Dil ve Anlatım(Konu Anlatımları)

Konu 'Dil ve Anlatım 10. Sınıf' bölümünde Moderatör Elif tarafından paylaşıldı.

Konu Durumu:
Mesaj gönderimine kapalı.
  1. Moderatör Elif

    Moderatör Elif Moderatör Yönetici Moderatör

    Katılım:
    13 Kasım 2008
    Mesajlar:
    751
    Beğenileri:
    493
    Ödül Puanları:
    0

    ZARFLAR


    A. Görev ve Anlam Bakımından Zarflar

    1. Durum Zarfları
    a. Niteleme Zarfları
    b. Kesinlik Zarfları
    c. Yineleme Zarfları
    d. Olasılık Zarfları
    e. Yaklaşıklık Zarfları
    f. Üleştirme Zarfları
    g. Sınırlama Zarfları

    2. Zaman Zarfları
    3. Yön Zarfları
    4. Miktar Zarfları
    5. Soru Zarfları
    6. Gösterme Zarfı

    B. Zarflarda Pekiştirme
    C. Yapı Bakımından Zarflar
    1. Basit Zarflar
    2. Türemiş Zarflar
    3. Birleşik Zarflar
    4. Öbekleşmiş Zarflar
    CoLTFeeT06 bunu beğendi.
  2. Moderatör Elif

    Moderatör Elif Moderatör Yönetici Moderatör

    Katılım:
    13 Kasım 2008
    Mesajlar:
    751
    Beğenileri:
    493
    Ödül Puanları:
    0
    ZARFLAR
    Fiillerin, fiilimsilerin, sıfatların ya da kendi türünden olan kelimelerin anlamlarını türlü yönlerden (yer-yön, zaman, durum, miktar, soru) etkileyen; onları belirten, dereceleyen sözcüklere zarf denir.
    Özellikleri

    •Tek başlarına iken sıfatlar gibi isimden başka bir şey değildir. Zarf oldukları ancak cümlede belli olur.
    •Cümlede genellikle zarf tümleci olarak kullanılır.
    •Çekimsiz kelimelerdir. İsim çekim eki (hâl, iyelik, çoğul ekleri vb.) almazlar. Ama isim olarak kullanılabilenler bu görevde iken bu ekleri alabilirler.
    •Zarfların birçoğu sıfat ya da isim olarak da kullanılabildiği için sıfatların ve zarfların tanımı ve özellikleri iyi bilinerek bu fark ortaya konmalıdır. Sıfat isimden önce gelerek onu niteler veya belirtir. Ama zarf isimden önce gelmez.
    Örnekler
    Bugün çok yürüdüm. (fiilden önce)
    Buraya yarın gelecekler. (fiilden önce)
    İki eski dost akşama kadar sohbet etti. (fiilden önce)
    Yarın da bayağı çok yürüyeceğiz. (zarftan önce, fiilden önce)
    En güzel sen konuştun. (zarftan önce, fiilden önce)
    En doğru kararı vermeliyiz. (sıfattan önce)
    Çok hararetli tartışmalar oldu. (sıfattan önce)
    Dün hava daha soğuktu. (adlaşmış sıfattan önce)
    Mevsimlerin en güzeli ilkbahardır. (adlaşmış sıfattan önce)
    Dargın durarak bir şey kazanamazsın. (fiilimsiden önce)

    A. Görev ve Anlam Bakımından Zarflar

    1. Durum Zarfları
    Hâl ve tavır ifade eden zarflardır.
    Özellikleri ve Örnekler
    Eylemin nasıl yapıldığını ve ne durumda olduğunu; kimi zaman da zarfların durumunu gösterir. Bu zarflar da kendi içinde sınıflandırılabilir:


    a. Niteleme Zarfları

    Fiile "nasıl" sorusu sorularak bu zarflar bulunabilir.

    •Niteleme sıfatlarının çoğu niteleme zarfı olarak kullanılabilir.
    Eğri oturalım, doğru konuşalım.
    Düşüncelerini ne güzel dile getirebiliyorsun!
    Çocukça hareket ediyorsun.
    Böyle gelmiş, böyle gider.
    Söyleyeceksen böyle söyle.

    •-CE eşitlik eki ve -lE vasıta hâl eki almış kelimeler durum zarfı olarak kullanılabilir:
    " kardeşçe, gizlice, sessizce, hafifçe, yavaşça, hızlıca..."
    "hızla, kahkahayla..."
    Küçük kız güzelce süslendi. (niteleme)
    Babasını sevinçle karşıladı. (niteleme)

    •Bağ-fiiller (zarf-fiil), deyimler, yansımalar, ikilemeler de niteleme zarfı olarak kullanılırlar:
    "gülerek, ağlayarak, oturmadan, gelip..."
    "gözü arkada kalarak, canından bezmişçesine..."
    "şakır şakır, tık tık, küt küt, şırıl şırıl..."
    "dik dik, boylu boyunca, tatlı tatlı..."

    Adam çekine çekine içeri girdi. (niteleme)
    Kâğıtları paket paket gönderdi. (niteleme)
    Yiğitseniz teker teker gelin. (üleştirme, niteleme)

    •İsimler de niteleme zarfı olarak kullanılabilir:
    Gül kokuyordu teni.
    O, bu dünyada ****kanlı yaşadı.

    b. Kesinlik Zarfları
    "elbet, elbette, asla, mutlaka, hiç mi hiç, ne olursa olsun, kuşkusuz, hiç kuşkusuz..."

    Elbet bir gün buluşacağız.
    Seni asla unutmayacağım.
    Hayvanları ve bitkileri hiç incitmem.
    İyiliklerinizin karşılığını mutlaka göreceksiniz.

    c. Yineleme Zarfları
    İkide bir karşıma çıkıyor.
    Konuyu bir daha anlatayım.
    Bu akşam yine arayacağım.

    d. Olasılık Zarfları
    "bakarsın, belki, ola ki, sanıyorum."

    Ola ki arayacağı tutar.
    Sanıyorum aramaz.

    e. Yaklaşıklık Zarfları
    "aşağı yukarı, şöyle böyle, hemen hemen"

    İşim hemen hemen bitti. (yaklaşıklık)

    f. Üleştirme Zarfları
    Uçaklar ikişer ikişer geçiyordu üstümüzden
    Askerler teker teker nöbet yerlerine dağıldılar.

    g. Sınırlama Zarfları
    Dün ancak iki saat çalışabildim.
    Bu kötü alışkanlıklardan artık uzak durmalısın

    2. Zaman Zarfları
    Fiillerin anlamını zaman yönünden tamamlayan zarflardır.
    Özellikleri ve Örnekler

    •Fiile (veya zarfı olduğu başka kelimelere) sorulan "ne zaman", "ne kadar süre" sorusuna cevap verir.
    •Zaman zarfları, zarf olarak kullanılan çeşitli zaman isimleridir.
    •Çekimsizdirler. İsim çekim ekleri alırlarsa zarf olmaktan çıkarlar.
    •Başlıcaları şunlardır:
    "dün, bugün, yarın, şimdi, gece, gündüz, güpegündüz, gündüz gözüne, cuma günü, haftaya, önceki gün, akşam, sabah, akşamleyin, sabahleyin, az önce, geç, iki gün, iki saat, on dakika, iki günde, iki saatte, uzun süre, uzun zaman, biz gelmeden, demin, henüz, hâlâ, daha, gene, yine, artık, sonra, evvelâ, daima, hep, henüz, hemen, geceleri, sabahları, önceden, ayda bir, buraya gelmeden, anlatırken, yaşarken ..."

    Az önce gitmişti.
    Sonra uğrarsınız.
    Henüz işimiz bitmedi.
    Artık buralara gelmeyeceğim.
    Yarın geleceklermiş.
    Okulu gelecek sene bitireceğim.
    Kâmil dün akşam telefon etti.
    Ayda bir uğrar buralara.
    Toplantı iki saat sürdü.
    İnsanların vefasızlığını geç anladım.

    •"-leyin" eki sınırlı sayıda zaman zarfı yapar:
    sabahleyin, akşamleyin...

    •"-lErİ" eki zaman isimlerine gelerek -iyelik anlamı taşımaksızın- "her " anlamı katacak şekilde zaman zarfı yapar:
    sabahları, akşamları, önceleri, ikindileri...

    •"-İn" eki de zaman isimlerine gelerek zaman zarfı yapar:
    yazın, kışın, ilkin, güzün...

    •"-E, -dE, -dEn" ekleri ve bu eklerle birlikte bazı edatlar zaman zarfı yapar:
    Yola çıktık; akşama geliriz sanırım.
    Bayramlarda bütün aile bir araya toplanır.
    Azıklarınızı geceden hazırlamıştım.

    •Edat barındıran ve fiilin başlangıç ve bitiş zamanını bildiren zarflar edat tümleci olarak da değerlendirilebilir.
    Sabahtan beri burada bekliyoruz.
    Akşama kadar geri döner misin?
    Günlerden beri yağmur yağıyordu.
    Kar akşama kadar yağabilir.

    •Zaman anlamı taşıyan zarf-fiiller ve zarf-fiil grupları da zaman zarfı olarak kullanılır:
    Buraya gelmeden haber verin.
    Bizi karşısında görünce şaşırdı.
    Yaşadıklarını anlatırken gözleri yaşardır.
    İstanbul'a geleli iki yıl oldu.

    3. Yön Zarfları

    Yalın hâlde kullanılarak fiilin yönünü (failin yöneldiği yeri) belirten zarflardır:
    Özellikleri

    •Çoğu "-Erİ" ekiyle yapılmıştır.
    "ileri, geri, beri, doğru, içeri, dışarı, aşağı, yukarı."

    JBu zarflar eksiz kullanılır. Yönelme, bulunma, ayrılma hâl ekleri getirilirse dolaylı tümleç olur. Hâliyle isim olarak kullanılmış olur. Aynı kelimeler sıfat olarak da kullanılabilir.

    Ahmet içeriye girdi. (isim; dolaylı tümleç)
    İlerisi çok güzel. (isim; özne)
    İleri ülkeler daha demokratiktir. (sıfat)
    Doğru söz, aşağı yol, yukarı kat, geri hatlar... (sıfat)

    Örnekler
    Arkadaşlar, içeri girer misiniz?

    Sesi duyar duymaz aşağı indim.

    Dışarı çıkmak için uğraşıyordu.
    Arabayı biraz daha ileri park et.

    Beri gel, barışalım.

    Bu yoldan geri dönülmez.

    Düşmana doğru ilerlediler.

    4. Miktar Zarfları
    Fiillerin, fiilimsilerin, sıfatların ya da başka zarfların anlamlarını ölçü yönünden tamamlayan, artıran, azaltan zarflardır.
    "en, daha, pek, çok, az, biraz, kadar, denli, gibi, fazla..."

    Özellikleri ve Örnekler:

    •Fiile veya sıfata sorulan "ne kadar?" sorusunun cevabıdır.
    •Kendilerinden önceki ya da sonraki kelimeyle birlikte söze eşitlik, üstünlük, en üstünlük, aşırılık, karşılaştırma anlamları katar.
    Benim kadar çalışırsan başarılı olursun. (eşitlik)
    O da babası gibi yürüyor. (eşitlik, benzerlik)
    Cennet kadar güzeldi vatanımız. (eşitlik, benzerlik)
    Bu kadar çok çalışmak niye. (eşitlik)
    Beş dakika kadar dinlenelim. (eşitlik, yaklaşıklık)
    Yemeği biraz fazlaca yemişim. (biraz: eşitlik; fazlaca: aşırılık)
    Ayakkabısı azıcık dar geliyormuş. (eşitlik, aza yakın)
    Düne göre azıcık iyileşmiş. (eşitlik, aza yakın)

    •"en" kelimesi aşırılık, en üstünlük anlamı verir:
    En yakın arkadaşı benim. (en üstünlük; sıfattan önce)
    En çok çalışan canlı karıncadır. (en üstünlük, zarftan önce)

    •"daha" kelimesi karşılaştırma, üstünlük anlamları katar.
    O senden daha çabuk bitirdi. (üstünlük; zarftan önce)
    Daha güzel bir araba aldı. (üstünlük; sıfattan önce)

    Not: "daha" kelimesi zaman ve "başka" anlamı da katabilir. "bir" kelimesiyle birlikte yineleme zarfı olur:
    Songül daha telefon etmedi. (zaman zarfı, henüz anlamında)
    Buralara bir daha gelebilir miyiz? Yineleme zarfı
    Hepsini aldınız, daha ne istiyorsunuz? ("başka" anlamında)

    •"çokça, çok, pek çok, çok az, gayet, fazla, fazlaca, epey" kelimeleri aşırılık anlamı katar.
    Bugünlerde çok az uyuyor.
    Gayet çalışkan bir insandı.
    Dergiyi çıkarmak için epey çalıştık.
    Adem pek akıllı bir çocuktur.
    Fazla okuyor, gözleri bozulacak.

    •"eksik, seyrek, sık" kelimeleri işin ne kadar sıklıkla yapıldığını belirtir:
    Bugünlerde sık görüşüyoruz.
    Parayı iki milyon eksik vermiş.
    Eskisi gibi değil; seyrek uğruyor.

    •"aşağı yukarı, şöyle böyle" ikilemeleri "yaklaşık" anlamı katar.
    Bursa'da aşağı yukarı bir ay kaldık.
    Ankara'ya geleli şöyle böyle 9 yıl oldu.

    5. Soru Zarfları
    Eylemin anlamını soru yoluyla belirten zarflardır, daha doğrusu diğer zarfları ve cümledeki zarf tümlecini bulmaya yarayan soru kelimeleridir.
    Özellikleri ve Örnekler

    •Diğer zarf çeşitlerinin çoğunun soru şekli vardır.
    "ne zaman, ne kadar, nasıl, niçin, ne diye, ne, ne biçim, nice, ne denli"

    •Soru cümlesi yapar:
    Akşam eve kaçta gelirsin?
    O nasıl konuşuyor öyle?
    Siz ne biçim konuşuyorsunuz?
    Daha ne kadar bekleyeceğiz?
    Niçin bunları bana veriyorsun?
    Bu saate ne gezip duruyorsunuz?
    İşleri ne zaman bitireceksiniz?
    ]İçinde soru zarfı bulunan bütün cümleler soru cümlesi değildir:
    Eve kaçta geleceğimi şimdiden söyleyemem.
    Ne iyi insanlar bunlar...
    Ne güzel söyledi.

    6. Gösterme Zarfı
    Bunu her dil bilgisi kitabı ayrı bir zarf olarak almaz. "işte" kelimesiyle yapılır.
    İşte şimdi geliyorum.
    Bak işte dinliyorum.

    B. Zarflarda Pekiştirme
    Genellikle pekiştirme sıfatlarıyla ve ikilemelerle yapılır. Pekiştirmeli isimler de vardır ve onlar da zarf olarak kullanılır.

    Ağır ağır çıkacaksın bu merdivenlerden.
    Yüzü soğuktan mosmor olmuştu.
    Yağmurda sırılsıklam ıslandılar.
    Güpegündüz nereye gidiyorsun?
    Soğuktan tortop yatıyor.
    Evrakları paramparça mı getirecektin?

    C. Yapı Bakımından Zarflar
    Yapı bakımından zarflar basit, türemiş, birleşik ve öbekleşmiş olmak üzere dörde ayrılır.

    1. Basit Zarflar
    Kök hâlinde olan, ek almamış zarflardır: "yarın, gece, geç, dün, pek, az, fazla, sık, iyi, çok, hiç, sabah, akşam, henüz..."

    2. Türemiş Zarflar
    Yapım ekiyle veya yapım eki gibi kullanılmış bazı çekim ekleriyle yapılmış zarflardır: "sabırlı, aylarca, önce, dostça, sınıfça, yiğitçesine, erken, sabahleyin, kışın, ilkin, ileri, soğuk, içeri, dışarı, *****ca, mosmor, sanıyorum, kaçta, koşarak, okumadan, gelince, şimdilerde..."

    3. Birleşik Zarflar
    Birden fazla kelimenin bir araya gelip kaynaşarak oluşturdukları zarflardır: "bugün, biraz, böyle, şöyle, birdenbire, niçin, ilk önce, nasıl..."

    4. Öbekleşmiş Zarflar
    Birden fazla kelimenin farklı yollarla (ikileme, edat grubu, zarf-fiil grubu) bir araya gelerek oluşturdukları zarflardır: "hemen hemen, gece gündüz, er geç, ikide bir, aşağı yukarı, hemen şimdi, kırk yılda bir, öğleden sonra, arada sırada, yana doğru, az çok, -den sonra, -e dek, bazı bazı, şöyle böyle, üç aşağı beş yukarı, doğru dürüst, okuma sırasında, geldiği zaman..."
    CoLTFeeT06 bunu beğendi.
  3. Moderatör Elif

    Moderatör Elif Moderatör Yönetici Moderatör

    Katılım:
    13 Kasım 2008
    Mesajlar:
    751
    Beğenileri:
    493
    Ödül Puanları:
    0
    Açıklayıcı Anlatımın Özellikleri
    Bu metinlerde amaç okuyucuya bilgi vermektir. Genelde öğretici (didaktik) metinlerde bu anlatım türü kullanılır. Onun için makale, eleştiri gibi yazılarda, tarih, coğrafya gibi ders kitaplarında bu teknik kullanılır. Yazar, okuyucunun bilmediğini düşündüğü bilgileri okuyucuya aktarır. Onu bilgilendirir. Yazarda, bu bilgileri ben biliyorum, okuyucu bilmiyor, anlatayım da öğrensin anlayışı vardır.

    Klasik paragraflarda yani giriş, gelişme, sonuç cümlelerini içeren paragraflarda bu yönteme başvurulur.

    Önce giriş cümlesiyle konu ve bakış açısı verilir, sonra gelişme cümleleriyle yardımcı düşünceler aktarılır ve ana düşünce belirtilir. Paragraflarda ana düşünce genellikle sonda bulunur ilkesine uygun bir anlatım yöntemidir.

    Örnek: Teknik, bilimin kristalize olmuş halidir. Yani bilimin araç-gereç ve makineye dönüşmüş halidir. İnsanoğlu onun sayesinde ilkçağların karanlığından sıyrılmıştır. Kendine daha çok zaman ayırıp kültürel yönden olgunlaşmıştır. Birbirini sevmeyi, barış içinde bir arada yasamayı öğrenmiştir.


    Bu paragrafın ilk iki cümlesi tanım cümlesidir. Diğerleri açıklama cümleleridir.


    Konu: Tekniğin ne olduğu ve insana neler sağladığı

    Yard. düşünce: Tekniğin insana zaman kazandırması, kültürel olgunlaşmayı sağlaması

    Ana düşünce: Teknik insana birbirini sevmeyi ve barış içinde bir arada yaşamayı öğretmiştir.

    Örnek: Divan edebiyatı Arap ve Fars edebiyatının Türk edebiyatındaki uzantısıdır. Hem içerik hem de biçim yönünden tam bir taklittir Divan edebiyatı. İşlenen konulara doğru düzgün bir konu eklenmemiştir. Biçim için de geçerlidir bu. Divan şairi, bu açmazdan kurtulmak için söz oyunlarına başvurmuştur. Bu nedenle Divan edebiyatı bir marifet gösterme edebiyatıdır.


    Bu paragrafın konusu ilk cümlede, ana düşüncesi son cümlede bulunmaktadır. Diğerleri yardımcı düşünceleri veren cümlelerdir.

    Konu: Divan edebiyatının özellikleri

    Yard. düşünce: Divan edebiyatının içerik ve biçim yönünden Arap ve Fars edebiyatlarının tekrarı olduğu

    Ana düşünce: Bir taklit olan Divan edebiyatının tek özgün yanı söz sanatlarına sahip olmasıdır.

    Birinci cümlede konu, son cümlede ana düşünce verilmiştir.

    Örnek: Öykü, boyutu ne olursa olsun, doğaya ve insana özgün bir bakış, özgün bir eleştiridir. Yaşamımıza yeni anlamlar, yöntemler, yorumlar getiren bir yazın sanatıdır. İster içten ister dıştan anlatsın; ister bir kişiyi, ister bir toplum kesitini anlatsın bir öykünün özentisiz, yalın, acık, gerçek, inandırıcı, kısa, vurgulayıcı ve çarpıcı nitelikte olması gerekir.

    Birinci cümle konuyu, son cümle ana düşünceyi vermektedir.

    Bu açıklama paragrafında da tanımlama dışında başka bir anlatım yöntemi kullanılmamıştır.

    Konu: Bir öykünün tanımı ve önemli özellikleri

    Yard. düşünce: Öykünün yaşama yeni anlamlar, yöntem ve yorumlar getirmesi.

    Ana düşünce: Ne anlatılırsa anlatılsın özentisiz... çarpıcı bir nitelikte olması gerekir.


    Örnek: Çocukluğum ve ilk geçliğim, haber saatleri dışında çok az açılan büyük bir radyodan başka lüksü olmayan ahşap bir evde geçti. Oturma odamızda duvarların tek süsü de babamın her yıl aralık ayı başlarında alıp getirdiği takvimlerdi. Üzerindeki resmi en ince ayrıntısına kadar ezberlediğimiz eski takvimin yerine yenisinin asılmasını büyük bir heyecanla beklerdik. Takvim yapraklarını koparmak babamın işiydi ve bunu son derece ciddiyetle yapardı. Takvimler bizim dünyaya açılan pencerelerimizdi.

    Görüldüğü gibi bu parçada yazar bizim bilmediğimiz çocukluk anılarından söz ediyor. Daha açık bir ifadeyle yazar bu yazıyı, benim çocukluğumu okuyucu bilmiyor anlatayım da öğrensin diye düşünerek yazmıştır. Yani açıklama tekniğini kullanmıştır.

    Örnek: Yazar olarak amacımın biri elbet yaşama tanıklık etmektir. Yaşanan değişimi yansıtmak. Ama bu kadar değil. Sonuç çıkarırım. Bunu serperim satırların katmanları arasına. Yazınsal yazıda birden çok katman bulunur. Resimde müzikte de öyle değil mi? Okur bu katmanlar arasına döşeneni bulur, onlardan, yararlanır. Yazarlığım görevci bir anlayışa yaslanır. Isıtarak, kavratarak, kabul ettirerek okurumu etkilemek isterim. Baştaki amacım etkilemektir diyebilirim.

    Yazarın açıklamak istediği şey yazarlıktaki amacıdır. Yazı yazmaktaki amacının ne olduğunu açıklıyor. Parçayı, yazarın aşağıdaki yazıyı yazmaktaki amacına dikkat ederek okuyalım.

    Örnek: Deneme sözcüğünü yeni bir edebiyat türüne ilk defa ad olarak koyan Montaigne olmuştur. Montaigne'in türlü konular üzerindeki düşünceleri gözden geçirilirse bu düşünceleri hiçbir plana uymadan hiçbir şeyi kanıtlamaya çalışmadan, sırf düşünmekten zevk aldığı bu zevki bize tattırmak istediği için yazdığı anlaşılır. Onun denemelerinin konusu bütün hayattır, hayat tecrübeleridir. Bu tecrübeler insan ruhu üzerine eğilen, gördüğünü tatlı bir dille ****lsiz ispatsız anlatan görgülü bir adamın hayatından derlenmiştir.


    Okuduğunuz parçada yazar, deneme türü üzerine bize bilgiler vermeye çalışıyor. Yazarın tavrı, bunları ben biliyorum ama okuyucu bilmiyor, öyleyse okuyucuyu bilgilendireyimdir. Demek parçada açıklama tekniği kullanılmış.


    Örnek: Halide Edip Adıvar'ın Bütün Eserleri serisinin ilki olarak yayımlanan Mor Salkımlı Ev, yazarın çocukluk günlerinden 1918'e kadar olan hatıralarıdır. Bir roman üslubuyla kaleme alınan eser, edebiyat meraklılarına olduğu kadar yakın dönem Türk tarihiyle ilgilenen okuyuculara da hitap ediyor. Yeni İstanbul Gazetesi'ndeki yayımı ve hatıralarının İngilizce baskısı ile karşılaştırılarak hazırlanan Mor Salkımlı Ev, yazarın özgün anlatımı ve sadeleştirilmemiş orijinal diliyle ve günümüz genç okuru da düşünülerek notlar ve açıklamalarla sunuluyor.

    Okuduğunuz parçanın yazarı, bu parçayı yeni yayımlanan söz konusu kitap üzerine okuyucuya geniş bilgi vermek için yazmıştır. Yani açıklama tekniğini kullanmıştır.

    Örnek: "Maddeler arasında iki tür tepkime olur: Fiziksel değişimler (hal değişimleri) ve yeni maddelerin oluşumunu sağlayan kimyasal tepkimeler. Isı her iki tepkimeyi de hızlandırır. Bunu görebilmek için iki bardak alın ve birine soğuk su, diğerine de sıcak su doldurun. Bardakların ikisine de aynı anda birer kaşık tuz atın ve izleyin. İki bardakta da tuz çözünecektir. Ancak sıcak su dolu bardakta tuzun daha hızlı çözündüğünü göreceksiniz."


    Örnek Soru: Eylülde Kaçkarlar'ın çevresinde "kestane karası fırtınası" gelip çatar. Kestanelerin dökülme zamanıdır artık. Yöre insanı için kestanenin hem meyvesi, hem de kerestesi çok değerlidir. Çünkü evlerin özellikle dış cephesi bu ağaçtan yapılır. Rüzgârlar vadilerde uğuldamaya, yapraklar dökülmeye başlamıştır bugünlerde. Karın habercisi olan "karakuş" birazdan pencerenin pervazına tüner. Derinden kurt sesleri gelir. Orman tüm yaşamıyla hazırdır uzun ve beyaz kışa.

    Bu parçanın anlatımında, aşağıdakilerin hangisinde verilenlerden yararlanılmıştır?

    A) Karşılaştırma, tanımlama, öyküleme
    B) Açıklama, öyküleme, betimleme
    C) Tartışma, karşılaştırma, öyküleme
    D) Tanımlama, örnek gösterme, betimleme
    E) Açıklama, tartışma, örnek gösterme (ÖSS-2000) Yanıt: B
    CoLTFeeT06 bunu beğendi.
  4. Moderatör Elif

    Moderatör Elif Moderatör Yönetici Moderatör

    Katılım:
    13 Kasım 2008
    Mesajlar:
    751
    Beğenileri:
    493
    Ödül Puanları:
    0
    Tartışmacı Anlatımın Özellikleri
    1.Dil daha çok göndergesel işlevde kullanılır.
    2.Düşünce ve duygular kısa ve kesin ifadelerle dile getirilir.
    3.Dil ve ifade sade, gösterişsiz ve pürüzsüzdür.
    4.Gereksiz ifadelere yer verilmez.
    5.Karmaşık ve anlaşılması güç cümleler kullanılmaz.
    6.Ses akışını bozan, söylenmesi güç sesler ve kelimeler yoktur.
    7.Savunulan ve karşı çıkılan görüşlere yer verilir.
    8.İki farklı bakış açısının olduğu konular bu türde işlenmeye daha elverişlidir.
    9.Fıkra, deneme, makale, röportaj gibi türlerde kullanılır.
    10.Yeteneğe, bilgi ve deneyime göre yöntem belirlenir.
    11.Eleştirici bir bakış açısıyla yazılırlar. Anlatım tarzı sohbete varabilir.
    12.İhtimal bildirmeyen, kesin, kanıtlanmış bilgiler kullanılır.

    Bu tekniği kullanan yazarın amacı, okuyucunun herhangi bir konudaki fikrini değiştirmektir.

    Bir konu üzerinde en az iki görüş vardır. Bu görüşlerden birisi yazarın görüşü, diğeri veya diğerleri başkalarının -belki de okuyucunun- görüşüdür. Yazar değişik yöntemler kullanır, ****ller getirir, ispatlar yapar ve parçanın sonunda kendi görüşünü haklı çıkarır.

    Bu teknikle yazılmış parçalarda genellikle karşılıklı konuşma havası vardır. "Bence, bana göre, kanımca, bana öyle geliyor ki" gibi öznel yargı bildiren sözler dikkati çeker.

    Tartışma yönteminde antitez, tezin önemini belirtmek, doğruluğu konusundaki kuşkulan yok etmek için kullanılır. Hızlı ve ekonomik okumalarda antitez bölümünün atlanması ana düşünceyi kavramayı engellemez.


    Örnek: Doğayı sevmek;güzel bir nisan sabahı kırlarda dolaşmak, bir tek çiçeği koparmamak, bir tek karıncayı incitmemek değil, onu korumanın ve sevmenin bilincine ulaşmaktır.

    Kırmızı renkli bölüm antitezdir.

    Örnek: Kimi sanatçılar, sanatın amacını içerik olarak görür. Onlara göre iletecek bir şeyi olmayan, tek satır bile yazmamalı. Kimileri ise sanatı biçim olarak algılar. Onlara göre güzel olmayan hiçbir şey sanatsal değildir. Oysa sanatta içerikle biçim etle tırnak gibidir.

    Kırmızı renkli cümle tez'dir.

    Örnek: Hayır, kültür bir birikim ve sentezdir. Kim görmüş tümüyle özgün ve bir dönemde yaratılmış kültürü? Bir ulusun ya da bir toplumun kültüründe onlarca toplumun ve binlerce yılın katkısı vardır.


    Kırmızı renkli cümle tezin son cümlesi yani ana düşünce cümlesidir. Bu ana düşüncenin karşıtı "hayır"dan önceki bölümde verilmiştir. Ancak bu bölüm burada verilmemiştir. Ama biz onun ne olduğunu tezin karşıtını alarak çıkarabiliriz.


    Örnek: Her gece iki üç film seyreden televizyon tutsakları neyse, bir günde bir roman bitiren otobüste, trene, yolda, yatakta okuyanlar da odur. Yığınla kitap okumak övgüye değer değil bence. Okuyup düşünmek, o yapıtı yeniden yaratmak önemli. Bu da bir emek, sabır ve planlı çalışma işi. Diyeceğim on beş günde ya da ayda bir roman bitirip tam bitirmek. Bu nedenle "Çok okuyun." diyenlere karşıyım.

    Kırmızı renkli bölümler antitez, diğerleri tezdir.

    Örnek: Yazarlar okudukları bir metinden yararlandıklarında yazın dünyasında bir kızılca kıyamet kopuyor. Efendim bu özgünlükle bağdaşmazmış. O zaman bu yazarın kendi eseri olmuyormuş, gibi. Bana göre yazar, kibarca esinlenme denilen bu işte son derece haklıdır. Hatta ileri gidip adapte yapmada da özgür olmalıdır. Bu vaveylayı koparanlar, eserlerini o ana dek okudukları eserlerin katkılarını dışarıda bırakarak mı yazıyorlar sanki?

    Okurken dikkat etmişseniz, yazarın görüşünün yazarların eserlerini yazarken başkalarından yararlanmalarının oldukça normal karşılanması gerektiği olduğunu sezmişsinizdir.


    Yazarın çürüttüğü görüş ise yazarların eserlerini yazarken, önce yazılmış hiçbir eserden etkilenmemeleri gerektiğidir. Yazar tartışma yöntemini kullanarak başkalarının görüşünü çürütüp kendi görüşünü öne çıkarıyor. Yani yanlış görüşte olanların görüşünü değiştirmek istiyor.


    Tartışma tekniğinde mutlaka farklı iki insanın olması ve parçada bunların isimlerinin geçmesi gerekmez. Önemli olan iki farklı görüşün varlığıdır ve bunların hangisinin doğru olduğu hakkında fikirler öne sürmektir. Hatta bu iki görüşün ikisi de yazarın görüşü olabilir, dikkat edilmesi gereken durum, fikirlerin tartılması ve doğru olanın belirtilmiş olmasıdır.

    Örnek: Atilla İlhan'ı önceleri, hakkı olmayan bir şöhretle yaşamaya alışmış bir ozan olarak görürdüm. Buna, az şiir yazmasını da ****l gösterirdim kendimce. Son zamanlarda birçok yönüyle inceledim onu. Hemen söylemeliyim ki ozanımız bu dünyaya Allah vergisi büyük bir şairlik yeteneğiyle gelmiş. Kendine özgü bir seziş, duyuş anlatış gücü var. Şimdi bana onun imzası olmaksızın bir şiirini verseler belki kısa süren bir tereddütten sonra bu şiir onundur diyebilirim. Başka ozanlara benzemiyor onun duyuşları, hele hakkı olmayan bir şöhretle yaşayan bir şairin duyuşları hiç değil.

    Parçada yazar kendine ait iki fikirden birini seçip üste çıkarıyor.


    Okuduğumuz parçada tartışma var ama tartışma yazara ait iki görüş üzerinde yapılmış, ortada iki farklı insan yok. Parça, bu haliyle de tartışma tekniğine örnektir.

    Örnek: Romantik ozanlardan biri olan Nerval'in sanat dünyasında adının anılmasını gereksiz görenler var. Bunlara göre sanatsal yönü pek güçlü değil onun. Oysa Romantik ozanlar arasında sembolistleri doğrudan etkileyen biri varsa o da Nerval' dir. Onun sembolizme katkısı en az Baudelaire kadar önemli, özellikle anılmaya değer. Tüm kitapları gerçek yaşamla düşler evreni arasındaki ilişkiyi çok güzel bir biçimde anlatan kitaplar.

    Parça tartışma tekniği kullanılarak yazılmıştır. Söz konusu ozan hakkında bazılarının olumsuz bir görüşü vardır. Yazar bunu kabul etmemektedir. Yazarın üste çıkardığı görüşe ve çürüttüğü görüşe özellikle dikkat e****m.


    Bu parçada yazarın çürüttüğü görüş. Nerval'in değerli bir ozan olmadığı görüşüdür. Yazarın görüşü ise bunun tersi Nerval'in çok değerli bir ozan olduğudur. Parçada bir görüş kötülenip bir diğer görüş yani yazarın görüşü haklı görülüyor, demek kullanılan teknik tartışma tekniğidir.

    Örnek: Değer verip baş tacı ettiğim bir yazar gözlem ile deneyimin aynı şey olduğunu savunuyor. Üstüne üstlük ****ller getirmeye çalışıyor bu konuda. Şimdiye dek büyük yazar diye bildiğim bu kişi bilmiyor ki gözlem farklı, deneyim farklı, Gözlem, herhangi bir şeyi iyi anlamak için, onun kendi kendine meydana çıkan türlü belirtilerini gözden geçirme eylemidir. Deneyimle karıştırmamak gerektir. Kimya ve fizik bilgileri deneyimle, astronomi bilgileri ise gözlemle elde edilir. Şu durumda deneyimle gözlem ayrı ayrı şeylerdir.

    Parçada tartışma tekniği kullanılmıştır. Tartılan görüşleri ve ağır gelen görüşü çıkarmaya çalışın.

    Okuduğunuz parçada yazarın çürüttüğü görüş gözlem ve deneyim'in aynı olduğu görüşüdür. Yazar bu görüşle kendi görüşü olan gözlem ve deneyimin tamamen farklı olduğu görüşünü tartıyor ve kendi görüşünün ağır geldiğini gösteriyor. Böylelikle tartışma tekniğini uygulamış oluyor.


    Örnek: "Tiyatronun önemli bir görevi vardır. Ancak bunu abartarak tiyatronun bir silah olduğunu söylemek ne kadar doğrudur? Tiyatro bir silah değildir, ama bir uyarıcıdır. Gerçi tiyatro tarihi içinde bazı temsillerin [oyun] ayaklanmalara sahne olduğunu, halkı heyecana getirdiğini görürüz. Ancak bu ayaklanmaları ortaya çıkaran tiyatro değildir; tiyatro ayaklanmaya uygun bir ortam içinde uyarıcı görevini yaptığı anda böyle ayaklanmalar ortaya çıkmıştır. Tiyatronun uyarıcı gücünün böyle geniş çapta bir devinimi gerçekleştirmesi, ancak o toplumun içindeki birikim ile olmuştur. Tiyatro, insanoğluna kendini gösteren bir aynadır; insanoğlunun eline silah veren bir yer değildir."
    CoLTFeeT06 bunu beğendi.
  5. Moderatör Elif

    Moderatör Elif Moderatör Yönetici Moderatör

    Katılım:
    13 Kasım 2008
    Mesajlar:
    751
    Beğenileri:
    493
    Ödül Puanları:
    0
    Kanıtlayıcı Anlatımın Özellikleri
    1.İnandırma, aydınlatma, kendi görüşünü kabul ettirme amaç edinilir.
    2.Kavramları tanımlama ve açıklama önemlidir.
    3.Okuyucu ve dinleyiciyi ikna etmek, düşündürmek ve üzerinde durulan konudan uzaklaşmamak için bazı kelime, kelime grupları ve cümleler tekrar edilir.
    4. Konuşmacı ve yazar üzerinde durduğu konuyu aydınlatmak ve düşüncelerini kabul ettirmek için örneklere başvurur.
    5.Konuşmacı ve yazar konuyu aydınlatmak maksadıyla farklı kişilerin düşüncelerine müracaat eder.
    6.Kelimeler ve kelime grupları gerçek anlamında kullanılır.
    7.Dil daha çok göndergesel işlevde kullanılır.
    8. "Tanımlama, açıklayıcı betimleme, sınıflandırma örneklendirme, karşılaştırma, tanık gösterme, sayısal verilerden yararlanma " gibi düşünceyi geliştirme yollarından faydalanılır.
    9.Kanıtlayıcı anlatımda hitap edilen toplumun kültür düzeyi ve beklentileri önemlidir.

    Örnek metin

    YAZARLIK YETENEĞİ YİTER Mİ?
    Yazarlık yeteneği yiter mi? Eskiden yitmeyeceği kanısmdaydım. Yazar nihayet, ilerleyemez, bir noktada kalırdı; niçin yeteneğini yitirsindi? Bu konuda okuduğum iki yazı bende karıncalanma yarattı. Bunlardan biri oldukça eski: Bir mizah dergisinde belki de bir Halkevi Dergisi'nde (unuttum şimdi), Hüseyin Rifat'ın eskiden ne güzel şiirler yazdığı, hatta Hayyam'dan ne güzel çeviriler yaptığı ama artık yeteneğini iyiden iyiye yitirdiği söyleniyordu. Fazla önemsememiş olacağım ki ya da Hüseyin Rifat gibi hiçbir zaman yakınlık duymadığım bir şairle ilgili bir saptama bende hiçbir izlenim uyandırmamış olacak ki okuyup geçmiştim. Sonra bir gün Sartre (Satr)'ın 'Edebiyat Nedir?'ini okudum (O kitabın çok önemli bulduğum son bölümü, yani yarısı Türkçeye çevrilmedi). Sartre da Fransız edebiyatında bazı yazarların yeteneklerini yitirdiklerinden söz ediyordu. O zaman, o Mizah Dergisi'ndeki ya da Halkevi Dergisi'ndeki yazı da dirildi, yem' bir güncellik kazandı bende.

    Ama yine de yalnızca bir soruydu bu benim için: Yazar, nasıl olurdu da yazarlık yeteneğini yitirirdi? Okumuş olduklarını hiç mi hiç okumamış, daha önemlisi, yazmış olduklarını hiç mi hiç yazmamış bir duruma nasıl gelebilirdi?

    Bu iki yazıyı okuyuşumun üzerinden yıllar geçti. Sonunda şu kanıya vardım: Yitiyor, yitebiliyor. Bir şair bir gün daha kötü bir şair, bir yazar daha kötü bir yazar hâline gelebiliyor. Hatta, bir bakıma kendi eski yazdıklarının okuru olma düzeyini artık tutturamamaya başlıyor. Bunu, bir şairin, bir yazarın belli bir anda oluştuğu doruk anına ya da durumuna artık bir daha ulaşamaması gerçeğiyle karıştırmayalım. Koşullar değiştiği için geri düşmüş olmak da ayrı şey. Yeni durumlara ayak uyduramamadan da eskimiş olmaktan da başka bir şey benim demek istediğim. Başarısızlıktan söz etmiyorum.

    Yakup Kadri Karaosmanoğlu son yıllarda eskimişti. Ama bir Necip Fazıl Kısakürek'te bir yetenek erozyonu olmuştur. Bir Falih Rıfkı Atay da öyle... John Steinbeck (Con Staynbek)'in son yıllarında, böyle bir durum görülmüştür. Öyle ki bu yazara Nobel Ödülü'nün verilişi bazı çevrelerde sürpriz olarak karşılanmıştı
    CoLTFeeT06 bunu beğendi.
  6. Moderatör Elif

    Moderatör Elif Moderatör Yönetici Moderatör

    Katılım:
    13 Kasım 2008
    Mesajlar:
    751
    Beğenileri:
    493
    Ödül Puanları:
    0
    Düşsel Anlatımın Özellikleri
    1.D.A.da konu; olağanüstü ve fantastik özelliklere sahip, hayal ürünüdür.
    2.Zaman belirli ya da belirsizdir; olağanüstü özelliklere sahip olabilir.
    3.Mekân, olağanüstü, düşsel öğelerden oluşmuş olabilir. Mekân günlük yaşamda karşılaşamayacağımız niteliktedir.
    4.Kişiler çoğu zaman gerçekten uzak kişilerdir. Olağanüstü nitelikte olabilirler.
    5.Düşsel anlatımda hayal, varsayım, abartma, kişileştirme gibi unsurlar çok kullanılır.
    6.Daha çok di' li veya miş'li geçmiş zaman kipi kullanılır.
    Örnekler: Harry Potter, Yüzüklerin Efendisi, Gora, E.T,Yıldız Savaşları


    Düşsel Anlatımla; Düşsel Olmayan Metinlerin Benzer ve Farklı Yönleri:
    Benzerlikleri:
    Her iki anlatımda da yapıyı meydana getiren ögeler (kişi,zaman,mekan,ve olay örgüsü)aynıdır.

    Farklılıkları:
    1.Düşsel anlatımda: D.A.da konu; olağanüstü ve fantastik özelliklere sahip,hayal ürünüdür.
    Düşsel Olmayan Anlatımda: Konu yaşanmış ya da yaşanabilir olmalıdır. Günlük yaşama ait unsurlar konu olabilir.

    2. Düşsel anlatımda: Tema hayali unsurlardan oluşur
    Düşsel Olmayan Anlatımda: Tema konuyla ilgili olarak günlük yaşama ait, yaşanabilir özelliktedir.

    3. Düşsel anlatımda: Zaman belirli ya da belirsizdir. Bazen zaman ötesi nitelikler taşır.
    Düşsel Olmayan Anlatımda: Zaman belirli ya da belirsizdir. İçinde bulunduğumuz zamanın özelliklerine sahiptir.

    4. Düşsel anlatımda: Mekân olağanüstü, düşsel ögelerden oluşmuş olabilir. Mekân günlük yaşamda karşılaşamayacağımız niteliktedir.
    Düşsel Olmayan Anlatımda: Mekân, olağanüstü düşsel ögelerden uzak sıradan, günlük yaşamda karşılaşacağımız mekânlardır.

    5. Düşsel anlatımda: Kişiler çoğu zaman gerçekten uzak kişilerdir. Olağanüstü nitelikte olabilirler.
    Düşsel Olmayan Anlatımda: Kişiler gerçekte olabilecek, sıradan, günlük yaşamda karşılaşabileceğimiz kişilerdir.

    Örnek Metinler
    BİTMEYECEK ÖYKÜ
    Hâlâ havada uçmaktaydı Atreju. Kırmızı pelerini arkasında coşkun kıvrımlarla dalgalanıyor, deri bir kemerle yatırdığı simsiyah kıvırcık saçları rüzgârın etkisinde uçuşuyordu. Beyaz uğur ejderhası Fuchur (Fuchır), gökyüzündeki dağınık bulutların ve sisin arasından ağır ağır, dalgalana dalgalana uçmaktaydı. Bir aşağı, bir yukarı; bir aşağı, bir yukarı...

    Yola çıkalı ne kadar olmuştu? Günler geçti, geceler geçti; derken yine günler geçti. Atreju ne kadar zamandır yolda olduklarını bilmiyordu. Ejderha, uykusunda da uçabiliyordu; hep böyle gidiyor, gidiyordu ve Atreju da ejderhanın beyaz yelesine sımsıkı sarılmış durumda, ara sıra kestiriyordu. Ama bu, hafif ve huzursuz bir uykuydu. Bu nedenle de uyanışı bile, her şeyin belirsizleştiği bir rüyaya dönüşüyordu.

    Altlarında, ta aşağılarda dağlar, beldeler, denizler, adalar ve nehirler... Hepsi gölgeler hâlinde geçip gidiyordu... Atreju artık hiçbir şeye dikkat etmiyor, Güney Kehanet'ten bu yana sık sık yaptığı gibi binek hayvanını da dehlemiyordu. Önceleri sabırsızlanmıştı çünkü bir Uğur Ejderhası'nın sırtında Fantazya sınırlarının ötesine yani insanoğullarının yaşadığı dış dünyaya varmanın pek güç olmayacağını sanmıştı.

    Michael ENDE (Maykıl Ende)

    AĞRI DAĞI
    Çok çok zaman önce Anadolu'muzun doğusunun doğusunda ünlü bir Kafdağı varmış. Kafdağı, öyle böyle dağlardan değilmiş, soylu soplu, adı sanı belli bir dağlar padişahıymış. Koskocaman yamaçları, uçları bulutlara varan dorukları, yemyeşil uzanan etekleri varmış. Yaşarmış oğulları, kızları arasında. Kafdağı'nın kendisine benzeyen oğulları, kızları varmış. O bölgede bir dağ ailesi kurmuş.

    Büyük oğiu Yeni Kafdağı, babasına benziyormuş. Büyük, gösterişli ve yakışıklıymış. Evlenme çağı gelmeden bulundukları yörenin az ötesinde yaşayan, kendi hısımları olan Küçük Ağrı Dağı'yla söz kesilmiş. Zaman dolunca Büyük Ağrı Dağı'nın kız kardeşi olan Küçük Ağrı Dağı'yla evleneceklermiş.

    Büyük Ağrı Dağı, Kafdağı'nın karşısında onun kadar yüce, onun kadar kocamanmış ve kız kardeşiyle birlikte çok uyumlu, tatlı bir yaşayışları varmış.

    Gel zaman git zaman, günler, aylar geçmiş aradan. Büyük Ağrı Dağı, ordusunu toplayıp çok uzun süren bir savaşa gitmiş. Savaş bu, ne zaman biteceği belli olur mu? Ordusuyla savaşıp uğraşırken o, Kafdağı'nın sağlığı bozulmuş. Çok yaşlı olduğu için yaşayacak dermanın tükendiğini anlayarak çevresindeki dağ oğullarına, dağ torunlarına durumunun iyi olmadığını bildirmiş. Gün gelmiş, Kafdağı ölmüş. Onun yerine yaşça büyük olan Ağrı Dağı'nın padişah olması gerekiyormuş. Bunu iyi bir zaman bilen genç Kafdağı, dağlar başkanı Büyük Ağrı Dağı, seferden dönmeden padişah olmayı tasarlamış, öteki tüm dağlara düşüncesini söylemiş ve padişahlık tahtına oturmuş, diğer küçük dağlar bu durum karşısında ona bir şey söylememişler. Sözlüsü olan Küçük Ağrı Dağı da sesini çıkaramamış. Padişahlık sırasının ağabeyinde olduğunu biliyormuş ama sözlüsü Kafdağı'na ağzını açıp bir çift sözcük söyleyememiş. (Anonim)

    DÜNYALAR SAVAŞI
    Marslıların besin kaynağı olarak inkâr edilemeyecek şekilde insanları tercih etmeleri, Mars'tan gelirken yanlarında erzak olarak getirdikleri kurbanlarının kalıntılarının yapısına bakarak açıklanabilir. İnsanların eline geçen kuruyup büzülmüş kalıntılarından anlaşıldığı kadarıyla, bunlar (bedenleri silikondan oluşan süngerler gibi) silikonlu, gevrek iskeletleri, güçsüz bir kas yapıları ve çakmaktaşı büyüklüğündeki yuvalarının içinde kocaman gözleri olan yuvarlak kafalı, yaklaşık 1.80 metre boyunda, iki ayaklan üzerinde durabilen yaratıklardı. Anlaşılan her silindirin içinde bunlardan iki üç tane getirilmişti ancak dünyaya ulaşmadan önce hepsi öldürülmüşlerdi. Bu onlar için iyi olmuş da denebilir çünkü bizim dünyamızda ayakta durmaya kalkışmaları, bedenlerindeki bütün kemiklerin un ufak olmasına yol açacaktı.

    Uyumaya ihtiyaç duymuyorlardı, bir insanın kalbinin uyuduğundan daha fazla uyudukları söylenemezdi. Tekrar güç kazanması gereken büyük çaplı bir kas sistemleri olmadığından, bu periyodik dinlenme işlemi onların bildiği bir şey değildi, öyle görünüyordu ki ya çok az yoruluyorlar ya da hiç yorgunluk duymuyorlardı. Dünyadayken hareket edebilmek için mutlaka bir çaba harcamaları gerekiyordu ama yine de sonuna kadar hareket hâlinde kalabiliyorlardı. Yirmi dört saatin yirmi dört saatinde de çalışıyorlardı, dünyadaki canlılar arasında belki karıncalar için bu durumun geçerli olduğu söylenebilir.

    H. O. WELLS (Vels)
    CoLTFeeT06 bunu beğendi.
  7. Moderatör Elif

    Moderatör Elif Moderatör Yönetici Moderatör

    Katılım:
    13 Kasım 2008
    Mesajlar:
    751
    Beğenileri:
    493
    Ödül Puanları:
    0
    Edatlar Çeşitleri, Özellikleri ve Örnekler
    Tek başlarına anlamları olmayan, başka kelimelerle öbekleşerek değişik ve yeni anlam ilgileri kuran, birlikte kullanıldıkları kelimelere cümlede anlam ve görev kazandıran kelimelere edat denir.

    Bazı dil bilgisi kitapları bağlaçları, edatları ve ünlemleri bir araya getirerek edatlar başlığı altında şu şekilde sınıflandırır:
    -Bağlama edatları bağlaçlar
    -Son çekim edatları edatlar
    -Ünlem edatları ünlemler

    Özellikleri ve Örnekler
    •Türkçede isimler ve fiiller anlamlı kelimelerdir. Edatlar ise tek başlarına anlam ifade etmezler; ancak cümlede anlam kazanır veya sadece diğer kelimelere anlam katarlar.
    “için, kadar, -E kadar, gibi, göre, ile, üzere, yalnız, -E karşı, sanki, ancak, -dEn beri, -E doğru”

    •Kelimeler arasında çeşitli anlam ilişkileri kurduğu için edatlara yardımcı kelimeler de denir.
    Ders çalışmak için odasına çekildi. (amaç)
    Kurt gibi acıkmıştım. (benzerlik)

    •Edatlar önceki kelimeyle sonraki kelime arsında anlam ilgisi kurar. Bağlaçtan ve zarflardan farkı, yeni bir anlam ilgisi koruyor olmasıdır.
    Sözlüden yine zayıf almış. (zarf)
    Eve gittim, fakat onu bulamadım. (bağlaç)
    Konuşmak üzere ayağa kalktı. (edat)

    •Edatlar cümleden çıkarılınca cümlenin anlamında bir eksiklik, daralma veya bozulma olur.
    Güneş gibi başı göklere erdi. ›edat çıkarılınca› Güneş başı göklere erdi.

    •Tek başlarına kullanamazlar. Başka kelimelerle birleşerek sıfat ya da zarf görevli öbekler oluştururlar.
    Dağ gibi adam yok oldu gitti. (sıfat öbeği)
    Sen de benin kadar çalışsan... (zarf öbeği)

    •Tek başlarına iken isim, sıfat, zarf, bağlaç olarak kullanılabilir. Bu durumda edat olmaktan çıkar:
    Karşı köyde akrabaları vardı. ( sıfat)
    Derenin karşısına geçtik. (ad)
    Her söylenene karşı çıkıyor. (birleşik fiilde isim)
    Bana doğruyu söyle. (isim)
    Doğru söze ne denir? (sıfat)
    Lütfen doğru oturun. (zarf)
    Beride bir adam duruyor. ( isim)
    Beri taraf oldukça dikenli. (sıfat)
    Biraz beri gel. (zarf)
    Bir ömür boyu yalnız yaşadı. ( zarf)
    Biz bu dünyada hep yalnızız. (isim)
    Parkta oturan yalnız adam onun babasıydı. ( sıfat)
    Meyveler güzel, yalnız biraz renksiz. (bağlaç)

    •Bazı edatlar sadece hâl ekleri ile birlikte kullanılırlar. Bazıları da üzerlerine ek alabilirler:
    -e kadar, -e doğru, -den beri
    bu kadarını, senin gibisi

    •Cümlede veya isim tamlamasında isim görevi alabilir; ek-fiil alarak yüklem olabilir.
    Bu paranın ne kadarı sizin? (iyelik eki almış, isim gibi kullanılmış, nesne olmuş)
    Her şey bıraktığım gibiydi. (ek-fiilin “di”li geçmiş zaman çekimi ile isim gibi kullanılmış, yüklem olmuş)

    •Edat grupları (edat ve edattan önceki kelimenin oluşturduğu kelime grubu) cümlede çoğunlukla zarf veya edat tümleci olur.
    Sabaha kadar ders çalıştık. (zarf tümleci)
    Eve doğru yürüdüm. (edat tümleci)
    CoLTFeeT06 bunu beğendi.
  8. Moderatör Elif

    Moderatör Elif Moderatör Yönetici Moderatör

    Katılım:
    13 Kasım 2008
    Mesajlar:
    751
    Beğenileri:
    493
    Ödül Puanları:
    0
    BAŞLICA EDATLAR


    “ile”
    •“Araç, alet, neden, zaman, birliktelik” ilgisi kurar.
    Ankara’ya uçakla giderler. (araç)
    Bizi boş vaatlerle kandırdılar. (araç)
    Hasan yaşlı annesiyle oturuyordu. (beraberlik)
    Arabanın gürültüsüyle irkildi. (neden)
    Baharla birlikte leylekler de geldi. (zaman)

    •“-le” şeklinde bitişik de yazılabilir.
    Çocuk ile›çocukla
    Araba ile›arabayla

    •“ne ile, kiminle” sorularına cevap verir.
    Sözünüzü balla kesiyorum. (araç)
    Yar ile sohbet ne güzel. (birliktelik)

    Not: “ile” kelimesi “ve” gibi kullanılırsa bağlaç olur.
    Bir kola ile simit aldım. (kola ve simit)

    Soyut bir kelimeyle öbekleşirse edat değil “durum zarfı” olur.

    Öfkeyle kalkan zararla oturur. (nasıl, öfkeli ve zararlı)
    Sevinçle boynuma sarıldı. (nasıl, sevinçli bir hâlde, durum zarfı)


    “gibi”
    Benzetme edatlarındandır.
    Yalın hâldeki kelimelerle birlikte kullanılır.
    Benzetme, eşitlik anlamları katar.

    •Birlikte kullanıldığı kelime ile birlikte sıfat, zarf ve isim olabilir.
    Adamın demir gibi bileği vardı. (sıfat, benzetme)
    Kurşunlar, yağmur gibi yağıyordu. (zarf, benzetme)
    Uyandığı gibi yataktan fırladı. (zarf, anında, zaman anlamı katmış)

    •İsim veya zarf gibi kullanıldığında cümle öğeleri oluşturur. Bu durumda ek alabilir.
    O anda utançtan ölecek gibiydi. (isim, yüklem)
    Onun gibisi nerede bulunur? (isim, özne)

    •Bu edatın yerini bazı ekler alabilir:
    Şöyle garip bencileyin. (benim gibi)
    Kadınsı bir gülüşü vardır onun. (kadın gibi)


    “sanki”
    •Benzetme edatıdır.
    “san” ve “ki”nin birleşiminden oluşmuştur.

    •Bu edatı bulunduran cümlelerde “sanmak, zannetmek” anlamları vardır.
    •“benzetme, uyarı, sözüm ona, sözde, inanmama” anlamları katar.
    Sanki gece olmuş. Gibi, öyle zannedersin
    Biri kapıyı çalıyor sanki. gibi, öyle zannediliyor
    Sanki bütün kabahat benim. sözde, inanmama, öyle zannediliyor
    Aldın da ne kazandın sanki? uyarı, ne kazandığını sanıyorsun?
    Gelseydi ne olurdu sanki? ne olacağını sanıyordu ki?
    Sanki bu da mı güzel? Öyle mi sanıyorsun?
    Kısa öyküde daha başarılı sanki öyle gibi.

    Not: “sanki” edatıyla “gibi” edatı bir arada kullanılırsa anlatım bozukluğu ortaya çıkar:

    Sanki beni dövecek gibiydi. (yanlış)
    “Beni dövecek gibiydi.” ya da “Sanki beni dövecekti.”

    “kadar, -E kadar”
    Benzetme edatlarındandır.
    Yalın hâldeki veya –E yönelme eki almış kelimelerle kullanılır.
    “kadar” şeklinde kullanıldığında üzerine ek alabilir.

    •“Karşılaştırma, benzerlik, eşitlik, yaklaşıklık, ölçü” anlamları katar.
    Biz de onlar kadar başarılıyız. (eşitlik, benzerlik, ölçüsünde)
    Gül kadar güzelsin. (benzerlik)
    Mektubu okuyunca köyünü görmüş kadar sevindi. (gibi)
    Bir ton kadar kömür almış (ölçü, aşağı yukarı)
    Yüz kadar asker evin önünden geçti. (ölçü, aşağı yukarı)

    •Birlikte kullanıldığı kelimeyle isim, sıfat ya da zarf oluşturur.
    Biz bu kadarına da alışığız. (isim)
    İçmiş kadar olduk. (zarf)
    Ne kadar güçlü bir adam... (zarf)
    Evin deniz kadar havuzu var. (sıfat)

    •Ad tamlamasında ad (tamlanan) olarak da kullanılabilir.
    Vefasızlığın bu kadarını da görmemiştim. (isim, ad tamlamasında tamlanan)

    •“kadar” kelimesi zarf tümleci de yapar, edat tümleci de:
    Dershaneye kadar gi****m. (edat tümleci)
    Akşama kadar çalıştık. (değin anlamında, zarf tümleci)

    “için”
    -“Amaç, neden, özgülük, görelik, karşılık” bildirir.

    -“Hakkında, nedeniyle, yüzünden, maksadıyla” anlamlarını ifade eder.

    -Yalın hâldeki ya da iyelik eki almış kelimelerle birlikte kullanılır.

    -İsim olarak kullanıldığında üzerine ek alabilir.

    •Bu edatla kurulan söz öbekleri, cümlede genellikle edat tümleci olarak kullanılır.
    Çalışmak için başvurdu. (amacıyla, başvurunun amacı, sebebi)
    Sınavı kazanmak için çalışmak gerekir. (sınavı kazanmanın şartı)
    Sıkıldığı için dışarı çıktı. (neden, dışarıya çıkmanın sebebi)
    Bu ayakkabıyı babam için aldım (özgülük)
    Bu iş için kaç lira ödedin? (karşılık)
    Senin için sorun yok tabi. (görelik)
    Bizim için ne diyorlar? (hakkımızda)
    Sizin için üç kişilik yer ayrıldı. (aitlik)
    Tüm bu hazırlıklar bizim içindi. (isim, yüklem)
    Vatan için ölenler yüreğimizde yaşarlar. (amaç, özne)

    •“-E” yönelme hâl eki ve “üzere”, “-E göre”, “diye” edatları bazı durumlarda bu edatın yerini tutabilir:
    Bu ayakkabıyı babam için aldım › babama aldım.
    Uyumak için odasına çekildi›uyumak üzere
    Senin için iyi bir gündü›sana göre
    Ne için söyledin sanki?›ne diye

    “üzere, üzre”
    •“Amaç, koşul, zamanda yakınlık, gibilik” anlamları katar.
    Sorunu halletmek üzere gidiyorum. (amaç, için)
    Kitabı yarın vermek üzere alabilirsin. (şartıyla, koşul)
    On dakika konuşmak üzere kürsüye çıktı. (için, amaç)
    Acele edin, güneş batmak üzere. (zamanda yakınlık)
    Konuştuğumuz üzere yarın buluşacağım. (gibilik)

    •Bu edatın üzerine ek gelebilir:
    Tam da yola çıkmak üzereydik.

    “-E göre”
    Yönelme hâl ekiyle birlikte kullanılır, yani bu eki almış kelimelerden sonra gelir.
    Kendi üzerine de ek alabilir.

    •“Görelik, uygunluk, yönünden, bakımından ve karşılaştırma” anlamları katar.
    Başbakana göre enflâsyon düşük. (açısından)
    Ayağını yorganına göre uzat. (bakarak, ölçüsünde, uygunluk, kadar)
    Allah dağına göre kış verir. (uygunluk)
    Anlatılanlara göre ikisi de suçluymuş. (bakılırsa, yönünden)
    Siz bana göre daha gençsiniz. (karşılaştırma)
    Kemal, Hasan’a göre daha uzundu. (karşılaştırma)
    Bana göre ayakkabınız var mı? (uygunluk)

    •“-cE” eki bu edatın yerini tutabilir.
    Bence bu iş burada biter. (bana göre)

    “karşı”
    •“-E” yönelme hâl ekiyle kullanılarak “için, hakkında, yönelme, ilgili olma” anlamları katar.
    Edebiyata karşı ilgim vardı. (hakkında, yönelik)
    Denize karşı bir balkonu var. (yönelik)

    •Zaman bildiren kelimelere eklenip “doğru, sularında” anlamları katar ve zarf öbeği oluşturur.
    Yağmur sabaha karşı yeniden başlamıştı. (doğru)
    Sabaha karşı uyuyabildim. (zarf öbeği)

    Not: “karşı” kelimesi isim ve sıfat olarak kullanılabilir; birleşik fiil yapabilir.
    Karşı köyde akrabaları vardı. (sıfat)
    Derenin karşısına geçtik. (ad)
    Her söylenene karşı çıkıyor. (birleşik fiil)

    “diye”
    •Amaç ve neden ilgileri kurar.
    Terfi edeyim diye yağcılık yapıyor. (amaç)
    Yağmur yağıyor diye dışarı çıkmadı. (neden)

    “doğru”
    •Yönelme eki ile birlikte kullanılarak yön bildirir.
    Ormana doğru yürüdük.
    Bana doğru bakıyor.

    •Zamanda yakınlık bildirerek zarf öbeği de oluşturur.
    Akşama doğru geldiler. (zarf öbeği)

    •Ad, sıfat ve zarf da olabilir. Bu durumlarda edat değildir.
    Bana doğruyu söyle. (isim)
    Doğru söze ne denir? (sıfat)
    Lütfen doğru oturun. (zarf)

    “dolayı, ötürü”
    •Ayrılma hâl ekiyle birlikte neden ilgisi kurar.
    Zayıflıktan dolayı sık sık hastalanıyor.
    Çalışmadığından ötürü canı sıkılıyor.

    •“-den” ekiyle de aynı anlam sağlanır.
    Sıkıldığımdan dışarı çıktım.

    “karşın, rağmen “
    •Yönelme ekiyle birlikte karşıtlık ilgisi kurar.

    Çok uğraşmama karşın başaramadım.
    Tanımamasına rağmen onu takdir ediyordu.

    “beri”
    •“-dEn” ayrılma hâl ekiyle birlikte eylemin başlangıç yerini ve zamanını belirler.
    Dün akşamdan beri görülmedi.
    Okuldan beri hiç susmadı.
    Yıllardan beri bu köyde yaşamaktalar.
    Kar, sabahtan beri yağıyor.

    •“beri” kelimesi ad, sıfat, zarf da olabilir. Bu durumda edat değildir.
    Beride bir adam duruyor. (isim)
    Beri taraf oldukça dikenli. (sıfat)
    Biraz beri gel. (zarf)

    “yalnız”
    İsim, sıfat, zarf ve bağlaç olarak kullanılabilen bu kelime “sadece, bir tek” anl***** gelmek şartıyla edat olarak da kullanılabilir. Bu yönüyle diğer kelime türlerinden ayırt edilebilir.

    Bir ömür boyu yalnız yaşadı. (tek başına, zarf)
    Biz bu dünyada hep yalnızız. (tek başına, isim)
    Parkta oturan yalnız adam onun babasıydı. (tek, sıfat)
    Meyveler güzel, yalnız biraz renksiz. (ama, bağlaç)
    Cebinde yalnız yol parası vardı. (sadece, edat)
    Beni yalnız sen anlarsın. (sadece, bir tek)

    “ancak”
    “yalnız, sadece, özgülük, sınırlandırma, olsa olsa” anlamları katar.

    Seni ancak ebediyyetler eder istiab (sadece)
    Onu ancak para ilgilendirir. (sadece, bir tek)
    Bu işten ancak Hasan Usta anlar. (sadece)
    Bu kömür ancak üç ay yeter. (en fazla, olsa olsa)
    Sabah çıktılarsa akşama ancak gelirler. (belki, ihtimal)

    “değil”
    İsim cümlelerinin yüklemini olumsuzlaştırır.
    Yolumu kesen bu değildi.

    Olumsuz eylem cümlelerini olumlu; olumluları da olumsuz yapar:
    Bu haberi duymamış değiliz. duymuşuz
    Bu haberi duymuş değiliz. duymamışız


    “mi”
    -Soru edatıdır.
    -Farklı anlam ilgileri kurar.
    -Ek alabilir.

    Babanız İstanbul’dan döndü mü? (soru)
    Onu gördüm mü sinirleniyorum. (zaman)
    Sıcak mı sıcak bir havaydı. (pekiştirme)
    Çalıştın mı her şeyi başarırsın. (koşul)

    EDAT İLE BAĞLACIN KARIŞTIRILMAMASI
    1. Edatlar cümlenin bir öğesi olurken, bağlaçlar bir öğe özelliği göstermez. (Öğe içinde yer alabilirler). Sabaha karşı eve gelmişlerdi. (Edat-Zarf Tümleci) / Kitapları ve defterleri çantasına koydu. (Nesne) (“Ve” bağlacı nesneleri birbirine bağlamıştır.)


    2. “İle, yalnız, ancak” gibi kelimeler hem edat hem bağlaç görevinde kullanılabilir. Cümle içindeki anlamı bu nedenle önemlidir. Ayrıca şu pratik yolla bu kelimelerin edat mı, bağlaç mı olduğunu anlayabiliriz:

    •“İle” yerine “ve” getirilebiliyorsa; “ile” bağlaçtır. Defter ile kalemi çantaya koydum. / Arkadaşları ile konuşmuyordu. (Birincisinde “ve” gelebildiği için bağlaç; ikincisinde “ve” kullanılamadığı için edattır.)

    •“Yalnız, ancak” kelimeleri yerine “ama” bağlacı getirilebiliyorsa, bu kelimeler bağlaçtır. “Sadece” kelimesi getirilebilirse bu kelimeler edat olur. Almak isterim ancak param kalmadı. / Bu işi ancak sen yapabilirsin.

    3.Edatlar cümleden atılamaz. Cümle anlamsızlaşır. Bağlaçlar cümleden çıkartılınca cümlenin anlamı daralsa da cümle anlamsızlaşmaz.

    Senin gibisini görmedim. / Senin görmedim. (Cümle anlamsızlaştı. Bu nedenle “gibi” edattır.) Koştum ama yetişemedim. / Koştum yetişemedim.

    (Cümle anlamını pek kaybetmedi. Bu nedenle “ama” bağlaçtır.)

    DİKKAT! Bu özellik her zaman için geçerli olmayabilir...
    CoLTFeeT06 bunu beğendi.
  9. Moderatör Elif

    Moderatör Elif Moderatör Yönetici Moderatör

    Katılım:
    13 Kasım 2008
    Mesajlar:
    751
    Beğenileri:
    493
    Ödül Puanları:
    0
    Gelecekten Söz Eden Anlatımın Özellikleri
    Gelecekten söz eden anlatımın kullanıldığı metin türleri: roman, hikâye, tiyatro, şiir, deneme

    1. Gelecekten söz eden metinler varsayım ile oluşmuştur.
    2. Gelecekten söz eder.
    3. Verilerden yola çıkılarak geleceğe ait tahmin yapılabilir.
    4. Olandan çok olması istenilen anlatılır.
    5. Gerçekleşmesi mümkün olmayan tasarı ve düşünceler(ÜTOPYA) anlatılır.
    6. Genellikle gelecek zaman ifadesi kullanılır.


    "Gelecekten söz eden anlatım" ile "Düşsel anlatım" arasındaki benzerlik ve farklılıklar
    Gelecekten söz eden anlatımda ve düşsel anlatımda kişinin kendi hayal dünyasındakiler dile getirilir ve buna göre bir anlatım yolu seçilir. Düşsel anlatımda gerçeklikle ilgisi olmayan tamamen çağrışımlara dayalı olaylar, kişiler, zamanlar anlatılır ve bu yapı unsuruyla konu ve tema oluşturulur. Gelecekten söz eden anlatımda ise gerçeklerden yola çıkılarak tahmine dayalı bir anlatım yolu benimsenir. Yani gelecekten söz eden anlatım gerçeğe daha yakındır.

    Örnek Metinler
    ÜTOPYA
    Ütopyalılar, bütün savaş tutsaklarını değil de ancak silah elde yakaladıklarını köle yaparlar lan ya da başka memleketlerde köle olanlar, Ütopya'ya ayak basar basmaz özgür sayılırlar. Ama Ütopyalılar arasında ağır suç işleyenler, kölelikle cezalandırılır. Bazen de başka ülkelerde ağır suçlar işleyip ölüm cezasına çarptırılanlar, Ütopya'da köle olurlar. Bu çeşit köleler çok boldur orada. Bunların çoğunu pek az bir parayla hatta genel olarak bedavaya alırlar. Bu köleler durmadan çalışmak zorundadırlar. Kendi aralarından köle olanlara daha da sert davranırlar Çünkü Otopyalı köleler, bu kadar kusursuz bir devlette en erdemli şekilde eğitildikten sonra gene de kötülük yaptıkları için daha da kötü sayılır, daha büyük bir cezayı hak eder onların gözünde.

    Bir başka çeşit köleleri de vardır onların: Bazen başka bir ülkede didinip duran yoksul bir işçi, kendi isteğiyle Ütopya'da köle olur. Ütopyalılar böylelerine çok iyi davranırlar; nerdeyse kendi özgür yurt-taşlarıymış gibi saygı gösterirler onlara. Yalnız bu adamlar daha çok çalışmaya alışık oldukları için biraz daha fazla iş verilir onlara. Bu yabancı köleler Ütopya'dan gitmeye niyetlenirse (ki binde bir olur bu) Ütopyalılar onu zorla tutmazlar, eli boş da göndermezler kendi ülkesine.

    Önce de söylediğim gibi hastalara büyük bir sevgiyle bakarlar. Yeniden sağlığa kavuşsunlar diye ne ilaç esirgenir ne de besleyici yiyecekler. Çaresiz hastalıklara tutulanları avutmak için yanlarına oturur, onlarla konuşur, ellerinden geleni yaparlar.

    Uzun süre önce Utopyalıların yardımıyla baskıdan kurtulan hiç kimseye boyun eğmeden özgür yaşayan komşu ülkelerin halkı, Utopyalıların hukuk işlerindeki ustalığını bilirler. Onlardan, bazen bir yıl bazen da beş yıl için yönetici ve yargıç alırlar. Bir yargıcın çalışma süresi bitince şerefler ve ödüller bağışlayarak onu Ütopya'ya geri götürüp bir yenisini alırlar yerine. Bu sayede komşu ülkelerin kendi devlet işlerini çok akıllıca düzenledikleri su götürmez. Çünkü bir devletin gelişmesi de yıkılması da o devleti yönetenlerin ve yargıçların elindedir. Ütopyalılar; bir süre sonra kendi ülkelerine döneceklerini, orada paranın hiçbir değeri olmadığını bildikleri için rüşvet alıp da namus yolundan şaşmazlar. O ülkede yabancı oldukları, halkı tanımadıkları için ne kimseyi kayırırlar ne de kimseye kötü niyet gösterirler. Oysa bu iki şey yani yargıçların adam kayırmaları ve para tutkusuna kapılmaları, bir devletin en sağlam ve en güvenilir yanı olan adaletini yıkıverir.

    Ütopyalılar; savaştan da vuruşmadan da pek hayvanca bir şey diye tiksinir, iğrenirler. Kaldı ki bu işi insanların yaptığı kadar hiçbir hayvan yapmaz. Bütün öteki ulusların tersine savaşta kazanılan şerefi şerefsizliğin ta kendisi sayarlar. Gerçi her gün savaş talimleri yaparlar hem de yalnız erkekler değil, kimi günler kadınlar da bu talime katılırlar ama bunu gerekince elleri silah tutabilsin diye yaparlar; savaşa yalnız yurtlarını savunmak, dostlarının topraklarını düşmanlardan ya da zorbaların boyunduruğu altında ezilen bir ulusu kölelikten kurtarmak, kendi güçleriyle kurtarmak için girerler. Bunu da sadece acıma duygusuyla yaparlar. Dostlarının yardımına sadece onları savunmak için koşmazlar, zaman zaman da onlara daha önce yapılmış kötülüklerin öcünü almaya giderler. Ama bunu, daha iş tazeyken, kendilerine danışıldığı, öğüt istendiği zaman yaparlar. Davayı haklı görürlerse ve karşı taraf istenen hakları yerine getirmezse onu suçlu ve savaşın başlıca sorumlusu sayarlar.

    Thomas MORE (Tomıs Mor)

    İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ
    Dünyamızı tehdit eden büyük çevre sorunlarından birisi olarak adlandırılan küresel ısınma ve iklim değişikliği olgusu, en başta fosil yakıt kullanımı, sanayileşme, enerji üretimi, ormansızlaşma ve diğer insan etkinlikleri sonucunda ortaya çıkmış, ekonomik büyüme ve nüfus artışı bu süreci daha da hızlandırmıştır.

    Küresel iklimdeki gözlenen ısınmanın yanı sıra, en gelişmiş iklim modelleri, küresel ortalama yüzey sıcaklıklarında 1990-2100 dönemi için 1.4 C° ile 5.8 C° arasında bir artış olacağını öngörmektedir. Küresel sıcaklıklardaki artışlara bağlı olarak da hidrolojik döngünün değişmesi, enerji temin güvenliği ve su kaynaklarının hacminde ve kalitesinde azalma, kara ve deniz buzullarının erimesi, kar ve buz örtüsünün alansal daralması, deniz seviyesinin yükselmesi, kıyı ekosistemlerinin olumsuz etkilenmesi, kuraklık ve sele maruz kalan bölgelerde tarım ve mera bölgelerinde azalma, iklim kuşaklarının yer değiştirmesi ve yüksek sıcaklıklara bağlı salgın hastalıkların ve zararlıların artması gibi, dünya ölçeğinde sosyo-ekonomik sektörleri, ekolojik sistemleri ve insan yaşamını doğrudan etkileyecek önemli değişikliklerin olabileceği beklenmektedir.

    Diğer taraftan, küresel ısınmaya bağlı iklim değişikliğinin etkileri yalnız küresel olmadığı gibi, bölgesel ve zamansal farklılıklar da oluşturabilmektedir: Örneğin, Dünya'nın bazı bölgelerinde kasırgalar, seller ve taşkınlar gibi şiddetli hava olaylarının şiddetlerinde ve sıklıklarında artışlar olurken bazı bölgelerinde uzun süreli ve şiddetli kuraklıklar ve bunlarla ilişkili çölleşme olayları daha fazla etkili olabilmektedir. Bu tip bir iklim değişikliği, öngörülemeyen veya tahmin edilemeyen çevresel, sosyal ve ekonomik sonuçlar oluşturabilir.

    Dr. Mustafa ŞAHİN
    CoLTFeeT06 bunu beğendi.
  10. Moderatör Elif

    Moderatör Elif Moderatör Yönetici Moderatör

    Katılım:
    13 Kasım 2008
    Mesajlar:
    751
    Beğenileri:
    493
    Ödül Puanları:
    0
    BAĞLAÇLAR
    Tek başına anlamı olmayan, anlamca birbiriyle ilgili cümleleri veya cümlede görevdeş sözcük ve söz öbeklerini bağlamaya yarayan kelimelere bağlaç denir.

    açıkçası
    ama
    ancak
    bile
    çünkü
    dahi
    dE
    dE.....dE
    demek ki
    fakat
    gene
    gerek...gerek(se)
    ha........ha
    hâlbuki
    hatta
    hele
    hem
    hem de
    hem.....hem (de)
    ile
    ise
    ister.....ister(se)
    kâh..........kâh
    kısacası
    ki
    lâkin
    madem(ki)
    nasıl ki
    ne var ki
    ne yazık ki
    ne......ne (de)
    nitekim
    oysa
    oysaki
    öyle ki
    öyleyse
    üstelik
    ve
    veya
    veyahut
    ya da
    ya....ya (da)
    yahut
    yalnız
    yeter ki
    yine
    yoksa
    zira


    Özellikleri
    ]Edatlardan farkı, zaten var olan anlam ilgilerine dayanarak bağ kurmasıdır. Edatlar ise yeni anlam ilgileri kurarlar.

    ]Bağlaçların yerine noktalama işaretleri kullanılabilir.

    ]Bağlaçlar cümleden çıkarılınca anlam bozulmaz, ama daralabilir. Bağlaçlar (ile hariç) önceki ve sonraki kelimeden ayrı yazılır. Bitişik yazılanlar bağlaç değil, ektir.

    Eve gittim, fakat onu bulamadım. (bağlaç)
    Konuşmak üzere ayağa kalktı. (edat)
    Sözlüden yine zayıf almış. (zarf)
    Ben de seninle geleceğim. (bağlaç)
    Evde rahat çalışamadı. (çekim eki)
    Sözde Ermeni soy kırımı (yapım eki)
    Sen ki hep çalışmamı isterdin... (bağlaç)
    Seninki de lâf işte... (çekim eki)
    Evdeki hesap (yapım eki)


    BAĞLAÇ ÇEŞİTLERİ
    a. Sıralama Bağlaçları
    “ve”
    Cümleleri, anlam ve görev bakımından benzer veya aynı olan kelimeleri, sözleri ve öğeleri birbirine bağlar.

    Duygu ve düşünce bir olmalıdır. özneleri
    Köyünü, yaşlı dedesini ve ninesini özlemişti. nesneleri
    Şiir ve roman okuma alışkanlığı edinin. nesneleri
    Bana baktı ve güldü. cümleleri
    Anlatılanları dinliyor ve çocuğa hak veriyordu. cümleleri
    Aylarca ve yıllarca sustu. benzer kelimeleri
    Binlerce yerli ve yabancı turist geldi. sıfatları

    “ve” bağlacı yerine virgül veya “-İp”, “-ErEk” zarf-fiil ekleri de kullanılabilir:

    Masaya yaklaştı ve kitabı aldı.
    Masaya yaklaştı, kitabı aldı.
    Masaya yaklaşıp kitabı aldı.
    Masaya yaklaşarak kitabı aldı.

    Not: “ve” bağlacından önce noktalama işareti kullanılmaz, bu bağlaçla cümle başlamaz. Çağdaş şiirde söze etki ve çekicilik katmak için kullanılmaktadır, ama doğru değildir.
    “ve” bağlacı yerine & işaretini kullanmak son derece yozlaştırıcıdır.

    “ile, -lE”
    “ve” ile görevleri aynı olmasına rağmen her zaman birbirinin yerine kullanılamazlar. “ile”nin kullanım alanı daha dardır.
    “ile” cümleleri birbirine bağlamaz; sadece aynı görevdeki kelimeleri bağlar.

    Duygu ile düşünce bir olmalıdır.
    Yaşlı dedesi ile ninesini özlemişti.
    Edebiyatımızda en çok eser verilen türler şiir ile romandır

    Not: Edat olarak kullanılan ve zarf yapan “ile”den farklıdır.

    Mehmet ile Ali sinemaya gittiler. (bağlaç)
    Mehmet, Ali’yle sinemaya gitti. (edat)
    Mehmet heyecanla yerinden kalktı. (edat)

    b. Eşdeğerlik Bağlaçları
    “ya da, veya, yahut, veyahut”
    Aynı değerde olup da birinin tercih edilmesi gereken iki seçenek arasında kullanılırlar.

    Biriniz gideceksiniz: Sen ya da kardeşin.
    Bisiklet veya motosiklet alacağım.
    Sen, ben veya başkası...
    Sen olmasan yahut (veyahut) seni görmesem dayanamam.

    c. Karşılaştırma Bağlaçları
    “ya....ya”
    İki seçenek sunulduğunda kullanılır.
    Bunlar birbirinin zıttı olabilir
    Biri yapılmadığında diğerinin yapılması gerekebilir.

    Ya beni de götür ya sen de gitme.
    Ya gel ya gelme.
    Ya bu deveyi güdeceksin, ya bu diyardan gideceksin

    “hem.....hem (de)”
    Her ikisi de geçerli olan iki durumu anlatır. Bunlar zıt da olabilir, eşdeğer da.

    Hem çalışmıyor hem (de) yakınıyorsun.
    Hem kitap okuyor hem de müzik dinliyor. Aynı anda

    “ne......ne (de)”
    ]Aynı görevdeki kelimeleri, kelime gruplarını ve öğeleri birbirine bağlar.

    Ne şiş yansın ne kebap. özneleri
    Gönül ne kahve ister ne kahvehane. nesneleri
    Ne İzmir’e gitmiş ve Bursa’ya. dolaylı tümleçleri

    ]Cümleleri de birbirine bağlar:

    Üç yıldır ne bir telefon açtı, ne de bir mektup yazdı.
    Onu ne gördüm ne de tanıdım.
    Ne aradı ne (de) sordu.
    Ne kızı verir, ne de dünürü küstürür.

    Ne doğan güne hükmüm geçer,
    Ne halden anlayan bulunur.

    ]Cümleleri -yapı bakımından olumlu oldukları hâlde- olumsuz yapar. Yüklem olumlu durumdadır.

    Ne kendi rahatsız oldu ne de halkı huzursuz etti. (kendisi rahatsız olmadı, halkı da huzursuz etmedi)

    Yüklem olumsuz çekimlenirse anlatım bozukluğu meydana gelir.

    Ne çay ne kahve içmedi.› “Ne çay içti ne kahve” olmalıydı.

    ] Zıt anlamlı iki sıfatla birlikte kullanılarak onların arasında bir durum ifade eder.

    Dışarıdaki hava ne soğuk ne sıcak.
    Yaptığı işe ne kolay ne de zor denebilir.

    Not: “Ne zor, ne acı günler yaşadık” örneğinde “ne zor” ve “ne acı” sözleri ayrı ayrı da (biri olmadan) kullanılabileceği için buradaki “ne”ler bağlaç oluşturmaz.

    “dE....dE, gerek......gerek, olsun.....olsun, kâh......kâh, ha......ha”
    Öğeleri ya da cümleleri birbirine bağlarlar.

    Öğretmeni de arkadaşları da onu çok merak ettiler. özneleri bağlamış.
    Annesini de babasına da özlemişti. nesneleri bağlamış.
    Tatil boyunca dinlenmiş de gezmiş de. yüklemleri bağlamış.
    İzmir’e de Aydın’a da uğrayacağız. dolaylı tümleçleri
    Fizikten de anlamam kimyadan da.
    Gerek sen gerek(se) o, güzel çalıştınız.
    Gerek baba gerek anne tarafından bir akrabalıkları yok.
    Ali olsun, Ahmet olsun, ikisi de çalışkan ve zekîdirler.
    Kâh yıkılıyor, kâh kalkıyor, ama yılmıyor.
    Ha Ali ha Veli, ne fark eder?

    d. Karşıtlık Bağlaçları
    “ama, fakat, lâkin, yalnız, ancak, ne var ki, ne yazık ki”
    “ama, fakat, lâkin” aynı anlamlı bağlaçlardır. “yalnız, ancak, ne var ki, ne yazık ki” de bunlara yakın bağlaçlardır.

    ]“ama, fakat, lâkin, yalnız, ancak, ne var ki, ne yazık ki” bağlaçları, aralarında zıtlık bulunan iki ayrı ifadeyi, cümleyi birbirine bağlar.

    Çok tembeldi, ama başarılı oldu.
    Yemek az, ama doyurucu.
    Yerinde ve zamanında konuşmaya dikkat ediyorum, ama bazen yanlış anlaşılıyorum.
    Hızlı yürüdü, ancak yetişemedi.
    Bu işe başlıyorum, ancak bugün bitiremem.
    Hava nemliydi, fakat yağmur yağmıyordu.
    Altmış yaşında, kır saçlı; fakat dinç bir adam bağırdı.
    Bunları götür, yalnız diğerlerini getirmeyi unutma.

    Not: Bir cümle bu bağlaçlardan biriyle başlayabilir. Bu durumda bu bağlaçlar iki bağımsız cümleyi birbirine bağlamış olur..

    ... Ne var ki sanatçıyı bu yüzden eleştirmek doğru olmaz.

    ] “ne yazık ki” bağlacı çok kötü ve acı sonları bildirir.

    İnsanlara hep vefa gösterdi; ne yazık ki kendisi onlardan vefa görmedi.

    ] “ne var ki” bağlacı çaresizlik ifade eder.

    En yüce duyguların tohumları ekildi; ne var ki dünya, insanları kendisine benzetmişti.

    ]“ama, fakat, lâkin, yalnız, ancak”, neden, şart, uyarma bildirir

    Arkadaşının kalbini kırdı, ama çok pişman oldu.
    Bizimle gelmene izin veririz, ama yolda fazla soru sormayacaksın.

    ] Sadece “ama” bağlacı pekiştirme anlamı katar.

    Güzel, ama çok güzel eserler bırakmış atalarımız.

    ]Yine sadece “ama”, cümle sonunda, dikkat çekmek için kullanılır.

    Bak kızarım ama!
    Böyle söylersen darılırım ama!


    CoLTFeeT06 bunu beğendi.
Konu Durumu:
Mesaj gönderimine kapalı.

Sayfayı Paylaş