cahit Külebi gibi değişik çizgilerdeki ozanlar da serbest şiirler yazmaktadırlar. Sonradan "Birinci Yeni" olarak adlandırılacak Garip akımı bu ortamda doğar.

    Eski şiire tepki olan Garip akımı üç ozanın adına bağlanır: Orhan Veli Kanık, Oktay Rifat, Melih Cevdet Anday. Üç arkadaş Varlık dergisinde ölçüsüz, uyaksız, şairanelikten uzak yeni bir şiir akımı başlatır (1936), Bu yoldaki şiirlerini Garip adlı bir kitapta toplarlar (1911). Garipçiler adıyla anılmalarının nedeni de budur. Yeni akımı özellikle Nurullah Ataç destekler. Garip akımı birçok genç izleyici bulduğu gibi, dönemin ünlü ozanlarını da etkiler. Orhan Veli'nin yazdığı "Garip" önsözü bir bakıma bu yeni şiir deviniminin bildirisidir. Ama üç ozanın birlikteliği uzun sürmez. Kitabın ikinci basımı yalnız Orhan Veli'nin şiirleriyle yayımlanır (1945). Ayrıca Orhan Veli, kitabına "Garip İçin" başlıklı ikinci bir önsöz eklemek gereğini duyar. Nitekim Garip devinimi sonraları, gerek bu nedenle, ama asıl Melih Cevdet ve Oktay Rifat'ı şiiri ayrı bir çizgide sürdürmeleri sonucu Orhan Veli'nin adına bağlanmıştır.


    Garip Akımı
    1-Vezin ve kafiyeye karşı çıkmışlardır.
    2-Günlük konuşma dilini şiire uygulamaya çalışmışlardır.
    3-Mecaza,süse ve suniliğe karşı çıkıp;yalnızlığa önem verdiler.
    4-Halk şiirinin anlatım ve deneyimlerinden faydalandılar.
    5-O güne kadar şiirimizde kullanılmayan bir takım sözcükleri kullandılar.
    6-Sıradan insanlar şiire konu olmuştur.
    7-Yaşama sevinçlerini fazlasıyla şiire yansıtmışlardır.
    8-Kaynağını batı şiirinden alan Garip akımı eskiye ait olan her şeyin karşısında
    olup özellikle şairane söyleyişin karşısında olmuşlardır.
    9-Şiirde söz ve anlam oyunları bırakılmıştır.

    Ama Orhan Veli'nin kendisi de kitabının ikinci basımında sanat anlayışını gözden geçirmek gereğini duyacaktır. Özellikle şiirsel gelenek, biçim konularında daha esnek bir tutuma girmiştir. Nitekim ikinci kitabı Vazgeçemediğim'den (1945) başlayarak şiirini değiştirdiği görülür. "Kimi şiirlerde akıl çizgisinden duygu çizgisine kayılır, mizah ve şaşırtma bırakılır, yer yer uyağa ve sıfata başvurulur, sözcük tekrarlarından, müzikten yararlanılır. Hepsinden önemlisi, halk şiirinin dil ve deyişine özenilir" (Asım Bezirci). En ilginç gelişme ise özdedir: Toplumcu şiire yaklaşır Orhan Veli de.

    Garip akımı, gerek ilk yıllarında, gerekse sonraları, değişik sanat anlayışlarına bağlı olanlarca değişik biçimlerde değerlendirilmiştir. Geleneğe bağlı olanlar, Orhan Veli ve arkadaşlarını şiiri ayağa düşürmekle suçlarken; toplumcular, Garipçileri, toplumcu şiiri engelleyen, yozlaştırmayı amaçlayan ve küçük burjuva duyarlığını geliştirmeye çalışan bir devinimin başlatıcısı olarak gördüler. Yazın tarihçileri ise, Garip akımını genellikle yeni şiirin başlangıcı saydılar.

    Bugün de bu tutumların pek değiştiği söylenemez. Ama nesnel bir değerlendirmeyle, Garip deviniminin Türk şiirinin gelişim sürecinde önemlice bir yeri olduğunu söylemek gerekmektedir. Orhan Veli ve arkadaşlarının "serbest nazım" anlayışıyla şiirler yazmaları, bu alanda en çok Nurullah Ataç'tan destek görmeleri sanatın siyasal dışı tutulması eğiliminin iktidarca da desteklenmesi sonucudur. Türk şiiri yeni biçim ve söyleyiş olanaklarıyla zenginleştirilmiş, sokaktaki insanın duyarlılığına açılmıştır.
    gokay_95 ve Hipotenüs. bunu beğendi.
  10. masum_gulus

    masum_gulus Üye

    Katılım:
    16 Kasım 2008
    Mesajlar:
    618
    Beğenileri:
    388
    Ödül Puanları:
    0
    Maviciler (Mavi Akımı, Mavi Hareketi, Mavi Şiir Akımı)
    MAVİ HAREKETİ
    Garip hareketine karşı çıkanlardan biri de Atillâ İlhan'dır (d. 1925). Mavi dergisinde "Sosyal Realizmin Münasebetleri yahut Başlangıç" adlı yazısında (sayı 21, 1 Temmuz 1954) Orhan Veli, Oktay Rifat ve Melih Cevdet'i "bomstiller" diye nitelemiştir. Aynı derginin yazarlarından Ahmet Oktay (d. 1933) "Orhan Veli'nin Yeri" (sayı 26, Ocak 1955) adlı yazısında "Orhan Veli eksik bir öncü ve eksik bir şairdi" hükmüyle, Garip akımının sığlığını anlatmıştı. Daha sonraları Mavi dergisindeki bu yazılardan hareketle bir yeni akım sayılmak istenmişse de, bu görüş rağbet bulmamıştır. Onlar Birinci Yeni hareketine karşı çıktıkları için bir bakıma İkinci Yeni 'nin öncüleri olarak değerlendirilmişlerse de Atillâ İlhan, buna da karşı çıkmış ve İkinci Yeni "yi "yozlukla" itham etmiştir.


    Atillâ İlhan, Türk şiirinin "Batılı ve Türk olabilen bir esthetique(estetik) bir bileşime varabilme sorunu" içinde olduğunu, ancak önce Garip sonra İkinci Yeni hareketinin şiirimizi "yozlaşmaya" götürdüğünü söyler.

    Bu hüküm, kendisi de şiir üzerinde düşünen bir şair olarak Atillâ İlhan'ın şahsi görüşünü yansıtmaktan öte gitmez. Zira bütün sanat faaliyetleri gibi şiir de ancak yaratıcıları ile ortaya çıkar. Onun hakkında verilecek hükümler de zamana dayanıklılık ölçüsünde büyük önem taşır.Türk şiirinin 1960 sonrasının hâlen bir oluşum içinde bulunduğunu belirtmek daha doğrudur.


    Atillâ İlhan şiirlerinin son baskısına, onlar, neden yazdığın, açıklayan notlar eklemiştir. Bir şiirin kendi başına anlaşılmama, şiirin kendi kendisine okuyucuya ulaşmaya yetmediği demedir ki bir şiir için eksikliktir. Şiir okuyucuya kendini hiç bir açıklamaya ihtiyaç duyurmayacak şekilde kabul ettirmeli değişik şartlar ve saatlerde, ortak duyuşu uyandır-malıdır. Atillâ İlhan'ın bu anlamda kalıcı bir şiir vücuda getirdiğini sanmıyorum.

    İmlâ kurallarını bütünüyle reddetmiş veya kendisine has bir imlâ tarzı geliştirmiş olan Atillâ İlhan (Büyük harf kullanmaz ama özel isimleri ek almaları halinde (') ile ayırır), dil konusunda çok keyfidir. Günlük dilde artık kullanılmayan çok eski kelimeleri, Fransızca veya Almanca kelimelerle beraber kullanır. Bunlar, hem yazarın dikkati çekme çabasını, orijinal olma merakını, hem de karmakarışık bir dünyada yaşadığımızı okuyucuya hissettirme gayretini gösterir. Sinema tekniğini kullanan Atillâ İlhan adeta kamerasını kalabalıklar üzerinde gezdirir, zaman zaman belirli noktalarda uzunca durur. Renkli, ıslak, ürperiş ve korku dolu bu şiirlerde bazan büyük bir ferahlık bazan da melankoli gizlidir. 1940-1950 arası Türk edebiyatında yepyeni bir kıpırdanma ve şahsiyetlerin belirmesi dönemidir. Atillâ İlhan da 1946 yılında "CHP Şiir Yarışmasında ikinciliği kazanmış ve birbirlerinden farklı üç şair, bu yarışmada ilk üç dereceyi paylaşmıştır (Cahit Sıtkı Tarancı, Atilla İlhan ve Fazıl Hüsnü Dağlarca).

    Atillâ İlhan, şiir anlayışını şöyle açıklar: " Şiirin kelimelerle değil, imgelerle yazıldığını bilen şairler için, kelime, diyalektik bir ilişkiler yumağıdır; bir kere, anlatacağı imgeyle ikincisi aynı imgeyi anlatmakla görevli öteki kelimelerle, üçüncüsü mısra içindeki özel şiir içindeki genel ses uyumuyla, dördüncüsü imgelerarası birlik ve karışıklıkların gelişme süreciyle bağlantılıdır. Çünkü (...) Kelimenin önemi, imgenin somutlaşmasında oynayacağı role göre değişir, bu rolü belirleyen ise kelimenin çağrışım yükü anlam boyutları ve imgeyle olan diyalektik bağlantısıdır"

    Şiirimize ve genç şairlere yönelttiği tenkitlerde heyecanın aklı bastırdığından şikâyetçidir: " Şiir, heyecanla aklın dengesini içerir. Heyecan, duygusal düzeydeki izlenimleri yoğunlaştırırsa, akıl bilgi düzeyindeki verileri şiire katar" der.


    Şiir anlayışında, sadece şairlerin değil, "sinemadan resme, romandan toplumsal bilimlere değin, şiir dışında bir sürü disiplinin katkısı" olduğunu belirten Atillâ İlhan, "sinema tutkusunun hesaba katılmadan şiirinin değerlendirilemeyeceğini açıklar ki, bu açıklama çok yerindedir.

    PROF.DR. İNCİ ENGİNÜN, CUMHURİYET DÖNEMİ TÜRK ŞİİRİ, TÜRK DİLİ TÜRK ŞİİRİ ÖZEL SAYISI, s.606-607.


    gokay_95 ve Hipotenüs. bunu beğendi.
Konu Durumu:
Mesaj gönderimine kapalı.

Sayfayı Paylaş