Çeviriler

Konu 'İngilizce 11. Sınıf' bölümünde ecm_bal tarafından paylaşıldı.

Konu Durumu:
Mesaj gönderimine kapalı.
  1. syler33

    syler33 Üye

    Katılım:
    19 Nisan 2009
    Mesajlar:
    8
    Beğenileri:
    0
    Ödül Puanları:
    0

    11. sınıf course book sayfa 27de reading passage 4 var çevirisi lazım şimdiden teşekkürler !!

    zoologists recognise three types of great ape or primate,-orangutang,gorillas and chimpanzees.Of these,the bright brown orangs are the least understood.The live only in the jungles of indonesia and they are the only true tree dwellers among the large primates.Because their standard method of moving from place to place is to swing from branch to branch,their arms are extremely long and strong ,but their legs are shorter and weaker than those of other apes.In captivity orangs are shy,even lazy and inactive,they like to spend periods of time sitting alone,hunched up and slient
    Gorillas are the largest of all the primates alive today.Wild males in the mountains and lowlands of Equatiorial Africa frequently exceed 500 pounds in weight;on the rare occasions that they stand erect they are about 5 feet tall.Gorillas,with their strong muscular bodies and black fur,and in the case of older males,their handsome silvery-grey backs,are awesome to look at close to.However,in captivity they tend to be phlegmatic,introverted creatures,who only attack the unwary, and displaying other signs of aggressionthat have given them their fearsome reputation.
    Chimpanzees,on the other hand, are a lively lot,almost as idiosyncratic as human beings.In the wild they show intense curiosity about their enviroment.They make tools from twigs to obtain food,poke into interesting gaps in tree trunks,communicate with each other through a full repertoire of calls,postures and gestures,and greet one another with kisses and cuddles.Older chimps often show off shamelessly to younger ones,who promptly mimic their elders.In some zoos the chimpanzees cause so much excitement when they see new people that their keepers wear ear muffs to lessen the noise - and develop fast reactions to avoid the various objects that the creatures sometimes throw at them.
    The world faces the prospect that some of the great apes could become extinct,at least in their native habitats,before scientist have time to learn the full extent of their capacities.Hungry tribesmen,animaldealers, and the effects of slash-and-burn agriculture seriously threaten their survival in the world.
    In many African countries attempts have been made to protect them and in a number of Western countries zoologist are working hard to breed captive primates.In spite of these efforts the survival of the great apes is still in danger.
  2. syler33

    syler33 Üye

    Katılım:
    19 Nisan 2009
    Mesajlar:
    8
    Beğenileri:
    0
    Ödül Puanları:
    0
    11. sınıf course book sayfa 27de reading passage 4 var çevirisi lazım şimdiden teşekkürler !!

    zoologists recognise three types of great ape or primate,-orangutang,gorillas and chimpanzees.Of these,the bright brown orangs are the least understood.The live only in the jungles of indonesia and they are the only true tree dwellers among the large primates.Because their standard method of moving from place to place is to swing from branch to branch,their arms are extremely long and strong ,but their legs are shorter and weaker than those of other apes.In captivity orangs are shy,even lazy and inactive,they like to spend periods of time sitting alone,hunched up and slient
    Gorillas are the largest of all the primates alive today.Wild males in the mountains and lowlands of Equatiorial Africa frequently exceed 500 pounds in weight;on the rare occasions that they stand erect they are about 5 feet tall.Gorillas,with their strong muscular bodies and black fur,and in the case of older males,their handsome silvery-grey backs,are awesome to look at close to.However,in captivity they tend to be phlegmatic,introverted creatures,who only attack the unwary, and displaying other signs of aggressionthat have given them their fearsome reputation.
    Chimpanzees,on the other hand, are a lively lot,almost as idiosyncratic as human beings.In the wild they show intense curiosity about their enviroment.They make tools from twigs to obtain food,poke into interesting gaps in tree trunks,communicate with each other through a full repertoire of calls,postures and gestures,and greet one another with kisses and cuddles.Older chimps often show off shamelessly to younger ones,who promptly mimic their elders.In some zoos the chimpanzees cause so much excitement when they see new people that their keepers wear ear muffs to lessen the noise - and develop fast reactions to avoid the various objects that the creatures sometimes throw at them.
    The world faces the prospect that some of the great apes could become extinct,at least in their native habitats,before scientist have time to learn the full extent of their capacities.Hungry tribesmen,animaldealers, and the effects of slash-and-burn agriculture seriously threaten their survival in the world.
    In many African countries attempts have been made to protect them and in a number of Western countries zoologist are working hard to breed captive primates.In spite of these efforts the survival of the great apes is still in danger.
  3. syler33

    syler33 Üye

    Katılım:
    19 Nisan 2009
    Mesajlar:
    8
    Beğenileri:
    0
    Ödül Puanları:
    0
    yapan kimse yok mu ya :S biriniz baksın lütfen acil lazım :S
  4. bushra07

    bushra07 Üye

    Katılım:
    15 Ekim 2009
    Mesajlar:
    16
    Beğenileri:
    1
    Ödül Puanları:
    0
    Yurtlar
    Atatürk üniversitesi lisans, yüksek lisans ve öğretim üyeleri için çeşitli kalacak yer seçeneği sunmaktadır. Kampüs içerisindeki yurtlarda kalan öğrenci haricinde yakın bölgelerde, kampüse yürüme mesafesinde veya kısa otobüs yolculuğu uzaklıklarda özel evde yaşama tercihinde bulunan öğrenciler de vardır. Erkek ve Kız yurtları ayrıdır; ortak kullanım salonu, televizyon odası, çalışma odası ve hazır yemek odası mevcuttur. Lisansüstü öğrenciler için yurtlar mevcuttur. Yeni evli öğretim elemanları, asistanlar ve misafir personel için küçük daireler tahsis edilir.




    Öğrenci ve öğretim elemanlarının kalmak için yer bulmanın hiç zor olmadığı Türkiyedeki üniversitelerden biridir. Bütün yıl öğle ve akşam yemeği sağlayan öğrenci kantinleri mevcuttur. Öğrenciler için kampüste çeşitli fast food tesisleri ve de bir market vardır. Fakültelere, kütüphaneye, spor ve sosyal tesislere yakın olmak üniversitenin başlıca çekici yanlarından biridir.



    bunu bana bi çevirebilir misiniz acaba?
  5. gazel93

    gazel93 Üye

    Katılım:
    10 Nisan 2010
    Mesajlar:
    1
    Beğenileri:
    0
    Ödül Puanları:
    0
    çevirimde yardımcı olur musunuz dönem ödevi acil

    Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...

    :
    Hepsinin gözleri güzeldir. Hepsinin canlıyken pullan ka*dın elbiselerine, kadın kulaklarına, kadın göğüslerine takılma*ya değer. Nedir o elmaslar, yakutlar, akikler, zümrütler, şunlar bunlar?
    Mümkün olsaydı da balolara canlı balık sırtlarının yanar döner renkleriyle gidebilselerdi bayanlar; balıkçılar milyon, balıklar şan ve şeref kazanırdı. Ne yazık ki soluverir ölür öl*mez, öyle ki büzülmüş böceklere döner balık sırtının pırıltıları. Benim, size ölümünü hikâye edeceğim balığın öyle parıltılı, yanar döner pulları yoktur. Pulu da yoktur ya zavallının. Ha*fifçe, belirsiz bir yeşil renkle esmerdir. Balıkların en çirkinidir. Kocaman, dişsiz, ak ve şeffaf naylondan bir ağzı vardır: Su*dan çıkar çıkmaz bir karış açılır. Açılır da bir daha kapanmaz.
    Vücudu kirlice, esmer renkte demiş miydim?
    Rum balıkçıların hrisopsaros -Hristos balığı- dedikleri bu balık, vaktiyle korkunç bir deniz canavarı imiş. İsa doğmadan evvel, Akdeniz’de dehşet saçarmış. Bir Fenikeli denize düş*meye görsün! Devirdiği Kartacah çektirmesinin, Beni İsrail balıkçı kayığının sayısı sayılamamış. Keser, biçer; doğrar, mahmuzlar; takar, yırtar; koparır, atar; çeker, parçalarmış. Akdeniz’in en gözü pek; insandan, hayvandan, fırtınadan, yıldırımdan, beladan, işkenceden yılmaz korsanı, dülger balı*ğının adından bembeyaz kesilirmiş.
    Isa, günlerden bir gün, deniz kenarında gezinirken san*dallarını büyük bir korkuyla bırakıp kaçan balıkçılar görmüş. “Ne oluyorsunuz?” diye sormuş Balıkçılar: “Aman!” demiş. “El aman! El aman bu canavardan! Sandalımızı kırdı, arka*daşlarımızı parçaladı. Hepsinden kötüsü, balık tutamaz ol*duk, açlıktan kırılırız.”
    Isa, yalın ayak, başı kabak, dülger balıklarının yüzlercesi-nin kaynaştığı denize doğru yürümüş. En kocamanını, uzun parmaklı elleriyle tutup sudan çıkarmış. İki elinin başparmağı arasında sımsıkı tutmuş, eğilmiş, kulağına bir şeyler söyle*miş…
    O gün bugündür dülger balığı, denizlerin görünüşü pek dehşetli; fakat huyu pek uysal, pek zavallı bir yaratığıdır. Bir*çok yerlerinde çiviye, kesere, eğriye, kerpetene, testereye, eğeye benzer çıkıntıları, kemikle kılçık arası dikenleri vardır. Dülger balığı adı ona bunlardan ötürü takılmış olmalı.
    Bütün bu alet ü edavatın dört yanını, şeffaf naylondan diyebileceğimiz işlemeli bir zar çevirmiştir. Kuyruğa doğru bu incecik zar azıcık kalınlaşır, rengi koyulaşır, bir balık kuyruğu*nun biçimini alır.
    Oltaya tutuldu muydu dünyasına, sulara küsüverir. Nasıl bir korku içine düşer kim bilir? Onun için dünya bomboştur artık. Oltadan kurtulsa da fayda yoktur. Suyun yüzüne yam*yassı serilir. Kocaman gözleriyle insana mahzun mahzun ba*kar durur. Sandala aldığınız zaman dakikalarca onun sesini işitirsiniz. Ya sesini! Bir o, bir de kırlangıç balığı sandalda ö-lünceye kadar ikide bir feryada benzer, soluğa benzer acı bir ses çıkarır. İnce zardan ağzını bir kere ağlara vurmasın, küstü*ğünün resmidir dülger balığının.
    Bir gün, balıkçı kahvesinin önündeki; yarısı kırmızı, yarısı beyaz çiçek açan akasyanın dalına asılmış bir dülger balığı gördüm. Rengi denizden çıktığı zamandı. Yalnız aletlerinin etrafını çeviren incecik, ipekten bile yumuşak zarları titreyip du*ruyordu. Böyle bir oynama hiç görmemiştim. Evet, bu bir o-yundu. Bir görünmez iç rüzgârının oyunuydu. Vücutta, görü*nüşte hiçbir titreme yoktu. Yalnız bu zarlar zevkli bir ürperişle tatlı tatlı titriyorlardı. İlk bakışta insana zevkli, eğlenceli bir şeymiş gibi gelen bu titreme, hakikatte bir ölüm dansıydı. Sanki dülger balığının ruhu, rüzgâr rüzgâr, bu incecik zarlar*dan çıkıp gidiyordu; bir dirhem kalmamışcasına.
    Hani bazı yaz günleri hiç rüzgâr yokken, deniz üstünde bir meneviş peydahlanır. İşte böyle bir cazip titremeydi bu. İnsanın içini zevkle, saadetle dolduruyordu. Ancak balığın ölmek üzere olduğu düşünülürse, bu titremenin anlamı hafif*çe acıya yorulabilirdi. Ama insan, yine de bu anlama alma*maya çalışıyordu. Belki de bu, harikulade tatlı bir ölümdür. Belki de balık, hâlâ suda, derinliklerde bulunduğunu sanıyor-dur. Karnı tok, sırtı pektiı*. Akşam olmuştur. Denizin dibinin kumları gıdıklayıcıdır. Altta dişi yumurtaları, üstte erkek to*humları sallanıyor, sallanıyor, sallanıyordu. Vücudunu bir şehvet anı sarmıştır… Birdenbire dehşetli bir şey gördüm: Balık tuhaf bir şekilde, ağır ağır ağarmaya, rengini atmaya, hem de beyaz kesilmeye giden bir hâl almaya başlamıştı. A-caba bana mı öyle geliyor? Sahiden rengini mi atıyor? Deme*ye; dikkatli bakmaya lüzum kalmadan, yanılmadığımı an*ladım.
    Kenarları süsleyen zarların oyunu çabuklaşmaya, balık da gitgide, saniyeden saniyeye pek belli bir hâlde beyazlaşmaya başladı. İçimde dülger balığının yüreğini dolduran korkuyu duydum. Bu hepimizin bildiği bir korku idi: Ölüm korkusu.
    Artık her şeyi anlamıştı. Denizlerin dibi âlemi bitmişti. Ne akıntılara yassı vücudunu bırakmak, ne karanlık sulara, koyu yeşil yosunlara gömülmek… Ne sabahları birdenbire, yu*karılardan derinlere inen, serin aydınlıkta uyanıvermek, günün mavi ve yeşil oyunları içinde kuyruk oynatmak, habbeler çıkarmak, yüzeye doğru fırlamak… Ne yosunlara, canlı yosunlara yatmak, ne akıntılarla aletlerini yakamozlara taka*rak yıkanmak, yıkanmak vardı. Her şey bitmişti:
    Dülger balığının ölüm hâli uzun sürüyor. Sanki balık, su hava dediğimiz gaz suya alışmaya çalışmaktadır. Hani biraz dişini sıksa alışması mümkündür gibime geldi.
    Bu iki saat süren ölüm hâlini, dört saate, dört saati sekiz saate, sekiz saati yirmi dörde çıkardık mıydı; dülger balığını aramızda bir işle uğraşırken görüvereceğiz sanıyorum.
    Onu atmosferimize, suyumuza alıştırdığımız gdn, bayram*lar edeceğiz. Elimize görünüşü dehşetli, korkunç, çirkin ama aslında küser huylu, pek sakin, pek korkak, pek hassas, iyi yü*rekli, tatlı ve korkak bakışlı bir yaratık geçirdiğimizde böbür*lenerek onu üzmek için elimizden geleni yapacağız. Şaşıra*cak, önce katlanacak. Onu şair, küskün, anlaşılmayan biri ya*pacağız. Bir gün hassaslığını, ertesi gün sevgisini, üçüncü gün korkaklığını, sükûnunu kötüleyecek, canından bezdireceğiz, içinde ne kadar güzel şey varsa hepsini, birer birer söküp ata*cak. Acı acı sırıtarak İsa’nın tuttuğu belinin ortasındaki par*mak İzi yerlerini, mahmuzlan, kerpeteni, eğesi, testeresi ve baltasıyla kazıyacak. İlk çağlardaki canavar hâlini bulacak.
    Bir kere suyumuza alışmaya görsün. Onu canavar hâline getirmek için hiçbir fırsatı kaçırmayacağız.
  6. syler33

    syler33 Üye

    Katılım:
    19 Nisan 2009
    Mesajlar:
    8
    Beğenileri:
    0
    Ödül Puanları:
    0
    siz bu konu başlığını öylesine mi açtınız adminler .. kaç kişi burda çeviri yazmış bekliyolar allahın bi kulu cevap vermiyo madem cevap vermiceksiniz nie açıyonuz bu konuyu :S:S sadece bu konu da değil başkaları değişik konular açıyor çoğunu yanıtlamıyorsunuz.. kaç gündür günde 10 kez girip bakmaktan bıktım artık 3 haftadır hergün 10 kere girip bakıyorum acaba cevap yazmışlar die :S bence kapatın bu konuyu bide sabitlemişsiniz :S burdan bütün yetkililere sesleniyorum.. bi bakın şu yardım isteyenlere de bilmiyosanız bile bi cevap yazın bizi böyle bekletmeyin boşu boşuna bidahada uğramam zaten buraya sırf vakit kaybı anca yardımcı kaynak kitaplardan hazır cevaplar varsa onları yazıyonuz özel bişi istendiği zaman ne yazıldıgına bile bakmıyonuz neyse çok konuştuk kalın sağlıcakla..
  7. songülll

    songülll Üye

    Katılım:
    23 Nisan 2010
    Mesajlar:
    79
    Beğenileri:
    68
    Ödül Puanları:
    0
    yardım eder misiniz

    Tom Mr. Haley' e sattılır. Botla Misisipi üzerinde yolculuk yaparlar Tom bu botta olan küçük kız Euan geline dikkatini çeker. Onla tanışır. Kızda Tom'u sever. Bot bir gün odun almak için durur. Bu arada küçük kız güverteden düşer ve Tom hiç düşünmeden atlar ve küçük kızı kurtarır.Mr St. Clara Euangeline 'nin babası onu Mr. Haley ' den alır. Mr.St. Clara ile çok iyi günleri geçer. Bir gm Mr. St. Clara öldürülür. Mrs. Clara kocası öldükten sonra borçları yüzünden Tomu satar. Tom 'un yeni sahibi Simon Legree çok kötü bir adamdır ve bütün kölelerine türlü işkenceler yapar. Tom burda pamuk tplarken bir kadın dikkatini çeker. Bu kadından herkes nefret eder. Kadına yardım etmek için topladığı tüm pamuları ona verir. Kölelerin topladığı pamukları tartarlar ve sıra bu kadına gelince kadına yine tembel az mı topladın der ve kadını kırbaçlar.Bu arada Mr. Legree Tom 'u sadece köle olarak almadığını söyler ve onu asistan yapar ve kadını kırbaçlamasını söyler.
    Tom onun dediğini yapmaz.Bunun üzerine sahibi onu dövdürür.Karanlık pis bir odada sabahlar.
    Ertesi gün Tom tekrar işinin başına döner.Fakat asistan Sambo gibi olmayı reddeder.Çünkü eğer onlar gibi olursa zaten ailesini çocuklarını kaybetmiş birde cenneti kaybetmek istemez.Sahibi Tom' u kendinden geçinceye kadar döver. Bu arada George Tom' a bakmaya ve onu geri almaya gider. Mr. Legree 'yle konuşur. Legree onun ölmek üzere olduğunu söyler. George yanına gider ve onu geri almaya geldiğini ve onu ailesine geri getireceğini söyler. Tom artık çok geç olduğunu istediği yere cennete beklendiğini ve İsa' nın onu alamya geldiğini ve sonunda mutluluğa ereceğini söyler ve ölür.

    Mr. Selby = zengin çiftlik sahibi
    Mr. Haley= köle tüccarı
    Tom = köle ve zenci
    Eliza = köle beyaz bir adamla papaz tarafından evlenmiş bir çocuğu var.
    Harry = çocuğu Eliza ve George 'un
    George = beyaz bir adam Eliza nın eşi

    proje ödevim çevirirseniz çok sevinirim.
  8. sementa.38

    sementa.38 Üye

    Katılım:
    17 Kasım 2009
    Mesajlar:
    645
    Beğenileri:
    363
    Ödül Puanları:
    64
    Yer:
    kayseri
    proje ödevlerine yardım edilmiyor canım.:)
  9. songülll

    songülll Üye

    Katılım:
    23 Nisan 2010
    Mesajlar:
    79
    Beğenileri:
    68
    Ödül Puanları:
    0
    ama neden biraz yardım alsam fena mı olur ne farkı var ki bu da ödev oda
  10. songülll

    songülll Üye

    Katılım:
    23 Nisan 2010
    Mesajlar:
    79
    Beğenileri:
    68
    Ödül Puanları:
    0
    kimse yardım etmeyecek mi
Konu Durumu:
Mesaj gönderimine kapalı.

Sayfayı Paylaş