10.Sınıf Coğrafya Konuları

Konu 'Coğrafya 10. Sınıf' bölümünde Toгgαи tarafından paylaşıldı.

Konu Durumu:
Mesaj gönderimine kapalı.
  1. Toгgαи

    Toгgαи Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    25 Ekim 2007
    Mesajlar:
    4.730
    Beğenileri:
    1.813
    Ödül Puanları:
    38

    Nüfus Sayımları
    NÜFUS SAYIMLARI

    Nüfus sayımı


    Bir ülkenin sınırları içinde yaşayan kişilere yönelik demografik, ekonomik ve sosyal verilerin toplanması ve bu verilerin değerlendirilmesi işlemine nüfus sayımı denilmektedir. (Belli bir ülkede yaşayan insanların belli bir günde sayılması demektir )Sayımın yapıldığı güne “ sayım günü” denir.

    Tarih boyunca çeşitli amaçlarla birçok nüfus sayımları yapılmıştır. Ancak yapılan sayımlar bu günkü sayımlarla aynı özellikte olmayıp günümüz sayımlarına göre yapılış, amaç, elde edilen sonuçlar bakımından oldukça yetersiz durumda idi.



    20. yüzyıldan önce yapılan nüfus sayımlarının özellikleri

    1- Bu sayımlar genel olarak çok dar amaçlara hizmet etmek için ( Asker ve vergi alma işlemleri) yapılmaktaydı.

    2- Bu nüfus sayımları belirli aralıklarla yapılan periyodik sayımlar değildi.

    3- Bu sayımlarda elde edilen bilgilerin bulunduğu istatistikler yeterince tutulmamış ve değerlendirilememiştir.

    4- Bu sayımlarda ülkeler arasında bir birlik ve uygulamada ortaklık yoktu, dünya ülkeleri kendilerine göre değişik sayım yöntemleri kullanıyordu.

    5- Bu sayımların sonuçları sıhhatli değildi ve düzenli olmadığı için dünya nüfusu hakkında yeterli bilgiler vermiyordu.

    Dünyada ilk modern manada nüfus sayımları İskandinav Ülkelerinde yapılmıştır.



    Ülkemizde nüfus sayımları


    Osmanlı İmparatorluğu döneminde istatistik çalışmaları, başlangıçta devlete belirli hizmetler yapmakla yükümlü memur ve sipahilere bırakılan gelir kaynaklarının nicelik ve değişmelerini saptamak amacıyla, 30–40 yıl gibi aralıklarla nüfus ve toprak sayımları yapılması şeklinde düşünülmüştür.

    Osmanlı Dönemi öncesine ilişkin istatistik çalışmaları hakkındaki bilgilerimiz ise eksiktir.

    İmparatorluk yeni kurulduğu sıralarda nüfusla birlikte tarım ve arazi konularında bilgi toplamaya özel önem verilmiş; 1326–1360 ve 1360–1389 yılları arasında toprak ve nüfus sayımları yapılmıştır.

    Daha sonra Padişah Kanuni Sultan Süleyman genel bir sayım yaptırmaya teşebbüs ederek, bunun her yüzyılda bir tekrar edilmesini Kanunname’ye yazdırtmıştır. Tarihçiler bu dönem içinde 1566–1574 yıllarında Genel Nüfus ve Arazi Sayımı, 1608 yılında tekrar bir nüfus sayımı uygulandığını yazmaktadır.

    Kemankeş Kara Mustafa Paşa Sadrazamlığı sırasında nüfus sayımlarının ülke için gereğini belirtmiş ve bunların otuz yılda bir tekrarlanmasını karar altına aldırtmıştır. Ancak sayısız savaş nedeniyle, bu süreye gereğince uyulmadığı gibi, sayım girişimleri sonuçlandırılamamış, fakat çalışmalara ve bilgi toplama faaliyetine devam edilmiştir.

    19.Yüzyılın başından itibaren Âdemi Merkeziyet sistemine dayalı olarak merkezde her nezarette, taşrada ise vilayet ve kazalarda istatistik büroları açılmış ve bunların çalışmalarını takip ve kontrol etmek için de ayrı bir merkezi organ kurulmuştur.

    Başarı ile sonuçlandırılan ilk Nüfus Sayımı 1831 yılında yapılmıştır. Esas amacı askerlik yapabilecek halkın sayısı ve yeni vergi kaynaklarının saptanması olan bu sayımda, Rumeli ve Anadolu’da bulunan tüm İslam ve Hıristiyan erkek nüfus kapsanmıştır.

    II. sayım 1844 yılında kadın nüfusu da kapsayan bir nüfus sayımı daha yapılmış, amacı da kimlik verilecek vatandaşları belirlemektir. 1854’te ise yeni bir nüfus sayımına daha girişilmişse de bunun sonuçlandırılması kabil olmamıştır. 1870 yılında yapılmasına karar verilen Genel Nüfus Sayımı da uygulanamamıştır. III. sayım 1874’te yapıldı, Tuna vilayetleri sayıldı, Trablusgarp ve Arabistan nüfusu tahmin edildi. Bu sayıma göre Anadolu’daki nüfus sayısı 12 milyon civarında idi.

    Aynı dönemde Nüfus Sicili Nizamnamesi çıkarılmış ve ilk kez Nüfus Müdürlüğü kurularak nüfus tezkereleri ile doğum, ölüm, yer değiştirme olaylarının kaydına başlanmıştır. 1891 yılında Bab-ı Ali’de Merkezi İstatistik Encümeni kurulmuş, istatistik hizmetleri kanuni bir esasa bağlanmıştır.

    1918 yılında çıkarılan yeni bir kanunla istatistik faaliyeti sadarete bağlı istatistik Müdüriyet-i Umumiye’ si bünyesinde toplanmış, kanunun uygulamasına bir yıl devam edildikten sonra kaldırılmış ve eski sistem Cumhuriyete kadar devam etmiştir.



    Cumhuriyetten Sonra Nüfus Sayımları

    “Efendiler, nüfus meselesi bir memleketin en önemli hayati meselelerindendir. İdarî, askerî, malî ve iktisadi meselelerde memleket nüfusunun gerçek sayısını bilmek ne kadar gerekli ise her sene yapılacak istatistiklerle nüfusun artış veya azalış miktarı anlaşılmadan artış nedenlerinin devam ettirilmesi ve azalış nedenlerinin yok edilmesi için tedbir almanın mümkün olmayacağı bellidir. Bundan dolayı yeniden nüfus sayımı yapılmasına pek acil ve kesin bir lüzum muhakkaktır.” Atatürk

    Cumhuriyetin ilanından sonra, Türkiye’nin karşılaştığı önemli ihtiyaçlardan biri de ülkemizde yaşayan nüfusun sayısının, sosyal ve ekonomik niteliklerinin bilinmesi olmuştur.

    Ülkemizde ilk düzenli sayım cumhuriyet döneminde 1927’ de yapıldı. İkincisi 1935 ‘de yapıldı. Bundan sonra her beş yılda bir yapılarak devam edildi.1990 ‘dan sonra ise her 10 yılda bir yapılması yönünde karar alındı. Seçimler nedeniyle listeleri yenilemek için 1997’de bir nüfus sayımı daha yapıldı. En son sayım 22 Ekim 2000 tarihinde ülkemizde on dördüncü genel nüfus sayımı gerçekleştirilmiştir.

    Son sayımda nüfusumuz 67. 844.000 olarak belirlendi. Ülkemizde sayımların yapılması ve sonuçlarını D.İ. E. tarafından yapılmaktadır.



    NÜFUS SAYIMLARI NEDEN YAPILIR?

    1- Nüfusun sayısını belirlemek,

    2- Nüfusun özelliklerini ortaya çıkarmaktır.

    Nüfus sayımları ile nüfusun sayısı ile bireylerin doğum tarihleri, doğum yerleri, eğitim durumları, cinsiyetleri, meslek durumları, nüfus artışı gibi bilgiler elde edilir. Buna nüfus istatistikleri denir. Nüfus istatistiklerinden faydalanarak nüfusun ortaya çıkarabileceği problemleri önceden tespit etmek ve bunlara önlem almak mümkündür.



    20. yüzyıl öncesi nüfus sayımlarının amaçları
    Modern nüfus sayımlarının amaçları

    Asker sayısını belirlemek,

    Vergi yükümlülerini belirlemek

    Devlete belirli hizmetler yapmakla yükümlü memur ve sipahilere bırakılan gelir kaynaklarının nicelik ve değişmelerini saptamak amacıyla,

    Tarım ve arazi konularında bilgi toplanmaya çalışılması,
    Okuma yazma bilmeyen nüfusun belirlenmesi ve buna göre okuma yazma seferberliğine başlanması,

    İşsizlerin sayısının belirlenmesi ve buna göre iş sahalarının açılması,

    Okula başlayacak çocuk sayısının belirlenmesi ve ona göre okul ve derslik yapılması,

    Ülkelerin ihtiyacı olan öğretmen, doktor, mühendis vb. ihtiyacını belirlemek,

    Ülkelerin nüfus artış hızını tespit etmek ve nüfus planlamasının yapılması veya nüfus artırma çalışmalarına başlanması,

    Ülke kaynaklarının tespiti ve nüfusa göre kullanımının planlanması,

    Ülkelerde meydana gelen nüfus hareketlerini tespit etmek ve bunun ortaya koyacağı sonuçlara gerekli önlemler almak,

    Asker sayısı ve askerlik sürelerinin belirlenmesi,





    Nüfus sayımının amacı: Sayımın uygulama tarihinde sınırlarımız içinde bulunan nüfusun büyüklüğünü, idarî bölünüşe göre dağılımını ve başlıca demografik, sosyal ve ekonomik niteliklerini tam ve doğru olarak tespit etmektir.

    Bir ülkenin kalkınmasında alınan kararların amaçlanan hedeflere ulaşması için ülkenin mevcut kaynaklarının bilinmesi gerekir. Bu kaynakların en önemlisi insan kaynaklarıdır. Bir ülkede nüfusun miktarı, nitelikleri, yaş gruplarına göre, ekonomik faaliyetlere göre dağılımı, cinsiyet yapısı gibi özelliklerin bilinmesi gerekir. Bir ülkenin gerçekçi bir kalkınma planlaması ancak nüfusun niteliklerinin bilinmesi sayesinde yapılabilir. Modern nüfus sayımları da bu nitelikleri ortaya koymak için yapılmaktadır. Ayrıca nüfus artışının ortaya koyacağı sorunları önceden tespit etmek ve bunlara önlemler almak ve sorunları çözmek için gerekli planlamalar bu bilgiler sayesinde yapılabilmektedir.



    Nüfus sayımlarında sorulan sorular şu üç özelliği ortaya çıkarmaya yöneliktir.

    1- Nüfusun coğrafi dağılışı ortaya koymak,

    2- Ev halkının yapısını ortaya çıkarmak

    3- Kişilerin sosyal ve ekonomik özelliklerini ortaya çıkarmak.



    Nüfus sayımları sonucunda;



    1-Nüfusun sayısı,

    2-Artış hızı,

    3-Kır – kent nüfus özelliği,

    4-Yaş gruplarına göre dağılım,

    5-Cinsiyet durumuna göre dağılım,

    6-Nüfusun eğitim durumu,

    7-Nüfus hareketleri (İç ve dış göçler),

    8-Aktif nüfus özelliği,( Üretici- tüketici nüfus)

    9-Nüfusun meslek gruplarına dağılımı yani sosyo ekonomik yapısı öğrenilir.



    Bir ülkenin nüfusunun niteliklerini bilmesi, kalkınma önceliklerini belirlemesi açısından önemlidir. Nüfus bir ülke için önemli bir güç aynı zamanda kaynaktır. İnsan kaynağı planlı ve doğru kullanıldığı sürece ülkelerin kalkınmaları ve gelişmeleri oldukça kolay olmaktadır.

    Türkiye’nin nüfusu 1997 yılına göre 62,8 milyon ile Dünya’da 15. sırada ve Avrupa’da Almanya’dan sonra 2. sırada bulunur. Ancak bu haliyle kalabalık olmayan ülkeler arasındadır.

    1997 sayımına kadarki sayımlar De Facto (dö faktö) yöntemine göre yapılıyordu.1997 de De Jure (dö jur) yöntemi de kullanıldı.

    Nüfus sayımlarının hazırlık çalışmalarından sonuçların yayınlanmasına kadar olan tüm süreçlerin planlanması ve yürütülmesi yoğun ve uzun dönemli bir çalışmayı gerektirmektedir. Bu çalışmaları yürütmek üzere başkanlığını DİE Başkanının yaptığı ve nüfus alanındaki bilim adamları, DİE ve ilgili kurumların temsilcilerinden oluşan “2000 Genel Nüfus Sayımı Komitesi”, Haziran 1998 tarihinden itibaren çalışmalarına başlamıştır.

    DİE tarafından yürütülen faaliyetler:

    1-Sayım yöntemine ve tarihine karar verilmesi,

    2-Soru kâğıdının hazırlanması,

    3-Alan organizasyonunun planlanması,

    4-Sayım değerlendirme çalışmalarının planlanması ve geliştirilmesi,

    5-Sayımın tanımı,

    6-Soru kâğıdının basımı,

    7-Sayımda görev alan personelin eğitimi,

    8-Sayımın değerlendirme çalışmalarının yürütülmesi ve veri analiz çalışmalarının tamamlanması

    9-Sonuçların yayınlanması,



    İçişleri Bakanlığı teşkilatı tarafından yürütülen faaliyetler,

    1-Sayımın adres çerçevesini belirleme çalışmaları,

    2-Sayım komitelerinin oluşturulması,

    3-Sayımda görev alan personelin seçimi,

    4-Sayımın uygulanması



    2000 Nüfus Sayımında Yöntem: Daha önceki sayımlarda olduğu gibi 2000 Genel Nüfus Sayımı da bir gün için içinde sokağa çıkma yasağı uygulanarak gerçekleştirilmiştir. Nüfus sayım memurları hane halkı teşkil eden ve hane halkı teşkil etmeyen yerleri tek tek ziyaret edip, ilgili kişi ile yüz yüze görüşerek soru kâğıdını doldurmuşlardır.

    2000 Genel Nüfus Sayımının değerlendirilmesi 26 Ağustos 2002 tarihi itibariyle 22 ayda tamamlanmış olup il, ilçe ve köy bazında nüfuslar kesinleşmiştir.

    2000 Genel Nüfus Sayımından önceki sayımların değerlendirilme süresi yaklaşık 3,5–4 yıldır. 2000 Genel Nüfus Sayımı ise 2 yıldan daha kısa sürede değerlendirilmiştir.

    Dünya Nüfusunun Tarihsel Artışı ve Değişimi
    DÜNYA NÜFUSUNUN TARİHSEL DEĞİŞİMİ

    Nüfus artışını etkileyen faktörler:


    1- Doğumlar.

    2- Ölümler,

    3- Göçler,

    4- Ülkenin sınırlarındaki değişiklikler.

    Dünya nüfusu tarih boyunca sürekli artmıştır. Artış oranları başlangıçta yavaş iken günümüze doğru artış oranları hızlanmış, son birkaç asır içinde hızlanmış adeta katlanarak artmaya başlamıştır.

    İlk zamanlarda insanlar toplayıcılık ve avcılık ile geçim sağladığı dönemlerde yeryüzündeki herhangi bir saha ancak küçük insan gruplarını besleyebilmekteydi. Bu durumda insan nüfusunun ister istemez artışının yüksek olması beklenemezdi.

    İnsanlar yerleşik hayata geçmesi, tarım toplumuna geçişle küçük sahalarda daha fazla nüfusu besleyebilir duruma gelmiştir. Ayrıca sanayi toplumuna geçiş ve üretimin artması ve ekonomilerin büyümeleri, yeni alanların keşfedilmesi ve uygun olmayan alanların yerleşime açılması, beslenme barınma ve sağlık koşullarındaki iyileşmeler, insanın ömrünün uzaması ile insanlığın nüfus artışı ve sayısı günümüze doğru sürekli artarak gelmiştir.



    Dünya nüfusu sürekli artacak mı?


    Saniyede 2–3 kişi dünya nüfusuna eklenmektedir.

    Dakikada yaklaşık 140 insan dünya nüfusuna eklenmektedir.

    Günde yaklaşık 200.000 kişi dünya nüfusuna eklenmektedir

    Her ay yaklaşık 6 milyon insan dünya nüfusuna eklenmektedir. ( Bir G.Doğu Anadolu Bölgesi Nüfusu kadar)

    Her yıl yaklaşık 73 milyon insan dünya nüfusuna eklenmektedir. ( Yaklaşık Türkiye nüfusu kadar)

    İnsan nüfusunun artışı günlük ölüm ve doğumların incelenmesiyle belirlenebilir. Her gün 328.000 doğum olurken 134.000 ölüm olduğu hesaplanmaktadır. Her gün insan nüfusu 200.000'e yakın artmaktadır.

    Yıllar
    Dünya nüfusu

    1000
    310 milyon

    1250
    400 milyon

    1650
    500 milyon

    1700
    610 milyon

    1750
    790 milyon

    1800
    980 milyon

    1850
    1.260 milyar

    1900
    1.650 milyar

    1910
    1.750 milyar

    1920
    1.860 milyar

    1930
    2.070 milyar

    1940
    2.300 milyar

    1950
    2.520 milyar

    1960
    3.020 milyar

    1970
    3.700 milyar

    1980
    4.440 milyar

    1990
    5.270 milyar

    2000
    6.060 milyar


    1950 yılından sonra en fazla nüfus artışlı o1muştur.

    Dünyada özellikle 1800 yılından sonra dünya hızlı bir nüfus bir artış dönemine girmiştir. Dünyada nüfus on bin yıldır artışını sürdürmektedir. En fazla nüfus artışı son 200 yılda olmuştur. Halen dünya nüfus artışı sürmektedir.



    1930- 1950 yılları arasında nüfus artışında yavaşlama meydana gelmiş.Bunun nedenleri :



    Bu dönem dünyada siyasi ve ekonomik istikrarsızlıklar dönemidir.

    Bunun öncesinde 1914- 1918 yılları arası yaşanan 1. Dünya Savaşı ve bunun ortaya koyduğu ekonomik, siyasi ve sosyal yıkımların etkisi henüz bitmeden dünyanın 1930 lu yıllardan sonra başlayan siyasi çekişmeler ve 1940 ta başlayan II. Dünya savaşı yıllarının ortaya koyduğun siyasi sosyal, ekonomik sorunlar, mal ve can kayıpları ve hastalık ve ölümlerdir. Bu yıllarda güvende olmayan insanlarda doğumlar azalmış, genç nüfus silâhaltında oluğu evlilikler azalmış ve savaşın yol açtığı yıkımlar ve can kayıplarıdır.





    1960 yılından sonra dünya nüfusu daha hızlı bir artış sürecine girmesinin nedenleri :

    1- Tarımdaki Gelişme ve Endüstrileşme: Tarım ve endüstri alanındaki gelişmelere yasam koşullarının iyileşmesini sağlamıştır. Böylece kötü beslenmeden kaynaklanan ölümler azalmıştır.(Gelir düzeyinin artması, Beslenme düzeyinin artması)

    2- Tıp Bilimindeki gelişmeler: Tıp bilimindeki gelişmelere bağlı olarak doğum oranlarının artması ve ölüm oranlarının azalması nüfus artışına yol açmıştır.(Aşılama çalışmalarının artması, Bulaşıcı hastalıklara karşı etkili ilaçların bulunması),

    3-Teknolojik Gelişmeler: Teknolojik gelişmeler, yasam koşullarını iyileştirerek, nüfus artışına dolaylı olarak etki eder.

    4-Kadınların eğilim düzeyinin ve ekonomik bağımsızlıklarının artması,

    5- Güvenli ve yeterli su imkânlarının artması,

    Nüfus patlaması:

    Dünyada sanayi inkılâbından sonra başlayan hızlı nüfus artışının 1950 den sonra kısa bir sürede katlanarak büyümesi olayına nüfus patlaması adı verilmektedir.

    Paleolotik ve Neolitik dönemde ortalama insan ömrü 30 yıl civarındır.

    Dünyanın nüfus sayısı tarih boyunca sürekli artarak günümüze kadar gelmiştir.

    Nüfus bilim uzmanları dünyanın nüfus artış artışının üç büyük sıçrama dönemi yaşayarak günümüze geldiğini belirtmektedirler.

    I. Sıçrama: Günümüzden 2 milyon yıl önce insanların alet yapmayı keşfetmesiyle, yaptıkları alet aletlerle yabani hayvanlarla mücadele etmeyi, onları daha iyi avlayarak daha iyi beslenmeye başlaması ile çoğalma içine girmişlerdir.

    II: Sıçrama:
    İnsanoğlu yaklaşık 10.000 yıl önce yerleşik hayata geçişle yapmıştır. Bu dönemde insanlar tarım toplumuna geçişle birlikte, toprağı ekip biçmeyi, çeşitli ürünler yetiştirmeyi ve bunları stok yaparak kış dönemlerinde de rahat ve bol beslenmeyi, ayrıca hayvanları evcilleştirerek onların ürünlerinden faydalanmayı öğrenmiş ve daha fazla insanın beslenmesine yetecek bir ortama kavuşmuşlardır.

    Not: Bu dönemlerde insanların sık yaşadığı ve yoğunlaştığı alanlar oluşmuştur. Ancak bu yoğun alanlar fazla yer tutmuyordu. Sanayi inkılâbına kadar bu küçük alanların dışında dünyanın büyük kısmı nüfus yönünden boş bir yapıda bulunuyordu.

    III. Sıçrama:
    Dünya nüfus değişiminde III. sıçrama sanayi inkılâbı sonrasında gerçekleşti. Bu dönemde kurulan sanayiler, işlenen kaynakların artması, üretimin artması, beslenme ve barınma gibi ihtiyaçların bollaşması ve ucuzlaması yanında ülke ekonomileri ve gelişti, İnsanların alım güçleri arttı, gelişen teknoloji ile doğal şartlarla daha iyi mücadele edilmeye başlandı.

    Dünyada yeni alanlar tarıma ve yerleşmeye açılmaya başlandı, Gelişen teknoloji ve bilim sayesinde hastalıklarla daha iyi mücadele başladı. Bu da ölümleri azaltıp, insan ömrünü uzatmaya başladı. Ölümlerin azalması yanında doğumlar aynen devam edince hızlı bir nüfus artışı doğal sonuç olarak ortaya çıktı. Dünya 1800’lü yılların ortasında 1 milyar nüfusu aştı.

    Özellikle 1750- 1850 yılları arasında en yüksek artış Avrupa’da olmuştur. NEDENİ:

    Dünyada sanayi inkılâbı Avrupa ülkelerinde başlamıştır. Batıda tıp, sağlık koruma, yaşam düzeyi ve teknolojik gelişmelere bağlı olarak ömür uzamış ve nüfus hızla artmıştır.

    Avrupa ve Kuzey Amerika’da bu yıllarda başlayan ölüm hızının düşmesi gelişmekte olan ülkelerde günümüzde hızla devam etmektedir. Gelişmemiş ülkelerde 1950–1990 arasında çocuk ölümleri üçte iki oranında azaldı. 41 yaşı bulmayan ömür süresi 60 yıla çıktı. Gelişmiş ülkelerde bir asırda varılan bu noktaya üçüncü dünya 40 yılda geldi.

    Ortalama ömrün 50- 60 yaş civarında olan yoksul ülkeler ile yaş ortalaması 75 civarında olan gelişmiş ülkeler arasındaki fark, özellikle sağlık alanındaki gelişmeler, bulaşıcı hastalıkların azalması ve iktisadi krizler nedeniyle yavaş yavaş kapanmaktadır.

    Batıda tıp, sağlık koruma, yaşam düzeyi ve teknolojik gelişmelere bağlı olarak gerçek bir demografik devrim meydana gelirken, insanların sayısı ile birlikte yaşam süreleri ile doğum oranları da değişmiştir. Önceleri ölüm oranındaki gerileme, yüksek bir doğum oranıyla birleşerek önemli bir nüfus artışına yol açmış, daha sonra ölüm oranı düşmeye devam ederken doğum oranındaki düşüş nüfusu dengeye kavuştururken aynı zamanda nüfusu yaşlandırmıştır.

    1950- 2000 yılları arasında dünyada çok hızlı bir nüfus artışı meydana gelmiş adeta nüfus patlaması yaşanmıştır. Dünya nüfusu hızla artmasına rağmen 1970 lerden sonra batıda nüfus artışı yavaşlamaya başlamıştır. Hızlı nüfus artışı daha çok gelişmemiş ve gelişmekte olan ülkelerde devam etmektedir.

    Gelişmiş ülkelerde nüfus artışı oldukça düşüktür.

    BUNUN NEDENLERİ:

    1- Ekonomik kalkınmanın gerçekleşmesi ve eğitim seviyesinin yüksek olması,

    2- Şehirleşme ve sanayileşmenin etkisi,

    3- Nüfus planlamasının uygulanması ve sonuç vermesi,

    4-Kadınların çalışma hayatına girmiş olması,

    Sanayi devrimi ile başlayan hızlı nüfus artışı sonucunda dünyada son 200 yılda 7,5 kattan fazla artarak 800 milyondan 6 milyara çıkmıştır.

    Dünya nüfus artışı bu günkü tahminlerle;

    2010 da 6,8 milyara, 2020 de 7,5 milyara,

    2030, da 8,1 milyara, 2040 da 8,6 milyara,

    2050 de 8,9 milyara, 2075 yılında da 9,2 milyara,

    Gelecekte yüksek gelirli ülkelerin 1989–2025 yılları arasındaki nüfusları birkaç milyonluk bir artış göstereceği sanılmaktadır (% 0,9).Gelişmekte olan ülkelerde artışın daha fazla olacağı görülmektedir. Suriye’nin nüfusu 12 den 36 milyona, Türkiye’nin 62 den 92 milyona, Pakistan’ın 110 dan 279 milyona, Çin’in 1,114 milyondan 1,597 milyona, Hindistan’ın 833 milyondan 1,350 milyona çıkacağı tahmin edilmektedir.

    Dünya nüfus artışının ortaya koyduğu sonuç şudur: Düşük ve orta gelirli ülkelerde nüfus artış hızı yüksektir.


    DÜNYADA NÜFUSUN ALANSAL DAĞILIŞI

    DÜNYADA NÜFUSUN ALANSAL DAĞILIŞI

    Nüfus Dağılışı:
    Belirli bir yerdeki nüfusun sık veya seyrek olma durumudur. Nüfusun sayısı ve özellikleri yanında dağılışının da iyi bilinmesi gerekir. Çünkü dünya genelinde veya dünyanın herhangi bir alanında ekonomik ve sosyal özelliklerin ve sorunların tespit edilmesi, çözülmesi açısından nüfusun mekânsal dağılışını iyi bilmek gereklidir.

    Nüfusun dağılışında kullanılan kavramlar.

    Nüfusu fazla olan yerler için—Yoğun nüfuslu ( Sık nüfuslu)

    Nüfusu fazla olmayan yerler için – Orta nüfuslu ( Orta yoğunlukta veya sıklıkta)

    Nüfusu az olan yerler için -- Seyrek nüfuslu ifadeleri kullanılır.( Tenha)

    Dünyada nüfusunda geçmişten bu güne doğru sürekli bir değişim yaşanmıştır. Bu değişimlerden bir de dünyada nüfusun alansal dağılışıdır.

    Dünya nüfusu yeryüzünde eşit ve dengeli bir şekilde dağılmamıştır. Nüfus kıtalara, ülkelere, ülkeler içerisinde bölgelere ve illere göre de farklılıklar gösterir. Dünya nüfusunun yeryüzündeki dağılımı çok dengesiz bir şekilde olup, İnsanların üçte ikisi karaların onda birinden daha az topraklar üzerinde toplanmıştır. Diğer taraftan kuzey yarı küre insanların 90’nını, eski dünya karaları da %85 ini barındırmaktadır.

    Dünya nüfusunda tarih boyunca sürekli artış yaşanırken, bu artışlar kıtalara göre aynı olmamıştır.

    Nüfus dağılışını etkileyen etmenler






    Nüfus Dağılışını etkileyen doğal Faktörlerin başlıcaları şunlardır:



    A) Yer şekilleri (Topografik özellikler):

    1 -Yükselti: Genel olarak yükselti arttıkça nüfus yoğunluğu azalır. Dağlık alanlarda nüfus az ve dağınıktır. Yüksek dağ ve platolarda 1500 m ‘den sonrası yaklaşık olarak boştur. Bunun nedeni, kışların uzun yazların kısa sürmesi, tarımsal etkinliklerin kısıtlanmasıdır. Ulaşım güçlükleri de nüfuslanmanın az olmasında etkilidir.

    Ekvatoral bölgede alçak kesimler çok yağışlı, nemli ve sıcak olmasından dolayı bu bölgelerde nüfus, iklim koşullarının elverişli olduğu yüksek kesimlerde toplanmıştır.



    2 -Eğim ve Bakı: Dünyada eğimi az olan ve düz alanları sık nüfusludur. Çünkü buralardaki iklim ve arazi şartları Tarıma müsait, ulaşım imkânları da gelişmiştir. Eğimin fazla olduğu engebeli sahalar seyrek nüfusludur. Kuzey Yarımkürede dağların güneye bakan yamaçları daha fazla ısınır. Güney yarım kürede ise dağların Kuzeye bakan yamaçları daha fazla ısınır Bu yüzden dünyada Kuzey Yarımkürede dağların güneye bakan yamaçlar, kuzeye bakan yamaçlara göre daha sık nüfuslanmıştır.



    3-Dağların Uzanış doğrultusu: Kıyı paralel uzanan dağların denize bakan yamaçları deniz etkisi ile daha nemli, ılıman şartlara sahiptir. Genel olarak sıcaklık yüksektir. Bu yüzden dağların denize bakan yamaçları sık nüfuslu iken, içlere bakan yamaçları seyrek nüfusludur.



    B-)İklim şartları: İklim elemanlarından SICAKLIK ve YAĞIŞ nüfus dağılışında en etkili olanlardır. Ilıman ve yeterli yağış alan yerler sık nüfusludur. Dünya nüfusunun zaten çoğu ılıman iklim kuşağında yaşar. İklim koşullarının insan yaşamına uygun olmadığı soğuk iklim, çöl iklimi, karasal iklim, çok aşırı sıcak ve yağışlı ekvatoral iklimle kutup altı iklim bölgeleri seyrek nüfusludur.



    C)Bitki örtüsü: Bitki örtüsünün, özellikle ormanların sık ve gür olduğu alanlarda nüfus az ve seyrektir. Çünkü ormanlık alanlarda tarıma ve yerleşmeye elverişli alanlar sınırlıdır.



    D)Toprak verimliliği: Kıyılardaki verimli düzlükler, delta ovaları ve verimli iç ovalar nüfusun yoğun olduğu alanlardır. Kalkerli arazinin yaygın olduğu alanlar, tuzlu, çorak, jipsli ve aşırı yıkanmış verimi az topraklar tarıma uygun olmadığı için seyrek nüfusludur.



    E)-Su kaynakları: İçme ve kullanma suyu temini, tarım ve sanayide suya ihtiyaç duyulması nedeniyle nüfusun çoğu, akarsu, göl vb. su kaynakları çevresinde yoğunlaşmıştır.



    F)- Enlem: Dünyada insanlar çok sıcak şartların yaşandığı ekvatoral iklim bölgesi ( Sıcak kuşak) ta, çok soğuk şartların yaşandığı kutup bölgeleri insan yaşamına uygun olmadığı seyrek nüfusludur.

    Buna karşın insanların çoğu ılıman kuşakta yaşar. Sıcak ve soğuk kuşakların az, ılıman kuşağın s›k nüfuslu olmasının temel nedeni iklimdir.



    Nüfus Dağılışını Etkileyen Beşeri ve Ekonomik faktörlerin başlıcaları şunlardır:

    A- Tarihi, İdari faktörler ve Askeri Faktörler: Dünyada eskiden beri yerleşme alanı olan ve çok eski dönemlerden beri ticaret yollarının kavşak noktası yerler ve buralarda kurulan yerleşmeler daha sık bir nüfusa sahiptir.

    Dünyada bazı kentler başkentlik yapmış olmaları sayesinde, bazı kentler de tarihten günümüze gelen askeri önemi ile yoğun nüfuslanmıştır.

    B-Ekonomik faktörler: Dünyada bazı alanlar da sanayi, madencilik, tarım, turizm, ticaret, hizmet ve ulaşım şartlarının iyi olması veya önemli kara, demir, deniz yolları, önemli havaalanları ve limanları ile insanları kendine çok çekmiş ve yoğun nüfuslanmıştır.

    Dünyada sık nüfuslu alanların ortak özellikleri:

    1- Arazisi düz ve verimli alanlardır.

    2-İklim şartlarının uygun olduğu alanlardır.

    3- Endüstrinin geliştiği alanlardır.

    4- Ulaşımın kolay olduğu alanlardır.

    5-Yeraltı ve yer üstü kaynakları bol olan alanlardır.

    6- Tarım, hayvancılık, ticaret, turizm etkinliklerinin yoğunlaştığı alanlar.

    Dünyada seyrek nüfuslu alanların ortak özellikleri:

    1- Arazinin yüksek, engebeli ve eğimli alanlar ile toprağı verimsiz alanlar.

    2- Ulaşımın zor yapıldığı yerler.

    3-İklimin sert, yağışın az, kuraklığın fazla olduğu yerler.

    4- Sanayi, ticaret, turizm ve bayındırlık çalışmalarının gelişmediği alanlar.

    5- Sık ve gür ormanların olduğu alanlarda nüfus seyrektir.

    6- Kurak karakterli çöl alanları,

    7- Buzullarla kaplı kutup bölgeleri.



    Dünya üzerinde en sık ve seyrek nüfuslanmış yerler ve nedenleri:

    A- Sık Nüfuslanmış Yerler:

    Dünya nüfusunun büyük bir bölümü uygun yasama koşulları taşıyan ılıman iklim kuşağında toplanmıştır.

    Muson Asyası: Asya kıtasının güney ve güneydoğusundaki ülkeleri kapsayan bu bölgede, bol yağışlı iklim nedeniyle pirinç ve çay tarımı önem taşır. Dünya’nın en kalabalık ülkeleri olan Çin Halk Cumhuriyeti ve Hindistan bu bölgede bulunmaktadır. ( tarım) Japonya: Sanayileşmenin ve kısmen madenciliğin etkisiyle sık nüfuslanmıştır.

    Akarsu Havzaları: Tarım koşullarının elverişli olduğu Ganj, İndus, Fırat, Nil gibi akarsu havzaları sık nüfuslanmıştır. Akarsu boyları enleme göre farklı nüfus yo*ğunluğuna sahiptir. Örneğin sıcak kuşakta Amazon, Kongo nehirlerinin havzası seyrek nüfuslu iken, orta kuşakta, Tuna, Ren, Fırat nehirlerinin havzası yoğun nüfusludur.

    Güney ve Batı Avrupa: Madencilik, endüstri ve ticaretin çok geliştiği Avrupa’nın bütünü sık nüfuslanmıştır.

    Amerika: Kuzey Amerika’nın kuzeydoğu kıyıları; Sanayi, tarım imkânları, deniz etkisi, uygun iklim şartları ve ulaşım kolaylığı.

    B- Seyrek Nüfuslanmış Yerler

    İklim şartlarının olumsuzluğuna bağlı olarak nüfusun çok az olduğu, tenha yerlerdir.

    Soğuk Bölgeler: Kuzey Kutup Dairesi içinde bulunan Gröndland, Alaska, Kanada’nın Kuzeyi, İskandinav Yarımadası ve Sibirya’nın kuzey bölgeleri düşük sıcaklık nedeniyle seyrek nüfuslanmıştır.

    Yüksek Dağlar: İklim koşullarının her türlü ekonomik faaliyeti, özellikle tarımı sınırlamasına bağlı olarak

    seyrek nüfuslanmıştır. ( Himalayalar)

    Sıcak ve Nemli Ekvatoral Bölgeler: Tropikal kuşakta, Amazon, Kongo havzaları gibi alçak yerler, yüksek sıcaklık, aşırı nemlilik, sık ormanlar ve geniş alan kaplayan bataklıklar nedeniyle az nüfuslanmıştır.

    C-Nüfuslanmamış Yerler

    İklim ve zemin koşulları nedeniyle insanlarin yerleşmesine elverişli olmayan, nüfuslanmamış yerlerdir.

    Kutup Bölgeleri: Güney Kutup Bölgesi’nde bulunan Antarktika Kıtası 14 milyon km2 genişliktedir. Kalın buzullarla kaplı bir kıta olduğu için nüfuslanmamıştır.

    Bataklıklar: Bataklık, yağış miktarının fazlalığı nedeniyle, toprağın çok ıslak olduğu, yer yer suların yüzeyde biriktiği yerlerdir. Yerleşmeyi ve ekonomik faaliyeti sınırlandırdıkları için nüfuslanmamıştır.

    Çöller: Dönenceler çevresindeki Meksika, Büyük Sahra, Arabistan, Kalahari, Avusturalya çölleri ile Asya’nın iç kesimlerindeki Iran, Kızıllkum, Kara kum, Taklamakan ve Gobi çölleri, insanlarin yaşamasına ve yerleşmesine uygun değildir. Bu nedenle nüfuslanmamıştır. Ancak vaha adi verilen sulak yerlerde az da olsa nüfuslanma görülür.



    DÜNYADA NÜFUS ARTIŞI

    Doğurganlık oranlarında düşüşün nedenleri:

    1-Eğitim seviyesinin artması,

    2-Nüfus planlamasının yapılmaya başlanması,

    3-Kadının çalışma hayatındaki yerinin artması,

    4-Sanayileşme ve kentleşmenin etkileri,

    5-Kişi başına düşen milli gelir miktarının artması ve yaşam şartlarının iyileşmesi,



    Doğurganlık hızı, eğitime, kültüre ve ekonomik gelişime bağlı olarak değişir. Ekonominin tarım ve hayvancılığa dayalı olduğu, eğitim ve kültür düzeyinin geri olduğu ülke ve bölgelerde doğurganlık hızı fazladır. Ayrıca kırsal kesimde doğurganlık hızı kentlere göre daha yüksektir. Doğurganlık oranları kadınların yaşı ve eğitimi, çalışma hayatındaki yerine göre değişir. Kadınların eğitimi yükseldikçe, yaşı arttıkça, çalışma hayatında yer aldıkça doğum oranları düşmektedir.



    Gelişmiş ülkelerde nüfus artış oranları azdır. Bu ülkelerde nüfus artış oranları % 0 -1 arasında bulunmaktadır. Genç nüfus bu ülkelerde az olup yaşlı nüfus artmaktadır. Gelişmiş ülkelerde 65 yaş üstündeki nüfus 150 milyondan fazladır. Bu sayı önümüzdeki yıllarda sürekli artacaktır. Çünkü tüm dünyada ortalama ömür uzamaktadır. Bu sorun gelişmekte olan ülkelerde de öne çıkacak önemli bir sorun olacaktır.

    Nüfus Artışı ile gelişmişlik arasında ters bir orantı vardır. Gelişmişlik düzeyi arttıkça nüfus artışı hızı düşmektedir. Dünyada bakıldığında nüfus artış hızının yüksek olduğu ülkelerin genelde gelişmemiş ve gelişmekte olan ülkelerde olduğu görülmektedir.



    Doğurganlık Oranı En Yüksek Afrika Ülkeleri

    ( 2000 yılı – Binde olarak)



    Nijer 54 Liberya 50

    Çad 50 Uganda 48

    Angola 48 Somali 47

    Burkina Faso 47



    Doğurganlık Oranı En Düşük Afrika Ülkeleri

    ( 2000 yılı – Binde olarak)



    Mauritius 17 Seyşeller 18

    Tunus 22 Fas 23

    GAC 25 Mısır 26



    Ortalama Yaşam Süresi En Kısa Afrika Ülkeleri ( 2000 yılı)



    Malawi 39 Ruanda 39

    Mozambik 40 Zimbabwe 40

    Nijer 41 Uganda 42



    Bir ülkedeki nüfus artış hızının fazla olmasının sorun haline gelmesindeki temel etken, o ülkenin ekonomik kaynaklarının ülkede yaşayan nüfusun beslenme, barınma, eğitim, sağlık ve iş gibi temel gereksinimlerini karşılayamamasıdır. Bu duruma aşırı nüfuslanma denir.

    A. Nüfus artışının olumlu sonuçları

    Üretim artar.
    Vergi gelirleri artar.
    Mal ve hizmetlere talep artar.
    Yeni endüstri dalları doğar.( Piyasa genişler, yeni yatırım sahaları açılır.)
    İşçi ücretleri ucuzlar.
    İhracatta rekabet kolaylaşır.
    Askeri savunmada önemlidir kısa süre de güçlü ordular kurulabilir.
    B. Nüfus artışının olumsuz sonuçları

    İşsizlik artar.
    Kişi başına düşen milli gelir azalır.
    Tüketim artar, (Tüketici durumda olan çocuk yaştaki nüfusu ve tüketimi artırır.)
    Tasarruflar azalır.
    Ekonomik bağımlılık oranı yükselir.
    İç ve dış göçler artar.
    İnsanların temel ihtiyaçlarının karşılanması zorlaşır, Yetersiz beslenme sorunu ortaya çıkar.
    İhracat azalır.
    Demografik (nüfusa bağlı) yatırımlar artar.
    Çevre kirlenmesi artar.
    Çarpık kentleşme görülür, belediye hizmetleri zorlaşır.
    Kalkınma hızı düşer.( Ulusal gelirin büyük bölümünün artan nüfus tarafından tüketilmesine bağlı olarak ekonomik kalkınma hızı yavaşlar.)
    Artan nüfusu beslemek için toprağın aşırı kullanılması toprak erozyonunu hızlandırır.


    DÜNYADA NÜFUS ARTIŞI

    Yıllık nüfus artış hızı: İki sayım tarihi arasındaki dönemde her 1 000 nüfus için yıllık artan nüfustur.

    Nüfus Artışını Etkileyen Faktörler:

    a)Doğurganlık ve ölüm oranları,

    b)Göç hareketleri,

    c)Sağlık alanındaki ilerlemeler(Aşılama, Bulaşıcı hastalıklara karşı etkili ilaçların bulunması)

    d)Beslenme imkânları,

    e)Eğitim seviyesinin durumu,

    f)Yaşam standartlarının yüksekliği (Gelir düzeyinin artması)

    g)Nüfus planlaması çalışmalarının yapılma düzeyi,

    h)Savaşların azalması,

    i)Kadınların eğitim düzeyinin ve ekonomik bağımsızlıklarının artması,

    j)Ülke sınırlarındaki değişmelerdir.



    Dünya nüfusu sürekli bir değişim içindedir. Bu değişim hem alansal hem de sayısal değişmelerdir. Bu değişimlerin asıl sebebi yaşam koşullarındaki değişmelerdir.



    Nüfus değişimi ile ilgili başlıca kavramlar:

    Nüfus yitimi; telafi edici bir göçmen alış süreci bulunmaksızın ölümlerin doğumlardan yüksek bulunduğu bir ülkedeki nüfus azalma süreci,

    Asgari nüfus; kapalı bir nüfusun demografik geleceğini tehlikeye düşürmeden daha altına inemeyeceği sayı,

    Durağan nüfus: doğum ve ölüm oranlarının birbirine eşit olduğu, yani doğal artış oranının sıfır olduğu istikrarlı nüfus,

    En uygun nüfus: Bir nüfusun kendisine en uygun refah düzeyini sağlayabilecek koşullardan yararlanabilmek için aşağı yukarı korunması gereken sayı,

    Kapalı nüfus; dışarıyla göç bağlantısı olmayan nüfus,

    Kararlı nüfus: yaşlara göre üreme ve ölüm oranı değişmeden kalan ve yaşlara göre yapısı değişmeyen nüfus,

    Standart nüfus: Birçok ülkenin yaşa göre yıllık ölüm oranlarını karşılaştırmaya ve böylece bu ülkelerde seçilen bir yaş yapısı için yıllık gayri safi ölüm oranlarını kestirmeye yarayan belli bir yaş yapısına sahip nüfustur.

    Nüfus nasıl değişir?

    Nüfus Artışı: Sınırları belli bir alanda yaşayan insan sayısının bir önceki yıla göre yapmış olduğu sayısal artışa “ nüfus artışı “ denir.

    Doğal nüfus artışı: Bir yıl içinde doğan insan sayısı ile ölen insan sayısı arasındaki sayısal olumlu farka “doğal nüfus artışı” veya “doğurganlık hızı”.

    Yılık Nüfus Artış Hızı:
    Nüfusun yıl içinde göstermiş olduğu artış hızına ise “yıllık nüfus artış hızı” denir.



    A- Artan Nüfus: Doğumlarla gelen insan sayısı ölümlerle kaybedilen insan sayısından fazla ise nüfus artar,

    B- Dengeli Nüfus: Doğumlarla gelen insan sayısı ölümlerle kaybedilen insan sayısı eşit ise nüfus artışı oluşmaz veya sabittir.

    C- Azalan Nüfus: Doğumlarla gelen insan sayısı az, ölümlerle kaybedilen insan sayısı fazla ise nüfus azalır



    Toplam doğurganlık oranı: Bu oran doğum yapabilecek yaş sınırı içinde bulunan (15- 49 yaş arası) her kadından beklenen canlı doğum sayısını ifade eder.

    Dünya genelinde doğurganlık oranları( kadın başına canlı doğum oranı) gün geçtikçe azalmaktadır. Bu oran 1990 yılında dünya genelinde ortalama 3 iken, 1995 – 2000 yılları arasında 2,8 olmuştur. Gelişmiş ülkelerde 1970 lerde 2,6 iken, 1995- 2000 döneminde 1,59 kadar düşmüştür 1990 da Ülkemizde evlenmiş kadın başına düşen ortalama canlı doğum sayısı 3,7; aynı yıl Avrupa ortalaması 1,8 dir.

    Gelişmiş ülkelerde doğum oranlarına örnekler.

    Rusya’da Kadın başına Ortalama çocuk sayısı: 1.27 çocuk/1 kadın (2001 tahmini),


    İsveç’te kadın başına Ortalama çocuk sayısı: 1.53 çocuk/1 kadın (2001 tahmini),


    Çin’de Kadın başına Ortalama çocuk sayısı: 1.82 çocuk/1 kadın (2001 tahmini),


    ABD’de kadın başına Ortalama çocuk sayısı: 2.06 çocuk/1 kadın (2001 tahmini),

    İngiltere’de Kadın başına Ortalama çocuk sayısı: 1.73 çocuk/1 kadın (2001 tahmini),


    Japonya’da kadın başına Ortalama çocuk sayısı: 1.41 çocuk/1 kadın (2001 tahmini),

    Gelişmemiş ülkelerde bu oranlar ileri ülkelere göre yüksek olmakla beraber son yılarda önemli düşüşler

    olmaktadır. Bu ülkelerde doğurganlık oranı 1970 lerde 6,7 den, 2,6 ya kadar düşmüştür. Gelişmemiş ülkelerde

    doğum oranlarına örnekler:

    Zimbabwe’de kadın başına Ortalama çocuk sayısı 3.28 çocuk (2001 tahmini) ,

    Uganda’da kadın başına Ortalama çocuk sayısı 6.88 çocuk (2001 tahmini),

    Sudan’da kadın başına Ortalama çocuk sayısı: 5.35 çocuk
    Somali’de kadın başına Ortalama çocuk sayısı: 7.11 çocuk

    Suudi Arabistan’da kadın başına Ortalama çocuk sayısı: 6.25 çocuk,

    Honduras’ta kadın başına Ortalama çocuk sayısı: 4.15 çocuk/1 kadın (2001 tahmini)

    Türkiye’de kadın başına Ortalama çocuk sayısı: 2.46 bebek (2002 tahminleri), 2004 yılı için - 2,21





    Nüfus artışının olumlu ve olumsuz yönleri :

    Nüfus artışı hızının az olması;

    A- Nüfus sayısı azalır.

    B- Yaşlı nüfus artarak, nüfus dinamik özelliğini yitirir.

    C- İş gücü Azalması veya sıkıntısı başlar.

    D- Ülkenin geleceği tehlikeye girer.



    Nüfus artışı (artış hızının yüksek olması) olumlu etkilere de yol açabilmektedir.

    A-Mal ve hizmetlere talep artar.

    B-Yeni sanayi kollarının doğmasına yol açar.

    C-İşçi ücretleri düşer

    D- Vergi gelirleri artar.

    E-Piyasa genişler, yeni yatırım sahaları açılır.

    F-Askeri açıdan savunmada önemlidir.



    Nüfusun aşırı artması birtakım sıkıntılara neden olur.

    1. Milli gelirin büyük bölümünün artan nüfus tarafından tüketilmesine bağlı olarak ekonomik kalkınma hızı yavaşlar. ( Milli gelirin azalması, demografik yatırımların artması)

    2. İşsizliği arttırır.

    3.Tüketici durumda olan çocuk yaştaki nüfusu ve tüketimi artırıp çalışanların yükünü artırır.

    4. Kırsal kesimden kentlere doğru olan göçler yoğunluk kazanır.

    5.Gelir dağılımındaki dengesizliği arttırır. ( Düşük gelirli ailelerde çocuk sayısı daha fazladır)

    6- Kişi başına düşen milli gelir payı azalır.

    7- Dengeli beslenmeyi zorlaştırır.

    8- Eğitim, sağlık ve alt yapı hizmetlerini aksatır, yetersiz kalmasına neden olur. Belediye hizmetleri zorlaşır.

    9- Konut yetersizliği; çarpık kentleşme ve çeşitli çevre sorunları ortaya çıkar.

    10- Doğal kaynakların aşırı kullanımı ile doğal kaynaklar tez tükenir.

    11- Artan nüfusu beslemek için toprağın aşırı kullanılması toprak erozyonunu hızlandırır.
    seydalee, *LoLLipop ve Biperva bunu beğendi.
  2. Toгgαи

    Toгgαи Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    25 Ekim 2007
    Mesajlar:
    4.730
    Beğenileri:
    1.813
    Ödül Puanları:
    38
    NÜFUS PİRAMİTLERİ



    Nüfus Piramitlerinin Anlattıkları




    Ø Nüfus sayısını

    Ø Cinsiyet durumunu

    Ø Nüfusun yaş gruplarına dağılımını

    Ø Ortalama yaşam süresini

    Ø Doğum ve Ölüm oranlarını

    Ø Nüfustaki hareketlenmeleri



    Hakkında bize Bilgi verir. Bizde bu bilgileri kullanarak ülke hakkında tahminlerde ve yorumlarda bulunabiliriz.

    Piramitler ülkelerin gelişmişlik düzeyiyle doğrudan ilgilidir. Ülkelerin ekonomik durumu, aynı zamanda sağlık ve eğitim seviyeleri ile ilgili fikir verir.

    Nüfus piramitleri, bir ülkenin geri kalmış, gelişmekte olan yada gelişmiş olduğunun bir göstergesidir.

    Nüfus piramitleri ülke nüfusunun cinsiyet dağılımı hakkında bilgi verir.

    Piramitlerin sol tarafı “Male”-Erkek, sağ tarafı “Female”- Kadın nüfusu göstermektedir.

    [​IMG]

    Bu çalışmada kullanılan nüfus piramitlerinde, yaş grupları 5’er yıl arayla sıralanmıştır. Amaca göre farklı yaş gruplarına göre de sınıflandırma yapılabilir.

    Piramidin tabanı, yeni doğan ve 5 yaşına kadar olan nüfusu gösterirken, piramit yükseldikçe yaş grubu artar. Piramidin en üst kısmı en yaşlı olan nüfusu gösterir. Piramitler amaca göre farklı yaş grupları ile sınıflandırılabilir.



    Tabanı geniş piramidin, yaş grupları ilerledikçe daralmaya uğraması, ileriki yaşlarda nüfusun, ölüm veya göçlerle kaybedildiği anlamına gelir. (Mozambik, 2000)

    [​IMG]

    Geri Kalmış Ülkeler

    Geri Kalmış Ülkelerin Ortak Özellikleri


    Geri kalmış ülkeler; sanayileşememiş, nüfusunun büyük bölümü tarımda çalışan ülkelerdir. Yoksul ülkelerdir. Ülke nüfusun büyük bölümü köylerde yaşar. Kentleşme oranı düşüktür. Kişi başına yıllık milli gelir, çoğunlukla 2000 doların altındadır.

    Eğitim hizmetleri,

    Sağlık hizmetleri,

    Beslenme imkanları,

    Barınma hizmetleri yetersizdir.

    İç göç ve dışarıya göç fazladır.



    Geri kalmış ülkelerin nüfus piramidi üçgene benzer.


    Geri kalmış ülkelerin nüfus piramidi üçgene benzer. (Afganistan, 2000)
    [​IMG]


    Geri kalmış bir ülkede nüfus kırda yoğunlaştığı için doğum oranları fazladır.



    Sağlık hizmetleri yetersiz olduğundan, bebek ve çocuk ölümleri fazladır.

    Gene olumsuz sağlık koşulları nedeniyle, ortalama yaşam süresi kısadır. Yaşlı nüfus oranı düşüktür.



    Sağlık hizmetlerinin yanı sıra, eğitim hizmetleri ve beslenme şartları yetersizdir.



    Çocuk ve genç nüfus, ülke nüfusunun önemli bir bölümünü oluşturur.



    Gelişmekte Olan Ülkeler

    Gelişmekte Olan Ülkelerin Ortak Özellikleri


    Ülke sanayileşmektedir.

    Tarımda makineleşmenin artması ve kentte sanayileşme ve dolayısıyla iş imkanları köyden kente göçü artırmaktadır.

    Tarımsal nüfus ve dolayısıyla kır nüfusu her geçen gün azalmaktadır.

    Nüfusun büyük bölümü bir veya daha fazla kentte yoğunlaşmıştır. Kentleşme hızlanmıştır.

    Ülkenin gelişmesine bağlı olarak, kentlerde; hastane, okul, konut imkanı fazlalaşmış sağlık, eğitim, barınma şartlarında, düzelme görülmektedir.

    Ülke nüfusu, doğal artış ile bir süre daha artar. Kentleşme hızlandıkça doğum oranı da zamanla azalır, ayrıca bebek ölümlerinde azalma ve ortalama yaşam süresinde artış söz konusudur. Bunlarda ülke nüfusunu artıran diğer nedenlerdir

    Gelişmekte olan ülkelerin nüfus piramidi üçgen şeklinden çok çan eğrisine benzemeye başlamıştır.



    Gelişmekte olan ülkelerde, doğum oranlarında azalma dikkat çeker. (Tunus, 2000)

    [​IMG]



    Ortalama yaşam süresi artmıştır. Ülkenin nüfus piramidinde artık 60 yaş sonrası, önemli bir orana sahiptir.

    Orta yaş ve yaşlı nüfus, genç nüfusa göre oransal olarak artmaya başlar. (Brezilya, 2000)

    Ülke geliştikçe, nüfus piramidi de, gelişmiş ülkelere özgü olan çan eğrisi şekline dönüşür.





    Gelişmiş Ülkeler



    Gelişmiş Ülkelerin Ortak Özellikleri


    Gelişmiş ülkelerde, nüfusun büyük bölümü sanayi sektöründe ve hizmet sektöründe çalışır.

    Tarımda çalışan nüfus ortalama olarak % 2 - % 5 oranındadır. Tarımsal üretim fazladır.

    Eğitim, sağlık, altyapı, barınma hizmetleri oldukça gelişmiştir.

    Kent nüfus oranı % 95 civarındayken, kır nüfusu % 5 civarındadır.

    Ülke içi nüfus hareketleri, yani iç göç çok düşük oranlardadır.

    Dış göç alımı, ülke dışına göç verme oranından çok daha fazladır.

    Gelişmiş ülkelerin nüfus piramidi çan eğrisine benzer

    Doğum oranları düşük, bebek ve çocuk ölümü çok azdır. Ortalama yaşam süresi fazladır.

    Doğal nüfus artış hızı düşüktür.

    Zengin ülkelerdir.

    Nüfusun yaşlanması söz konusudur.

    Toplam nüfusunun önemli bir bölümünü orta yaş ve yaşlı nüfus grubu oluşturur.

    Gelişmiş ülkelerin nüfus piramidinde 80’li, 90’lı yaş grupları önemli bir yer tutar.



    Gelişmiş bir ülkede piramidin tabanı ile önceki dönemler arasında pek bir değişim yoktur. Ülkenin özel şartlarına göre, doğumlarda önemsiz miktarlarda artış yada azalış görülebilir. (Belçika, 2000)


    Doğum oranları düşük, bebek ve çocuk ölümü çok azdır.

    Ortalama yaşam süresi fazladır.

    Nüfusun doğal artış hızı düşüktür.

    Toplam nüfusunun önemli bir bölümünü orta yaş ve yaşlı nüfus grubu oluşturur.

    Gelişmiş bir ülkede piramidin yaşlı nüfusu gösteren üst kısımları geniş sayılabilecek bir biçimdedir.

    Gelişmiş ülkelerin nüfus piramidi çan eğrisine benzer.



    Türkiye



    Türkiye gelişmekte olan bir ülkedir.

    Sanayide ve hizmet sektöründe çalışan nüfusun oranı zaman geçtikçe artarken, tarımsal nüfus oranı azalmaktadır.

    İç göç ve dış göç hareketleri çok yoğundur.

    Günümüzde ülkemiz nüfusunun % 35’i köylerde yaşarken, % 65’i kentlerde yaşar.
    *LoLLipop ve rocker__ bunu beğendi.
  3. Toгgαи

    Toгgαи Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    25 Ekim 2007
    Mesajlar:
    4.730
    Beğenileri:
    1.813
    Ödül Puanları:
    38
    GÖÇ VE GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE TARİHİ GÖÇ HİKAYELERİ

    GÖÇ


    Göç: İnsanların doğal, ekonomik, sosyal ve siyasal nedenlerden dolayı sürekli yaşadığı yerlerden başka yerlere tolu olarak veya bireysel olarak yerleşmeleri olayına Göç denir.

    Göç olayının temelindeki faktör insanların geçimlerini sağlamak için tarım, hayvancılık, açısından elverişli yerleri elde etme isteğidir. İnsanların nüfusları artınca doğal kaynaklar artan nüfusu beslemekte yetersiz olduğu yerlerden, tarım hayvancılık potansiyeli fazla olan yerlere doğru gitmektedirler.

    Göçler bireysel veya toplu olabilir. Bu olay sürekli veya geçici olabilir. Göç olayları bazen gönüllü, bazen de zorunlu olabilir. Göçler bazen kısa mesafeli olduğu gibi, bazen de uzun mesafelerde gerçekleşebilir.

    Göç İle ilgili kavramlar:

    Net göç: Belirli bir alanın aldığı göçle verdiği göç arasındaki farktır. Belirli bir alanın aldığı göç verdiğinden fazla ise net göç vardır.

    İç göç: Ülke sınırları içindeki belirli alanlar (il, bölge v.b.) arasındaki nüfus hareketliliği iç göç olarak tanımlanmaktadır.

    Mevsimlik Göç: Kırsal kesimdeki bazı ailelerin büyük şehirlere, tarımın yoğun olarak yapıldığı yerlere, yaz turizminin geliştiği yerlere bir müddet çalışmak üzere göç etmeleri ile gerçekleşir.

    Dış Göç: Bir ülkeden diğer bir ülkeye yapılan göçlere dış göç denir.

    Alınan göç: Ülke sınırları içindeki, belirli bir alana diğer alanlardan gelen göçtür.

    Verilen göç: Ülke sınırları içindeki belirli bir alandan, diğer alanlara giden göçtür.

    Yurt dışından gelen göç: Nüfus sayımında ülke sınırları içinde ikamet ettiği halde beş yıl önce yurt dışında ikamet eden nüfustur.

    Göçlerin coğrafya açısından önemi:

    1- Nüfusu artırma ve azaltma etkisi vardır. Bir bölgedeki nüfusun, artmasında veya azalmasında göçlerin büyük etkisi vardır.

    2- Nüfusun dağılışını etkileyerek coğrafyayı değiştirmektedir. Bu yüzden de coğrafyanın konusunu oluşturur.



    GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE GÖÇ HİKÂYELERİ

    Türklerin Anayurdu Orta Asya’dan Göçü:


    Türklerin ilk yurdu: Türklerin ilk ve anayurdu Orta Asya’dır. Orta Asya’nın sınırları şöyledir: Doğuda Kingan ( Kadırgan ) Dağları, Güneyde Hindikuş, Karanlık dağları, Batıda Hazar Gölü, Kuzeyde Sibirya ovaları ile çevrili toprak parçasıdır.

    Türklerin burada yaşayışları

    Türklerin Orta Asya‘da ki yaşayışlarının, bulundukları yerin iklimi, bitki örtüsü ve yeryüzü şekilleri belirlemişti. Bu nedenle Türkler, ana yurtta, tarım ticaret ve daha çok hayvancılıkla geçinirlerdi.

    Türklerin Yerleştikleri Bölgeler

    Orta Asya ‘da yaşayan Türkler çeşitli nedenlerle ana yurtlarından göç ettiler. Tarihte buna Büyük Göçler diyoruz. Göçlerin en büyük nedeni ekonomik nedenlerdir. Dünyada iklim şarlarının değişmeye başlaması ile Buzulların kuzeye ekilmesi ile Orta Asya da sıcaklığın artması kuraklık ve çölleşmeye yol açmıştır. Yurtlarında iklim değişikliği sonucu oluşan kuraklık, toprakları verimsizleştirdi. Ortaya çıkan geçim sıkıntısı ve artan nüfusa toprakların yetmemesi göçe neden olmuştur. Çoğunluğunu Türklerin oluşturduğu insan grupları çeşitli yönlere doğru göç etmişlerdir.

    Türk Göçlerinin nedenlerini;

    1-İklim koşulları ve ekonomik güçlükler,

    2-Türk boyları arasındaki mücadeleler ve dış baskılar şeklinde özetleyebiliriz.

    3-Atın evcilleştirilmiş olması, araba ve tekerleğin bilinmesi göçleri kolaylaştırmıştır.






    Göç Yolları:

    Göç eden Türklerin bir kısmı Maveraünnehir'e ( Seyhun – Ceyhun arası ),

    Bir kısmı Ural dağları ile Volga ( İtil ) ırmağı boylarına gittiler.

    Doğuya gidenler ise Altay dağları taraflarına, başkaları da Çin’de Kansu bölgesine ve Uzak doğu ülkelerine,

    Güneye gidenler ise Hindistan, Afganistan ve Çin’e yerleştiler.

    Kuzeye gidenler Sibirya’ya,

    Batıya gidenlerin bir kısmı Hazar denizi’nin kuzeyinden Karadeniz’in kuzeyi ve Avrupa’ya, Bir kısmı da Hazar Denizi’nin Güneyinden İran, Irak, Suriye, Mısır, Anadolu’ya doğru oldu.



    Göçler uygarlıkların yayılmasına yeni kültürlerin doğmasına neden oldu. Göç etmeyen Türk boyları yurtta kaldılar, burada devletler kurdular.

    Göç eden kavimler ise gittikleri bölgelerdeki kavimleri sıkıştırarak onları da göçe zorladılar.



    Kavimler Göçü:

    Asya Hun Devleti’nin yıkılmasından sonra Hunlar dağıldı. Hunlar’ın bir bölümü Balkaş gölü ile Aral gölü arasındaki topraklarda yaşamaya devam etti. Aral gölü civarında 200 sene kadar hayatlarını sürdüren Batı Hunlarının nüfusları arttı. Toprakları yetersiz kalmaya başladı. Başka Türk Boylarının katılmasıyla güçlendiler. MS. 374 yılında Volga (İtil) nehrini aşarak Batı'ya (Avrupa'ya) doğru ilerlemeye başladılar.

    Bu yıllarda, Karpat Dağlarının kuzeyinde Lombardlar, Güney Rusya`da Ostrogotlar ve Vizigotlar, Macaristan’da Vandallar Ren ve Elbe arasında Angıllar ve Saksonlar Yukarı Ren boylannda Franklar Tuna ve Ren nehrinin kesiştiği mıntıkada ise Almanlar yaşamakta idiler.

    Türklerin bu ilerlemeleri karşısında önlerinde bulunan Vizigot, Ostrogot, Vandal, Sakson, Frank, Germen gibi birçok kavim hareketlenerek Türklerden kaçmaya başladılar. Hun baskısı karşısında bu saydığımız gruplar Roma topraklarına girdiler. Romalılar kendilerinden olmayan bu insanlara barbar diyorlardı. Barbar akınları Roma’da büyük bir yıkıma yol açtı.

    Böylece Batı Hun Türklerinin, sebep olduğu Avrupa’nın siyasi haritasının değişmesine neden olan ve toplumları etkileyen bu olaya tarihte Kavimler Göçü denir ( 375 ).

    Bu arada Angıllar ve Saksonlar Büyük Britanya adasına, Franklar Fransa`ya, Gotlar İspanya' ya, diğer kavimler de uygun yerlere giderek batının bugünkü etnik ve siyasal yapışını oluşturmaya başladılar. Yurt bulmak isteyen büyük nüfus hareketlerinin yarattığı siyasal istikrarsızlık ve terör uzun yıllar etkinliğini sürdürdü. İnsanlığın en uzun dönemi olan ilk çağ, bu karmaşa içinde sessizce kapanırken tüm Orta Çağ boyunca etkinliğini sürdürecek olan Feodalizm kökleşmeye başladı.








    Kavimler göçü sonunda:

    1)- Roma İmparatorluğu; Doğu ve Batı Roma İmparatorluğu olmak üzere ikiye ayrıldı.(395). Batı Roma İmparatorluğu 476 yılında bu Germen kavimleri tarafından yıkıldı.


    2)-Avrupa'nın etnik yapısı değişti. (Germen kavimlerinin

    Avrupa'daki yerli kavimlerle karışması sonucu yeni milletler ortaya

    çıktı.)




    3)- Bu göçlerin sonunda Tuna nehri boylarına kadar gelen Türkler Avrupa'da Batı Hun Devleti’ni (Avrupa Hun) kurdular.
    4)- İngiltere, Fransa gibi Avrupa devletlerinin temeli atıldı.
    5)- Avrupa'da Feodalite ( Derebeylik) rejimi ortaya çıktı.
    6)- İlk çağ kapandı, Ortaçağ başladı.

    YENİ DÜNYAYA GÖÇLER:

    Coğrafi Keşifler: Coğrafi Keşifler, 15.yüzyıl ve 16. yüzyıllarda Avrupalılar tarafından yeni ticaret yollarının bulunması amacıyla başlattıkları ve yeni okyanusların ve kıtaların bulunmasıyla gerçekleşmiş olan keşifleri ifade eder. Bu keşifler özellikle 15.yüzyıldan itibaren açık bir şekilde ekonomik nedenlerden kaynaklanmıştır.





    Keşfedilen yerlere, özellikle Amerika'ya Avrupa'dan pek çok insan göç etti. Avrupa kültür ve uygarlığı yeni yayılma alanları buldu.

    İşte bu keşifler sonunda bulunan yeni kıtalara veya kara parçalarına başta Amerika olmak üzere Avrupa’dan göçler başladı. Yaklaşık 60 milyon insan bu nedenle yer değiştirdi.

    Avrupalılar keşifler sonucunda yeni kıtalara yayılma ve onların zenginlik kaynaklarını ele geçirme olanağı elde etmiştir. Avrupa düşüncesi ve kültürü, evrensel bir değer olarak bu süreçten itibaren yayılmaya ve egemen kılınmaya başlanmıştır. Bunu yaparken Avrupalılar, yerli halkları ve yerel yaşamı dağıtmış ve hatta yok etmiş, Avrupa kültürünü egemen kılma sürecini şekillendirmiştir.Klasik Sömürgecilik olarak bilinen sömürgecilik süreci bu dönemle başlamıştır. Avrupalılar keşfedilen kıtalarda koloniler kurmuşlardır. Özellikle İngiliz ve Fransızlar kuzey Amerika’da, İspanyollar ise Güney Amerika’da koloniler kurdular.

    Bu göçlerle Amerika’da yeni devletlerin kurulması dünya tarihinde önemli değişmelere neden oldu. Özellikle sanayi inkılâbı sonucu gelişen teknoloji ile bu kıtaya göçler yoğunlaştı.



    Avrupa’dan Amerika’ya insanların gitme nedenleri;

    1- Siyasi baskılardan kaçmak ve özgürlük ortamından faydalanmak,

    2- Dini inançlarını özgürce yaşayabilmek

    3- Yenidünyanın yeni ortamını tanımak ve maceraya atılmak,

    4-Kendi ülkelerinde bulamadıkları ekonomik ve sosyal imkânları yakalayabilmek için gitmişlerdir.


    GÖÇLER VE GÖÇ ÇEŞİTLERİ

    MÜBADELE GÖÇLERİ: ( Yer Değiştirme) :


    Bir antlaşmanın esaslarına dayanılarak yapılan, ülke nüfuslarının karşılıklı olarak yer değişmesi ile oluşan göçlerdir. Örneğin Kurtuluş Savaşı sonrası Yunanistan ile yapılan anlaşmalarla ülkemizde yaşayan Rumlar ile Yunanistan’daki Türkler arasında yer değiştirme göçleri yaşanmıştır.

    Lozan Barış Antlaşması ile Türkiye ile Yunanistan arasında nüfus mübadelesi protokolü imzalanmıştır. Bu göçler Romanya ile Bulgaristan arasında da olmuştur. Bu protokol ile İstanbul’daki Rumlar ile Batı Trakya’daki Türkleri kapsamıştır.

    Bu protokol ile Yunanistan’dan 400.000 Türk Türkiye’ye, Buna karşılık Türkiye’den 150.000 Rum Yunanistan’a gitmiştir. Bu göçler insanların gönüllü olarak yaptıkları göç hareketleri olmayıp, zorunlu göçlerdir.

    BEYİN GÖÇÜ

    Bilim ve tekniğin gelişmesine katkıda bulunabilecek nitelikteki elemanları çalışmak üzere başka ülkelere göç emesi olayına Beyin Göçü denir.

    İyi eğitilmiş elemanların daha iyi çalışma olanakları sağlayan ülkelere gitmesiyle oluşan göçlerdir. Az gelişmiş ya da gelişmekte olan ülkelerin nitelikli kişilerinin sanayileşmiş ülkelere gitmesidir. Örneğin II. Dünya Savaşı sırasında Alman bilim adamlarının ABD’ye göçü bu türdendir.

    Göç veren ülkeler açısından en büyük kayıp olarak değerlendiren göçtür. Ekonomisi gelişmemiş ülkelerin yüksek paralar harcayarak yetiştirdiği elemanlar ellerinden kaçmaktadır. Ülkeler arasında gelişmişlik farkının artmasına neden olmaktadır. Zor şartlarda yetiştirdikleri kaliteli elemanları kaybeden gelişmekte olan ülkelerin kalkınmaları yavaşlamaktadır.

    Özellikle beyin göçü 1960 yıllardan itibaren artmaya başlamıştır. Doktor, mühendis, ekonomist, sanatçı v.b. alanında iyi yetişmiş insanların göç etmesi, ülkemizde de önemli bir sorundur.

    En çok Beyin göçü veren ülkeler: Hindistan, Pakistan, Çin, Filipinler, Cezayir, Fas, Tunus, İran, Nijerya, orta Asya devletleridir.

    En Çok Beyin Göçü alan ülkeler: A.B.D. Kanada, Avustralya, Güney Afrika Cumhuriyeti, Almanya, Fransa, İsviçre, İsveç, Norveç, vb.

    Bazı ülkeler beyin göçü alırken aynı zamanda beyin göçü verebilir. Kanada bunun en iyi örneğidir. Ülkemize de son yıllarda bazı Orta Asya devletlerinden az sayıda yetişmiş insan gelmektedir.

    Avrupa ve ABD’de çok sayıda Türk uzman başka ülkeler için çalışmaktadır bu da ülkemiz için bir kayıptır.



    Beyin göçünün başlıca nedenler:

    1.Sanayileşmiş ülkelerin ödedikleri yüksek ücretler

    2.Çalışma şartlarının kolaylığı, teknoloji ve gelişmelerden en iyi şekilde yararlanma imkânı

    3.Göç gönderen ülkede iyi yetişmiş kişilerin kendi alanı ile ilgili uygun iş bulmakta zorlanmaları veya kariyer yapmakta imkân bulamamaları.



    İŞÇİ GÖÇLERİ

    Ekonomik gelişmenin yavaş olduğu ülkelerde iş olanaklarının az olması, bu imkânların geliştiği ülkelere ve bölgelere doğru göçlere neden olmaktadır. İşsizlik nedeniyle yapılan göçlere işgücü göçü denir. İşgücü göçleri mevsimlik, kısa süreli veya uzun süreli olabilir. Örneğin ülkemizde yaz mevsiminde pamuk işçilerinin Çukurova’ya gelmesi mevsimlik işgücü göçüdür.

    II. Dünya Savaşından sonra yıkılan Avrupa ekonomisini yeniden kurmak için 1952- 1954 yılları arasında Almanya, Fransa, Belçika, Avusturya, Hollanda gibi ülkeler kalkınma hamlesi başlatmış, bu hamle sonucu yetersiz gelen işgücünü karşılamak için dış ülkelerden işçi talebinde bulunmak zorunda kalmışlardır.

    1952 de Federal Almanya yabancı işçi çalıştırmaya başlamıştır. Avrupa’da yukarıda sayılan gelişme hamlesi başlatan ülkelerde Almanya’yı takip ederek yabancı işçi çalıştırmaya başlamışlardır.

    Bunlara karşılık ise gelişmemiş ya da gelişmekte olan ülkelerde yaşanan işsizlik sonucu birçok ülke de dış ülkelere işgücü göçü vermeye başlamışlardır.

    Avrupa’da Yunanistan, İspanya, Portekiz, Yugoslavya, İtalya vb, Afrika’da Cezayir, Fas, Tunus, gibi sömürge devletleri de Avrupa ülkelerine işgücü vermişledir. Bu gün ise dünyada başta Asya, Afrika, Güney Amerikanın gelişmekte olan ve geri Kalmış ülkeleri başta Avrupa, Kuzey Amerika, ( ABD, Kanada) ve Avustralya’ya işgücü vermektedir.

    Özellikle bu gelişen ülkeler artık vasıfsız işçileri pek almamakta yetişmiş, kaliteli eğitimli insanları almaktadır. Artık bu olay daha çok beyin göçüne doğru dönmüştür.

    Türkiye’de yurt dışına işgücü veren ülkelerin başında gelmektedir. Ülkemizde iş gücü göçleri 1960’tan sonra başlamıştır. Türkiye göç veren bir ülke olmaya başladı. Bu yıllarda başta batı Avrupa ülkelerine olmak üzere Avrupa’nın diğer ülkelerine de işgücü göçü meydana gelmiştir.

    1958–1986 arasında başta Almanya olmak üzere Fransa, Hollanda, Avusturya, İsviçre, Danimarka, İngiltere ve İsveç 1,3 milyon işçi göç etti.

    1980 lerden sonra göç olayları hem sayısal hem de mekânsal açıdan değişme göstermiştir. Batı Avrupa ülkelerinin işçi alımın bırakmasıyla göçlerin yönü değişti. 1980lerden sonra altyapı ve inşaat hizmetleri için Orta doğudaki S.Arabistan, Libya, Ürdün, Kuveyt gibi Arap ülkelerine göçler yönelmiştir.

    1990 yılarda ise Bağımsız Devletler topluluğuna işçi göçleri olmuştur. Bugün yurtdışındaki nüfusumuzun %88,7 i Batı Avrupa ülkelerinde ( 1.500.000),%8,5 u Orta Doğu, Kuzey Afrika ve Arap ülkelerinde,%0,5i Türk cumhuriyetlerinde,%2,3 ü diğer ülkelerde yaşamaktadır. Avustralya’da 30bin, ABD’de 130 bin Türk yaşamaktadır.

    Ancak işçilerimizde kesin dönüş eğilimi giderek artmaktadır. Farklı kültüre sahip Avrupa toplumuna uyum sağlayamamaları, maruz kaldıkları baskılar, yabancılar için zorlaşan hayat şartları ve ekonomik doyum vatandaşlarımız kesin göçe zorlamaktadır. Yaklaşık 250.000 kadarı ülkemize geri dönüş yapmıştır.

    Yurt dışındaki Türk işçilerinin ülke ekonomisine büyük katkıları vardır. Biriktirdikleri paraları ülkemize göndermeleri döviz açısından ülkemizin en önemli gelir kaynaklarındandır. İşçilerimizin ailelerinin ve çocuklarının eğitim, dil, din vb. meselelerdeki sıkıntılarını gidermek için devletimiz oralara gerekli uzmanları gönderiyor.

    DOĞAL AFETLERİN NEDEN OLDUĞU GÖÇLER:

    Deprem, heyelan, kuraklık ve çölleşme, taşkın, sel, çığ, volkanik püskürmeler gibi doğal yıkımlar birçok sosyal ve ekonomik sorunların yanı sıra göçlere de neden olmaktadır. Doğal yıkımlardan zarar gören insanlar bulundukları yerleri terk ederek koşulları daha iyi olan yerlere göç ederler.

    Örneğin:

    IV. Ve V. Yüzyılda Hunların ve Moğolların Orta Asya’dan başka yerlere göç etmelerinde kuraklık ve çölleşme etkili olmuştur.

    ABD’ de Kaliforniya’daki deprem olayı binlerce insanın göç etmesine neden olmuştur.

    1994 de Kırgızistan’daki heyelan olayları 270.000 insanın göç etmesine yol açmıştır.

    Ülkemizde 1998’de Adana’da meydana gelen depremde zarar gören birçok kişi başka kentlere göç etmişlerdir. Yine 1998’de Bartın’da meydana gelen sel felaketi ise ilçeyi yaşanamaz hale getirmiş ve göçe neden olmuştur.1999 depremi ile de birçok insanımız başka bölgelere göç etmek zorunda kalmıştır.

    Aral Gölü: Dünyanın dördüncü büyük gölü Aral gölü giderek Asya’nın ortasında bataklık ve çöle dönüşmektedir. Küresel ısınma ve kuraklık nedeniyle iki göle dönüşmüş durumdadır. Gölün su seviyesi düşerek göl sürekli içeri doğru çekilmektedir. Bir zamanların liman ve tersaneleri gemi mezarlığına dönüşmektedir. Bunun nedenleri bu gölü besleyen Pamir dağlarından inen Amu derya ve Siri derya nehirlerinin sularının azalmasıdır. Bu nehirlerin suyu sulama faaliyetleri ile azalmıştır.1960 dan buyana gölün suları 4 metre aşağı düşmüştür.( 2002 yılı itibari ile). Önlem alınmadığı takdirde uzmanlar 2015 yılından sonra gölün tamamen kuruyacağı hesaplamaktadırlar.

    Gölün kuruması ile göl tabanındaki tuzlu toprakların rüzgârlar tarafından verimli topraklar üzerine taşınacağı ve çevre topraklarının veriminin de düşeceğini söyleyen uzmanlar; bunun da yeni bir göçe sebep olacağını belirtmektedirler.







    İNSANLARI GÖÇE İTEN SEBEPLER AÇISINDAN GÖÇLER:

    1-Zorunlu göçler:
    Savaşlar, sınır değişiklikleri, Mübadele ( Antlaşmalarla sağlanan nüfus değişiklikleri),Etnik baskılar, Salgın hastalıklar, doğal afetler, Kamulaştırma sonucu oluşan göçlerdir.

    2-Gönüllü Göçler: İş bulmak, eğitim görmek, sağlık şartlarından yararlanmak, macera aramak, Şehirdeki kültürel sanatsal faaliyetlerden yararlanmak, beyin göçü gibi göçlerdir.



    Gİdilen yere göre göç Tipleri ( OLUŞTUKLARI YERE GÖRE)



    1- İç Göçler:

    Herhangi bir ülkenin sınırları içinde oluşan göçlerdir. Bu yer değiştirme hareketi sırasında ülke nüfusunda herhangi bir değişme söz konusu değildir. Genellikle iç göçlere bağlı olarak kent nüfusları artarken, kırsal nüfus azalmaktadır.

    İç göçler;- Kırsal alandan kırsal alana, -Kırsal alandan kentlere, -Kentlerden kentlere, -Kentlerden kırsal alana doğru olmaktadır.

    İç göçlerin en fazla görüleni kırsal alandan kentlere doğru olanıdır. Verimli tarım alanları, endüstrinin geliştiği bölgeler, ticaret merkezleri, maden yatakları bakımından zengin olan bölgeler ve turistik yöreler göçmen çekerler.

    İç göçler ikiye ayrılır:

    A-Mevsimlik Göçler: Genel olarak tarım işçilerinin oluşturduğu göçlerdir. Ayrıca inşaat, işçileri, yaylacılık ve inşaat işçileri ve turizm sezonu işçileri gibi.

    B- Sürekli Göçler: İnsanların yaşadığı yerlere bir daha geri dönmemek üzere ve gittikleri yerlerde sürekli kalmasıyla oluşan göçlerdir.



    2-Dış Göçler:

    Bir ülkeden başka ülkelere olan göçlerdir. Göç veren ülkenin nüfusu azalır. Alanın ise artar.

    —Milli sınırlar dışına,

    —Milli sınırlar içine doğru olmaktadır.



    İç göçler sonucu nüfus, ülke sınırları içerisinde yer değiştirdiği için toplam nüfusta artma ya da eksilme olmaz. Nüfusun dağılım dengesi ve cinsiyet dengesi, bölgeden bölgeye değişir.




    GÖÇLERİN SEBEPLERİ VE SONUÇLARI

    İç göçler başlıca sebepleri:

    A- Kırsal alandaki itici sebepler:


    1- Kırsal alandaki aşırı nüfus artışı,

    2-Mirasla toprakların parçalanması

    3-Tarım arazilerinin verimsizleşmesi(erozyona uğraması)

    4-Tarımda makineleşmenin iş gücüne ihtiyacı azaltması,

    5-Ekonomik ve sosyal sıkıntılar ve istikrarsızlık.

    6-Arazilerin kamulaştırılması,

    7-Kırsal alanda eğitim, sağlık, kültürel yetersizlik.

    8-İş sahasını büyütme arzuları,

    9-İklim şartlarının olumsuzlukları,

    10-Son yıllarda ardı ardına gelen göçük, heyelan, deprem, sel gibi doğal afetler ve terör sorunu da köyden kente göçü arttırmıştır.

    B – Kentlerdeki Çekici Özellikler:

    1- Gelişen sanayi ve iş sahaları,

    2- Eğitim, sağlık, sosyal ve kültürel hizmetlerin gelişmiş olması ve yararlanma isteği,

    3- Uygun iklim ve toprak şartları,

    4-Ulaşım kolaylıkları

    5-Bayındırlık hizmetlerinin gelişmiş olması

    6-Kentlerdeki eğlenceli yaşam, kültürel faaliyetlerin yaygın olması, yaşam koşullarının daha iyi olması,

    7- Ulaşım haberleşme alanındaki gelişmelerin etkisi,



    Göçlerin yol açtığı mekânsal sorunlar:

    1)Ülke genelinde nüfusun dağılışında dengesizlik görülür.

    2)Kırsal kesim yatırımlarında verimsizlik meydana gelir.

    3)Göç alarak büyüyen merkezlerde ekonomik faaliyetler gelişir ve çeşitlenir.

    4)Düzensiz kentleşme meydana gelir.( çarpık kentleşme, plansız kentleşme)

    5)Önceleri kent dışında bulunan sanayi tesisleri zamanla kent içinde kalır.

    6)Kentlerde konut sıkıntısı çekilir. Bu da gecekondulaşmaya neden olur.

    7)Kent nüfusunda aşırı artış meydana gelir.

    8)Alt yapı hizmetlerinde (yol, su, elektrik, kanalizasyon) yetersizlik görülür.

    9)Alt yapının yetersiz kalması sel, heyelan, sağlık sorunlarına yol açar.

    10)Kentlerde insan sayısının fazla olmasından dolayı işsiz insanların oranı artar,

    11)Erkek ve kadın nüfusunda dengenin bozulması.

    12)Kentlerde güvenlik bozulur,

    13)Kent nüfusu hızla artarken kır nüfusu azalır denge bozulur.

    14)Kentlerde hızla nüfus arştı trafik sorunları oluşmaktadır.

    15)Sağlık, eğitim gibi alanlarda sorunlar oluşur ve bu hizmetler yetersiz kalır.

    16)Göçler sonucu farklı yerlerden gelen insanların bir arada bulunması kültürel çeşitliliğe neden olur.

    17)Göç alan ülkede nüfus artar, göç veren ülkede ise azalır.

    18)Ülkeler arasında ekonomik ilişkiler gelişir.

    19)Ülkeler arası kültürel ilişkiler gelişir.



    Bu göçlerin yol açtığı sosyal sorunlar:

    1-Gelen göçmenler ve mülteciler, genellikle olağanüstü zor koşulların içinden ayrılarak ülkelere gelmektedirler. Ağır yol koşulları, yollarda karşılaştıkları engelleme girişimleri ve müdahaleler, sınırdan geçiş sırasında karşılaştıkları zorluklar ve mevsimlere dayalı doğal engeller, bu insanlarda önemli sağlık sorunlarına neden olmaktadır.



    2- Göç olgusu, bir baskı ya da zorlamaya dayandığından, çoğu zaman bu insanlar kendi statülerini tanımlamaya yarayacak belgelerden yoksun durumda bulundukları için göç veren ve göç alan ülke arasında hukuki bir belgeye bağlanmasında zorluklar yaşanmaktadır.



    3- Göç eden kitlenin içine katıldığı yeni doğal ve toplumsal çevreyi, göç alan kitlelerin de içlerine yeni katılan göçmen kitleleri benimseme güçlükleri yaşanmaktadır. Böylece, yeni bir ortak toplumsal yapı oluşumu söz konusu olmaktadır.



    4- Özellikle mülteci kitleler, terk ettikleri ülkenin güvenlik makamlarından gizli ve kaçarak geldiklerinden, iki ülke arasında kimi sürtüşmeler ve diplomatik krizler oluşabilmekte, ayrıca gelenlerin bir kısmı da başta terör ve casusluk olmak üzere diğer yasadışı olaylara destek verecek kötü niyet sahibi insanlar da sızabilmektedir.



    5- Yer değiştirmeler aileler, özellikle küçük çocuklar ve yaşlı kimseler için çoklukla baskı nedeni olmakta, çoğu zaman yeni bir çevreye uymakta ve yeni dostlar edinmekte zorluk çekmektedirler. Bu süreç içinde artan gecekondulaşma, kentsel hizmetlerin aksaması, işsizlik, göç edenlerin topluma uyumsuzluğu, şehir kültürüne yabancılık ve kültürler arası çatışma gibi sorunlar yaşanmaktadır.



    6- Göç edenlerin bazıları şehirle bütünleşirken bazıları şehirde ayrı gruplar meydana getirmektedirler. Göç edenlerin şehirleşmesi yani şehre bütünleşmesi için çok uzun zaman gerekmektedir. Göç nedeniyle kültürel farklılıklar düşmanlık ve gerginlik meydana gelmektedir.



    7- Kente gelmiş aile çocukları eğitim ve yetenek eksikliği gibi nedenlerle arzuladığı iş ve geleceği elde edemeyeceği düşüncesine kapılan çocukların, suça daha kolay yönelme olasılığı büyüktür. Göçlerin ve gecekondulaşmanın yoğun olduğu şehir bölgelerinde suç oranlarının şehrin diğer bölgelerine göre yüksek olduğu görülmektedir.

    Örneğin: İzmir’de gecekonduda oturan nüfusun kentin tüm nüfusuna oranı % 40–45 arasındayken, suç işleyen çocukların yaklaşık % 75'i gecekondu ya da kısmen gecekondu bölgelerinde oturmaktadır



    8-Ekonomik güçlükler nedeniyle çocukların okula gönderilmeleri yerine ekonomik yönden aileye katkıda bulunma zorunluluğu erken yaşta çalışmak zorunda kalan çocuğun hem eğitimini aksatmakta, hem de iş çevresinde zararlı alışkanlıklar kazanabilmesine yol açmaktadır.





    Göç alan yerlerde oluşan sorunlar :


    A- Göç alan ülkede veya kentte nüfus artar. Nüfus artış hızı yükselir.

    B - Genelde genç erkek nüfus göç ettiği için göç alan alanlarda erkek nüfusu artar.

    C - Düzensiz kentleşme meydana gelir.( çarpık kentleşme, plansız kentleşme)

    Ç-Önceleri iken dışında bulunan sanayi tesisleri kent içinde kalır.

    D-Kentlerde konut sıkıntısı çekilir ve derme çatma yapılan konutlar gecekondulaşmaya neden olur.

    E-Alt yapı hizmetlerinde (yol, su, elektrik) yetersizlik görülür.

    G-Alt yapının yetersiz kalması sel, heyelan, sağlık sorunlarına yol açar.

    H-Kentlerde insan sayısının fazla olmasından dolayı işsiz insanların oranı artar,

    I- Göç alarak büyüyen merkezlerde ekonomik faaliyetler gelişir ve çeşitlenir.

    J-Kentlerde hızla nüfus arştı trafik sorunları oluşmaktadır.

    K-Sağlık, eğitim gibi alanlarda sorunlar oluşur ve bu hizmetler yetersiz kalır.

    L-Göçler sonucu farklı yerlerden gelen insanların bir arada bulunması kültürel çeşitliliğe neden olur.

    M- Farklı kültürlerdeki insanların bir araya gelmesi bazen de kültür çatışmalarına neden olabilir. Sosyal sorunları oluşturur.



    Göç veren yerlerde oluşan sorunlar :

    A- Göç veren ülkede veya kırsal alanlarda nüfus azalır.

    B - Genelde genç erkek nüfus göç ettiği için göç veren alanlarda erkek nüfusu azalır. Kadın nüfusu fazla olur.

    C-Kırsal kesim yatırımlarında verimsizlik meydana gelir.

    D- Kırsal alanlarda araziler boş kalmakta, bağ ve bahçeler ile konutlar bakımsızlıktan bozulmaktadır.

    E-Göç veren yerlerde nüfus yaşlılardan oluşur ve iş yapabilecek insan azalır.



    Göçlerin ve ortaya koyduğu sorunların çözümü için yapılması gerekenler:

    1- Göç veren bölgelerdeki yoğun göçün önlenebilmesi, öncelikle ekonomik koşulların iyileştirilmesi ve yüksek doğal nüfus artış hızının aşağı çekilmesine bağlıdır.

    2- Göçün yoğun olarak yaşandığı alanların üniversitelerinde göçü önleyecek politikalara yardımcı olmak üzere, araştırma yapmak ve bulgulara birinci elden ulaşmak amacıyla araştırma merkezleri kurulmalıdır.
    3- Orman köylerinden göçe katılanların oranını düşürmek amacıyla, ormanlardan köylünün bilinçli ve etkin bir biçimde yararlanabilmesi için olanaklar yaratılmalı ve orman köylülerinin yerinde kalkındırılması için gerekli olan fon kredileri yükseltilmelidir.

    4- Göç veren alanlardan göç etme nedeni olarak gösterilen işsizliğe son verilmeli ve bölgeye özgü istihdam politikası gerçekleştirilmelidir.

    5- Göç veren alanlara eğitim kültür ve sağlık alanında yatırımlara devam edilmelidir.
    6- Göç veren alanlarda gelir getirici uğraşlar yaratılmalıdır. Bunun içinde bölgedeki tarım dışı sektörler desteklenmelidir.
    7- Göç veren alanlarda bölge şartlarına uygun kırsal sanayiye geçilmelidir. Böylece kırsal sanayiden en çok yararlananlar kırsal alanda yaşayanlar olacaktır.( tarım ve hayvancılığa dayalı sanayiler)
    8- Göç veren alanlara devlet yatırımı ile birlikte, bölgede yatırım yapacak özel girişimciler cesaretlendirilmeli ve özendirilmelidir.
    9- Gerek köylerde, gerekse kentlerde el sanatlarına dönük imalat ve evlerde yapılacak fason üretim canlandırılmalı, kooperatifçilik teşvik edilmelidir.

    10- Göç veren alanlarda bir yandan köy tipi sanayi geliştirilmeli ve el emeğinin değerlendirilmesi yoluna gidilmelidir.

    11- Hammaddeye bağlı olmayan serbest sanayi kuruluşları iş gücü arzının en yüksek olduğu bölgelere kurulmalı, bölgeler arası dengeli politika uygulanmalı, sanayi nüfusu yurt çapında dengeli dağıtılmalı, GAP projesi benzeri DAP, KAP projeleri yaşama geçirilerek halkın doğduğu yerde tutulması sağlanmalıdır.

    12- Hazine arazilerinin belediyelere ve toplu konut kooperatiflerine devri ile gecekondu önleme bölgeleri oluşturulmalı, gecekonduya karşı proje uydu kentler yapılmalıdır.

    13- Demiryolu ağırlıklı hızlı bir ulaşım sistemi oluşturulup, cazibe merkezi olan büyük şehirlere gidip-gelme kolaylaştırılarak, şehre göç ihtiyacı ortadan kaldırılmalıdır.

    14- Gecekondulaşmanın önlenebilmesi için siyasi iktidarların oy kaygısından uzak şehir yasaları yapılmalı, imar affı kanunları yürürlükten kaldırılmalı, imara dönük af yasası olmamalıdır.

    15- Kamunun malı olan devlet, hazine, belediye arsalarına yapılan kaçak yapıların, gecekonduların kente karşı işlenmiş bir suç olduğu görüşü toplumun bütün kesimlerince benimsenmeli;

    16- Yoğun göç alan kentsel birimlerin yol, su, kanalizasyon gibi alt yapı gereksinimlerinin giderilmesi ivedilikle yapılmalıdır.
    17- Göç alan bölgelerin çevre düzenlemesine önem verilmeli ve tasarım olarak göze hoş görülmeyen, kullanılan malzeme bakımından yetersiz ve dayanıksız olan, imar planına uymayan konut yapımına izin verilmemelidir.

    18- Türk Ceza Kanunundaki hırsızlık ve gasp suçlarına eşdeğer kabul edilecek yasal düzenlemeler yapılmalı, imar mevzuatına aykırı yapılaşmalara karşı müdahale ve yaptırım gücüyle donatılmış, meslek odaları, sivil kuruluşlar ve bilim adamları katılımlı, özerk, yerel ve demokratik denetleme kurumları oluşturulmalı;

    Göçün Mekansal Etkileri
    Göçlerin yol açtığı mekânsal sorunlar:


    1)Ülke genelinde nüfusun dağılışında dengesizlik görülür.

    2)Kırsal kesim yatırımlarında verimsizlik meydana gelir.

    3)Göç alarak büyüyen merkezlerde ekonomik faaliyetler gelişir ve çeşitlenir.

    4)Düzensiz kentleşme meydana gelir.( çarpık kentleşme, plansız kentleşme)

    5)Önceleri kent dışında bulunan sanayi tesisleri zamanla kent içinde kalır.

    6)Kentlerde konut sıkıntısı çekilir. Bu da gecekondulaşmaya neden olur.

    7)Kent nüfusunda aşırı artış meydana gelir.

    8)Alt yapı hizmetlerinde (yol, su, elektrik, kanalizasyon) yetersizlik görülür.

    9)Alt yapının yetersiz kalması sel, heyelan, sağlık sorunlarına yol açar.

    10)Kentlerde insan sayısının fazla olmasından dolayı işsiz insanların oranı artar,

    11)Erkek ve kadın nüfusunda dengenin bozulması.

    12)Kentlerde güvenlik bozulur,

    13)Kent nüfusu hızla artarken kır nüfusu azalır denge bozulur.

    14)Kentlerde hızla nüfus arştı trafik sorunları oluşmaktadır.

    15)Sağlık, eğitim gibi alanlarda sorunlar oluşur ve bu hizmetler yetersiz kalır.

    16)Göçler sonucu farklı yerlerden gelen insanların bir arada bulunması kültürel çeşitliliğe neden olur.

    17)Göç alan ülkede nüfus artar, göç veren ülkede ise azalır.

    18)Ülkeler arasında ekonomik ilişkiler gelişir.

    19)Ülkeler arası kültürel ilişkiler gelişir.



    Bu göçlerin yol açtığı sosyal sorunlar:

    1-Gelen göçmenler ve mülteciler, genellikle olağanüstü zor koşulların içinden ayrılarak ülkelere gelmektedirler. Ağır yol koşulları, yollarda karşılaştıkları engelleme girişimleri ve müdahaleler, sınırdan geçiş sırasında karşılaştıkları zorluklar ve mevsimlere dayalı doğal engeller, bu insanlarda önemli sağlık sorunlarına neden olmaktadır.



    2- Göç olgusu, bir baskı ya da zorlamaya dayandığından, çoğu zaman bu insanlar kendi statülerini tanımlamaya yarayacak belgelerden yoksun durumda bulundukları için göç veren ve göç alan ülke arasında hukuki bir belgeye bağlanmasında zorluklar yaşanmaktadır.



    3- Göç eden kitlenin içine katıldığı yeni doğal ve toplumsal çevreyi, göç alan kitlelerin de içlerine yeni katılan göçmen kitleleri benimseme güçlükleri yaşanmaktadır. Böylece, yeni bir ortak toplumsal yapı oluşumu söz konusu olmaktadır.



    4- Özellikle mülteci kitleler, terk ettikleri ülkenin güvenlik makamlarından gizli ve kaçarak geldiklerinden, iki ülke arasında kimi sürtüşmeler ve diplomatik krizler oluşabilmekte, ayrıca gelenlerin bir kısmı da başta terör ve casusluk olmak üzere diğer yasadışı olaylara destek verecek kötü niyet sahibi insanlar da sızabilmektedir.



    5- Yer değiştirmeler aileler, özellikle küçük çocuklar ve yaşlı kimseler için çoklukla baskı nedeni olmakta, çoğu zaman yeni bir çevreye uymakta ve yeni dostlar edinmekte zorluk çekmektedirler. Bu süreç içinde artan gecekondulaşma, kentsel hizmetlerin aksaması, işsizlik, göç edenlerin topluma uyumsuzluğu, şehir kültürüne yabancılık ve kültürler arası çatışma gibi sorunlar yaşanmaktadır.



    6- Göç edenlerin bazıları şehirle bütünleşirken bazıları şehirde ayrı gruplar meydana getirmektedirler. Göç edenlerin şehirleşmesi yani şehre bütünleşmesi için çok uzun zaman gerekmektedir. Göç nedeniyle kültürel farklılıklar düşmanlık ve gerginlik meydana gelmektedir.



    7- Kente gelmiş aile çocukları eğitim ve yetenek eksikliği gibi nedenlerle arzuladığı iş ve geleceği elde edemeyeceği düşüncesine kapılan çocukların, suça daha kolay yönelme olasılığı büyüktür. Göçlerin ve gecekondulaşmanın yoğun olduğu şehir bölgelerinde suç oranlarının şehrin diğer bölgelerine göre yüksek olduğu görülmektedir.

    Örneğin: İzmir’de gecekonduda oturan nüfusun kentin tüm nüfusuna oranı % 40–45 arasındayken, suç işleyen çocukların yaklaşık % 75'i gecekondu ya da kısmen gecekondu bölgelerinde oturmaktadır



    8-Ekonomik güçlükler nedeniyle çocukların okula gönderilmeleri yerine ekonomik yönden aileye katkıda bulunma zorunluluğu erken yaşta çalışmak zorunda kalan çocuğun hem eğitimini aksatmakta, hem de iş çevresinde zararlı alışkanlıklar kazanabilmesine yol açmaktadır.





    Göç alan yerlerde oluşan sorunlar :

    A- Göç alan ülkede veya kentte nüfus artar. Nüfus artış hızı yükselir.

    B - Genelde genç erkek nüfus göç ettiği için göç alan alanlarda erkek nüfusu artar.

    C - Düzensiz kentleşme meydana gelir.( çarpık kentleşme, plansız kentleşme)

    Ç-Önceleri iken dışında bulunan sanayi tesisleri kent içinde kalır.

    D-Kentlerde konut sıkıntısı çekilir ve derme çatma yapılan konutlar gecekondulaşmaya neden olur.

    E-Alt yapı hizmetlerinde (yol, su, elektrik) yetersizlik görülür.

    G-Alt yapının yetersiz kalması sel, heyelan, sağlık sorunlarına yol açar.

    H-Kentlerde insan sayısının fazla olmasından dolayı işsiz insanların oranı artar,

    I- Göç alarak büyüyen merkezlerde ekonomik faaliyetler gelişir ve çeşitlenir.

    J-Kentlerde hızla nüfus arştı trafik sorunları oluşmaktadır.

    K-Sağlık, eğitim gibi alanlarda sorunlar oluşur ve bu hizmetler yetersiz kalır.

    L-Göçler sonucu farklı yerlerden gelen insanların bir arada bulunması kültürel çeşitliliğe neden olur.

    M- Farklı kültürlerdeki insanların bir araya gelmesi bazen de kültür çatışmalarına neden olabilir. Sosyal sorunları oluşturur.



    Göç veren yerlerde oluşan sorunlar :

    A- Göç veren ülkede veya kırsal alanlarda nüfus azalır.

    B - Genelde genç erkek nüfus göç ettiği için göç veren alanlarda erkek nüfusu azalır. Kadın nüfusu fazla olur.

    C-Kırsal kesim yatırımlarında verimsizlik meydana gelir.

    D- Kırsal alanlarda araziler boş kalmakta, bağ ve bahçeler ile konutlar bakımsızlıktan bozulmaktadır.

    E-Göç veren yerlerde nüfus yaşlılardan oluşur ve iş yapabilecek insan azalır.



    Göçlerin ve ortaya koyduğu sorunların çözümü için yapılması gerekenler:

    1- Göç veren bölgelerdeki yoğun göçün önlenebilmesi, öncelikle ekonomik koşulların iyileştirilmesi ve yüksek doğal nüfus artış hızının aşağı çekilmesine bağlıdır.

    2- Göçün yoğun olarak yaşandığı alanların üniversitelerinde göçü önleyecek politikalara yardımcı olmak üzere, araştırma yapmak ve bulgulara birinci elden ulaşmak amacıyla araştırma merkezleri kurulmalıdır.
    3- Orman köylerinden göçe katılanların oranını düşürmek amacıyla, ormanlardan köylünün bilinçli ve etkin bir biçimde yararlanabilmesi için olanaklar yaratılmalı ve orman köylülerinin yerinde kalkındırılması için gerekli olan fon kredileri yükseltilmelidir.

    4- Göç veren alanlardan göç etme nedeni olarak gösterilen işsizliğe son verilmeli ve bölgeye özgü istihdam politikası gerçekleştirilmelidir.

    5- Göç veren alanlara eğitim kültür ve sağlık alanında yatırımlara devam edilmelidir.
    6- Göç veren alanlarda gelir getirici uğraşlar yaratılmalıdır. Bunun içinde bölgedeki tarım dışı sektörler desteklenmelidir.
    7- Göç veren alanlarda bölge şartlarına uygun kırsal sanayiye geçilmelidir. Böylece kırsal sanayiden en çok yararlananlar kırsal alanda yaşayanlar olacaktır.( tarım ve hayvancılığa dayalı sanayiler)
    8- Göç veren alanlara devlet yatırımı ile birlikte, bölgede yatırım yapacak özel girişimciler cesaretlendirilmeli ve özendirilmelidir.
    9- Gerek köylerde, gerekse kentlerde el sanatlarına dönük imalat ve evlerde yapılacak fason üretim canlandırılmalı, kooperatifçilik teşvik edilmelidir.

    10- Göç veren alanlarda bir yandan köy tipi sanayi geliştirilmeli ve el emeğinin değerlendirilmesi yoluna gidilmelidir.

    11- Hammaddeye bağlı olmayan serbest sanayi kuruluşları iş gücü arzının en yüksek olduğu bölgelere kurulmalı, bölgeler arası dengeli politika uygulanmalı, sanayi nüfusu yurt çapında dengeli dağıtılmalı, GAP projesi benzeri DAP, KAP projeleri yaşama geçirilerek halkın doğduğu yerde tutulması sağlanmalıdır.

    12- Hazine arazilerinin belediyelere ve toplu konut kooperatiflerine devri ile gecekondu önleme bölgeleri oluşturulmalı, gecekonduya karşı proje uydu kentler yapılmalıdır.

    13- Demiryolu ağırlıklı hızlı bir ulaşım sistemi oluşturulup, cazibe merkezi olan büyük şehirlere gidip-gelme kolaylaştırılarak, şehre göç ihtiyacı ortadan kaldırılmalıdır.

    14- Gecekondulaşmanın önlenebilmesi için siyasi iktidarların oy kaygısından uzak şehir yasaları yapılmalı, imar affı kanunları yürürlükten kaldırılmalı, imara dönük af yasası olmamalıdır.

    15- Kamunun malı olan devlet, hazine, belediye arsalarına yapılan kaçak yapıların, gecekonduların kente karşı işlenmiş bir suç olduğu görüşü toplumun bütün kesimlerince benimsenmeli;

    16- Yoğun göç alan kentsel birimlerin yol, su, kanalizasyon gibi alt yapı gereksinimlerinin giderilmesi ivedilikle yapılmalıdır.
    17- Göç alan bölgelerin çevre düzenlemesine önem verilmeli ve tasarım olarak göze hoş görülmeyen, kullanılan malzeme bakımından yetersiz ve dayanıksız olan, imar planına uymayan konut yapımına izin verilmemelidir.

    18- Türk Ceza Kanunundaki hırsızlık ve gasp suçlarına eşdeğer kabul edilecek yasal düzenlemeler yapılmalı, imar mevzuatına aykırı yapılaşmalara karşı müdahale ve yaptırım gücüyle donatılmış, meslek odaları, sivil kuruluşlar ve bilim adamları katılımlı, özerk, yerel ve demokratik denetleme kurumları oluşturulmalı;
    seydalee, bnymn, Biperva ve diğer 1 kişi bunu beğendiniz.
  4. ĎαйqєЯσυŚ_29

    ĎαйqєЯσυŚ_29 Üye

    Katılım:
    31 Ekim 2007
    Mesajlar:
    1.148
    Beğenileri:
    0
    Ödül Puanları:
    36
  5. Toгgαи

    Toгgαи Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    25 Ekim 2007
    Mesajlar:
    4.730
    Beğenileri:
    1.813
    Ödül Puanları:
    38
    GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE GEÇİM TARZLARI



    Tarih Çağları Boyunca İnsanların Geçim ve Yaşam Tarzlarında Değişmeler Gerçekleşmiştir. Öncelikle Bu Tarihsel Süreci Gözden Geçirelim

    Paleolitik Çağ

    • Bu çağda insanlar avcılık ve besin toplayıcılığı ile geçiniyorlardı.

    • Barınakları kaya sığınaklarıydı.

    • Küçük gruplar halinde ve göçebe olarak yaşarlardı



    [​IMG]

    Paleolitik Çağda İnsan;

    İlk aletleri yaptı

    Ateşi buldu

    El ve soyutlama becerisini geliştirirdi

    Kuşları avlayabilmek için ok uçlarını yaptı

    Dikiş dikebilmek için kemik iğneler yaptı

    Mağara duvarlarına resimler yaptı



    İnsan, Kaba Taş devrinde doğadaki taşları olduğu gibi kullanmasına rağmen, Yontma Taş devrinde artık yavaş yavaş taşları yontarak alet yapımına başlamıştı. Bu aletleri, et kesme, ağaç budama, savunma ve avlanma amacıyla kullanmışlardı



    Türkiye’de;

    Yarımburgaz (İstanbul) mağarası Paleolitik dönem dolgularının en iyi korunduğu yerlerden biridir

    [​IMG]
    Yarımburgaz Mağarası


    Mezolitik Çağ



    • Göç etmeden yaşamak için doğal şartları uygun yerler buldular

    • Bu yerler, doğal yiyeceklerin ve av hayvanlarının bulunduğu verimli sulak alanlardı.

    [​IMG]
    Mezolitik çağ aletleri

    Mezolitik Çağda;
    Beslenme çeşitlendi

    Kültür mozayiği belirginleşti

    Yeni arayışlar yaşandı

    Tarıma geçiş aşamasına gelindi

    Köpek evcilleştirildi



    Türkiye’de;

    Mezolitik dönemi en iyi yansıtan kazı yeri Antalya yakınlarındaki Öküzini Mağarası’dır


    [​IMG]

    Neolitik Çağ

    • Tarım ve hayvancılıkla uğraşmak insanın yaşam biçimindeki en köklü değişimdir.

    • Ekilen tohumların yetişmesini ve üreyen hayvanların büyümesini beklemek, bir yere yerleşmeyi zorunlu kılmıştır.

    Barınağın kulübeye dönüşmesi 3 bin yıl içinde deneme yanılma yöntemiyle oluşan yavaş bir süreç. Neolitik döneme ait bu kulübeler İÖ 8 bin yıllarına kadar Güneydoğu Anadolu’da görülebilir.



    • İnsanların kap kacak, giyecek gibi ihtiyaçları ortaya çıkınca seramik yapan zanaatkarlar ortaya çıkmıştır.
    bnymn bunu beğendi.
  6. Toгgαи

    Toгgαи Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    25 Ekim 2007
    Mesajlar:
    4.730
    Beğenileri:
    1.813
    Ödül Puanları:
    38
    [​IMG]

    Ticaret ilk defa, tarım ve hayvancılık yapanlarla zanaatkarlar arasında takas yapılmasıyla ortaya çıkmıştır



    • Neolitik kültürlerin gelişiminde ticaret önemli bir yer tutar. Obsidiyen bu ticaretin en canlı tanığı.

    • Ender bulunan bu taşın en büyük yatakları Anadolu’dadır.



    Türkiye’de;
    Niğde yakınlarındaki Kaletepe, obsidiyenin bilinen en önemli işlik yerlerinin başında geliyor


    Neolitik Çağda ortaya çıkan olaylar



    Tahılların tarıma alınması

    Hayvanların evcilleştirilmesi

    Köylerin oluşması

    Köylerin oluşması

    Ticaret başlaması

    Kalkolitik Çağ

    Tarım yerleşmeleri büyüdü, Daha çok hayvan beslendi, Köylerin etrafı surlarla çevrildi, Köyler kentlere dönüştü. Devletler ortaya çıktı



    • Bu dönemin en önemli özelliği devletlerarası sıkı ve iyi örgütlü ticari ilişkilerin ortaya çıkması oldu.



    Kalkolitik Çağ’da meydana gelen gelişmeler

    El Aletleri

    Maden işleme

    Tarım

    Silahlarda



    • Silahların gelişmesiyle askeri açıdan güçlü imparatorluklar kuruldu

    • Gelişen tarım, hayvancılık ve ticaret, toplumun sosyal yapısındaki değişimleri hızlandırdı.

    • Bunun sonucunda değişik meslekler ortaya çıktı(yöneticilik, çiftçilik, zanaatkarlık vb)

    Bazı hayvanların evcileştirildiği dönem ve yerler



    TÜR
    Tarih (MÖ)
    Bölge

    Köpek
    10.000
    Asya, Çin,

    Kuzey Amerika

    Koyun
    8.000
    Asya

    Eşek
    4.000
    Mısır

    At
    4.000
    Ukrayna

    Tavuk
    3.500
    Orta Asya





    Ekonomik Faaliyetlerin Çeşitlenmesi



    Geçmişten Günümüze Ekonomik Faaliyetlerdeki Değişimler

    İnsanın var oluşundan günümüze kadar çeşitli geçim kaynaklarının varlığı, toplumsal yapının farklılaşmasında etkili olmuştur



    • İnsanlar yaşamlarını kolaylaştırmak için

    • önce hayvan gücünü,

    • sonra buharı,

    • Daha sonra da elektriği kullanmaya başlamışlardır

    • MS 11 ve 12 yy. da tarım ve hayvancılık önemini korumakla birlikte ticaret de çok önemliydi

    • Ticaretin gelişmesiyle ülkeleri ekonomik anlamda birbirine bağlayan yollar oluşmaya başladı

    Hititler döneminde var olan yollar, Roma döneminde geliştirildi ve yeni yollar yapıldı

    • Ticaret, devletler için önemli bir gelir kaynağı oldu.

    • Ticaret yolları uzundu ve tam güvenli değildi.

    • Bu yüzden Selçuklular döneminde ticaret kervanlarının rahatlığı için kervansaraylar yaptırıldı.

    • Osmanlılar da aynı amaçla hanları inşa etmişlerdi.

    • İpek Yolu, Asya ve Avrupa arasındaki toplumsal değişim ve etkileşim açısından önemli bir yere sahip olmuştu

    • 1500'lü yıllarda, toplumlar arası ticaretin gelişmesiyle ülkeler arasında ekonomik ilişkiler de gelişmeye başlamıştır.

    • Ticaretin denizaşırı ülkelerle yaygınlaşması, özellikle Avrupa açısından önemli sonuçlar ortaya çıkarmıştır.

    • Ekonomik yaşam, Batı Avrupa'da buhar makinesinin icadı ile değişmeye başlamıştı.

    • Sanayi Devrimi'nden önce ekonomik hayata kırsal bölgelerde yaşayanlar yön vermiştir.

    • Bu dönemde insanlar için sahip oldukları toprağın ve yaşadıkları yerlerin büyüklüğü önemli bir güç kaynağıydı.

    17.yüzyılda başlayan hızlı bilimsel gelişmeler tarım ve ticaret gelirlerini arttırmış, böylece Sanayi Devriminin temelleri atılmıştır

    • Sanayi Devrimi'yle toplumların yaşamlarında, köklü değişiklikler olmuş, üretim ve ulaştırma araçlarında da büyük gelişmeler meydana gelmiştir.

    • Dünya hızla yayılan bir makineleşmeye yönelmiş, nüfus daha hızlı artmaya başlamıştır.

    • Teknoloji alanındaki gelişmeler üretimi artırırken insan gücüne olan gereksinimi azaltmıştır.

    • Sanayi Devriminden sonra tarımda makineleşmeye geçilmesiyle topraktan elde edilen ürün miktarı artmıştır.

    • Bilgisayarın icadı, bilgi paylaşımında önemli bir adım olmuştur.

    • Bilgisayarın ve İnternet'in en önemli özelliği, değişimlerden küçük bir grubun değil; toplumun tamamının çok kısa sürede etkilenebilmesidir.

    • Örneğin, Sanayi Devrimi'nin yaşandığı dönemlerde bir makinenin daha verimli çalışmasının sağlanması en çok o işletmeyi ya da o bölgeyi etkilemekteydi.

    • Oysa bugün bilişim teknolojilerindeki küçük bir buluş tüm Dünya'yı inanılmaz hızda etkileyebilmektedir

    • Birbirinden çok uzakta olan fabrikalar bir merkezden kolayca yönetilmeye başlanmıştır.

    • Hatta bilgisayar sayesinde bazı işlerde ev, ofis gibi kullanılmaktadır.

    • Tarımda yakın zamana kadar ağırlıklı olarak klasik bitki ıslahı yöntemleri kullanılmıştır.

    • Yirminci yüzyılın sonlarında biyoloji alanında önemli gelişmeler olmuş ve bu gelişmeler, insanoğlunun tarımsal ürün ihtiyacının karşılanmasına da yansımıştır.

    • Son yıllarda, biyoteknoloji ile gen aktarımı yapılarak hastalıklara daha dayanıklı ürünler elde edilmektedir.

    • Biyoteknolojinin temel amaçları arasında yeni çeşit geliştirmek ve mevcutlarda genetik çeşitlilik oluşturmak da sayılabilir.

    • Günümüzde kaybolmakta olan türlerin korunmasında, çoğaltılması zor olan türlerin üretiminde, çeşitli doku kültürü yöntemleri uygulanmaktadır.

    • Biyoteknolojinin dünyadaki tarımsal gıda ihtiyaçlarını karşılamada etkili bir yöntem olduğu savunulsa da bunun insan sağlığını tehdit ettiğini ileri süren görüşler de mevcuttur.

    • Buna rağmen hızla artan dünya nüfusunun ihtiyacını karşılamak için, tohum geliştirmede kullanılan bu teknik şimdilik vazgeçilmez olarak görülmektedir.



    Bilgiler Mehmet Ali ERCAN hocamızın düzenlemesi(Geçim tarzları sunusundan yararlanılmıştır)

    çeşitli coğrafya bilgileri için aşağıdaki siteyi ziyaret ediniz

    GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE HAYAT TARZLARI



    İnsanlar yeryüzüne coğrafi özelliğini veren en önemli etkendir. Çünkü doğal ortamı değişik şekillerde değiştirebilmektedir. İnsanlığın uygarlığı arttıkça bu etki de artmaktadır. Ancak insanoğlunun uygarlığı ne kadar artarsa artsın doğal ortamın çeşitli etkileri altında kalmaktadır. Bu etkide kalış ilkel toplumlarda daha fazladır. Yer tarihinde insanoğlunun ortaya çıkışı buzul çağına rastlar. O tarihlerde ter yüzünün iklim, bitki örtüsü bu günkünden çok farklı idi. Ancak bu özellikler değişime uğrayarak günümüze gelmiştir. İnsanlarda bu değişik ortamlarda yaşamış ve çeşitli uygarlık basamaklarından geçerek günümüze gelmiştir.

    İnsanın ilk vatanının neresi olduğu yönünde çeşitli görüşler ileri sürülmüştür,

    Bunlardan birincisine göre insan bir bölgede türemiş oradan dünyaya yayılmış, ( Eski Dünyanın tropikal bölgeleri)

    İkinci görüşe göre de dünyanın çeşitli yerlerinde aynı zamanda türemiş ve muhtelif ırklar ayrı ayrı olarak oluşmuşlardır. Bunlar sonradan etrafa yayılıp birbirleri ile karışmışlardır.

    Tarih Öncesi Devirler:(Prehistorik)

    Taş Devri: ( M.Ö. 600.000- M.Ö. 5000)

    Kaba Taş ( M.Ö. 600.000- 10.000)

    Yontma Taş(M.Ö.10.000- 8000)

    Cilalı Taş ( M.Ö. 8000- 5500)



    Bu dönemlerde yaşayan insanların yaşamlarına ait bilgileri kullandıkları eşyalar, silahlar, barındıkları mağaraların içindeki kalıntılar ve mağara duvarlarına çizdikleri resimlere bakarak elde ediyoruz.

    (Tarih öncesinin devirlere ayrılması, kullanılan aletlere göre yapılmıştı.)



    Kaba taş-eski taş(Paleolotik)-(MÖ 600.000–10.000):

    İlk insanlar sığınak olarak mağaraları kullanmışlar ve doğal etkenlerden korunmaya çalışmışlardır.

    Bu insanlar geçimlerini toplayıcılık, avcılık ve bitki kökleri ile beslenerek sürdürmüşlerdir.

    Bu insanlar küçük ilkel aileler ve küçük kabileler halinde ve göçebe olarak yaşamışlardır.

    Subaşları, nehir kıyıları, göl ve deniz kıyıları yaşama için tercih ettikleri yerlerdir.

    Bu insanlar henüz önemli aletler yapamamışlar, sivri cisim ve taşlarla savunma yaparlardı. Kabaca yontulmuş ve cilâsız taştan aletler yapılmıştır.

    Zamanla sanata yönelmişler aletlerini süslemiş ve yaşadıkları mağaraların duvarlarına resimler çizmişlerdir.( Bu resimler önemli bilgi kaynaklarıdır.)



    Yontma taş- orta taş(mezolotik)-(MÖ10.000–8000):

    Bu dönem insanları göç etmeden yaşamak için doğal şartları uygun yerler arayıp bulmuşlardır.

    Bu alanlar doğal yiyeceklerin ve av hayvanlarının çok olduğu verimli ve sulak alanlardır.

    Bütün bunlara rağmen tam anlamıyla yerleşik hayata geçememiş hala göçebe hayat yaşanmıştır.

    Taşlar, çakmak taşı yontularak savunma amaçlı aletler yapmak için kullanılmıştır.

    Soğuklardan dolayı mağaralara ve ağaç kovuklarına sığınmışlardır.

    Mağaralara hayvan resimleri çizmişlerdir.

    Dönemin sonlarına doğru ateş bulundu. Köpek evcilleştirildi, Üretim ekonomisine geçildi.



    Cilalı taş-yeni taş(Neolitik)-(MÖ 8000–5500):

    Son buzul çağının bitişiyle iklimde meydana gelen değişim daha ılıman ortamda yaşayan bitki ve hayvan türlerinin çoğalmasına olanak vermiş, günümüzdekine benzer doğal bir ortam oluşmuştur. Arpa, buğday gibi bitkilerle koyun, keçi ve domuz gibi hayvanların yabani ataları bu ılıman ortamın bitki ve hayvanları arasına girmiştir. Bu olaya neolitik devrim denilmektedir. Neolitik devrim insan topluluklarının binlerce yıl boyunca geçimini sağladığı avcılık ve toplayıcılık yerine üretime başlaması yani tarım ve hayvancılığı öğrenmesidir.

    Artık beslenmek için av hayvanlarının peşinde göç etmeye veya tükenen bitkilerin yerine yenilerini aramaya gerek kalmamış, aksine ekilen tohumların yetişmesini, üreyen hayvanların büyümesini uzun süre bir yerde bekleme gereği doğmuştur. Bunun sonucu olarak da insanlar göçebe hayat tarzından yerleşik düzene geçmeye başlamışlar, ilk köy toplumları da böylece ortaya çıkmıştır. Güneşte kuruyan çamurun sertleşmesinin öğrenilmesiyle ilk evler, daha sonra da kilin pişirilmesiyle çanak çömlek yapımı gelişmiştir.

    Bu dönem yerleşmeleri daha çok Anadolu’nun güney yörelerinde yoğunlaşmışlardır. Çatalhöyük binden fazla konut ve 6000’e ulaşan nüfusu ile Yakın Doğunun en büyük Neolitik yerleşmesi olarak kabul edilmektedir. M.Ö.6250–5400 yıllarına tarihlenen Çatalhöyük Konya Ovasının en verimli yerine kurulmuştur. Hasan Dağı kaynaklı zengin obsidyen yataklarına da yakın olan Çatalhöyük bu avantajı hem obsidyen işlemede hem de obsidyen ticaretinde iyi kullanmıştır.



    1-Buzullar erimeye başladı. Bu dönemde buzullar eriyerek kuzeye doğru çekilmesi ile insanlar mağaralardan çıkmışlardır.

    2- Tarım hayatının başlaması ile birlikte yerleşik hayata geçildi. Göçebelik dönemi sona erdir. Buğday, arpa, mercimek, bezelye gibi ürünler tarıma alınmıştı.

    3- Kamıştan kulübeler, taş ve kerpiçten evler, toprak ve kilden kaplar yapılmıştır.

    4- Hayvanlar evcilleştirildi.( Köpek, koyun, sığır, domuz, at vb ) Önce büyük baş hayvanlar daha sonra da koyun ve keçi evcilleştirilmiştir.

    5-İlk insan toplulukları oluştu. Bunlar ilk yerleşim merkezleri olan köyleri kuruldu.

    6-Çanak-çömlek kullanıldı. Toprak ve kilden kaplar yapıldı. Seramik sanatı başladı.

    7-Dönemin sonunda dokumacılık başladı. Örgüler yapıldı.

    8-Dolmen ve Menhir denilen mezarlar yapıldı. Ölüleri yerleşme dışına gömme geleneği başlamıştır.

    9-İlk üretim ile ticaret yapılmaya başlandı.( Çiftçilerle zanaatkârlar arasında takas yoluyla)

    Bu dönemde insanlar taşı yontmakla kalmadı ve onu süslediler. Taşların yanı sıra kemiklerde kullanıldı. Bu dönemde ateşte pişmiş toprak kaplar yapılmaya başlandı.



    Kalkolitik Çağ( maden Çağı):

    İnsanlar taş devrinin sonunda ateşi kullanarak madenleri eritmeyi başarmaları ile maden çağı başladı. Bu dönemde tarım yerleşmeleri daha çok büyüdü, köyler surlarla çevrildi, büyüyerek şehirlere dönüştü. Devletler kuruldu. Devletlerarası ticari ilişkiler başladı. Madenlerin işlenmesi ile yapılan güçlü silahlar imparatorlukların kurulmasına yol açtı. Çeşitlenen ihtiyaçlar yeni değişik meslek, sanat dalları gelişti.

    Bu dönem işlenen madenlere göre isim almaktadır.

    Bakır Çağı: Maden devrinde ilk kullanılan maden bakırdır. İnsanlar bakırdan kap –kaçak silah yapımında faydalandılar. Altın ve gümüş bu dönemde süs eşyası yapımında kullanıldı. Bu madenler çok yaygın olarak kullanımının artmamasının nedeni dayanıksız olmalarıdır.

    MÖ 5000–3000 Maden Çağı, Kalkolitik Çağ Adını taşın yanı sıra bakır kullanımından da alan Kalkolitik Çağ, kültür tarihinde ilk ön kent kültürlerinin başladığı dönem olarak bilinir. Madenlerin kullanımının çeşitlenmesi ve yaygınlaşması bu dönemde gerçekleşmiştir. Bu dönemin en önemli özelliği taş aletlerin yanı sıra bakırın da kullanılmaya başlamasıdır. İkinci belirgin özellik ise özgün bezemeli kaplardır.

    Kalkolitik Çağda nüfus artışıyla birlikte yerleşim yerlerinde de bir artış görülmektedir.

    Bu dönemde dini inanışlar gelişti. Tanrılar edinmeye başladılar. Daha önceki gerçekçi Ana tanrıça figürlerinin aksine son derece soyut, fakat yine Ana tanrıçayı ifade eden, mermerden yapılma putlar yaygınlaşmıştır. Küçük kutsal alanlardan başka ortak tapınaklar bulunmamaktadır.



    TUNÇ ÇAĞI (M.Ö. 3000–1200):

    Bu yeni dönem, önceki çağların tarım hayvancılık, dokumacılık, çömlekçilik gibi buluşlarına, daha güçlü silahların üretilmesine, daha ince süs eşyalarının yapılmasına olanak veren bakır ve kalay alaşımı olan tuncun keşfini eklemiştir. Bakır ve kalay karışı olan ve daha sert madde olan tunç insanların ihtiyaçlarını karşılama da kullanıldı. Bu daha çok tarımda ve savaş aletleri yapıldı. Bu dönemde şehir devletleri kurulmaya başlandı.

    Tekerlek bu dönemde bulundu. Seramik kaplar yapıldı.



    DEMİR ÇAĞI (M.Ö. 1200 – 750):
    Demirin bulunarak işlenmesi insanlık tarihi açısından önemli bir buluştur. Tabiatta çok bulunan ve kolay işlenebilen demir medeniyetlerin gelişmesine önemli katkı yapmıştır. Demir günlük hayatta, inşaatlarda, silah yapımında kullanıldı.

    Bu dönemde küçük şehir devletlerinin yerini büyük devletler aldı. Dönemin sonunda yazının bulunması ile tarih çağları başladı.

    Yelkenli gemiler, Sulu tarım metodu, yazı ve arabanın bulunması.





    Tarihi Çağların Genel Özellikleri:

    İlkçağ (Eskiçağ):


    Siyasi: Çağın başlarında "Site" de denen şehir devletçikleri hâkimdi. Daha sonra merkezi imparatorluklar görüldü.

    Sosyal: Toplumsal sınıf farklılıkları vardı. Halk rahipler, asiller, memurlar, askerler vb. sınıflara ayrılırdı.

    Ekonomik: Paranın icadı ile ticaret hızlandı. Genel olarak ekonominin temeli tarım ve hayvancılığa dayalıydı. Bunun yanında kara ve deniz ticareti de yapılmaktaydı. En önemli ticaret yolları "İpek Yolu, Baharat Yolu" idi.

    Dini: Çok tanrılı(politeist) dinler yaygındı. Fakat Musevilik ve Hıristiyanlık dinleri de bu dönemde ortaya çıktı. Ölüleri oda biçimindeki mezarlara koyarlardı

    Kültürel: Toplumlar arası etkileşim sınırlıydı. Yazı ve kâğıdın kullanılmasıyla kültürel etkileşim hızlandı.



    Ortaçağ:

    Siyasi:
    Avrupa`da feodalite rejimi hâkimdi. Doğu`da ise merkezi imparatorluklar vardı. Doğu ve Batı medeniyetleri arasındaki en önemli savaşlar "Haçlı Savaşları" idi.

    Sosyal: Avrupa`da insanlar asiller, rahipler burjuvalar ve köylüler diye sınıflara ayrılıyorlardı. Doğu`da ise İslam topluluklarında sınıf farklılıkları yoktu.

    Ekonomik Akdeniz Ticareti Avrupalılar lehine canlandı.

    Dini: Avrupa`da Hıristiyanlık doğuda ise İslamiyet, devletlerin temel politikasını yönlendirdi. Avrupa'da kilise siyasi otorite haline gelmişti.

    Kültürel: İslam kültür ve uygarlığı en parlak dönemini yaşadı. Avrupa`da ise "Skolâstik Düşünce" hâkimdi.



    Yeniçağ:

    Siyasi:
    Avrupa`da feodalite güç kaybetti ve merkeziyetçi krallıklar güç kazandı. Doğu`da Osmanlı Devleti önce yükselme, daha sonra da duraklama ve gerileme dönemlerini yaşadı.

    Sosyal: Avrupa`da Ortaçağdaki sınıf farklılıkları değişime uğradı.

    Ekonomik: Coğrafi keşifler sonucunda Avrupa ekonomik açıdan güçlendi. Avrupa`nın Osmanlı Devleti`ne ekonomik açıdan bağımlılığı sona erdi. Sömürgecilik ortaya çıktı.

    Dini: Avrupa`da "Reform" hareketleri sonucunda dinin etkisi azaldı. Din adamlarına güven azaldı. Katolik ve Ortodoks mezhepleri yanında Protestanlık, Kalvenizm ve Anglikanizm mezhepleri ortaya çıktı.

    Kültürel: Avrupa`da kâğıt ve matbaanın kullanılmasıyla yeni fikirlerin yayılması kolaylaştı. Kültür seviyesi yükseldi



    Yakınçağ:

    Siyasi: Avrupa`da Fransız İhtilali sonucunda milli devletler kurulmaya başladı. Osmanlı Devleti dağılma dönemine girdi. Dünyada demokratik yönetimler yaygınlaştı. Dünya savaşları ortaya çıktı. Avrupa'da bloklaşmalar meydana gelmiştir.

    Sosyal: Fransız İhtilali sonucunda eşitlik düşüncesi yaygınlaştı. Milliyetçilik ilkesi siyasi bir karakter kazanarak çok uluslu devletlerin parçalanmasına sebep oldu

    Ekonomik: Sanayi İnkılâbı nedeniyle ham madde ve pazar ihtiyacı ortaya çıktı. Kapitalizm, liberalizm, sosyalizm gibi sosyo-ekonomik sistemler görüldü.

    Dini: Avrupa`da laik düşünce, laik hukuk kuraları ve yönetimler etkili olmaya başladı.

    Kültürel: Batı kültürü Doğu`ya göre daha üstün bir hale geldi.





    ZAMANIZDA KÜLTÜR BASAMAKLARI VE HAYAT TARZLARI:


    İnsanlık çeşitli kültür basamaklarından geçerek günümüze ulaşmıştır. Ancak buna bütün insanlık ayak uyduramamıştır. Bu insan toplulukları arasında büyük bir kültür ve teknoloji farkı vardır. İnsanlığın bir kısmı uzaya giderken dünyada hala neolitik çağda yaşayan toplumlar vardır.

    Uygarlığın çeşitli düzeylerindeki insan topluluklarının bulundukları kültür basamaklarına göre yaşayış şekillerine “ Hayat Tarzı” denmektedir.

    Hayat tarzları iki ana grupta toplanır:

    1- Göçebe hayat tarzı

    2- Yerleşik hayat tarzı

    1- Göçebelik hayat tarzı:

    Yeryüzünde bazı insan toplulukları hayatlarını sürdürebilmek için sürekli veya devirli, olarak yer değiştirmek durumundadır. Bu yer değiştirmeye dayana hayat tarzlarına göçebelik ( Nomadlık) denir.

    Buda kendi içinde ikiye ayrılır.

    A- Avcılığa dayanan göçebelik:

    1- Avcı ve toplayıcı göçebeler: Bunlar ilkel silahlarla hayvan avlamak veya çeşitli bitki ve meyveleri toplamakla geçinirler. Orta Afrika’daki Pigme’ler, Güney Afrika’daki Boşiman’lar, Avustralya ve Yeni Gine Ve Amazonlardaki yerliler gibi.

    2- Avcı ve Balıkçı Göçebeler: Hem avcılık hem de balıkçılıkla geçim sağlayan gruplar oluşturur. Bunlara en iyi örnekleri Eskimo’lardır. Yazın ren geyiği avlarlar, denizde balık tutarlar. Avlanmak için sürekli yer değiştirirler. Kışın ise buz tutmayla birlikte av azalır. Buz delerek balık avlar veya kışın bir arada yaşarlar.



    B-Kır Göçebeliği: ( Göçebe Hayvancılık): Bu yaşam tarzı evcil hayvanların yetiştirilmesi faaliyetlerine dayanır.

    1- Göçebe Çobanlık: Yeryüzünde iklimin elverişsiz olduğu ve bitkilerin cılız ve yetersiz olduğu bölgelerde bitkiler bir mevsim boyunca hayvanları beslemeye yetmez. Bu yüzden sürekli hayvanlarla birlikte insanlar sürekli olarak yer değiştirir. Orta Asaya, Kuzey Afrika, Arabistan ve Kuzey kutbuna yakın yerlerde yaygındır.( At, deve, koyun, keçi, ren geyiği gibi hayvanların peşinde sürekli dolaşma)

    2- Yarı Göçebeler: Bunlar hayvancılık yanında tarım faaliyetlerinde yapıldığı yaşam tarzıdır. Senenin belli dönemlerinde tarlalarını işlerler yazın gelmesi ve otların kuruması ile daha serin yağışlı ve otlakların bol olduğu yaylalara giderler. Kış soğukları gelmeden geri aşağıdaki sıcak yaşadığı yerleşmelerine dönerler. (Ülkemizdeki klasik yaylacılık faaliyetleri)



    2- Yerleşik hayat tarzı:

    Göçebeliğin tamamen tersi olan hayat tarzıdır. Bu tarzda insanlar belli bir yerde yani köy, kasaba veya şehirlerde yaşarlar. Burada da tarım, sanayi, ticaret, el sanatları, turizm, ulaşım, madencilik vb işlerle geçimlerini sağlarlar. Yerleşik hayatın temelini tarım oluşturur. Yerleşik hayatta kültür ilerledikçe toprağı işleme teknikleri de gelişir.

    Dünyada farklı hayat tarzlarının nedenleri nelerdir?

    1- Coğrafya şartları

    A- Bulunulan alanın konumu

    B- Yer şekilleri özellikleri

    C-İklim şartları

    D- Bitki örtüsü şartları

    Dünyada konumu iyi olan ülkeler kolay gelişebilmektedir. Bunun yanında konumun önemi zamanla değişebilir. Örnek ilk Çağda İngiltere ve batı Avrupa ücra köşeler iken Kıtaların bulunması ile önemleri artmıştır. Buda gelişmelerine olumlu etki etmiştir. İklim ve bitki örtüsü hayat tarzının kolay veya zor olması yönünden etki eder. Ekvatoral bölge, çöller ve kutup bölgeleri insanları göçebeliğe zorlamıştır.

    Orta kuşak veya ılıman bölgenin coğrafi şartları yerleşik hayatı kolaylaştırmıştır.

    2- Tarihi ve sosyal Sebepler: Örneğin Japonya ve İskandinav ülkeleri bundan 100- 200 yıl öncede aynı tabiat şartları altında geri kalmış ve uygar dünya ile fazla ilgisi olmayan toplumları iken, coğrafi şartlar aynı kalmasına rağmen tarihi, sosyal ve ekonomik etkenler neticesinde dünyanın en ileri ülkeleri haline gelmişlerdir.



    Geçim kaynaklarının çeşitlenmesi toplumsal yaşamın farklılaşmasında etkili olmuştur. Çünkü farklı geçim kaynakları farklı mesleklerin ve meslek gruplarının doğmasına neden olmuştur. Farklı meslek grupları farklı ekonomik yapıları ve bu da farklı toplumsal yapıları doğurmuştur.
    avar bunu beğendi.
  7. Toгgαи

    Toгgαи Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    25 Ekim 2007
    Mesajlar:
    4.730
    Beğenileri:
    1.813
    Ödül Puanları:
    38
    ZONAL TOPRAKLAR ( YERLİ TOPRAKLAR )



    Ülkemizde düz ve hafif eğimli alanlarda iklim şartlarının etkisi altında oluşan fiziksel ve kimyasal özellikleri açısından farklı horizonlar ve katlar gösteren topraklardır.



    KIRMIZI RENKLİ AKDENİZ TOPRAKLARI ( TERRA – ROSSA )



    Bu topraklar, Marmara Bölgesi’nin güney kesimi ile Ege Bölümü ile Akdeniz Bölgesi’nin tamamında görülmektedir.
    Kireçtaşı marn kil ve konglomera ve gnayslar üzerine oluşmuş topraklardır. Toprağın rengi kırmızı acık kırmızı ve sarı renktedir. Toprak iri taneli ve killidir. Toprak kireç taşı üzerinde oluşsa bile kireçli bir yapıda değildir bunun sebebi yeterince yıkanmış olmasıdır.

    Toros dağlarında 1000 m den yüksek sahalarda toprağın rengi organik madde birikiminden dolayı koyulaşarak kırmızımsı kahve ve kahverengine dönüşmektedir.


    KAHVERENGİ ORMAN TOPRAKLARI




    Bu topraklar, Karadeniz Bölgesinde, İç Anadolu’da 1200 m’den Yüksek alanlarda Trakya’nın kuzeyinde Yıldız Dağlarında İç Batı Anadolu’da ve Güney Doğu Toroslar’da yaygındır. Orman örtüsünün altında geliştiği için toprak organik madde bakımından zengindir ve koyu renklidir. Yağışın fazla olduğu eğimli alanlarda toprak asitli reaksiyon göstermektedir.


    PODSOLÜMSÜ ve PODZOL TOPRAKLAR




    Yıllık ortalama sıcaklığın 8°C’nin altında ve yıllık yağış miktarının 1000 mm üzerinde olduğu nemli çok nemli – soğuk ortamlarda kayın, sarıçam ve ladin ormanlarının altında gelişme göstermektedir. Bolu Aladağlar’da, Yıldız ve Doğu Karadeniz Dağlarında ve Uludağ’ın yüksek kesimlerinde bu topraklara sıkça rastlanır. Bu topraklar fazla yağıştan dolayı fazlaca yıkanmışlardır. Fazla yıkanmadan dolayı toprak asit reaksiyonludur ve besin maddeleri bakımından oldukça fakirdir.



    SİEROZEMLER



    Yıllık ortalama yağışın 300 mm’nin altında Konya ovasının doğu kesiminde görülen toprak çeşididir. Toprak organik madde bakımından oldukça fakirdir bu topraklar yıkanmanın azlığından dolayı açık renklidir. Karbonat birikiminden ve yıkanmanın azlığında dolayı toprak alkelen reaksiyon gösterir.

    KAHVERENGİ STEP TOPRAKLARI

    Yıllık ortalama yağışın 400 mm altında ve yıllık ortalama sıcaklığın 8 – 12 °C arasında değiştiği İç Anadolu Bölgesi’nde, Doğu Anadolu ovalarında step ve uzun boylu step örtüsü altında gelişme gösteren topraklardır.

    Yağış azlığından dolayı yıkanma miktarı azdır ve buna bağlı olarak karbonatlar topraktan uzaklaşmamıştır. Bu topraklar alkalen reaksiyon gösteririler. Bu toprakların rengi kahve koyu kahve sarımsı kahve olup üzerinde genel olarak kuru tarım yapılmaktadır

    KETANE ve KIRMIZIMSI KESTANE RENKLİ TOPRAKLAR


    Yıllık ortalama yağışın 400 mm üzerinde, yıllık ortalama sıcaklığın 6 – 10 °C arsında bulunduğu İç Anadolu’nun platolarında, İç Batı Anadolu ve Doğu Anadolu’da uzun boylu ot vejetasyonunun altında gelişmişlerdir. Bu topraklar organik madde bakımından oldukça zengindir ve taneli yapıdadır. Üzerlerinde tahıl tarımı yapılmaktadır. Bu topraklar nispeten yıkanmış olduklarından dolayı karbonat bakımından fakir sayılırlar ve hafif asit reaksiyon gösterirler.


    KİREÇSİZ KAHVERENGİ TOPRAKLAR


    Bu topraklar, ana materyalin granit, silisli şist, andezit gibi silisli olan ve İç Anadolu’nun kuzey ve doğusu ile İç Batı Anadolu’da 1000 m’nin üzerinde step ormanı veya kuru ormanlar altında gelişme göstermiştir. Besin maddeleri bakımından fakir olan bu topraklar yıkanmanın fazlalığından dolayı hafif asitli reaksiyon gösterirler.



    KIRMIZIMSI KAHVERENGİ TOPRAKLAR



    Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin tipik toprakları olan kırmızımsı kahverengi topraklar yarı kurak karasal iklim şartlarının etkili olduğu step vejetasyonu altında oluşmuşlardır. Sıcaklığın fazla olması ve demirin iyi oksitlenmesini sağaldığı için toprak kırmızı renk almıştır. Bu toprak üzerinde genellikle tahıl tarımı yapılmaktadır.

    ÇERNEZYOMLAR


    Yıllık ortalama sıcaklığın 3 – 6 °C, yıllık ortalama yağışın 500 – 700 mm arasında değiştiği Erzurum – Kars dolaylarında 1600 – 2000 m yükseklikteki plato alanlarında bazalt ve neojen karasal depoları üzerinde gelişmiştir. Bu topraklar üzerinde 1 m yi bulan çayır örtüsünden oluşan organik madde sıcaklığın azlığından dolayı yeterince ayrışamamaktadır. Topragın üst kısmı organik madde bakımından zengin alt kısmı ise (1 m altı) kireç bakımından zengindir.

    Bu topraklar dünyanın en verimli toprakları olarak kabul edilir ama sıcaklığın yetersiz oluşundan dolayı üzerinde sadece sıcaklığın yererli olduğu alanlarda tahıl tarımı yapılır.






    İNTRAZONAL TOPRAKLAR



    Bu topraklar, ülkemizde aşınmanın devamlı olduğu dağlık alanlarda ve birikmenin hüküm sürdüğü alüvyal ovalarımızda ve dağların eteklerinde yaygın olarak bulunmaktadır. Bu topraklar ana kayanın etkisi altındaki topraklardır. Şöyle ki ana kaya kulu ise toprak kumlu ana kaya tuzlu ise toprakta tuzludur.



    ANA METERYALİN ETKİLİ OLDUĞU TOPRAKLAR



    Kumlu – Çakıllı Topraklar


    Aşanımın aktif olarak devam ettiği eğimli yamaçlar boyunca aşağıda yayılışları ve özellikleri belirtilen ana kaya üzerindeki kumlu – çakıllı topraklar görülmektedir.



    Filişler Üzerindeki Kumlu – Çakıllı Topraklar

    Kuzey Anadolu ve Toros Dağları boyunca yer yer şeritler halinde uzanan kum taşı kiltaşı kireçtaşı çakıltaşı tabakalarının üzerinde oluşan topraklardır.



    Volkanik Arazilerdeki Kumlu Topraklar

    Kum ve mil boyutunda olan volkanik tüf ve kum gibi depoların çözünmesi ile oluşan topraklardır. Doğu Anadolu’da Sarıkamış dolaylarında, İç Anadolu’da Karapınar, Erciyes Karacadağ, Ürgüp – Nevşehir dolaylarında Afyon çevresinde Isparta Gölcük, İzmir Foça civarında ve Kızılcahamam dolaylarında görülür.



    Aglomeralar Üzerindeki Çakıllı Topraklar

    Yukarıda belirtilen alanlarda ayrıca aglomeralarda ince volkanik malzeme ile karışık çakıl ve blok boyutunda kayalar bulunmaktadır. Bu yerlerdeki topraklarda Aglomeralar üzerindeki çakıllı topraklar denilmektedir. Tarımsal değeri yok denecek kadar azdır.



    Kristalen Şist ve Asit İntrüzifler Üzerindeki Kumlu Topraklar

    Gnays mikaşist kuvarst, kuvarsit ve kuvarsit şist gibi metamorfik kayaçlar üzerinde oluşmuş topraklardır. Bu topraklara Yıldız Bozdağ, Aydın dağları, Güneydoğu Toroslar’da Kahramanmaraş Güney Marmara Bölümünde Kapıdağ yarım adası Doğu Karadeniz de Kaçkar dağlarında Bursa Uludağ’da sıkça rastlanır.

    KALSİMORFİK TOPRAKLAR

    Kireçtaşı marn gibi kireçli ana kayanın etkisine bağlı olarak oluşmuş olan topraklardır. Bu guruba vertisol’ler rendzina toprakları dâhil edilebilir.


    Vertisol’ler ( Dönen Topraklar )
    Killi kireçli depoların yaygın olduğu Muş Ovası, Ergene Ovası, Van Gölü’nün güney doğusunda Bursa – Karacabey arasında Menemen ve Bornova ovası ile Konya havzasının muhtelif yerlerinde Bafra Ovasının güneyinde kil miktarının fazla olduğu kireçli topraklara rastlanır.

    Bu topraklarda kil fazla olduğu için yaz aylarında kurudukları zaman 1 m deriliğe kadar çatlaklar oluşur. Bu toprakların üst kısımları organik madde bakımından zengin olduğu için koyu renkli topraklardır. Bu topraklar tarım için elverişli değildirler.



    Rendzinalar

    Bu topraklar killi – kireçli göl depolarının veya yumuşak kireçtaşının yaygın olduğu İç Anadolu’da, Ege ve Doğu Anadolu’nun çöküntü sahlarında çok yaygındır. Bu topraklar kireçli ve koyu renklidir. Besin maddeleri bakımından zengin olan bu topraklar tahıl tarımı için elverişlidir.



    HALOMORFİK TOPRAKLAR



    Bu topraklar delta alanlarımızda toprakların deniz suyuna temas etmesiyle oluşurlar. Toprak oluşumu tersine dönmüştür yani torak toprak olmaktan uzaklaşır. Bu topraklar tarıma elverişli değildir. Ülkemizde delta ovalarının deniz kenarında görülürler.



    Solançaklar ( Tuzlu Topraklar )

    Bu topraklar Konya Ovası’nın alçak kesimlerinde delta ovarlımızın deniz kenarında Erzurum Ovası’nın merkezi kesiminde görülürler. Yaz aylarında toprakta birikmiş olan tuz buharlaşmanın etkisiyle toprağın üst kısmında birikir. Bu topraklar üzerinde tuzlu topraklarda yetişen otlar yetişir ve tarım yapılmaz



    Alkali Topraklar

    İç Anadolu’da Ereğli’nin kuzeyi Karapına’ın doğusu ve kuzeyinde görülürler. Bu topraklar kuvvetli alkalen özellik gösteririler. Ana kayada buluna karbonatlar toprağın yüzeyinde birikmişlerdir bu yüzden kuvvetli alkalen reaksiyon gösteririler. Bu topraklar üzerinde tarım yapılmaz ve üzerlerinde nadirde olsa cılız otsu bitkiler yaşar.



    Tuzlu Alkali ( Çorak Topraklar )

    Bu topraklar iki şekilde oluşmaktadır ya ana kayanın tuzlu ve alkali olmasından yada tuzlu alkali maddeler bakımından zengin olan yer altı ve taban suyunun yüzeye buharlaşmanın ( kapileritenin ) etkisiyle çıkmasının ve birikmenin etkisiyle oluşurlar. Bu topraklara Oltu Narman havzası, Kağızman – Iğdır – Kötek üçgeninde, Şebinkarahisar civarında. Kıyı bölgelerimizde ise Antalya – Serik arasında Burdur Acı göl civarında görülür. Bu topraklar hiçbir işe yaramayan en verimsiz topraklar arasında yer alırlar.

    HİDROMORFİK ve ORGANİK TOPRAKLAR



    Bu guruba giren topraklar yılın belli bir bölümünde veya tamamında su altında klan sahalarda, ayrıca yüksek dağlardaki çukur alanlarda ve çayırlar altında oluşmaktadırlar.



    Hidromorfik Topraklar


    Bu topraklar taban suyu seviyesinin yüksek olduğu Muş Ovası, Erzurum Ovalarının doğu kesimlerinde Çukurova’da eski akarsu yataklarında Menderes, Gediz, Yeşilırmak, Çarşamba ve Adapazarı ovalarında toprağın uzun süre su altında kalması ile oluşmuşlardır. Bu topraklar sürekli su altında kaldıklarından dolayı asitli reaksiyon gösteririler ve bu topraklar üzerinde suyu çok seven sazlıklar ve kamışlıklar yetişir buna bağlı olarak ta bu topraklarda organik madde birikimi oldukça fazladır. Bu topraklar oksijensiz bir ortamda oluştuklarından dolayı genelde renkleri boz, yeşil, mavimsi renktedirler.



    Yüksek Dağ–Çayır, ve Turba veya Organik Topraklar

    Orman sınırının üstünde kalan dağlık alanlarda, özellikle Kuzey Anadolu dağlarındaki alpin çayırlar altında bu topraklara rastlanır. Bu alanlarda toprak oluşum süresi 2 – 4 aylık dönemi geçmez bu durumun bir sonucu olarak toprak kalınlığı 15 – 20 cm geçemez ve toprak asit reaksiyonludur. Bu topalaklar üzerinde alpin çayırlar yetiştiği için organik madde bakımından zengindirler.



    Turba ve Organik Topraklar

    Bu topraklar göl kenarlarında suyu seven bitkilerin atıkları altında gelişmişlerdir. Bu topraklara Maraş grabeninde Köyceğiz Gölü çevresinde Sultan sazlığında, Simav, Erdek, Abant ve Yeniçağ gölleri kenarlarında Uludağ, Nurdağ ve Aladağlar’daki çukur alanlarda rastlanır






    AZONAL TOPRAKLAR TAŞINMIŞ TOPRAKLAR






    Devamlı olarak taşkına uğrayan alanlarda oluşan millenme ve aşınmaya uğrayan alanlarda çözülmüş ana materyalin taşınması, toprak oluşumunu engellemektedir. Bu sahalarda hem aşınmaya uğrayan kısımlarda hem de birikmenin olduğu alanlarda toprakta horizonlaşma gerçekleşememektedir. Bu topraklarda sadece A horizonu ( A katı ) oluşur



    ALÜVYAL TOPRAKLAR

    Devamlı olarak taşkın ve millenmeye uğrayan delta sahlarında ve taşkın ovarlarımızda bu topraklara sıkça rastlanır. Buralar Çukurova, Asi, Göksu, Köyceğiz, Büyük ve Küçük Menderes, Gediz, Bakırçay, Sakarya, Bafra, Çarşamba, delta ovaları ile Konya ovasının kenarları Muş, Erzurum, Erba ve Niksar ovalarının merkezi kesimlerinde. Alüvyal topraklar akarsular tarafından taşındıkları için ince ve mil boyutundadır. Bu topraklar dikey yönde çok fazla değişiklik gösterirken yatay yönde pek değişiklik göstermezler. Alüvyal topraklar işlemeye uygun ve tarım için elverişli topraklardır.



    REGOSOL’ LER



    Kumlu depolar üzerinde bulunan topraklardır. Çoğunluğu kum boyutunda olan asitik karakter gösteren volkanik arazilerde oluşmuşlardır. İç ve Doğu Anadolu bölgesindeki volkanik arazilarde bu topraklara rastlanır. Bu topraklar kumlu oldukarı için bünyelerinde su barındıramazlar suyu hemen alt tabakaya geçirirler. Bu sebepten dolayı toprakta humuslaşma meydana gelemez ve bununda sonucu olarak toprak verimsizdir. Bu toprakların kumlu olması yumrulu bitkilerin yetişmesi için elverişlidir.

    KOLÜVYAL TOPRAKLAR




    Dağların eteklerinde ve yamaçlarında taşınan toprakların birikmesiyle oluşurlar. Bu topraklar iri taneli bir görünüme sahiptir. Bu topraklar bağ bahçe tarımına uygundur. Üzerlerinde ormanlar yetişebilir.



    LİTOSOL’LER ( TAŞLI TOPRAKLAR )



    Dağlık alanların eğimli yamaçlarında aşınmanın sürekli devam etmesi nedeniyle ana materyalin çözünmesinden oluşmuş topraklardır. Bu topraklar her dağlık alanın eğimli yamaçlarında oluşamaz ancak anakayanın kalker mermer gibi taşarlın olması gerekir. Bu topraklar tarım için elverişli değildir ve üzerlerinde bitki örtüsü yoktur. Ülkemizde bu topraklara Akdeniz bölgesinde Taşeli platosunda Boz dağlarda Bitlis dağlarında İç ve Doğu Anadolu’daki volkanik konilerde rastlanır.
  8. Toгgαи

    Toгgαи Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    25 Ekim 2007
    Mesajlar:
    4.730
    Beğenileri:
    1.813
    Ödül Puanları:
    38
    Türkiye Çimento Fabrikaları İsimleri ve Bulunduğu Yerler

    Adana Çimento Sanayii T.A.Ş. ADANA

    Adana Çimento Sanayii T.A.Ş. (İskenderun Fabrikası)-İskenderun-Hatay

    Akçansa Çimento Sanayi ve Ticaret A.Ş. (Büyükçekmece Fabrikası)-Büyükçekmece-İstanbul

    Akçansa Çimento Sanayi ve Ticaret A.Ş. (Çanakkale Fabrikası)

    Akçansa Çimento Sanayi ve Ticaret A.Ş. (Ladik Fabrikası)-Ladik / SAMSUN

    Aşkale Çimento Sanayi T.A.Ş. (Trabzon Şubesi)-Değirmendere TRABZON

    Aşkale Çimento Sanayii T.A.Ş. Aşkale-Erzurum

    Bakırçay Çimento Sanayii ve Ticaret A.Ş.-Kınık / İzmir

    Bartın Çimento San. ve Tic. A.Ş.

    Baştaş Çimento Sanayii A.Ş.-ANKARA

    Batıçim Batı Anadolu Çimento Sanayii A.Ş. Bornova-İzmir

    Batısöke Söke Çimento Sanayii T.A.Ş-Söke-AYDIN



    Bolu Çimento Sanayii A.Ş.

    Bolu Çimento Sanayii A.Ş. (Ankara Öğütme Tesisi)



    Bursa Çimento Fabrikası A.Ş.

    Cimpor Yibitaş Çimento Sanayii ve Ticaret A.Ş. (Çorum Fabrikası)

    Cimpor Yibitaş Çimento Sanayii ve Ticaret A.Ş. (Hasanoğlan Öğütme ve Paketleme Tesisi)
    Hasanoğlan / Ankara

    Cimpor Yibitaş Çimento Sanayii ve Ticaret A.Ş. (Nevşehir Öğütme ve Paketleme Tesisi)

    Cimpor Yibitaş Çimento Sanayii ve Ticaret A.Ş. (Samsun Öğütme ve Paketleme Tesisi)

    Cimpor Yibitaş Çimento Sanayii ve Ticaret A.Ş. (Sivas Çimento Fabrikası)

    Cimpor Yibitaş Çimento Sanayii ve Ticaret A.Ş. (Yozgat Fabrikası)

    Çimentaş İzmir Çimento Fabrikası Türk A.Ş.

    Çimentaş İzmir Çimento Fabrikası Türk A.Ş. (Trakya Şubesi)-Lalapaşa- EDİRNE

    Çimko Adıyaman Çimento ve Beton Sanayii Ticaret A.Ş.

    Çimsa Çimento Sanayi A.Ş. (Ankara Çimento Fabrikası)

    Çimsa Çimento Sanayi A.Ş. (Eskişehir Çimento Fabrikası)

    Çimsa Kayseri Çimento Sanayii ve Ticaret A.Ş.

    Çimsa Mersin Çimento Sanayii ve Ticaret A.Ş.-Mersin

    Denizli Çimento Sanayi T.A.Ş.

    Elazığ Altınova Çimento Sanayii Tic.A.Ş.

    Göltaş Göller Bölgesi Çimento San. ve Tic. A.Ş.-Isparta

    Kars Çimento San. ve Tic. A.Ş.

    Konya Çimento San. A.Ş.

    Lafarge Aslan Çimento A.Ş.-Gebze-Kocaeli

    Lafarge Ereğli Çimento San. ve Tic. A.Ş. Karadeniz Ereğli -Zonguldak



    Limak Madencilik San. ve Tic. A.Ş. (Şanlıurfa Çimento Fabrikası)

    Limak Kurtalan Çimento San. ve Tic. A.Ş. (Gaziantep Şubesi)

    Limak Kurtalan Çimento Sanayii Ticaret A.Ş.-Kurtalan / Siirt

    Limak Madencilik Yapı Çimento San. Tic. A.Ş.-Ergani-DİYARBAKIR

    Mardin Çimento Sanayii Ticaret A.Ş.

    Nuh Beton A.Ş. (Gebze Çimento Değirmeni)-KOCAELİ

    Nuh Çimento Sanayii A.Ş.-Hereke-Kocaeli

    OYSA Niğde Çimento Sanayii ve Tic. A.Ş.

    Set Afyon Çimento Sanayii T.A.Ş.

    Set Anadolu Çimentoları A.Ş.-Ambarlı Çimento Öğütme Tesisleri-İstanbul



    Set Çimento Sanayi ve Ticaret A.Ş. (Ankara Fabrikası)

    Set Çimento Sanayii ve Ticaret A.Ş. (Trakya Fabrikası)-Pınarhisar / Kırklareli

    Set Çimento Sanayii ve Ticaret A.Ş. / Balıkesir Fabrikası

    Ünye Çimento Sanayi ve Tic. A.Ş.

    As Çimento-BURDUR

    Ado ve Özgür Çimento-ANTALYA

    Karçimsa-KARABÜK

    Deniz Çimento-EREĞLİ

    Lafarge-VAN

    TÜRKİYEDE ÇİMENTO FABRİKALARININ BULUNDUĞU ŞEHİRLER

    ADANA
    Çorum
    İzmir
    BALIKESİR
    Adıyaman
    Denizli
    KARABÜK

    Afyon
    DİYARBAKIR
    Kars
    Samsun

    ANKARA
    EDİRNE
    Kayseri
    Siirt

    ANTALYA
    Elazığ
    Kırklareli
    Sivas

    AYDIN
    Erzurum
    Kocaeli
    Şanlıurfa

    Bartın
    Eskişehir
    Konya
    TRABZON

    Bolu
    Gaziantep
    Mardin
    VAN

    BURDUR
    Hatay
    Mersin
    Yozgat

    Bursa
    Isparta
    Nevşehir
    Zonguldak

    Çanakkale
    İstanbul
    Niğde






    Çimento Hammaddeleri

    Kalker (Kireç Taşı)

    Marn

    Demir Cevheri

    Boksit

    Çimento Üretimine Yardımcı Maddeler ve Katkılar

    Alçı Taşı (CaSO4.2H2O)

    Tras

    Yarı Mamüller

    Farin

    Klinker
    avar ve Hipotenüs. bunu beğendi.
  9. Toгgαи

    Toгgαи Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    25 Ekim 2007
    Mesajlar:
    4.730
    Beğenileri:
    1.813
    Ödül Puanları:
    38
    Rica ederim;):)
  • ceylan

    ceylan Üye

    Katılım:
    29 Ekim 2007
    Mesajlar:
    438
    Beğenileri:
    3
    Ödül Puanları:
    16
    çok teşekkürler emeğine sağlık.:)
  • Konu Durumu:
    Mesaj gönderimine kapalı.

    Sayfayı Paylaş