Dil ve Anlatım(Konu Anlatımları)

Konu 'Dil ve Anlatım 10. Sınıf' bölümünde Moderatör Elif tarafından paylaşıldı.

Konu Durumu:
Mesaj gönderimine kapalı.
  1. Moderatör Elif

    Moderatör Elif Moderatör Yönetici Moderatör

    Katılım:
    13 Kasım 2008
    Mesajlar:
    751
    Beğenileri:
    493
    Ödül Puanları:
    0

    “hiç olmazsa” ve “hiç değilse”
    Çarşıdan elimiz boş döndük. Hiç olmazsa iki kaset alsaydık.

    “oysa, oysaki, hâlbuki”
    Aralarında zıtlık, aykırılık bulunan iki cümleyi “tersine olarak, -dİğİ hâlde” anlamlarıyla birbirine bağlar.

    Onu özledim, oysa gi**** çok olmadı.
    Gelemeyeceğini söyledi, hâlbuki vakti vardı.

    Not: Bu bağlaçlar anlam bakımından zıt olmayan cümleler arasında kullanılırsa anlatım bozukluğuna yol açar.

    Her zaman birinciydi, oysa çok çalışırdı. (anlatım bozuk)

    e. Gerekçe Bağlaçları
    “çünkü”
    “Şundan dolayı, şu sebeple” anlamlarına gelir.
    Neden bildirir.
    Eve gittim, çünkü babam çağırmıştı.
    Otobüse yetişemedik; çünkü evden geç çıkmıştık.

    “madem(ki)”
    Madem gelecektin, haber verseydin.

    “zira”
    “çünkü” anlamında kullanılır.
    Allah'a sığın şahs-ı halîmin gazabından
    Zira yumuşak huylu atın çiftesi pektir

    “yoksa”
    Ver diyorum, yoksa yersin dayağı.

    “nasıl ki”
    Acele etmez, ağırdan alır; nasıl ki bu akşam ağırdan alıyor.

    “değil mi ki”
    f. Özetleme Bağlaçları
    “kısacası, demek ki, açıkçası, öyleyse, yani, özetle, o hâlde, anlaşılıyor ki”

    ... Kısacası kendimizi toparlamalıyız.
    ... Demek ki ülkemiz bunlardan dolayı gelişmiyor.
    ... Açıkçası bu işi istemiyorum.
    ... Öyleyse gi****m arkadaşlar.

    g. Pekiştirme Bağlaçları
    “bile, dE, hem de, dahi, üstelik, hatta, ayrıca, bundan başka”
    Bu bağlaçlardan bazıları bazı durumlarda birbirlerinin yerine kullanılabilirler.

    ]“bile” kullanılan bir cümle daha önce kullanılmış bir cümlenin ya devamıdır ya da devamı gibi görünür.

    Bunu sen bile başarabilirsin.
    Bağırsan bile duymaz.
    Tembel adam, olur, demiş. Demiş ama yerinden bile kalkmamış.
    Hatta parasını bile ödemişti. / Hatta parasını ödemişti bile.
    Çölde suyun bir damlası bile değerlidir.

    ] “bile” yerine “de” veya “dahi” de kullanılabilir.

    Bunu sen de başarabilirsin.
    Bağırsan da duymaz.
    Tembel adam, olur, demiş. Demiş ama yerinden dahi kalkmamış.
    Hatta parasını dahi ödemişti. / Hatta parasını ödemişti dahi.
    Çölde suyun bir damlası dahi değerlidir.

    ] “hatta, hem de, ayrıca, üstelik”

    Belle, kazmayla, hatta elleriyle kazıdılar.
    Gördüm, hatta konuştum da.
    Konuşmuyor; üstelik gülmüyor da.
    Çalışıyor, hem de sabahtan akşama kadar.

    h. “de, ki, ise” bağlaçları
    “dE”
    ] Her zaman kendinden önceki kelimeden ayrı ve de, da şeklinde yazılır; bitiştirilmez, te, ta şeklinde yazılmaz. “ya” ile birlikte kullanıldığında da ayrı yazılır: “ya da”
    Kelimenin son hecesine kalınlık-incelik bakımından uyar.

    ] Genellikle “dahi, bile, üstelik, hatta” bağlaçlarıyla özdeştir.

    Bu soruyu Ali de bildi dahi, bile
    Artık gönlümü alsa da önemi yok. dahi, bile

    ] Cümleleri, aynı görevdeki kelimeleri ve sözleri birbirine bağlar ve değişik anlamlar katar:

    Sorsan da söylemem asla

    Erzakını hazırla da pikniğe gi****m.
    Cümleleri bağlamış, burada pikniğe gitmek için erzak hazırlama şartı var.

    Biraz müsaade etsen de işime baksam rica, istek, yalvarma
    Büyüyecek de bana bakacak. Küçümseme, alay
    Çalışıp da kazanacaksın. şart
    Dün bizi bekletti de gelmedi. yakınma
    Çalışayım da gör neler yapacağımı. övünme
    Düzenli çalıştı da başarılı oldu. için, neden-sonuç
    Koşsan da yetişemezsin. değişmezlik

    Bütün yıl okumamış da şimdi kitap kurdu oluverdi.
    Zıt anlamlı cümleler arasına girmiş.

    ] Tekrarlanan kelimelerin arasına girerek anlamı güçlendirir:

    Ev de ev olsa bari küçümseme
    Çalış da çalış... abartma

    ] “ama” bağlacının yerine kullanılabilir; cümleleri ve öğeleri birbirine bağlayabilir:

    Hızlı hızlı koştu da yetişemedi. cümleleri bağlamış

    ] Edattan ve zarftan sonra gelerek anlamı pekiştirebilir:

    O kadar da soğuk değil.
    Böyle davranmanız hiç de iyi olmadı.

    “ki”
    Sadece “ki” biçimi vardır.
    Kendinden önceki ve sonraki kelimelerden ayrı yazılır.
    Türkçe değil, Farsça bir bağlaçtır ve Türkçe cümle yapısına aykırı olarak kullanılır.

    ]Anlam bakımından birbiriyle ilgili cümleleri birbirine bağlar.

    Bir şey biliyor ki konuşuyor. (sebep-sonuç)
    Baktım ki gitmiş. (şaşkınlık)
    Ancak ne yazık ki böyle olmadı.

    ]Birisinden alıntı yapılacağı zaman kullanılır.

    Atatürk diyor ki: ... (açıklama)

    ]Özneyle veya tümleçlerle ilgili açıklama yapılacağı zaman kullanılır. Bazen “ki” ile başlayan bu açıklama iki kısa çizgi arasında verilir.

    Ben ki hep sizin için çalıştım. (pekiştirme)
    Siz ki beni tanırsınız, neden böyle düşünüyorsunuz?
    O yerden -ki herkes kaçar- sen de kaç.

    ]”ki” kullanılan bazı cümlelerin “ki”den sonraki kısmı söylenmez.

    Sınavı kazanabilir miyim ki... (kuşku)
    Bu adama güvenilmez ki! (yakınma)
    Acaba çocuğa kızarlar mı ki? (endişe)

    ]Tekrar edilen kelimeler arasında kullanılır.

    Adam belâ ki ne belâ...

    ]Abartma anlamı katar.

    Bugün öyle yorgunum ki...

    ]Bu bağlaç birkaç örnekte kalıplaşarak bitişik yazılmaktadır.

    Belki, çünkü (burada ünlü uyumuna girmiş), hâlbuki, mademki, meğerki, oysaki, sanki.

    “ise”
    Karşılaştırma ilgisi kurar, karşıtlığı güçlendirir.

    Yağmur yağıyor, evim ise çok uzakta. (bağlaç)
    Adam konuşuyor, çocuksa hep susuyordu. (bağlaç)

    Ek-fiilin şart çekimiyle karıştırılabilir.

    Çocuk başarılıysa sınıfını geçer. (ek-fiilin şartı)

    YAPI BAKIMINDAN BAĞLAÇLAR
    1. Basit Bağlaçlar
    Ek almamış (kök hâlindeki) bağlaçlardır. ve, ile, de, fakat, eğer...

    2. Türemiş Bağlaçlar
    Yapım eki almış bağlaçlardır. kısaca, yalnız, üstelik...

    3. Birleşik Bağlaçlar
    Birden fazla kelimeden oluşurlar ve bitişik yazılırlar. yoksa, hâlbuki...

    4. Öbekleşmiş Bağlaçlar
    Birden fazla kelimeden oluşur ve ayrı yazılırlar. ya da, ne var ki, hem de...
    CoLTFeeT06 bunu beğendi.
  2. Moderatör Elif

    Moderatör Elif Moderatör Yönetici Moderatör

    Katılım:
    13 Kasım 2008
    Mesajlar:
    751
    Beğenileri:
    493
    Ödül Puanları:
    0
    Söyleşmeye Bağlı Anlatımla Oluşturulmuş Metinlerin Özellikleri
    1.Jest ve mimikler anlatımın gücünü arttırır.
    2.Sohbet, mülakat ve diyalog, monolog metinleri söyleşmeye bağlıdır.
    3.Karşılıklı konuşmalar, bağlama ve konuşulan kişiye göre değişebilir.
    4.Görme ve işitmeyle kurulan iletişim önemlidir.
    5.Vurgu ve tonlama önemlidir.
    6.Hikâye, Roman, Tiyatro, Röportaj, Monolog söyleşmeye bağlı anlatımın kullanıldığı metin türleridir.
    7.Roman, hikâye ve tiyatrolardaki karşılıklı konuşmalara diyalog, iç konuşmalara ise monolog denir.
    8.Tekrarlar söyleşmeye bağlı anlatımlarda ifadeyi kuvvetlendirir.
    9.Söyleşmeye bağlı metinlerde anlatımın süresi sınırlandırılmalıdır.

    Örnek Metinler
    ATTİLÂ İLHAN'LA MÜLAKAT

    İnsanın zevkle okuduğu romanlar, şiirler vardır. Hani canı sıkıldığında defalarca okuduğu hâlde, elinin yine de ilk onlara uzandığı kitaplar... Ekolleşmiş anlatımı olan bazı yazarlarımızın yapıtları artık alışkanlıklarımız olmuştur. Bu haftaki konuğumuz, hepimizin kitaplığına aşina olmuş bir yazar. Hem yazar hem şair hem senarist hem gazeteci hem de araştırmacı Attilâ İlhan...

    - Sayın İlhan, dilerseniz öncelikle edebiyat alanına girişiniz ve verdiğiniz ilk ürünleri öğrenelim sizden.

    - Edebiyat dünyasına pek erken girdim denilebilir. Gerçekten çocuk denecek yaşta yazıyordum ben. İlk şiirimi ilkokul üçteyken, ilk romanımı da orta ikide yazdım. Yazmak bende önüne geçilmez bir hevesti.Şiiri de o gün duygulanıp şiir olarak yazıp bırakmıyorum. Yazmak benim için sürekliliktir. Liseye kadar bu şekilde sürekli olarak yazdım. 1946'da lise ikinci sınıfta iken şiir dalında bir sanat armağanında derece aldım. Ve edebiyat alanına paraşütle bir iniş yaptım... Kendimi bir anda şiir dünyasında buldum... Aslında o ana kadar yazılmış on romanım vardı. O, on romanı yayımlayamadım... Ve artık beğenmediğim için de yayımlamayacağım. "Sokaktaki Adam" yani basılan ilk romanım, benim on birinci romanırndır.

    - Çalışma düzeninizden bahseder misiniz? Edebiyat alanında en üretken yazarlarımızdan bifmnfo. Bunu nasıl gerçekleştiriyorsunuz?

    - Felaket, asap bozucu nitelikte disiplinliyimdir. Sabah 07.00 - 09.30 arası, öğleden sonra ise 15.00-19.00 arası benim çalışma saatlerimdir. Geceleri kesinlikle çalışmam. Gece hayatım, içkim, sigaram olmadığı için erken kalkarım ve güne zinde başlarım. Üretkenliğe gelince, bu sürekli çalıştığım için oluyor En kaim romanlarımı bile günde bir sayfa yazarım. "Nasıl yetiştiriyorsun?" diyeceksiniz. Sürekli ve disiplinli çalıştığım için oluyor bu. Öyle ki çalışırken şubat ayının 28 çekip çekmemesini bile dikkate alırım.

    - Eserlerinizde kullandığınız dil hakkında neler söylemek istersiniz? Neden yoğun Osmanlıca brcMli yeğliyorsunuz?

    - Ağdalı bir lisan kullandığım doğru. Fakat ben geniş bir tarih reformu içinde roman yazıyorum. 1900'lerin Selanik ve İstanbul'da geçen olayları ve bunları yaşayan insanları yazıyorum. Mesela ittihat ve Terakki'den bahsederken Türkçeleştireyim derken 'Birlik ve İlerleme Partisi' dersem komiklik yapmış olurum. O zamanki konuları dönemin insanları olarak koruyorum. Eğer o kavramları anlatamazsak o devri de anlatamam. Entelektüel ve siyasi kavramları dönemin yapısına uygun olarak koymak lazım.

    - Peki, yetişen ve okuyan nesil tarafından anlaşılıp anlaşılmadığınız konusunda ne diyeceksiniz?

    - Umurumda değil. Anlasınlar keratalar! Zaten öğrenmeleri gereken kültür varlığımız o dille yazılır. Şimdi dili değiştiriyoruz diye onları reddedemeyiz. Romanlarımda zaten ben konuşurken şimdi kullandığımız dille, onları konuştururken yaşadığı devirde konuştukları gibi yazıyorum. Son romanım "Dersaadette Sabah Ezanlarında devrindekilerden daha ağdalı bir dil kullanıyorum. Çünkü olay 1900'de ve Selanik'te geçiyor. Başka bir anlatım dili seçmem imkânsız.

    ...

    - Şimdi biraz şiire dönelim. Siz edebiyat literatüründe şair sınıfından mısınız, yoksa yazar mı?
    - Pek çoğu beni şair sınıfına sokar. Fakat ben kendimi şair olduğu kadar yazar ve gazeteci olarak da görüyorum. Senaryo da yazıyorum. Yani ben edebiyatın, yazım dünyasının içindeyim.
    - Son bir sorumuz var Sayın İlhan. Edebiyatımız, hangi işlevi yüklenmesi gerektiğinin bilincine sizce vardı mı?
    - Tam anlamıyla varmış diyemem. Henüz modalardan kurtulamadılar. Yine de birkaç önemli yazarımızın olduğunu kabul etmek gerekir. Şu andaki durumumuz, Cumhuriyet sonrası Türk edebiyatı çizgisine girmiştir. Bu durum Tanzimat sonrası olan Batı etkileriyle eşdeğerdedir. Taklit edebiyatı gelişmiştir Artık Türk edebiyatının ulusal bilincine varması lazım. Şu an var olan kozmopolitliği de ilericilik sayıyor bazı yazarlarımız. İşin en komik ve acı olan yanı da bu. Aynı durum Türk edebiyatında olduğu gibi, sanatın her dalında, Türk sinemasında bile var. Estetik düzeyde ulusal özellikleri kavramak ve öncelikle ulusal bir
    bileşime ulaşmak gerekir.

    Tüles HASDEMİR

    GELDİĞİ GİBİ
    Şu kış günleri yok mu sevemiyorum bir türlü... Her yıl boyunca: İnsanların çalışırken en çok düşündükleri, en çok eğlendikleri mevsim kıştır. Uzun gecelerde ocak başına büzülüp ne yapacağını şaşıran kişioğlu aklını işletmiş; hakikatleri, sırları araştırmış; masallar uydurmuş; insanlar, yasalar koymuş Medeniyeti kışın getirdiği ihtiyaçlar yaratmış değil mi?" derim ama olmuyor işte, boşuna. Ta gençliğimde Remy de Gourmont (Römi dö Gurmon)'un bilmem hangi kitabında okuduklarımdan kalma bu yankı kandıramıyor beni Doğru sözler, doğru ya, beni avutmaya, güz sonu içimi sarmaya başlayan o korkuyu andırır perişanlığı gidermeye yetmiyor.

    Soğuktan yakınacak değilim. Ne yalan söyleyeyim, öyle çok üşümedim ömrümde, serinlikler basınca sırtımı pekiştirmenin, oturduğum yeri ısıtmanın bir çaresini bulurum. Üşümenin, şöyle biraz üşümenin de bir tadı vardır doğrusu. Kar altında beş-on dakika, yarım saat yürüdükten sonra sıcak bir odaya girip parmaklarını hohlamanın zevkine doyulur mu? Gözlerinizin içi parlar. "Vuuuu! Üşüdüm!" diyerek mangala sobaya yaklaşırken gülümsememek, gülmemek elinizde midir? Keyifle hatırlarsınız üşüdüğünüzü...

    Kışı, gündüzleri kısacık olduğu için sevmem. Sabahleyin bir türlü doğmak bilmeyen güneş çekip gider. Hele şimdi! Saat dördü biraz geçti mi, ortalık kararıveriyor Ne anladım ben ondan? Penceremden bakıyorum, tertemiz bir hava, berrak... Bir çekicilik vardır. Ankara'nınki İstanbul'unki gibi öyle baygın değildir; yarı sevdalı, yarı hüzünlü hülyalar kurmaya sürüklemez, insanı çıkıp gezmeye çağırır Ama nereye gideceksin? Sen daha biraz yürümeden sular kararacak, çevreni seçemez olacaksın Lambaların ışığı ne kadar parlak olursa olsun, gezmelere elverişli değildir.

    "Yaşlandın sen artık, kocadın, yarım saat dolaşsan yoruluveriyorsun, dizlerin tutmuyor, bir de gezme sözü mü edeceksin?" diyeceksiniz. Haklısınız. Evet, yürüyemiyorum artık, çabucak bir kesiklik geliyor. Ama yaşlandım diye benim gezme, uzun uzun gezme hülyaları kurmamı da yasak edecek değilsiniz ya! Bırakın, unutuvereyım yaşlandığımı, unutayım da yaz gelince, o uzun günlerde dilediğimce gezebileceğimi umayım... Hem ben ışığı, ışıklı günleri yalnız gezmek, yürümek için sevmem ki! Bir yerde oturup çevrenize, ta uzaklara bakmanın da tadı yok mu? Gözlerinizin görebildiği bütün yerler sizindir, şu tepelerdeki ağaçlar, bir sıraya dizilmiş şu renk renk evler, şu uzaklaşan insan, şu yaklaştıkça yüzü beliren gölge, hepsi hepsi sizindir; sizindir de değil, sizsiniz onlar... Onlara baktıkça, onları gördükçe benliğimizin genişlediğini, zenginleştiğini duyarsanız. Yalnız değilsiniz, çevrenizde, gözünüzün görebildiği kadar uzaklarda hayat var, hepsini sevebilir, hepsini düşünebilirsiniz. Kışın ise öyle mi? Daralıverir, küçülüverir çevreniz. O kısacık günler, bu yeryüzünün varlıklarıyla beslenmenize yetmez, uzun gecelerde ise kendi kendinizle baş başa kalır, gündüz toplayabildiğiniz azıcık şeyi de çabucak tüketirsiniz. Ah, kış geceleri, bitmek bilmeyen, insanı kendi kendine, hep kendi kendini düşündürmeye sürükleyen kış geceleri! Size hep kendi kendinizi düşündürdüğü için de benliğinizi gözünüzde büyütür, büyütür. İçinizde tükenmez hazineler bulunduğunu sandırır... Evet, medeniyeti belki kışın getirdiği ihtiyaçlar yaratmıştır, kış geceleri belki hakikatleri araştırmaya, sırları çözümlemeye, masallar uydurmaya, araştırmaya, yasalar kurmaya elverişlidir ama bizi kendi kendimizle uğraşmaya, benliğimizi beğenmeye sürükleyen de odur.
    Neye yazdım bu satırları? Hiç... Işığa hasretimi, ışıklı yaz günlerine hasretimi söylemek istedim, işte o kadar. Böyle geldi, böyle yazdım.

    Nurullah ATAÇ

    YILDIZLARA BAKMAK

    GÖZLEM EVİ MÜDÜRÜ - (Güler.) Vaktiniz varsa hay hay!
    YOLCU - (Ağlamaklı) Yok, ne yazık ki, vaktin yok. Çok geç kaldım.
    GÖZLEM EVİ MÜDÜRÜ - Çok geç kaldınız!
    ARABACI - Bey, hemen gi****m! Ben yıldız da gösteririm size!
    YOLCU - (Azarlar.) Görmüyorum dedim yahu, göz doktoru musun sen?
    GÖZLEM EVİ MÜDÜRÜ - Bu iş doktor işi değil, yaşamak işi Arabacı! Nasıl senin beygir! Yemini yedi suyunu içti mi?
    ARABACI - Yedi, içti, beyim!
    GÖZLEM EVİ MÜDÜRÜ - Ne yapıyor şimdi?
    ARABACI - (Gülerek) Yıldızları seyrediyor, müdür bey!
    GÖZLEM EVİ MÜDÜRÜ - (Güler.) Bravo beygire! Yaşamasını biliyor desene!
    YOLCU - (Kızmış.) ***** yerine koydunuz beni; düpedüz *****! Alacağınız olsun, gösteririm ben size!
    GÖZLEM EVİ MÜDÜRÜ - (Güler.) Görmüyorsunuz ki gösteresiniz, dostum!
    YOLCU - Yürü gi****m, arabacı! ****ler evine gelmişiz; durulmaz burada!
    (Hızla uzaklaşan ayak sesleri... Müdürün kahkahası... Kapanan bir kapı... Sessizlik Az sonra dörtnala giden atın nal sesleri, tekerlek sesleri... Sesler birden kesilir. Uzaktan uğultu hâlinde, son hecesi uzatılarak, "Çiçeklere baktın mı?" seslenişi duyulur, ses erk dağılır. At kişner Yolcu da, arabacı da gürültüden btraz bağırır gibi konuşurlar.)
    YOLCU - Arabacı, çabuk beni o söylediğin bahçeye götür, çiçekleri göster bana; önce çiçekleri!
    ARABACI - Geç oldu bey, çiçekler uykuya yattı, hiçbiri görülmez şimdi.
    YOLCU - Hay Allah! Yahu, bunun da mı zamanı var?
    ARABACI - Var ya. tabi var! Çiçekler sabahın erken saatlerinde, bir de gün batarken görülür bey1 Acele etmeyin, yarın sabah ben size bütün çiçekleri gösteririm, bütün çiçekleri!
    YOLCU - (İçini çeker.) Ah, ben yarın belki buralarda olmam! Arabacı! Şimdi göster, şimdi. Hiç değilse bir yıldız göster bana.
    ARABACI - Bunlar birbirlerine bağlı şeyler bey! Çiçekleri gördünüz mü, gökyüzüne bakmadan yıldızları da görürsünüz.
    YOLCU - Geç kaldım, çok geç kaldım!
    ARABACI - Geç kaldınız, bey!
    (Bir süre nal, tekerlek seslen... At kişner.)

    Behçet Necatigil
    CoLTFeeT06 bunu beğendi.
  3. Moderatör Elif

    Moderatör Elif Moderatör Yönetici Moderatör

    Katılım:
    13 Kasım 2008
    Mesajlar:
    751
    Beğenileri:
    493
    Ödül Puanları:
    0
    ÜNLEMLER
    Aniden ortay çıkan duyguların etkisiyle ağızdan bir çırpıda çıkan, bu duyguları daha etkili anlatmaya yarayan kelimelerdir veya sözlerdir.

    Bu kelimelerin yanında dilek, emir, tehdit gibi anlamlar taşıyan kelimeler, cümleler ve yansımalar da ünlem değeri kazanabilir.

    Bu bakımdan ünlemler ikiye ayrılabilir:

    1. ASIL ÜNLEMLER


    Asıl görevi ünlem olan kelimelerdir. Başka görevlerde kullanılamazlar. Seslenme veya duygu anlatırlar.

    Seslenme Ünlemleri
    Ey Türk Gençliği! Hey! Biraz bakar mısın?
    Bre melûn! Ne yaptın? Hişt! Buraya gel!
    Şşt! Sus bakayım!

    Bunların yanında adlar ve özel adlar da seslenme ünlemi olarak kullanılabilir.

    Anne! Hemşehrilerim! Tanrım! Mehmet!

    Duygu Ünlemleri
    Ee, yeter artık! Aa! Bu da ne? Ah, ne yaptım!
    Eh! Fena değil. Ay, elim! itme ha!
    Hah, şimdi oldu! Hay Allah! Vah zavallı!
    Vay sersem! Aman dikkat! Eyvah! Geç kaldım!
    İmdat! Boğuluyorum!

    2. ÜNLEM DEĞERİ KAZANMIŞ KELİME ve SÖZLER
    Anlamlı kelimelerin bazılarına vurgu ve tonlama yoluyla ünlem değeri kazandırılabilir. Bunlar da duygu ya da seslenme anlatır.

    Komşular! Babacığım! Simitçi! Çok ilginç!
    Ne kadar güzel! Çabuk eve git! Ne olur yardım et! Çık dışarı!

    Yansıma kelimelerin hemen hemen tümü ünlem olarak kullanılabilir.

    Şır! Çat! Güm! Hav! Miyav! Tıs!
    CoLTFeeT06 bunu beğendi.
  4. Moderatör Elif

    Moderatör Elif Moderatör Yönetici Moderatör

    Katılım:
    13 Kasım 2008
    Mesajlar:
    751
    Beğenileri:
    493
    Ödül Puanları:
    0
    Mizahi Anlatımın Özellikleri
    1.Okuyucuda uyandırılmak istenen etkiye göre düzenlenir.
    2.Ses, taklit, hareket ve konuşma önemlidir.
    3.Mizahi unsurlarda gerçekten sapma vardır.
    4.Mizahi unsurları oluşturmada karşılaştırmalar, durumlar, hareketler, kelime ve kelime gruplarından yararlanılabilir.
    5.Amaç okuyucuyu düşündürmek ve eğlendirmektir.
    6. Roman, hikâye, tiyatro, şiir, deneme gibi türlerde kullanılır.
    7.Mizahi anlatımlarda dil bir olayı anlatmak için kullanılır.(sanatsal, edebi işlevlerde kul.)

    AL HAKKINI GİT
    Nasrettin Hoca'nın, Akşehir'de kadılık yaptığı günler...
    Yoksul bir adam, eline geçirdiği bir parçacık ekmeği ile birlikte bir aşçı dükkânının önüne gitmiş, orada fıkır fıkır kaynamakta olan bir et çömleğinin başına geçmiş. Ve sonra ekmeği, çömlekten çıkan buhara tutarak yemeye başlamış. Bunu gören aşçı dükkânının sahibi:
    "Ver bakalım tirit parasını." demiş. Adamın yakasına sarılmış.
    Yoksul adam:
    "Yahu!" demiş dükkân sahibine. "Ben senin ne etinden aldım ne de etin suyundan, insaf et!"
    Dükkân sahibi, yoksul adamı yakaladığı gibi Nasrettin Hoca'nın önüne getirmiş.
    Olayı anlattıktan sonra:
    "Bu adamdan şikâyetçiyim, paramı isterim Kadı Efendi." demiş.
    Nasrettin Hoca, bir de yoksul adamı dinlemiş. Sonra cebinden birkaç akçe çıkarıp avucunda sallamaya başlamış. Sonra da dükkân sahibine:
    "Bu sesi duydun mu?" diye sormuş.
    Dükkân sahibi:
    "Duydum, Kadı Efendi." demiş.
    Nasrettin Hoca:
    Bu ses, senin hakkın olan sestir. Al hakkını ve durma git.

    TAM AÇLIĞA ALIŞIRKEN
    Zorlu bir kış olmuş... Nasrettin Hoca'nın parası tükendikçe tükenmiş. Ne yapacağını şaşırmış. Sonunda çareyi masrafı kısmakta, aza katlanmakta bulmuş. Bu arada, eşeğinin yemini kıstıkça kısmış Nasrettin Hoca.
    Azaltmış...
    Azaltmış... Her gün biraz daha azaltmış...
    Hayvancağız, yavaş yavaş gücünü yitirmeye başlamış. Yemini azaltmasına karşın, eşeğin yaşadığını gördükçe seviniyormuş Nasrettin Hoca. Ve günbegün, yemi azaltmayı sürdürmüş.
    Ama bir sabah ahıra gittiğinde ne görsün, hayvan ölmüş.
    Nasrettin Hoca:
    Ahh çekmiş derinden, tam açlığa alışırken öldü zavallıcık...

    TAŞLAMA
    Ormanda büyüyen adam azgını
    Çarşıda pazarda insan beğenmez
    Medrese kaçkını softa bozgunu
    Selâm vermek için kesan beğenmez

    Âleme ta'n eder yanına varsan
    Seni yanıltır bir mesele sorsan
    Bir cim çıkmaz eğer karnını yarsan
    Camiye gelir de erkân beğenmez

    Bir çubuğu vardır gayet küçücek
    Zu'm-ı fâsidince keyf getirecek
    Kırık çanağı yok ayran içecek
    Kahvede fağfuri fincan beğenmez

    İş gelmez elinden gitmez bir kare
    Aslında neslinde giymemiş hare
    Sandığı gömleksiz duran mekkâre
    Bedestene gelir kaftan beğenmez

    Elin kapısında karavaş olan
    Burunu sümüklü gözü yaş olan
    Bayramdan bayrama bir tıraş olan
    Berbere gelir de dükkân beğenme

    Dağlarda kırlarda gezen bir yörük
    Kimi tımar sıpah kimisi bölük
    Bir elife dili dönmeyen hödük
    Şehr-istana gelir ezan beğenmez

    Yaz olunca yayla yayla göçenler
    Topuz korkusundan şehre kaçanla
    Meşe yaprağım kıyıp içenler
    Rumeli Yenicesi duhan beğenmez

    Kazak Abdal söyle bu türlü sözü
    Yoğurt ayran ile hallolmuş özü
    Köyden şehre inse bir köylü kızı
    İnci yakut ister mercan beğenmez ( Kazak Abdal )








    Alıntıdır!Teşekkür et butonuna basmanız yaterli ;)
    CoLTFeeT06 bunu beğendi.
  5. sago:ogas

    sago:ogas Üye

    Katılım:
    9 Mart 2009
    Mesajlar:
    4
    Beğenileri:
    0
    Ödül Puanları:
    0
    Örnekleri arttırıp özet geçseydin keşke,
    yine de teşekkürler.
  6. bekir örnek

    bekir örnek Üye

    Katılım:
    15 Kasım 2011
    Mesajlar:
    2
    Beğenileri:
    0
    Ödül Puanları:
    0
    ya arkadaşlar 10. sınıf dil anlatım isim tamlaması 50 tane soru lazım yarına ödev lütfen yardımcı olurmusunuz:(:)
  7. bekir örnek

    bekir örnek Üye

    Katılım:
    15 Kasım 2011
    Mesajlar:
    2
    Beğenileri:
    0
    Ödül Puanları:
    0
    ya ban edebiyattan 50 soru lazım isim tamlamalarından
  8. MAHMUT123

    MAHMUT123 Forumdan Uzaklaştırıldı

    Katılım:
    11 Ocak 2011
    Mesajlar:
    129
    Beğenileri:
    106
    Ödül Puanları:
    0
    Çok kötü olmuş,işe yarmaz bilgiler bunlar.:264:
Konu Durumu:
Mesaj gönderimine kapalı.

Sayfayı Paylaş